26 Nisan 2012 Perşembe

Misafir'cik'

Size bir sey soyleyeyim mi?
Dunden beri bizim evde boyle bir misafir'cik' var :)

A aaaaa :)


24 Nisan 2012 Salı

Atasozleri

Atasozlerini hep sevmisimdir, aklimin bir kosesinde tutmaya calismisimdir ben. Deneyim onemlidir. Insanlarin uzun deneyimler sonucunda aktardiklari bilgiler cok degerlidir. O yuzden bence atasozleri de cok degerlidir.    
Damlaya damlaya gol olur. 
Ayagini yorganina gore uzat
Bir elin nesi var iki elin sesi var.
....
Hepsi dogrudur bence. Hepsini kulaga kupe yapmakta fayda vardir.
Buraya kadar hicbir sozum yok.

Yalniz yuksek musadelerine siginarak atalarimiza sunu soylemek istiyorum ki; 
"anasina bak kizini al, kenarina bak bezini al" kisminda biraz yanilmis olabilirler. 
Yani en azindan bizim durumumuzda. 
Yani en azindan soz konusu utu olunca. 

Benim annem utu konusunda biraz takintilidir. Sever utuyu, utulu seyi. Sevsin tamam. Ama cok sever ve herseyi utuler. Universite icin evden ayrilana kadar ben utusuz herhangi bir sey giydigimi, utusuz bir carsafta uyudugumu ya da evde utusuz bir sey gordugumu  hatirlamam. Universiteye gidince, camasirhanelerde camasir yikayip, kurutucuda soyle bir kurutup, utusuz kotlari falan giyince yasadigim saskinlik bundandir. 


Evet, kotlar utulenir bizim evde. Kot ya kot, dogasina utu ters! Ama yok bizim evde utusuz kot giyilmez! Kot neyse hadi pantalon. Daha neler neler... Havlulari, carsaflari saymiyorum bile. Pijamalar, ic camasirlari, mendiller her sey utulenir bizim evde. Izmir yillarim ic-camasiri (bak kibar soylemeye calisiyorum fanila olmayan yani :)) utuleyerek gecti be ey blog ne diyeyim sana. Annem hep utuyle mikroplarin öldügünü soyler bana. Mantikli bak bir sey demiyorum. Hadi ic camasirini da boyle kabul ettik diyelim. Peki merserize corabin nesi ölüyor diye sormadim bile ben anneme. Utuler onu da utuler. Sunu soyleyeyim de son nokta olsun. Izmir yillarim toz bezi, yer bezi utulemekle gecti be blog daha ne diyeyim sana :) Dolapta duzgun duruyorlarmis da!

Anneannemin farkli utu yaklasimlarina da yanasmamistir yillarca. Anneannem de komik insandi ama. Kis utusu vardi mesela anneannemin. Kis utusu ne ola ki derseniz V yaka kazak giyiliyor ya kisin gomlegin ustune. Yakasini, mansetlerini ve yakasindan gorunen kismi utulerdi. Napsin kadin iki tane her gun gomlek degistiren delikanli ile evde :) Annem icin bu elbette bir secenek bile olamaz! Hadi kis utusu tamam biraz idiiali bir girisim ama el utusu vardi mesela anneannemin. Bu utu icin camasir asilirken iyice silkelenir ki kirisikliklar acilsin diye. Sonra katlanirken elle bastira bastira duzeltilir. Bari yer bezlerini boyle yapalim degil mi? Yok :) Bizim evde hersey utulenecek. O kadar!

Son zamanlarda bu utu aski oldukca azalmis olsa da (cok sukur yarabbim :)) bu durumlar artik bizim evde konusulmaz bile. Anem utu sever. Nokta. Zaten kadincagiz kendi seviyor kendi utuluyor bize ne soylemek duser :) Velakin bunca utu seven bir annenin kizi utu yapmayi oyle cok da! sevmiyorsa sunu soylemek zorundayim ki atalarimiz yanilmislar :( Bunu ben soylemis olmak istemezdim ama Ozan gidecegi icin onlarca gomlek utuledigim gunlerin ardindan bunu soylemek zorundayim blog. Utu yapmayi sevmiyorum! Vallaha bak! Sicak, boynunu agritiyor insanin, belini de agritiyor sevmiyorum, zorla degil ya. E ne biriktirdin o kadar demeyeceginizi umuyorum :) Derseniz de cevabim hazir: 1. Sevmiyorum. 2. Ozan iki bucuk ay oralarda kalacagi icin yazliklar da cikti elbette ve onlarin bazilarini utulemeden kaldirmisim. Aaa ne ayip!  Annem yazliklari utuleyip kaldirir soylememe gerek yok heralde :) 

Yaniz annem bana telefonda su oneriyi de yapti ya diyecek sozum yok daha:

"Annecim e son geldiginde sen onlari getirseydin ben burada utuler yerlestiridim valize utulu utulu gotururdun." 
Oldu :) Buradan oraya gomlek goturecekmisim utulensin diye tobe yarabbim. Yok yok sayin atalarimiz uzgunum ama anasina bak kizini al, kenarina bak bezini al sozunuzu curutmus bulunuyorum ben burada :)

3 parca utu yapmis soyleniyor diyeceksiniz degil mi? 
Demeyin diye fotografini cektim :) 
Gercekten cok sey utuledim ya bitmedi bitmedi:)
Hepsini de goturemedi tabi ne var ne yoksa utulemisim nasil bir utu askina geldiysem :) 

Bir saniye!
Aman yarabbim yoksa ben de mi utu seviyorum ? 
Hayir! Hayir!
Ama utulu esya goruntusu seviyor olabilirim.
Uff emin olamadim.
Burada bu icsel sorgulamaya musadenizle soz vermek istiyorum :)
An itibari ile evde bir suru utulu gomlekle basbasayim.
Guzel duruyor olabilirler ama kararim kesin atalarimiz bu atasozunde biraz yanilmislar!
Darilmasinlar diger atasozleri tamam ama :)

23 Nisan 2012 Pazartesi

Yalnizlik Senfonisi (4)

Bu haftasonu uzuun! bir sure sonra yalniz gecirecegim ilk haftasonuydu.
Itiraf ediyorum cuma aksami biraz tedirgindim, ne yapacagim, nasil vakit gecirecegim, bunalir miyim acaba?
Belki de o yuzden eve hemen gitmek istemiyordum.
ve sansliydim telefonda sicacik bir ses beni yemege davet ediyordu: )
Cuma aksamini arkadaslarimda guzel bir yemek ve sohbet esliginde gecirdikten sonra evime dondum. 
Ve artik koskoca haftasonu ve ben basbasaydik. 
Kacacak yerim yoktu :)
Ben de kendisiyle isbirligi icinde guzel bir haftasonu gecirmek icin elimden geleni yaptim. 
Ustelik kendi kendime eglenirken, beni bekleyen surprizden de haberim yoktu :)
Ne mi oldu? 
o da bu yazinin sonunda sakli :)

Bu haftasonu ben...
kahvaltilar hazirladim kendime...
tamam ozanla hazirladigimiz kahvalti sofralari gibi degildi ama mutlu ettiler beni yine de...


Bu haftasonu ben...
Coraplarimla olan hesabimi sonunda! kapattim :)
meger onlarin da butun isyankarligi bir duzen olusturmak icinmis.
elele verdik bir duzene vardik.
ama laf aramizda,
hicbirimiz bu duzen ne kadar boyle kalir emin olamadik :)


Bu haftasonu ben...
koca demlik caylari demleyip kendime oturdum evimizin bir kosesinde, kayboldum kitabimin sayfalari arsinda...
okudukca mutlu oldum, mutlu oldukca dayanamadim oturdum gulcince'ye kitabimdan paragraflar bile yazdim.
kitaplarin dostluguna siginip bildiginiz huzurla doldum.
bir de bu kitabin ilk sayfalarini okudugum Lille'nin anilarina dalip gittim :)


Bu haftasonu ben...
Coraplar sayesinde basladigim cekmece duzeltme aktivitelerini baska cekmeceleri de dahil edip durdum :)
O cekmece, bu raf, bu dolap ici derken bildiginiz yorulmusum :)
usenmeyip kendimce guzel bir aksam yemegi hazirlayip keyfettim.
Hatta keyfime ve huzuruma kadeh bile kaldirdim :)
ustelik kim demis yalnizim diye.
Ozanin gitmeden evimize getirdigi son cicekler de bana eslik ettiler.
Evet eskidiler ama kiyamiyorum henuz onlara ve bana yaptiklari yoldasliga :)


Bu haftasonu ben...
Yesilcam filmlerinin arasinda buldum kendimi...
sectigim filmi seyrederken sadece ne kadar guzelmis kadinlar eskiden diye dusundum.
abartisiz, naif, guzel...
annemin o yillardan kalan resimleri gibi..
cok guzel....


Bu haftasonu ben...
filmlerden muziklere dusmusken yolum ve eglenip duruken evimde,
arkadasimdan bir mesaj aldim.
"Gulcin fazladan bir biletim var benimle M.u.stafa C.e.c.eli konserine gelir misin?" diyordu...
Hayat surprizlerle dolu :)
Sessiz sakin, kendimle basbasa bir aksam gecirecegim diye dusunurken kendimi bir anda bir konser salonunun fuayesinde sohbetler icinde buldum :)
ve sonrasinda cok guzel gecen bir konserin salonundaydim...


Bana yillardir en cok neyi ozluyorsun oralarda diye sonranlara.
Once ailemi ve arkadaslarimi diyorum elbette.
Ikinci sirayi ise benim icin hep tiyatroya ve konsere gitmek aliyor.
Yillardir bu hic degismiyor...
O yuzden bu haftasonu bu konser cok kiymetliydi benim icin :)
Doya doya canli muzik dinledim.


Cok guzeldi konser...
O soyledi, biz huzunlendik...
O soyledi, biz neselendik...
sarkilara eslik ettik, dans ettik, keyiflendik...
Konserin bitiminden sonra bis'te yeni bir konser verip dort parca daha soyleyince gulumsedik durduk.
sanirim C.e.c.eli de doyamadi bizim gibi eglenceye :)
Yani hic hesapta yokken biz dun aksam cok keyifli bir aksam gecirdik...



C.e.c.eli Yeni albumu Es'in gercekten guzel! parcalarini Rotterdam semalarinda estire dursun
benim aklimda bu sabah uyandigimda
"Havalansa yine zil calan eteklerin..." diye baslayan kismi 
ile nedense bana hep bahari, yazi dahasi Cesmeyi hatirlatan bu parcasi vardi...
Limon cicekleri...


Bir kez daha anladim ben dun aksam, 
hayat surprizlerle hem de guzel surprizlerle dolu...
kapimizi asla kapamamali onlara...
Dilerim hep ciksinlar karsimiza :)

Neseli, mutlu, cocuklarin cocukca coskuyla kutlamasini diledigim bir 23 Nisan gunu ben de evimi neseyle dolduracak arkadaslarimi bana kavusturacak bir haftaya basliyorum :)

Guzel haftalar olsun hepimize :)


21 Nisan 2012 Cumartesi

Bugun bunu cok sevdim... Malihulya...

Oyle bir kitap okuyorum ki su ara.
Ilerleyen sayfalarda neler olacagini cok merak etmeme ragmen bitmesin istiyorum. 
Yavas yavas, keyfine vara vara okumaya calisiyorum.
Izmirden aldigim bir kitap Buket Uzuner, Uyumsuz Defne Kaman'in Maceralari Su
Bitirince uzun uzun anlatirim ne dusundugumu.
Simdi sadece az once okudugum su cok guzel kisimlari not etmek istedim.

Hep neseli degildim. uzun suren gunesli gunlerin ardindan aniden uzgunlesirdim. Gunesli havanin birden bozmasi ve gokyuzunun kararmasi gibi icimde nedenini bilmedigim bir uzuntu baslar ve kana kana aglamaya baslardim.
...
Uzuntulu donemim bitince yagmurdan sonraki guneste beliren kocaman bir gokkusagi acardi icimde. Kis uykusundan uyanan bir ayi yavrusu kadar guzel ve zinde oldugumu soyleyerek saclarimi oksayan ninem, nane yagiyla alnimi ovar, balli zencefille beni besler, tipki tabiattaki farkli mevsimler gibi icimden gecen butun mevsimleri kabullenmemi, sikayet etmek yerine onlarin farkli guzelliklerini kesfedip, zorluklarina gore kendimi hazirlamami ogutlerdi. Her insanin kendi mevsimlerinin oldugunu ogrenmek hayati kolaylastirir. 
...
'malihulya' resimle, muzikle, hikayeyle ve dansla sifa bulur...

Dogru degil mi?
Bir de ne guzel degil mi?
Ama belki de tek bir sey ekleyebiliriz oraya ne dersiniz?
'malihulya' resimle, muzikle, hikayeyle, dansla, yaziyla ve paylasimla sifa bulur...
En azindan benim icin bloglarla hasir nesir oldugum son iki yildan beri kesinlikle boyle...

Cok yoruldugum bir haftadan sonra, bugun benim icimden gecen mevsim biraz sonbahar.
Disaridaki gri bulutlar da destekliyor zaten onu.
Ama kabullenmisim sanirim onu.
Sikayet kesinlikle etmiyorum.
Elimde cayim, onumde portakalli kurabiyeler, filmlerim ve bu guzel kitabim...
Sonbaharimla huzurlu ve mutluyum...

Hadi ben yine donuyorum okumaya, yazmaya, paylasmaya:)
Mutlu guzel cumartesiler olsun su an bunu tum okuyanlara :)

20 Nisan 2012 Cuma

Yalnizlik Senfonisi (3)

Sevgili blogum,
Ne oldu biliyor musun?
Sali aksami ofisten ancak gece 12de cikabildim.
Carsamba aksami 10da
Dun aksam 9da.
Kabul et bir gelisme var :)

Aslinda benim kendime bu kadar gec saatlere kadar calismamak icin sozum vardi. 
Hep boyle calistigim 5 yildan sonra, son iki yildir tutmak icin elimden geleni yaptigim bir soz. 
Basariliydim da.
Ama insan bazen oyle durumlarda kaliyor ki
ne verdigin sozlerin, ne aldigin kararlarin bir onemi olmuyor.
Mudurum ailevi bir durumdan oturu acilen gitmek zorunda kaldi.
Tabi onun isler de bana kaldi.
Iki kisilik calisinca da kararlar yalan oldu :)
Olsun onemi yok.
Beklenmeyen bir durum sonucta.
iste calistik bitti :)

Ama uc konuda uzgunum.
Birincisi seninle hic ilgilenemedim.
Ama haftasonu kapatacagim arayi soz!
Anlacaklarim birikti de birikti :)

Ikincisi coraplar basi bos kaldi.
Hayir niyetimi belli etmeseydim iyiydi.
Simdi tedbir alip karsi atak gelistirmeleri olasi.
eh ne yapalim haftasonu halledecegiz artik :)

Ucuncusu geceler boyu bilgisayar basinda olunca toplam puanda cok geriye dustum:)
Gulcin: 1 - Sadece bilgisayar karsisinda zaman gecirme: 5
is olunca hafifletici neden sayilmaz mi?

Neyse ki bu haftanin da sonu sag salim geldi :)
Soyle bir haftasonu var aklimda.
Ama yerde olmayi tercih edebilirim tabi :)
Hava bir gunes olsa ne guzel olurdu...

Olmazsa da ne yapalim 
ne mutlu ki haftasonu geldi :)

Hadi bol dinlenmeli haftasonlari olsun hepimize. Gulcinin bu haftayi kapatma vakti sonunda geldi :)

17 Nisan 2012 Salı

Yalnizlik Senfonisi (2)

Sevgili blogum,
Saniyorum yalnizlik senfonisinin ilk aksamindan bilgisayar karsisinda oldukca az zaman gecirerek ben galip olarak ayrildim. 
Aksam sekize kadar calismak zorunda olmus olmamin bundaki katkisi buyuk inlar edemem. 
Isler yogun demistim sana degil mi? 
Oyle baya yogun iste. 

Nihayetinde evet bilgisayar acikti. 
Ama neden? 
Cunku benim evde sese ihtiyacim vardi ve televizyonda hicbir sey bulamadim. 
Once baktim bir kanalda bloggerlar vardi. Ama benim cok ilgimi cekmedi o program acikcasi. 
Ozetle izledigim kadarindan sunu cikardim: 
Bugunku haliyle moda sinif farki yaratmaktan baska bir ise yaramiyor ne yazik ki. 
Cunku insanimiz modayi kendini ifade etme araci olarak degil, gosteris yapma dolayisiyla daha pahaliyi daha susluyu daha caf cafliyi giyme olarak yorumluyor. 
Hosgeldin kapitalizim! 
Kapimiz kapali sana da, bacayi kapatmayi bir vakit unuttuk simdi kovsak da gitmiyorsun bir yere. 
Yeni birsey yoktu yani olmadi izleyemedim ben o programi.  
Bir sure sonra dayanamadim actim yine bilgisayari itiraf ediyorum. 

Ama... 
oturup kalmadim karsisinda. 
Cunku problemim o benim oturup kaliyorum mause klavye derken boyun agrisi cekiyorum. 
Ben ne yaptim: 
Actim bir program kendime aldim corap cekmecemi onume duzenlemeye basladim. 

Sana bir sir vereyim mi? 
Orada bir corap cumhuriyeti kurulmus da haberim yokmus! 
Vallahi bak, benden bagimsizlar. 
Benim bilgim disinda orada bazi seyler yasanmis. 
Artmislar cogalmislar, makinada kaybolmuslar, yer degistirmisler, es degistirmisler. 
Hakikaten makinada nasil kaybolur o coraplar nereye gidiyorlar?
Neyse...
Inan bir corap toplulugunun basina ne gelebilirse gelmis onlarin da basina. 
Benim yoklugumu firsat bilip, bir iktidar kavgasi icine girmislerdi de ben yakaladim onlari bence. 
soket coraplar ince coraplara karsi!
Yoksa bu karmasa baska birseyle aciklanamaz. 

Neyse acelem yok onlara o evde patronun kim oldugunu ogretecegim!
Aslinda, ani bir operasyonla dun aksam ogretip kapatacaktim bu konuyu da yorulmusum yolculuk hazirliklari is falan derken. 
Aldim kitabimi yattim bir sure sonra. 
Artik yavas yavas gosterecegim onlara patron kim.
Bu mucadele burada bitmedi!

Yine de galip belli
Gulcin: 1 - Sadece bilgisayar karsisinda zaman gecirme: 0

hadi bakalim darisi onumuzdeki aksamlara :)

16 Nisan 2012 Pazartesi

Yalnizlik Senfonisi

Az once Ozan'i ugurladim ...
Onumuzdeki iki bucuk ay boyunca burada degil Ingiltere'de olacak. 
Zaman goreceli bir kavram biliyorum. Yeri gelir iki bucuk ay su gibi gecer gider. 
Ama sanki bu iki bucuk ay bizim icin biraz daha yavas olacak. 
Elbette hepsinde ayri kalmayiz. Ben giderim oraya, ya da bir yerlerde bulusuruz. 
Ama gercek olan bir sey var ki onumuzdeki iki bucuk ay boyunca evimizin duzeni ayni olmayacak. 

Ne bileyim...
Iki bucuk ay boyunca aksam ne yesek diye konusmayacagiz mesela ya da kimin isi kacta bitiyor alisverisi kim yapsin diye planlar yapmayacagiz. 
Iki bucuk ay boyunca bu aksam film mi izlesek ne yapsak diye konusmayacagiz mesela ya da yerli yersiz planlarla birlikte bir yerelere gitmeyecegiz. 
Sonra iki bucuk ay boyunca hafta sonu ne yapsak diye aksamlari konusup heyecanla gezi planlari sunmayacagiz birbirimize ya da House'un yeni bolumu gelmis mi diye her aksam internete merakla bakmayacagiz. 
Ne bileyim...
Farkli olacak, baska olacak belki biraz da zor olacak. 

Uzaklardaysaniz eger boyle ayriliklar daha baska oluyor. 
Cunku nihayetinde iki kisi ustune kurulmus bir hayat var burada birini cikarinca resmin icinden oburu biraz fazla yalniz kaliyor. 
Ben aslinda yalniz degilim elbette. 
Cok sukur bir suru arkadasim var artik burada. 
Ilk yillardaki kadar zor degil bu yalniz kalmalar. 
Ama iste yine de Ozan yokken evin yarisi, koltugun yarisi, yatagin yarisi bos kaliyor. 

Beni bekleyen cok onemli bir mucadele var simdi:
Ozan yokken aksamlari cok fazla bilgisayara bakmamak. 
Malum boyun agrilari. 
Yani simdi beni oyalanacak bir seyler bulma telasi bekliyor :) 

Ne mutlu ki bana haftaya misafirlerim geliyor. Hem de ne misafir! Bir nevi evimizde senlik var :) 
Sonra evde vermek istedigim bir iki yemek var. 
Sonra planlamam gereken bir iki de tatil var. 
Ayrica isler oyle oyle oyle yogun ki herseyden ote biraz oturup adam gibi calismama aciliyetle ihtiyac var:)
Ohoo daha ne iste! 
Bu iki bucuk ay belki de yetmez bile bana :) 

Saka bir yana buruluyor insan ama aklimdan hep ayni seyler geciyor. 
Ara sira ozlemek belki de iliskilere iyi geliyor... 
Hem saglik olsun da...
zaman nasilsa akip gidiyor...

15 Nisan 2012 Pazar

Americano

Gectigimiz haftalarda, tum gunu parklarda gecirdigimiz bir gunun aksaminda yorgun argin basladik bu filme. 
O an ne izledigimizin cok da onemi yoktu aslinda. 
Tum gun maruz kalinmis oksijen ve elimizdeki leziz tiramisular (tabi ki ben yapmadim:)) ne izlersek izleyelim keyif alacagimizin garantorleri idi sanki. 
Ustelik filmde George Clooney oynuyordu. 
Daha ne olsun!
Ozetle benim icin o cumartesi aksami tartismasiz cok keyifli bir aksamdi. 

Ama... 
Americano'yu begenmis olmamizi ne gun boyu aldigimiz oksijenin mutluluguna, ne yorgunlugun verdigi rehavete ne de tiramisunun lezzetine baglayamayacagim. 
Filme haksizlik etmeyecegim. 
Bunlarin aksine George Clooney etkisinin ise filmi begenmemdeki katkisini yok sayamayacagim. 
Ben boyle sey gormedim adami hangi filme koysan yakisiyor.

kaynak
http://www.imdb.com/title/tt1440728/ 

Film 2010 yapimi ve Hollandali bir yonetmenin imzasini tasiyor.

Amrikano, Amerikali bir suikastci olan Jack'in Avrupa'nin bence filmlere en cok yakisan ulkelerinden biri olan Italya'da gecen oykusunu anlatiyor.
Bir adamin bugune kadar olan hayati ve beklemedigi bir anda bu sakin Italyan kasabasinda karsisina cikan hayat arasindaki oykusunu sakince bize izlettiriyor.
Her ne kadar suc, suclu gibi kavramlar filmin merkezinde olsa da, film aslinda oldukca heyecanli ve gergin olsa da garip bir yavaslikla ilerliyor olaylar. 
Hem de insani bunaltmayan bir yavaslikla. 
Adim adim, sakin sakin filmin hikayesi devam ediyor. 


Her ne kadar film IMDB'de 6.4 gibi dusuk sayilabilecek bir puan almis olsa da bence bu guzel bir film. 
Izleyeni hayal kirikligina ugratmayacak bir film. 
Hollywood filmlerinin vurdusundan kirdisindan uzak, biraz da sukuneti ile insani mutlu eden bir film. 
Boyle filmleri seviyorsaniz biz begendik derim :)  


Ama laf aramizda ben bu filmde bir seyi kesfettim.
Bazi seylerin icine George Clooney'i bile koysaniz olmuyor olmuyor.Meslea filmin buyuk bir bolumunde George Clooney bir mavi f.i.a.t-t.e.m.p.ra kullaniyor. Belki 90 dakikadan fazla o arabayi George Clooney kullanirken izlemis olsam da, yok. Olmamis. O araba olmamis. Hele George ile hic olmamis. Ureticilere sesleniyorum o araba bastan dizayn edilmeli. Ya hu otesi yok George bile arabaya bir karizma katamiyor :)

13 Nisan 2012 Cuma

Oylesine...

Oylesine bir yilin, oylesine bir ayinin, oylesine bir gununun, oylesine bir saati su an
Hicbir onemi yok.  Hicbir ozelligi yok.  Hicbir ozel anlami yok.
Oylesine...

Calisiyorum.
Bir masanin basinda, bir bilgisayar ekraninin karsisinda, bir dokumanin satirlari arasinda dolasiyorum.
Oylesine bir projenin, oylesine bir dokumaninin, oylesine bir konusu hakkinda yazilmis oylesine satirlar. 
Hicbir onemi yok. Kariyerime yapacagi ozel hicbir katki yok. Hicbir donum noktasi yok. 
Oylesine...

Aksami Ozanla evimizde gecirecegiz... 
Muhtemeldir ki oylesine bir yemek yapacagiz, sohbet edip yiyecegiz sonra havadan sudan, oylesine konulardan konusacagiz.
Oylesine bir aksam olacak. 
Hicbir onemi yok.  Hicbir ozelligi yok.  Hicbir ozel anlami yok.
Oylesine....

Ama bugunu, bu ani, bu dakikayi Gulcince'ye kaydetmek istiyorum. 
Cunku cok siradan. 
Cunku cok tasasiz. 
Cunku cok saglikli. 
Cunku cok rutin. 
Cunku cok...
Oylesine...

Ve dusunuyorum da 
Ben bu oylesine anlari; yani dertsiz-tasasiz, bir rutin icinde, oylesine is sikintilari ile gecen gunleri cok seviyorum.
Hic sikayetim yok; boyle olsun arada gunler...
Simdi elime cayimi alip bu oylesine anin keyfini yasiyorum.
Oylesine...

Bu yazi da iste oylesine...
Guzel bir haftasonu olsun hepimize :)

11 Nisan 2012 Çarşamba

Lille

Gectigimiz haftasonu easter haftasonu oldugundan biraz daha uzundu bizim icin, pazartesi gunu de tatildi. 
Normalde benim haftasonu da calismam gerekeceginden biz ozel bir plan yapmamistik aslinda. 
Ama sonra durumlar degisti, beklenmedik gelismeler oldu ve easter haftsonu bana da dolayisiyla bize de tatil oldu... 
Laf aramizda, hasta hasta deli gibi calistigim bir haftanin ardindan iyi de oldu...

Velakin planlarimiz son anda degisince, uzaklara gitmek, oyle uzun uzun planlar yapmak cok mumkun olmadi. 
Baktik haritaya, bu sefer bize en cazip gelen yer evimizden sadece 2,5 saat uzaklikta olan kucuk bir Farnsiz sehri; Lille oldu... 


Lille, Fransa'nin Belcika sinirindaki ilk buyuk sehri. Rotterdam ile arasinda ise 'koca' Belcika uzaniyor. Iki ulke sinirlarini gectiginiz bu yolculuk ise kapidan kapiya iki- iki bucuk saat aliyor. Avrupa'nin guzelligi de bu aslinda. Iki bucuk saatte iki ulkenin sinirlarini asmak, sonra Hollanda'dan cok farkli bir kulturle karsilasmak mumkun oluyor. 

Ulkeler arasindaki sinirlar ise ilginc. Bildiginiz levhalar cogu zaman. "Hollanda'ya hosgeldiniz", "Belcika sinir sonu" gibi kisa cumleler koca koca ulkeleri ayiriyor burada. Bir de cok eskilerden kalmis artik bombos olan sinir ofisleri... Her yerde yoklar bile artik. Arabadan cektigimden fotograflardan belli olmasa da. Bu binalar bos. Belki de yikilmayi bekliyor...


Lille, Hollandaca'da Rijsel olarak aniliyor. Fransa'nin Paris, Lyon ve Marsilya'dan sonra dorduncu buyuk sehri. Ayni zamanda Fransa'da suc oraninin da Paris ve Marsilya'dan sonra ucuncu en yuksek olan sehri. Hollandadan sonra bize mi oyle geliyor bilmiyorum ama sokaklarda cok sayida evsiz var ve malesef cok sayida da dilenci. Biraz urkutucu, biraz uzucu...

Lille, eski bir sehir, eskiyi koruyabilmis bir sehir. Zamaninda aynen Antwerp gibi Ispanyol kralina baglanmis. Bunun gibi, Ispanya'daki kiliseleri andiran kiliseleri gorunce, insan nerelere kadar uzanmis Ispanyollar, nerelere kadar yaymislar kulturlerini diye dusunmeden, sasirmadan edemiyor aslinda...


Sehir, zamaninda ticaret ile unlendiginden ve sanayinin gelistigi bir yer oldugundan oldukca zengin donemler yasamis. Ama bence sehrin en guzel ozelligi 2004 yilinda Avrupa Kultur Baskenti secilmis olmasi. Sanirim bu Kultur baskenti secilen sehirlerin kiymeti anlasiliyor guzelliklerini daha fazla insan farkediyor. Aynen Liverpool'da oldugu gibi... Ne mutlu, darisi bizim butun guzel sahirlerimizin basina...


Fransa'nin kuzeyinde Belcika sinirinda yer alan sehrin en buyuk ozelliklerinden birisi Flemenk ve Fransiz mimarileri arasindaki gecisin yasandigi bolge olmasiymis. Insan sokaklarda dolasirken bu gecise resmen gozleriyle sahitlik ediyor. Bazi sokaklarda Hollanda catilari karsiliyor sizi, bazi sokaklarda unlu Fransiz balkonlari boydan boya siralaniyor. Ve insanin icinden hala bu gecisi koruyabilen Lille'yi tebrik etmek geciyor :)


Muzeler konusunda da Lille, Paris ve Lyon'u takip ediyor. Ve kuzey Fransanin en buyuk muzesini buyuk bir gururla adim adim buyutuyor. Kendileri de kabul eidyorlar belki bir Louvre degiller ama ozellikle ferah salonlari ile bu muze de gezmesi keyifli muzeler arasinda yer aliyor. 


Lille, bir de gastronomi meraklilarinin gozdelerinden biri olarak anlatiliyor. Biz hastaliklardan yeni kalktigimiz, ustelik cok yogun calisip cok yoruldugumuz bir haftanin sonunda havanin da bulutlu olmasini firsat bilip en cok bu yonuyle ilgilendik Lille'nin. Hani sehri anlat deseler belki cok sey bilmiyoruz bu defa, ne bildiysek hepsi yukarida :) Ama ne yenir ne icilir konusunda baya yogun calistik diyebliriz :) 

Iste o yuzden, her ne kadar Gulcince 'yedigin ictigin senin olsun, gezdigin gordugunu anlat' akiminin takipcisi olmaya calissa da, bu seferlik yazinin bundan sonrasi biraz yeme icme ustune :) 
Idare ediverin bu seferlik boyle :)

Sehir aynen mimari de oldugu gibi, yemek konusunda da felemenk ve fransiz etkilerini tasiyor. Ama ne mutlu ki fransiz etkisi agir basiyor :) Ayni zamanda bir universite sehri oldugundan cok uygun fiyatlara yemek yemek de mumkun. Biz yine, genelde kitabimizin onerilerini dinledik. Ve Lille mutfaginin bilesenlerinin pesinde kostuk durduk...

Midye...
Sehrin geleneksel mutfaginin vazgecilmezlerinden biri. Hatta her yil Eylul ayinda sehirde yapilan bir festivalde midye restoranlari kapilarinin onune gun boyunca yenilen midye kabuklarini yigarak kiyasiya bir yarisa girerlermis. En yuksek midye kabugu yiginini yaratan restoranin birinci olacagi kiyasiya bir yaris. Bizim tercihimiz Aux Molles restorani oldu, gecen yilin festival birincisi. Uygun sayilabilecek fiyatlar, 1930'dan beri ayni yerde hizmet veren bir lokanta. Ben midye dolmaya bayilirim, bu traz midyeyi ise ilk defa burada sevdim. Ama bu restorani en cok menuden sectigim Lambada kokteylini bana sunarken fonda lambada sarkisini caldiklari icin sevdim :) 


Cikolatali ekmekler...
Fransa'nin pek cok sehri gibi Lille de cikolatali urunleri ile unlu. Cikolatali ekmekler, cikolatali krepler. Yagmurun usul usul yagdigi bir cumartesi sabahi, yerlestik cok guzel bir kafe olan Foggs'un cam kenarindaki bir masasina, aldik mis kokulu caylarimizi elimize, ekledik cikolatali ekmeklerimizi yanina ve daldik kitaplarimizin satirlari arasina. Hava sogukmus, yagmurluymus hic umurumuzda olmadi. Belki de tatilin en huzurlu zamanlarindan biri cikolata kokusu esliginde o kafede gecirdigimiz saatler oldu....


Fransiz ekmekleri...
Muhtemelen benim icin fransiz mutfaginin en degerli parcalarindan biri. Bence bu ekmekleri en guzel pisiren yerlerden biridir Paul Kafe. Istanbul'da da var. Bir bizim burada yok :) Megerse1889 yilinda bu kosede dogmus Paul kafeleri... Sabah kahvaltilarindaki keyif yetmedi bir de evimize paul ekmekleri ile donduk. Hatta bir ekmek de arkadaslarimiza getirmistik ama biz dondugumuzde Hollanda da dukkanlar kapali olunca, bir yandan da mis gibi Paul ekmekleri kenarda durunca dayanamadik getirdigimiz hediyeyi de yedik :) Ayip ama ne yapalim cok actik :)


Etler... 
Her ne kadar ben oyumu ekmeklerden yana kullaniyor olsam da elbette Fransiz mutfaginin mihenk taslarindan biri elbette etler. Nasil yapiyorlarsa yapiyorlar harika pisiriyorlar. Ben izledigimiz bir filmde gordugumuz et yemeginden yiyecegim diye tutturmus olsam da, hay bin kunduz onu hicbir yerde pisirmemisler o gun :) Ustelik sectigimiz restoran, Domaine de Chavagnac da ordek restoraniymis :) Hani o benim istedigim yemegi pisirmis olmalari ihtimal dahilinde bile degil :)  Bu kucuk geleneksel yemekler pisiren restoranin en onemli ozelligi kullanilan tum urunlerin sahibinin ciftliginden gelmesi imis. Ondan ekmekleri de sahaneydi zaten. Evet evet aksam da ekmek yedim :) 


Saraplar...
Ve elbette Fransiz mutfaginin vazgeilmezleri. hem yemeklerde kullanilan hem de yemeklere eslik eden leziz saraplar. Saraplarin hepsi kesinlikle birbirinden guzel. Siradan bir ev sarabinin bile lezzeti inanailmaz. Bu bolgede sampanyanin da sofralardaki yeri oldukca fazla anladigimiz kadariyla. 

Bizim deneyip cok sevdigimiz barlardan biri nasilsa icerideki herkesin birbirini tandigi, surekli sakalastigi ve bize cok samimi davrandigi La Part des Anges oldu. Ne samimiyet ne samimiyet :) Bir digeri ise kesinlikle benim favorim: La Cave aux Fioles. Burasi aslinda bir restoran ama biz kendisini sadece bar olarak kullandik :)  Icerisi harika, duvarlar Jazz posterleriyle kapli ve fonda calan Jazz muzik. Yolu dusenlere hele Jazz sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. 


Krepler...
Benim cok sevdigim yemeklerden / tatlilardan biri. Cok severim, cok pisiririm cok da yerim. Benim yengem Aksekilidir. Onlarin oralarda icine kiyma konularak yapilani akitma diye biliniyor mesela. O bolgelerin fransiz isgalinde kaldigi dusunulurse bir etkilesim olmus olabilir elbette. Ama bir yandan, niye fransizlar krep kulturunu bizim oralardan almis olmasin ki :) Bizim tercihimiz Le Creperie oldu. Yolu dusenlere restorani da krepleri de gercekten tavsiye ederiz.


Kuskusuz ki onca yurmemis olsak bu tatili bu kadar guzel hatirlamiyor olabilirdik. Ama ne soguga aldirdik ne yagmura. Kucuk bir sheir olan Lille'nin sokaklarini defalarca bikmadan usanmadan dolastik Ozanla. Ne de olsa bir daha ayni yere dusmuyordu insanin yolu genelde. Biz de o yuzden elimizden geldigince bu plansiz kacamakta Lille'yi aklimiza yazmaya calistik... 

Darisi nice kisa kacamaklarin basina :)


6 Nisan 2012 Cuma

Bugun bunu cok sevdim... Baharin ilk sabahlari...


Tuyden hafif olurum boyle sabahlar,
Karsi damda bir gunes parcasi.
Icimde kus civiltilari, sarkilar;
Bagira cagira duserim yollara; 
Doner doner durur basim havalarda.
Sanirim ki gunler hep boyle guzel gidecek;
her sabah boyle bahar.
Ne is guc gelir aklima, ne yoksullugum.
Derim ki : "Sikintilar duradursun!"
Sairligimle yetinir,
Avunurum.
Orhan Veli Kanik

bizim buralardan bir fotograf...
 ve cok sevdigim bir Orhan Veli siiri.... 
niyeyse bir anda ikisi aklimda biraraya geldi...
ve dilerim...
hepimiz icin cok guzel anilar biriktirecek bir haftasonu daha geldi :)

4 Nisan 2012 Çarşamba

Evimin cicekleri...

inanilmaz derecede yogun bir gun hatta hafta yasiyorum
son zamanlarda hic olmadigi kadar karisik isler
bugun sabahtan beri dort ayri toplantiya katildim. 
ve ogleden sonra 3 ayri toplanti daha beni bekliyor.
sesim kisik olmasa daha kolay olacak hersey...

neyse dedim ki kendime 
bugune devam edebilmek icin
toplantilar arasinda benim biraz nefes almaya, kafami dagitmaya ihtiyacim var. 
bana nese verecek bir sey ararken bilgisayarimda karsima cikti bu cicekler...
bir kasim gunu evimize gelip icimi isitmislardi
renkleriyle beni kendilerine hayran birakmislardi...


tek tek sevmistim onlari...
guller, kirmizi burunlar...
ve bu ismini bilmedigim Ozan'a lahanaya benziyor degil mi defalarca gosterdigim krem rengi guzellikler...


artik evimde degiller ama...
yarattiklari mutluluk aklimda....
bugun, onlardan daha guzel nese verecek bir sey olamazdi bana...



isler cok yogun olsa da 
yavas yavas sagligimi daha iyi hissettigim bir gunun saatlerini yasarken
simdi elimde kabuk tarcinli ihlamurumun kokusu 
aklimda bu ciceklerin evimie getirdigi mis gibi rayiha...


ve kosarken o toplantidan bu toplantiya 
arada bu ciceklere bakiyorum
mutlu oluyorum galiba...

2 Nisan 2012 Pazartesi

Yatay Pazar

Gecen haftanin bahar mujdecileri 
bir-bir cicek acan bahar dallari, icimizi isitan gunes, masmavi gokyuzu nereye gittiler bilmiyorum. 
Ama sunu biliyorum ki yerlerini teslim ettikleri 
gri bulutlar, arsiz ruzgar ve ahmak islatan yagmur bize onlar kadar iyi davranmiyorlar. 
Mesela cuma gunu, ingiltere vizesi icin yollara dusmusken ben islanmamin, usumemin sebebi de onlar. 
Ingiltere vizesi basvurularini hic sevmedigimi soylemis miydim bu arada?

Ben cuma gunu islanip usuyerek Rotterdama donunce, 
ustune ustelik aksam sekiz bucuga kadar calismak zorunda kalinca 
bir de ustune bizim buralarda haftasonu kis gibi gecince sonuc belli: Gulcin hasta... 
Onemsiz siradan hastaliklardan biri soguk alginligi, grip iste oyle bir seyler. 
Hasta olmayi hic sevmedigimi soylemis miydim bu arada?

Haftasonumu hasta olarak harcayamam 
butun hafta calistim simdi eglenmeliyim desem de
cumartesi sinemaya gitmis olsam da vucudun direnci de bir yere kadar
oldu mu bizim pazar Yatay Pazar! 
Bilesenleri yerinden kalkamayan bir gulcin, ustunde yumusak bir battaniye, yaninda durmadan akan burnunu silmek icin bir kutu mendil, bol su, yeterince ilac. 
Ilac icmeyi hic sevmedigimi soylemis miydim bu arada? 

Yandaslari bol hapsuruk, biraz oksuruk, durmaksizin akan bir burun, 
cubuk tarcinli ihlamur, arada gelen enerjiye kanip yapacagim diye tutturdugum muhallebi (guzel de oldu ama :)), Ozanin surekli yemem icmem icin bana tasiyip durdugu yiyecekler meyveler ve zencefilli bal...
Zencefilli bali hic sevmedigimi soylemis miydim bu arada?

Ama yetti... 
Ozan iyilesiyor ben hastalaniyorum. 
Ben iyilesiyorum Ozan hastalaniyor. 
Uc-dort yazida bir hastayiz yazar oldum
Neyse ki eften puften seyler :)
Bu gidise bir dur demeye kararliyim
bir sure evden calisacagim sonra iyilesip kendimi sokaga atacagim!
Planim budur :)
Eve tikilip kalmayi hic sevmedigimi soylemis miydim bu arada ?
:)

1 Nisan 2012 Pazar

Hunger Games

Bir cumartesi gunu, ustelik ikimizin de hasta oldugu bir cumartesi gunu, ustelik havanin kapali hatta soguk oldugu bir cumartesi gunu ne yapalim diye dusunurken "Hadi sinemaya gidelim" dedik. Sonra bu siralar tum dunyada en cok izlenen filmlerden biri diye Hunger Games'i izleyelim dedik. 



Filmin konusu kisaca ve Gulcince soyle...
Cok cok uzun yillar sonra...
Dunyanin bir yerinde bir ulke toraklarini 13 bolgeye ayirir. Bunlardan biri olan Capitol'de insanlar zenginlik ve refah icinde yasarken diger 12 bolgede ise yokluk icinde bir hayat devam etmektedir. Ve her yil bu yokluk icindeki 12 bolgeden biri kadin biri erkek iki genc geleneksel Hunger Games'de bolgelerini temsil etmek uzere secilip Capitol'e yani varlik icindeki bas sehire goturulurler. Bu oyundan secilen 23 kisi evine geri donmeyecektir. Cunku Capitoldekilerin buyuk bir keyifle takip ettigi televizyon sovu olan bu oyun secilen genclerin birbirini oldurmesi uzerine kurulurdur. Bu oyuna gitmek icin secilme ihtimali ise 12 bolgede yesayan tum gencler icin korkulu bir ruyadir....

Film 140 dakika. Izleniyor. Oyle insanin kendini sinemadan disariya atasi gelmiyor. Ama begendiniz mi derseniz benim cevabim hayir. Biraz kopuk kopuk geldi film bana. Sanki tam olarak baglantilar saglanamamis. Hani arada anlatilmasi gereken cok sey varmis da film daha da uzamasin diye anlatilmamis, anlatilamamis. Ozan soyledi best seller bir kitabi varmis bu hikayenin. O daha iyidir belki. Bence aslinda konu da biraz sacma ama daha iyi islense daha heyecanla izlenebilir mi acaba? Bilmem. Belki evet belki hayir. Acikcasi izlemesek de olurmus dedim ben bu filmi cok da begenmedim. Bir de yine isyankar ruhum baskin cikti sanirim, sanki gercek hayatta benzer haller yokmus gibi, niye bu manasiz oyunu kabul ediyorlar ki diye soylendim durdum. .

Yine de uzun bir aradan sonra, bir cumartesi gunu sinemaya gitmeyi, sinema saatine kadar guzel bir kafede kahvemizi yudumlamayi, sinema sonrasi sohbet etmeyi sevdim. Bu keyifle mutlu oldum :) Bir de sinema cikisina PS3 koymuslar biraz hoplamali ziplamali oyunlar oynayip stres attim iyi geldi :) 

Ve yine haftasonunun son gunu geldi...
Hadi bakalim yeni hafta senden umutluyum.

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails