31 Mayıs 2012 Perşembe

Bu yolun sonu nereye gidiyor?

Ne garip seyler oluyor, ne garip seyler konusuluyor bugunlerde Turkiye'de. Bazen gercekten kafami deve kusu gibi kuma gomesim ve soylenenlerin hicbirini duymayasim geliyor. Biz duymayinca soylenenler hic agizdan cikmamis olsa keske. Mesela su son gunlerde nedense cogunlukla erkekler tarafindan tartisilan kadinlara ait konular gibi. Kurtaj ve sezeryan. Hani birinin sadece annenin basina kotu bir sey gelirse mesru oldugu ama ona bile gerek olmadigi soylenilen konu. Bu konunun sadece tecavuz cercevesine tasinmaya calisilip kadinin bedeni ustundeki soz hakkinin sadece kadina ait olmasi gerektigi gerceginin tartismanin merkezinden kaydirilmasini da aklim almiyor alamiyor.

Bu durumda e ama sezeryana yonlendirilmesin insanlar denilebilir. Yonlendirilmesin tabi ki. Zorla kurtaja suruklenen kadinlar da var onlarin onune gecilebilir denilebilir. Hicbir kadin yasamak istemedigi bir seye zorlanmasin tabi ki. Ama bunlara ulasmak icin izlenmesi gereken yol bu mudur? Kadinin bedeni ustundeki soz hakkini hice saymak midir? Yasaklar getirmek midir? Gundemi degistirmek icin boyle hassas bir meseleyi kullanmak midir? Ve en onemlisi bunun bir sonraki adimi nedir? Iste beni en cok uzen de bu, gercekten ciddi ciddi dusunuyorum bu yolun sonu nereye gidiyor?

Bunlar planli hareketler elbette. Simdi bu konuyla baska konular kapatilacak. Gundem karisacak. Sonra bu konu akillarimizin bir yerinde kalacak ve ne yazik ki normallessecek. Sonra belki biraz hafifletilmis bicimiyle yeniden ortaya cikacak. Hep boyle olmadi mi bugune kadar hatirlasak ya? Bu normallesecek bir konu mu demeyin. Normallestirirler. Dizilerle tecavuzu normallestirmis bir ulkede yasiyoruz biz. Artik tecavuzcusune asik olmasi bile normale yakin  degil mi kadinlarin? Elbette degil dediginizi duyar gibiyim. Bizim icin elbette degil, peki ya baskalari icin?

Hayatta en feci seylerden biridir bence normallesmesi bazi konularin. Mesela kadin cinayetlerinin, mesela genc olumlerinin, mesela kadina siddetin. Evet karsiyiz hepimiz bunlara ama 3. sayfa haberi olmaktan oteye gidebiliyorlar mi bu haberler gunumuzde? Birincil derecede yakinimizda degilse ya da gundeme getirilmezse yeterince vurucu etkiyi yapiyor mu ustumuzde? Ya da bir gunde sadece bir kisacik gunde mansetlere tasinmamis kac kadin dovuluyor, kac kadin tecavuze ugruyor, kac cocuk iskence goruyor, kac cocuk calistiriliyor, dilendiriliyor, kac genc erkek hayata gozlerini yumuyor, kac ailenin ocagina ates dusuyor... Liste uzayip gidiyor. Ve evet planli bir politikayla hersey normallestiriliyor. 

Yapilan arastirmalar acik ve net. Insan haklari ihlallerinde, 5 yas alti cocuk olumlerinde Turkiye Avrupa'da lider, dunyada ust siralarda. Yani yasayan insanlarimizin hakkini savunabilmek icin gidilecek cok yol var onumuzde. 

Uluderedeki insanlar; dogmuslardi buyumuslerdi ve oldurulduler. 
Guldunya'yi hatirlariz hepimiz. Dogmustu, buyumustu, bir de anne olmustu. Yasadigi herseye ragmen hayata gulumsemeye calisiyor, yavrusuna sariliyordu. Olduruldu. 
Cihan; dogmustu, buyumustu, okuyordu ailesini de gururlandiriyordu. Pusisiyle eylemlere katildigi gerekcesiyle yillarca hapise mahkum oldu. 
Cayan; dogmustu, buyumustu, ailesini ziyaret ederken bir aile kavgasina karisti. Olayda kullanilan! biber gazi ile astimi tetiklendi oldu. 
Cayanin ailesi; dogmustu buyumustu, ogullarinin acisiyla yurekleri yaniyor isyan ediyorlardi. Ogullarini olduren biber gazi onlari da buldu. 
N.C, hatice, dogan, mustafa, emine... 
liste uzayip gidiyor. 
hepsinin hikayeleri baska ama hepsinin hikayeleri ayni aslinda...

Yani bizim ulkemizde once yasayanlarin en temel hakki olan yasama hakkina dair calismalar gerekiyor. Bunlar bir yanda duruken baska seyleri konusmak cok ama cok abes oluyor. Insanin icinden de biz kadinlarin bedeni ustundeki haklarina dair konusanlara bir cekin gidin demek geliyor. Hani kadinimizi korumak icin yapiyoruz diyorlar ya iste en cirkini de bu oluyor. 

Biz korunmasi gereken canlilar degiliz. 
Biz kimsenin bizim icin bir seyleri dusunmesine de muhtac degiliz. 
Merak etmesinler biz cok sukur kendi bedenimize dair kararlari verebilecek akilda ve gucteyiz! 
Ve bu aklimizla ve gucumuzle sadece gundemi karistirmasinlar ve gercek sorunlarimiza cozum bulsunlar istiyoruz. 
Cok da degil yani istedigimiz, gerisini merak etmesinler biz hallediyoruz!
Gercekten endiseleniyorum; bu yolun sonu nereye gidiyor?

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Gulcin Ingiltere'den bildiriyor... Kurek Yarislari...

Bu haftasonu Oxford kolejleri icin heyecanli bir haftasonu idi cunku bir yil boyunca hazirlanilan kolejler arasi kurek yarislari bu hafta sonu yapiliyordu. 
Tam da Ingiltere'de havanin 28-29 derece oldugu haftasonu. 
Tam da gunesin herkesi sokaklara cagirdigi haftasonu. 
Ama en onemlisi... 
Tam da benim Oxford'ta oldugum haftasonu. 
Bu sonuncusu kurekciler icin ne kadar onemliydi bilmem ama kendilerine oldukca fazla seyirci getiren guzel havadan memnun olduklari kesindi :) 


Guzel havanin da etkisiyle yaris alani oldukca kalabalikti. 
Takimlarda olanlar... 
Takimlari destekleyenler... 
Sadece bu guzel havada cimlerin ve Thames nehrinin keyfini cikarmak isteyenler... 
ve 
Dur gelmisken su yarislar da nasilmis gorelim diyenler yaris alanini doldurmustu. 
Son gurubu yalniz basima temsil ediyor olma ihtimalim yuksek olabilir tabi ama bu noktada bunun bir onemi yok elbette :)
Ben temsiliyetin onemine inanirim temsil eden sayisi muhim degil :)


Benim icin gectigimiz haftasonuna kadar; kurek yarislari Amerikan filmlerinden sahnelerden ibaret bir etkinlikti aslinda. 
Ve o filmlerde yil boyunca yaris icin calisan gurubun icinde mutlaka bir ask ucgeni, mutlaka bir cekememezlik, mutlaka hirs olurdu. 
Yetmezdi filme heyecan katmak icin mutlaka yarisa hile karisir, o hileye ragmen temiz kalplerini bu yarisa vermis genclerimiz yarisi son anda kazanir ve kazanan hep iyilik olurdu. 
Sonra bu iyi yurekli takim doyasina zaferini kutlar, gencler omuzlarda tasinir ve galibiyet mutlulugu cevrelerine yayilirdi. 
Boyleydi filmler benim de aklimda gormeyi planladigim senaryolar, sahneler buna yakindi. 
Izledigimiz hazirliklar da fimlere yakin sahneleri cagristirmiyor degildi hani :)
Ben de heyecanin doruklara cikacagi bir yaris izleyecegime dair umutluydum.



Ama yarislar baslayinca farkettik ki bizim bu hafta sonu izledigimiz yarislar daha once izledigimiz filmlerdeki yarislardan biraz farkliydi.
Bir kere yarisa katilan herkes galibiyet sevinci icindeydi. 
Tamam, birden fazla kategori vardi. 
Tamam erkekler ve kadinlar ayri guruplar halinde yarisiyordu. 
Tamam, bu durumda birden fazla gurubun galibiyet sevinci icinde olmasi dogaldi. 
Ama yarislarda biz nereye baksak sampanya patliyor, nereye baksak insanlar birbirine sariliyor, nereye baksak seyirciler cilginca Oley diye bagiriyor yani her kosede ayri bir galibiyet sevinci coskunca yasaniyordu. 
Suphesiz ki bu iste bir gariplik vardi!
Once vay be cocuklar kazanmayi degil yarismayi onemsiyor demek ki degisik bir kultur dedim. 
Hatta yok baska bir sey olmali diye dusunen Ozani da buna ikna ettim :) 
Sonra isin aslini ogrendik: 
meger hakikaten baska bir sey varmis ve yarisin kurallari farkliymis :)


Meger yilin bu doneminde yapilan yarista (ki yilin degisik donemlerinde degisik yarislar yapiliyormus) amac herkesi geride birakip yarisi en onde bitirmek degilmis. 
Meger kural, tabi ben dogru anladiysam soylemis:
Her takim bir yil once yarisi bitirdikleri siraya gore bu yilki yarisa basliyorlarmis. 
Ve amaclari onlerindeki koleji gecmekmis.
Yani diyelim ben gecen yil 4. basladim ama bu yil gecen yilin 3. kolejini gectim; hoop otomatikman kutlama sebebi oluyormus bu. 
Patlasin sampanyalar, kutlasin kazananalar. 
Ustelik bu durumda ben gelecek yil 3. olarak basliyormusum yarismaya. 
Al sana kutlanacak bir zafer daha :) 
Iste bu kurallata gore kiyasiya yarisan iki takim.
Niye ikiser ikiser bunlar diye dusunuyordum sebebi buymus :)


Ben Ozan'a dedim; 
bunlar yarismiyor, kutlamaya bahane ariyor :) 
Soyle gecsinler hepsi siraya gorelim en iyisi hangisiymis degil mi :)
Ama bir yandan da haklilar, antremanlari genelde sabah 6da falan bsliyormus. 
Tamam simdi hava guzel, tamam simdi insanin hep sokakta su ustunde olasi geliyor da karda kista Ingilterenin gri bulutlari altinda antreman yapmislarsa kutlasin fukaralar :) 
Hadi benden kutlama izni cikti onlara :)
Zaten bana sorarsaniz havanin guzel olmasi bile baslibasina sebep cilginca kutlamalar yapmaya.
Hele gunesin buralardaki son gunlerinin yasandigini da varsayarsak.
Haydi patlasin oyleyse sampanyalar! :)

29 Mayıs 2012 Salı

Tema


Bu aralar soyle bir mail dolasiyor ortalikta:

Tema Vakfından Duyurulmuştur...
Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene (2012) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün.Üzerine de bir bardak su dökün. Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır.

Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir !

Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.

En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması. Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…

Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler...

diyor…

Tema'nin sayfasina baktim hizlica dun. Bu sene boyle bir kampanya goremedim. Belki de ben dogru sekilde bakamadim. 2007'de yapilmis sanirim bu kampanya. Belki de 2012 periyodik olarak en cok yagis alacak yillardan biri degildir. Olabilir. Ama bunun bir onemi var mi? Yok. Kesinlikle yok!

Hatirliyorum da anneannem de babaannem de atmazdi cekirdekleri. Kimi kirilir, kimi kavrulur, kimi bahceye savrulurdu. Hatta biz cocuklar icin cekirdek gommek eglenceli bir oyundu. Sanki her gomdugumuz cekirdek bir agaca donusecek gibi cok yakin gommezdik onlari. Anneannem aralarinda 3 karis birak kizim nefes alabilsin agaclar derdi. Simdi dusunuyorum da belki de en cevreci insanlar o kusakta yasiyordu. Biz cocuklarina, torunlarina ise boyle mailleri takip etmek dustu :(

Belki dogru bu mailde yazilanlar belki degil.
Ama...
Varsin bu mail dogru olmasin. 
Varsin bu yil cok yagis almayacak olsun dunya. 
Varsin oylesine dolasan bir mail olsun bu da. 
Hepsi bir yana. 
Ya bizim gomdugumuz, savurdugumuz, posetlere hapsetmedigimiz cekirdeklerden bazilari tutarda ileride birer kocaman agac olursa?
Bence kesinlikle denemeye deger :)
Hani derler ya..
Ya tutarsa?

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Gulcin Ingiltere'den bildiriyor... Oxford'ta gunler...

Ben buraya geldigimden beri bir haftadan fazla zaman gecti bile. 
Ey zaman nasil da hizla akiyorsun! 
Hafta ici Londra haftasonu Oxford derken gunler yine bir bir gidiyor.
Hollanda'nin bahardaki bir iki resmi tatilini buradaki gunlerime denk getirdigim icin burada oldugum bazi gunler calismiyorum. 
Mesela bugun onlardan biri.
Zaten toplam iki tanelerdi.
Biri gecen hafta biri bu hafta; bitti :)


Ozan calisiyor bugun.
Bense universite hayatinin emareleri ile dolu bu sehirde kendimi ogrencilik yillarima donmus gibi hissediyorum.
Doya doya yasadigim ogrencilik yillarim ah ne guzeldiniz, iyi ki benimdiniz 
ve keske bitmeseydiniz!

Sabaha tatilde olmama ragmen! katilmak zorunda oldugum bir toplanti ile baslamis olsam da ve sabah sabah butce tartismalari yapmak zorunda kalmis olsam da musadenizle bugunun anilarindan toplanti ile ilgili kisimlari silmek istiyorum.
Onun yerine sabah cimlerin ustunde yaptigim kahvaltiyla baslamis sayiyorum kendimi bugune. 
Hava oyle guzel ki su anda burada.
Ayni Istanbulda yasadigimiz guzel baharlar gibi.


Arada esen hafif ruzgar mor salkimlarin kokusunu tasiyor burnuma.
ve ben bazen simdi oldugu gibi bloguma bir seyler yazmak icin kisa surekli ekrana bakiyorum.
bazen kitabima daliyorum. 
bazen sosyal alanlardan tasidigim dergileri yayip cimlerin ustune aralarinda kayboluyorum ve ingiliz basininin bizimkileri aratmayan magazin merakina sasirip kaliyorum. 
bazen de etrafa bakip insanlari, cicekleri izliyorum.

Cikip shri dolasabilir ve biraz da alisveris yapabilirim aslinda
ama yok...
Kolejlerin sinirlarindan cikip sehrin kalabaligina karismayi hic istemiyorum galiba.
Ben burada cimlerin ustunde kitabim, dergilerim ve aklimdan gecen yazmak istediklerimle sakin cok sakin, telassiz bir gun gecirmek istiyorum.
Is yerinde gecen kosturmacali gunlere inat...
Bu hafta yasanacagini bildigim cok stresli gunlere inat...
Bakin iste saat 3 olmus bile.
Is guc bu aralar oldukca zor, hatta bugun biraz calissam da cok iyi olur ama an itibariyle bunlari dusunmeyi de reddediyorum ve bilgisayarimi da kapatip musadenizle kendimi gunesin sefkatli kollarina kendimi birakliyorum.
Yasanacak ne varsa nasilsa onumuzdeki gunlerde yasanacak...


Bir de elbette...
size de cok guzel bir hafta diliyorum :)

25 Mayıs 2012 Cuma

Bir gun de bunu cok sevmistim

Bazen boyle oluyor. 
Bir bakiyorsun aklindan gecen basina gelmis. 
Bazen iyi, bazen kotu.
 Bazen mutlu edici, bazen dusundurucu. 
Oyle, bakiyorsun hayat sana bir surpriz yapiveriyor. 
Neresinden baksan sasirtici...


Demistim ya aslinda biraz da is icin buradayim.
O yuzden hafta ici Londra'da oluyorum ve oradaki ofisimizden calisiyorum.
Sanirsiniz butun Avrupa bu ara Londra'da.

Sokaklar tiklim tiklim.
Metrolarda insanlar birbirinin ustune cikarak ancak metroya sigabiliyor.
ve evet bu tiklim tikis metro yolculuklarini hic sevmiyorum!
Yollarda arabalarin arasindan suzulerek yuruyebiliyorsunuz.
Zaten trafik ters nereden araba cikacak kafam karisiyor 
bir de trafik tam oluyor :)
Yaklasan olimpiyatlar, tenis turnuvasi, rugby maclari derken turistler de akin akin Londra'ya geliyor.
Bir de ustune hava 27-28 derece olunca (ki bundan sikayetim asla yok) evinde oturan da yok.
Dolayisiyla sehir tabiri caizse kalabaliktan yikiliyor :)



Oteller de bu kalabaliktan nasibini almis tabi. 
Ne mumkun yer bulmak.
Bana da dediler ki her zaman ki otellerimizde uygun fiyatli yer yokmus, yeni bir otel acilmis bana ancak ondan yer bulabilmisler.
Benim icin hic farketmez epi topu bir iki aksam tapusunu mu alicam.

Aksam ofisten cikarken otele nasil gidecegime bakarken bir de ne goreyim.
Ona sadece 15 dakikalik yurume mesafesinde.
Iste o an icimden bir tesekkur ediverdim hayatin bana surprizine :)



Otele vardigimda aksam sekizdi.
Olsun.
Ben aldim makinami firladim yola.
Biraz kayboldum, biraz dolandim derken Neal's Yard'i buldum :)
Dukkanlar kapaniyordu o yuzden ne Nohut icin bir meyve suyu icebildim ne de dukkanlari gezebildim.

Ben de hazir oraya kadar gitmisken biraz fotograf cekip renklere dalip gideyim istedim.
O yaziya yaptigimiz yorumlari dusunup zaten minnacik bir sokak olan bu renk cumbusunu dolandim durdum.




Guzeldi kesinlikle...
Ama ne bileyim ben orayi gezerken mekanin kendisinden fotografindan etkilendigim kadar etkilenmedim.
Guzel ama ne bileyim oyle vay be! demedim.
Begendim kesinlikle begendim
ama sanirim o ilk fotografi gordugumdeki hislerimi daha cok begendim :)
bir de dusundum de...
Demek ki bazi yerler oyle fotograflarda, hayallerimizde daha guzelmis dedim ...
yani tabi sadece bence boyle dedim :)


Guzel cok guzel haftasonlari olsun hepimize :)
Gunesin piril piril oldugu Ingiltere'den sevgilerimle :)

22 Mayıs 2012 Salı

Gulcin Ingiltere'den bildiriyor... Oxford

Bu sefer Ingiltere semalarinda biraz Oxford'ta biraz Londra'dayiz. 
Yani ozetle cokca yoldayiz :) 
Oxford'a bu ilk gidisim benim. Yillarca okullarda okudugumuz Ingilizce kitaplarinin geldigi bu yeri ilk gorusum. 
Izmir'de sevgi yolunda satilirdi Oxford sozlukler ve ders kitaplari az peslerinde kosmadik zamaninda :) 
Insan kucukken kafasinda herhangi bir seyle ozdeslestirdigi yerleri baska seylerle gormeye, anmaya kolay alisamiyor galiba.  
Oxford mesela sadece ingilizce ogrenilen ogretilen bir yerdi benim aklimda. 
Gercekte oyle mi? 
Yok asla degil....


Yine bilimle, ilimle, ogrenme ve ogretmeyle anmak mumkun muhtemelen bu sehri. Cunku Oxford denilince buradakilerin aklina ilk gelen de Oxford Universitesi oluyor. Sehrin sokaklarina yayilmis 41 ayri kolej de bu universitenin en onemli bilesenleri. Kolejlerin bir kismi halka acik yani turistik amacla da gezilebiliyor. Tabi sadece belirli kisimlari. 




Tum kolejler halka acik olmasa da, acik olanlarin sadece belirli alanlari gezilebiliyor olsa da kolejleri gezmek insanin 2-3 gununu rahatlikla alabilir. Siz varin dusunun sehrin ne kadar buyuk bir kismini kapliyorlar. Biz de firsattan istifade bol bol kolej geziyoruz burada.  


Kolejler yemyesil bahcelere ve bu bahceleri kollarina almiscasina saran saran cok guzel binalara sahipler. Bu kolej binalarinda calisma alanlari, kutuphaneler, hocalarin odalari, yemekhaneler, kutuphane, ogrencilerin yurtlari, bar, televizyon odasi, sohbet odasi gibi sosyal alanlar ve hatta bazen kucuk kiliseler bile bulunuyor. Yani kolej binalari ogrencilere ve hocalara yasamalari icin gereken pek cok seyi bir arada sunuyor. Hani istese insan sehire hic cikmadan burada gunler gecirebilir.


Harry Potter filmindeki okul, buradaki kolejlerden birinden esinlenerek hazirlanmis biliyor musunuz? Ben bilmiyordum gecen hafta sonu ogrendim mutluyum :) Hatta sehirde hangi kolejlerin hangi parcalarinin filmde kullanildigini anlatan ozel bir tur var. Biz cok Harry Potterci degiliz dolayisiyla bizim icin cok ilgi cekici degil bu tur ama tek bir Harry Potter resmi bile gormus birinin bu esinlenmeleri farketmemesi de mumkun degil. 


Sadece binalar degil, kolejlerdeki seramoniler, gunluk hayatin akisi da gordugum ve duydugum kadariyla Harry Potter fimleri gibi :) Yemekhaneler mesela bildiginiz filmlerden firlamis gibi geliyorlar bana. Bu kocaman yemekhanelerde ogrencilere kolejler tarafindan ogle ve aksam yemekleri veriliyor. Buraya kadar tamam. Bizim de bu kadar satafatli olmasa da yemek verilen bir yemekhanemiz vardi cok sukur :) Ama mesela "high table dinner" yani "yuksek masa aksam yemegi" diye bir kavram varmis burada. Gercekten asagidaki resimdeki gibi digerlerine gore yuksekce bir yerde duran bir masada yeniyormus bu aksam yemegi bosuna bu adi almamis yani :) 



Seramonisi duydugumuza gore oldukca ilginc olan bu aksam yemegini gormedik henuz ama dedigim gibi gunluk hayatta filmler gibi bazen. Mesela gunun herhangi bir saatinde etrafta iki dirhem bir cekirdek giyinmis insanlar gormek mumkun burada. Elbette herkes oyle dolasmiyor, cogunluk bizim gibi ama var boyle dolasanlar da :) Sabah kahvalti ediyoruz oylesine bir kafede, onumuzdeki yoldan basinda kus tuylu sapkalar, ayaklarinda topuklu ayakkabilar genc bayanlar geciyor mesela. Zavalli kuslar kahvalti edemeden bunlar almis tuylerini kafasina koymus sanki! Ya okula gidiyorlar, ya partiye gidiyorlar sehirde durekli bir ogrenci faaliyeti var.


Bir de sunu soylemeden gecemeyecegim kolejlerin bir kisminda sinavlara takim elbise ve papyonla falan giriliyormus. Ustune ustelik ogrenciler arasinda "bu duzenin kaldirilmasini ister misiniz" diye yapilan ankette sonuc "Hayir" cikmis. Dusunuyorum da belki ben de hayir derdim bu sorunun cevabina. Cunku bu cagda bir ortacag havasi esiyor bu sehirde. Ilginc ve komik :)


Tum bunlar bir yana, bu hafta sonu gezimizden sonra kolejler diyince benim aklima gelen ilk kelime huzur oluyor artik. 
Buyuk, kocaman kapilardan giriliyor kolejlere.
Kapilarin ardinda yemyesil sessiz bir dunya karsiliyor sizi. 
Aslinda sehrin gobeginde her bir kolej 
ama kapiyi kapatinca sehrin tum gurultusu disarida kaliyor bir sekilde. 
Kolejlerin icine girince etrafta var olan sadece kocaman tas duvarlarda yankilanan garip bir huzur. 
Hatta bazen bu sessizligin icinde derinlerden gelen, belki de bir ogrencinin bos vaktini degerlendirmek icin caldigi piyanonun sesi eslik ediyor adimlariniza... 
Etrafta kitap okuyanlar, kocaman agaclarin golgesinde bir seyler yazanlar, kolejlerin koselerinde sohbet edenler...
cogu bahcede siril siril akan sularin sesi ve tum bunlara eslik eden harika kus sesleri...

Ben daha cok yazmak isterim vaktim olursa Oxford hakkinda; ama simdilik sanirim su kisa kisacik video burda oldugumuz surece hissettiklerimizin ozeti...

video
bana oyle geliyor ki buralar bir nevi huzurun yeryuzune resmedilmis bicimi...

20 Mayıs 2012 Pazar

Gulcin Ingiltere' den bildiriyor...

Hollanda' da gectigimiz Persembe ve Cuma gunleri tatildi. Ben de tatili, bir iki isle birlestirip biraz Ozan' in yanina kactim. 
Ve bu seyahatle Yalnizlik Senfonisi'nin de ilk ayaginin sonuna gelmis oldum. 
Cok uzun degil ama cok da kisa degildi bu ilk yari, oyle boyle derken bir ayi geride biraktim :) 

Acikcasi basta baya zor olacagini dusunmustum ama simdi dusununce... 
bu bir ay bana iyi geldi. 
Gercekten. 
Bazen belki de yalniz kalmaya da ihtiyaci var insanin. 
Hani bir nevi hayata kisa bir mola. 
Rutinin disina cikma, yeni bir rutin yaratma, ona da alisma, onu da sevme.... 
Dolayisiyla bu bir ayi ben gercekten keyif aldigim zamanlar olarak aklima yazdim. 
Dinlendim, eglendim, cok calistim yoruldum, dusundum, cok kiymetli misafirler agirladimarkadaslarimi gordum, meleklerimle bulustum :)... 
Oyle... 
Kendimce yine mutlu oldum...

Ozan Hollanda' ya Temmuz basinda donecek. 
Yani aslinda daha 1,5 ay var onumuzde. 
Ama ben bundan sonrasi nasil gidecek bilmiyorum. 
Buraya gelirken sadece gidis bileti aldim, donus biletim yok diyeyim ben size siz gerisini anlayin :)

Belki bir hafta sonra donerim, belki daha uzun kalirim, belki buradan baska bir yere toplantilara gecerim. 
Hic bilmiyorum! 
Sadece yanima biraz is biraz haftasonu icin kiyafetler bir de bir iki kitabimi aldim, yola ciktim. 

Bu sefer oyle plansizim ki hakikaten ben de neler yasayacagim merak ediyorum :)
Bir kucuk macera belki de...
Yasayarak gorecegim.
Simdilik sadece guzel cok guzel gunler gecirmeyi diliyorum :) 
bir de... 
bir sureligine Ingiltere' den bildiriyorum :)
bir de...
en onemlisi
hepimize simdiden guzel bir hafta diliyorum :)

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Yaptim bir hata!

Evet yaptim. 
ve 
Evet pismanim!
Bunca yildir dikkat ettim.
Bunca yildir direndim.
Bunca yildir sabrettim.
Bunca yildir usenmedim yollara dustum.
Ama evet sonunda gecen haftasonu nasil bir gaflet anima denk geldiyse Hollanda sinirlarinda bir kuafore gittim.
Sonuc:
1. Bunca yildir saclarima ve kaslarima bu ulke sinirlari icinde dokundurtmamakta cok! hakliymisim.
2. Iyi ki, iyi ki bu defa da saclarima dokundurtmamisim.
3. Artik sanirim kas modeli bakimindan Adile Nasit'i andiriyorum :)


Ben kendisini cok ama cok severim!
Ona andirmak bile bana mutluluk verir bana
Ama yok, kaslar haric!
Bir o yonden benzemesem iyiydi ama elimizde bu var ne yapalim :)

Bir arkadasimla aramizda gecen diyalog aslinda durumu tam olarak ozetliyor:
.....
Gulcin sen hic boyle seyler yapmazdin. Neden yaptin bunu?
Salakligimdan!
...
Soylenecek baska soz yok:)
Bekleyip sabredecegiz baska da care yok!
Abartiyor muyum?
Evet, biraz.
Ama iste biz kadinlar :)

Ben en iyisi bu vesile ile babanemin bize ogrettigi adiyla Adile Ninemi izleyip keyifleneyim :)
Ne guzel soyluyorlar! 
Ne de guzel egleniyorlar burada :)

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Oy tombulum tombulum

Bu haftasonu bu tombul melek katildi bizimkilerin arasina :)
Bakmayin boyle masum gorundugune beni baya bir ugrastirdi :)


Aslinda daha duz gorunuyor bu melekcik digerlerine gore ki ben de onun bu haline kanip daha buyuk olmasina ragmen onunla bulusmak istedim :) 
Velakin islemeye baslayinca gordum ki gorundugu kadar da duz degilmis.
Koseleri kisa yoldan donmeler, soyle bir yuvarlayivermeler, yanindan gecmeler kenarindan dolanmalar. 
Neler neler :) 
Nihayetinde su minik oglan melegimin yuzunu guldurune kadar baya bir zaman gecirmek gerekti. 


Ama sikayetim var mi? 
Asla!
Cok egleniyorum; bildiginiz gibi degil :)

Buraya kadar niye tombul dedi Gulcin bu minise diyen varsa iste kendisinin gecen haftaki meleklerimin yanindaki resmi.
Resmen tombul oldu bu yahu :)


O yuzden bizim melek toplulugundaki adi da tombul oldu :)
Ustelik sarkisi da var:
Oy tombulum tombulum 
islerken pek bir yoruldum :)

Hadi bakalim guzel bir hafta olsun :)

13 Mayıs 2012 Pazar

Iyi ki varsiniz anneler!

Gecen yil oyle cok yazmisim ki bu yila yazacak bir sey birakmamisim... :)

Burayi okuyan hayatimdaki tum anneler,
anneler gununuz kutlu olsun. 
Hayatinizdaki her gun cocuklarinizin sevgisiyle ayri bir anneler gunu olsun!

Ve benim canim annem...
Iyi ki varsin.... 
Ben her anneler gununde sana sahip oldugum icin, hepimiz saglikli oldugumuz icin ve uzak olsak da aslinda hep bir arada oldugumuz icin sukrediyorum. 
Anneler gunun kutlu olsun!!!!

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Uyumsuz Defne Kaman'in Maceralari Su

Defne Kaman, Umay Bayulgen yani nam-i diger Umay Nine!, Sahaf Semahat, Umit Haydar Kaman, ... 
Ben bu karakterleri bir sure unutmamam.

Buket Uzuner'in dort kitaplik bir seri halinde hazirladigi yeni romanlarinin ilki "Uyumsuz Defne Kaman'in Maceralari Su". Surada da kisacik bahsettigim gibi cok severek okudum ben bu kitabi. Hikayeyi sevdim, karakterleri sevdim ama en cok aralara serpistirilmis aklimda tutmak istedigim cumleleri, bir nevi ogretileri sevdim. Nicedir yanimda 'post-itlerle' kitap okumamistim. Uyumsuz Defne Kamanin Maceralari Su'yu ise kitabimin arasina hep kendime hatirlatmalar koyarak okudum. Seruvenin sonuna geldigimde bir de baktim ki sapsari bir kitabim olmus. 



Ne mutlu bana! Dusunsenize bu kadar sayfaya yeniden donup bakma istegim var... 
Ah bilseniz o sayfalarda neler neler var...
Mesela...
... ben o olamazdim, o da ben. Herkes tek yaratilmisti, herkes farkliydi, ama kimse kimseden ustun degildi. Bir agac, bir tavsan, bir elma, bir damla su, bir avuc toprak, bir nefes hava ve her canli farkli ama esit derecede onemliydi. ... 

Mesela...
.... ben de boyle iyilestim... Artik oyle ya da boyle oldugumu soyleyerek kimse benim kendimi kotu hissetmeme neden olamazdi. Bir kere size gore neyin dogru olduguna karar verdiginizde sizi uzemezler!  ...

Mesela...
Dunyanin herhangi bir yerinde ve herhangi bir yuzyilinda yirmibes yil kadar yasamis biri, cehennemin bu dunyada oldugunu artik ogrenmis, insanlik tarihi boyunca insanin en buyuk dusmaninin yalnizca insan oldugunu da coktan farketmis olmalidir. Hepsi bu kadar!

Mesela...
neyse bu kadar yeter galiba :)

Herseyini cok mu sevdim kitabin? Buna evet demem zor. Mesela kitaptaki ask hikayesini yerlestiremedim kafamda cok saglam bir yere. O hikaye olmasa kitabin etkisi ayni olmaz miymis? Bilemedim. Zaten ben Umay Nine'yi ve Defne'yi okumakla oyle mesguldum ki bunlari cok da dusunemedim. Dunyayi paylastigimiz her canliyi esit seviyorlardi Umay Nine ve Defne. Hepsine saygi duyuyorlardi. Sanirim onlarin kitap boyunca tum anlattiklarini, ogrettiklerini "Yasamak tabiatin efendisi degil, onun parcasi oldugunu hissetmektir, cunku ona donecegiz!" sozu cok ama cok guzel ozetliyordu. Anlattigi herseyi, inandigi herseyi, Umay Nineyle ilgili herseyi yani Umay Nine'yi cok sevdim... Ve Defne'nin Komiser Umit ve Sahaf Semahat ile yollarini birlestiren hikayesini de onun ogretileri ile suslenince cok begendim.

Daha cok yazmak istediklerim, anlatmak istediklerim var kitap hakkinda ama okuyacaklara da haksizlik etmeyeyim cok da ipucu vermeyeyim degil mi burada?
Yoksa biraksaniz neler yazarim neler daha :)
Son olarak...

Hep sunu dusunurum ben; bir kitabi begenip begenmemeniz ve dahasi bir kitaba yuklediginiz anlam aslinda onu okudugunuz donemle cok alakalidir. Ben de sanirim kendim icin tam zamanin da Su'yu okudum. Dunyaya verdigim zarari, kendimi dogadaki dengeler icinde koyabilecegim yeri, baskalarinin dusuncelerine verdigim ya da vermedigim onemi dusundugum bir donemde okudugum bu kitapla oyle geldi ki bana sanki ben kendi dusuncelerimi genisletecek detaylar buldum. Iste bu yuzden de cok mutlu oldum.

Siz de benim kadar sever misiniz bu kitabi bilmem ama ben gercekten sevdim. Ve iste bu yaziyla haftalardir bitirmis olsam da, kitapliga kaldiramadigim ve sanki buraya yazinca vedalasacakmisim gibi hissettigim bu kitabi basucuma koyup serinin yeni kitabini beklemeye basladim :)

Bir de size bir sir vereyim mi?
Aycoregi yalnizca bir corek degildir 
siz yine benden duymus olmayin :)

11 Mayıs 2012 Cuma

Yalnizlik Senfonisi (5)


Sevgili blogum,
Hani gecen gun sana demek ki bizim butun gezmelerimizin sorumlusu Ozanmis benim bir sucum yokmus dedim ya; oraya bir de sunu eklemek istiyorum:
Bizim evdeki saglikli beslenmeye calisma cabasinin sorumlusu da Ozanmis ve yenilen tum zararli yiyeceklerin sucu da benimmis galiba. 
Zira su yalniz gecirdigim donemde yediklerimi baska turlu aciklayacak soz bulamiyorum.

Tam bir yaramaz cocuk gibiyim bugunlerde evde.
Surekli mutfak civarinda dolasip etrafa bakiniyorum.
Hmm simdi ne yesem? (aslinda keske hic yemesem...)
Ya o kadar da zararli olamaz bunlar bence? (tabi canim, onemli olan zaten bence...)
Ama ben bugun dogru durust yemek yemedim ki. (keske yeseydim daha iyiydi sanki...)
Ne iradesizmisim be blogum Ozan gitti saglikli yasam bitti :)

Tamam kendime bu kadar da haksizlik etmeyeyim
Kahvalti etmeden evden cikmiyorum.
Mutlaka oglen ve aksam yemek yiyorum.
Meyve de yiyorum.
Ama nerede o pisen sebzeler?
Nerede o bu hafta hic et yemedik, bu aralar pek balik yemedik diye yapilan planlar.
Sahi nerede? :)
Gecenlerde ispanak, kabak, fasulye falan yaptim yedim ama genelde o eski duzenden eser kalmadi farkindayim.

Bu muhim degil o kadar bence. 
Nihayetinde yemek yiyorum elbette ama...
Sana daha fenasi ne soyleyeyim mi?
Hani eskiden annemler bizi anneanneme falan birakinca cikolataydi oydu buydu cimlenirdik ya firsattan istifade.
O ruh haline dondum!
Elimden cipsler, kolalar dusmuyor.
Ciddiyim!
Her aksam cips yenir mi ya?
Ben gecenlerde 2 aksam ust uste Behzat C.'nin birikmis bolumlerini izlerken yedim.
Yaninda kola
Bitmedi bir de cikolata.
Harun bile birakti abur cuburu ben elimde kolalarla dolasmaya basladim. 
Olacak is mi?
Bu arada Harun eskiden ne guzel bilgi toplamaya gittikleri evlerde cayin yanina biskuvi isterdi.
Soyle caya batirip batirip yemeye.
Kuru kuru gitmiyor abi diye diye :)
Guzel sahnelerdi :)
Bak o Harun bile abur cuburu birakti ben elimde cipslerle dolasmaya basladim.
Olacak is mi? :)

Yalniz bak sana soylemis olayim cok kola icince insan iyi uyuyamiyor.
sonra aksam kola icip sabah cok cay icersen miden yaniyor.
bir de en fenasi ne biliyor musun kola, cips, cikolata ayni aksam yiyince ertesi gun kollarin falan kasiniyor.
ben yaptim sen yapma emi?

Of amma cenem acilmis benim.
Neyse sen bunlari bosver de yine haftasonu geldi :)
Ustelik inanmayacaksin bu haftasonu gunesli olacakmis Rotterdam'da hava.
Inanamadin degil mi?
Vallaha ben de pek inanmadim ama hava tahminlerinin yalancisiyim. 
Bak oyle diyorlar iste.


Benim cok isim var bu haftasonu 
ama belli mi olur?
bakarsin bir firsat yaratir kaciveririm biraz guneslenmeye, 
bir de soyle bir manzara karsisinda keyfetmeye :)


Hadi hep yararli yiyeceklerle dolu, 
gunesli, 
saglikli 
bir haftasonu olsun hepimize :)

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Gecen yil bu zamanlar_5... Utrechtte bir aksam - Sol Lumen

Ayni zamanda kadim gezi arkadasim olan Ozan Ingiltere'ye gittiginden beri bizim gezilere de zorunlu bir ara verilmis oldu. 
Demek ki neymis hep Ozan yuzunden geziyormusuz, butun suc onunmus :)
Bu vesileyle bunu kanitlayabilmis olmanin mutlulugunu yasiyor ve gecen yil bu zamanlara bir uzanip arsivden bir gezi yazisi cikariyorum :)


Gectigimiz hafta bir Cuma aksamini Utrecht'te gecirdik. Aslinda ozellikle o aksam gitmemizin bir sebebi vardi: Utrecht Universitesinin 375. yilinin kutlamalari kapsaminda bir dizi aktivite yapiliyordu Utrecht'te. Iste bizde o aktivitelerden biri olan Sol Lumen sehir turuna katilmaya karar verdik.

Gecenin tek kotu yani su aralar harika olan Hollanda havasinin o gece biraz soguk olmasiydi ama sansliyiz ki biz yuruken ayaz kayboldu gitti. Bir diger kotu yani da turun Hollandaca olmasiydi. Malum ben Hollandaca bilmiyorum ama sonucta sokaklarda yurumek bile bana yeti. Laf aramizda anliyorum da biraz sanki; en azindan arada iki uc kelime yakalayip kendimce binalar hakkinda hikayeler yazabiliyorum. Gerci sonra Ozan bana soylenenleri cevirince benim hikayelerin gercekte anlatilanlarla uzaktan yakindan alakasi olmadigini goruyorum ama olsun biraz daha cabalasam televizyonda haberleri sundururlar bence bana J Ha gayret Gulcin!

Utrecht benim Hollanda'da en sevdigim sehirlerin basinda geliyor. Katildigimiz etkinlik kapsaminda sehrin cesitli yerlerindeki binalar, yollar isiklandirilmis ve bu isikli yollari takip eden bir gezi rotasi belirlenmisti. Bu rota guruplar halinde rehberler esliginde bir saat icinde geziliyor ve cesitli binalar hakkinda bilgi alma, yollarda hazirlanmis isik gosterileri izleme sansina sahip olunuyordu. Ve bu guzel sehir turundan elimizde bu fotograflar kaldi…

Gecenin karanligi, 
rengarenk isiklar ve 
isiklarla bence daha da guzellesen kanallar. 
O gece yollarda uzun uzun yururken dusundum de...
Ben gercekten bu sehri seviyorum...
Bu yollarda dolasmayi, bazen oturup bir yerlerde cay icmeyi, dere kenarinda keyif yapmayi, hayal kurmayi...
Tabi rehberin anlattiklarini anlayabilsem bunlari dusunecek vaktim olmazdi ama iste bu da Hollandaca bilmemenin keyifli yani :)


Gezinin sonunda da geziye katilanlara 15 katli bir binanin terasindan sehrin isiklarini izleme firsati sunuluyordu. Utrecht ozellikle merkezi genelde 2-3 katli binalardan olusan bir sehir. Dolayisiyla bulundugumuz yukseklik sadece bir binanin 15. kati olsa da, onumuzde iste izlemesi boyle keyifli bir manzara vardi.

Tam bir isik seliydi aslinda manzara. 
Goz alabildigine uzanan bir isik seli. 

Bu resimlerde gorunen lazer gosterisi de kutlamalar kapsaminda yapilan Sol Lumen aktivitesine ismini veren ana etkinlik yani bir nevi gecenin assolistiydi :) Oncesinde yapilan sehir turunda da aslinda bu lazer isiklarinin gorulebilecegi yerler geziliyordu. Bu lazer gosterisi Utrecht Universitesi'nin bir binasindan Utrecht'in en guzel yapilarindan biri olan Dom kulesine kadar ulasiyordu. 


Universite kampusu sehrin 3-4 kilometre disinda; dolayisiyla kisa bir sure icin 3-4 kilometrelik yol bu isikla susleniyordu. Rehberimizin anlattigina gore bu isik oylesine bir araya getirilmis renkleri de tasimiyordu ustelik. Tam da 375. yil kutlamalarina uygun olara bu isik universitenin sehirle baglantisini ve sehirden, hayattan aldigi gucu temsil etmek uzere kampus ile sehir merkezi arasindaki yola eklenmisti. Ve dahasi lazerdeki herbir renk 375. yilini kutlayan Utrecht Universitesindeki bir fakulteyi temsil ediyordu.
-         Pembe – Teoloji / Ilahiyat
-         Kirmizi – Hukuk
-         Yesil – Tip
-         Sari – Matematik ve Fizik
-         Koyu Mavi – Edebiyat
-         Mor – Veterinerlik
-         Acik Mavi – Sosyal Bilimler

Takip eden gunlerde bu lazer gosterisi pek cok gazetede de yer aldi. Iste onlardan biri de Washington Post gazetesi idi. 
Oyle guzel cekmisler ki rahatlikla diyebilirim iste gordugumuz tam boyle bir seydi :)
Simdi hatirliyorum da o aksam cok ama guzeldi...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Benim tatli meleklerim

Bu ipler, bu kanavice kumasi yillar yillar once bir cumartesi gunu besiktastaki bir pasajdan alinmislardi. Ne heves heves yeniden kanavice isleyecegim diye. 
Ne oldu? 
Topu topu bir tane ortu(cuk) isledim :) 
Hala bizim evde. Ben isledim ya, ceyizimin nadide parcasi :) 
O zamanlar deli gibi calistigim vakitler. O ortuyu isledikten sonra bir daha iplere elim gitmedi. 
Ama icimde hep bir kanavice isleyeyim hevsesi olunca iplerim ve kumaslarim taa Turkiye'den buralara geldi :) 
Hatta yanlarina annemin benim icin aldigi yeni ipler ve dergiler de eklendi. Hepsi bir kosede Gulcin'in onlarla yeniden bulusmasini sabirla bekledi :) 
Ve yine yalniz bir haftasonundayken, dolayisiyla vaktim varken benim de iplerim ve kanavice kumaslarimla bulusmamin vakti geldi :)



Aslinda kanavice, orgu gibi insanin uzun sure kafasini egip ayni noktaya bakmasi gereken isler benim gibi boyun ve sirt agrisi cekenler icin cok uygun degil. 
Farkindayim. Dolayisiya kendimi cok zorlamiyorum.
Oyle koca koca motiflerde, ortulerde ne kadar hosuma gidiyor olsalar da gozum yok, olamaz :)
Kapasitemin farkindayim. Boyle kucuk kucuk motiflerle kendimi oyaliyorum :)

Yalniz nasil zormus boyle kucuk motifler bulmak.
Dergilerdeki motifler kocaman. 
Internet deseniz cok guzel ama sablonlar cok fazla yok. 
E sablon olmadan isleyecek yetenek de takdir edersiniz ki ben de yok :)
Aradim taradim sonunda aradigimi sweet dots'da buldum.
Kucuk, kucucuk melekler...
Gorunce, tamam dedim aradigimi buldum :)


Sonra aldim iplerimi, kumaslarimi elime, oturdum bu hafta sonu melekler isledim kendime.
Rengarenk, guler yuzlu melekler...
Ev islerinden vakit buldukca, yanimda yeni demlenmis cayim renk renk iplerin arasinda kayboldum. 
Arada boynum agridi ama bol bol ara verip yine meleklerimle ugrastim durdum :)
ve sonunda iki gulumseyen melekle arkadas oldum :)

Aslinda onlar boyle kumasin ustunde ayri gayri kalmayacaklar.
Annemle birlikte planlarimiz var onlar hakkinda :)
O yuzden boyle aralikli aralikli islendiler aslinda.
Evet binlerce kilometre mesafeden kanavice ustune planlar yapacak kadar deliyiz laf aramizda :)
Ama ne zaman gerceklesir o planlar bilmiyorum.
Acelemiz yok, ne zaman olursa :)
Bakalim onumuzdeki gunlerde yeni kucuk melekler eklenecek bu iki bidigin yanlarina?


Bilmiyorum :)
Ama sadece simdilik bu meleklerimi islerken ve renkleri secerken cok egleniyorum :)
Bir de hepimize boyle rengarenk bir hafta diliyorum :)

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Bunu da yaptim... Gulcince Hidrellez :)

Az once televizyonda gordum, bugun hidrellezmis. 
Cingenelerimizin kutlama hazirliklarini gorup gulumsememek mumkun degil :)
Evler boyanmis, en guzel elbiseler sandiklardan cikarilmis. Boya masrafi cok tutuyormus ama olsunmus, degermis o masrafa:)
Bu aksam su kenarina gidip sabaha kadar dans edeceklermis sonra gun dogarken celik gibi suya gireceklermis. 
Hep diyorum hayat onlara guzel vallaha :)

Ben hidrellezin anlamini cok bilmiyorum aslinda. Kokeni neye dayanir, nasil bir inanistir bilmiyorum. 
Sadece cocuklugumdan kalan bir iki hidrellez anisi var aklimda. 
O zamanlar oturdugumuz evin arkasinda, annem ve babamin emek emek duzenledigi bir bahce vardi. 
Bahcenin kenarina, araliklarla kirmizi, pembe, beyaz gul agaclari dikmislerdi. 
E bizim bahce gul agaclarinin merkezi olunca hidrellez kutlamalarinin da merkezi olurdu haliyle :)
Dilegini kapan kosardi agaclara :) 
Bir kismi da hayal meyal hatirliyorum taslarla resim cizerdi sanki gul agaclarinin altina. 
Evler, arabalar, neler neler... :) 
Cocukluk iste merakla bakardim kim ne diliyor diye. 

Biz dilek asar miydik hatirlamiyorum. 
Ama bugun cingenelerden ozendim ben de hidrellez kutlamalarina kendimce katilmak istedim. 
Nereden bulayim bizim evde gul agacini?
Gul agacim yok diye kutlamalardan geri kalamam ya.
Ben de gittim pazardan kendime kipkirmizi guzel guller aldim :)


Anneme telefon ettim sordum ne yapacagim diye.
Malum benim icin annem 7/24 acik danisma hatti. Saglik, is, yemek, temizlik her konuda hizmet veriyor kendisi. Cok yonlu :)
Bu konuda o da cok bilgili degilmis ama yine de anlatti bana.
Ogrendim, kucuk bir kagida cizdim dilegimi.
Gullerimin altina saklayacagim :)
Sonra da gerceklessinler diye icimde daha da buyuk bir umutla yasyacagim :)

Sizin de dilekleriniz var ama gul agaciniz yoksa haber verin ben bizim gullerin altina dileklerinizi eklerim :)
Bugune bugun hidrellez icin alinmis bir vazo gulum var :)
Artik yetkili merci de kusuruma bakmasin agac yok ama 
ben varolan sartlarda elimden geleni yaptim 
kabul etsin lutfen dileklerimi :)

goremiyorsunuz ama iste tam bu gulun yapraklarinda benim dilegim sakli
o da artik Gulcincede sakli.
bunu da yaptim sonunda :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails