30 Mart 2012 Cuma

Bugun bunu cok sevdim... Hayal ettigin surece...

Yine internette dolanirken karsima cikti bu karikatur. 
Baktim...
 Baktim...
  Baktim... 


Soyle yaziyordu altinda: 
Age is an issue of mind over matter
If you don't mind it does not matter...
Mark Twain

Tam olarak ceviremem ben ama
asagi yukari soyle bir sey diyor sanki...

Yas sadece aklin madde ustunde yarattigi bir algidir
Ve siz onu kafaniza takmiyorsaniz zerre kadar onemi yoktur...

Bir de ben bu cizime baktikca dusunuyorum da
sanirim
insan hayal ettigi edebildigi surece hayallerinin ait oldugu yastadir :)

Oyleyse...
Hepimiz icin cok guzel hayallerle dolu mutlu bir haftasonu olsun :)

29 Mart 2012 Perşembe

Alerji

Alerji, sali gununden beri evimizin davetsiz konugu. 
Ne tetikledi, nasil basladi bilmiyoruz ama sali sabahindan beri Ozan alerjilerle ugrasiyor. 
Yanina bir de hafif nezleyi eklediginden bir yandan yatiyor da. 
Biraz keyifsiz biraz hasta bu ara.
Evin yarisi hasta olunca, etkisi evin tamamina sirayet ediyor.
Bu, bir kez daha kanitlandi burada.

Bu ulkede doktora gitmek ayri bir stres kaynagi oldugundan pek doktora gitmiyoruz biz. Bunca yildir Ozan hic gitmedi doktora. Bense bir kere gittim. Gittigime pisman oldum surada anattigim gibi. O yuzden sabirla alerjilerin ve beraber hareket ettikleri gribin gecmesini bekliyoruz. Iki elden bagisiklik sistemini cekeleyip duruyorlar Ozanin. Bir isleri bitse de kurtulsak diyoruz. Ama gecmezse bir iki gune kadar elbette Ozan'i doktor yollari bekliyor. 

Allahtan cok kotu degil alerjiler. Ozellikle kollarinda ve boynunda sanki derisi hafif tahris olmus gibi bir goruntu. Bizim derdimiz goruntu degil zaten de en buyuk mucadele deli gibi kasindiklarinda kasimamak ve dayanmak icin veriliyor. Meretler de hakikaten kasiniyor. Hatta kasindiklari zaman kizarikliklari da artiyor hani ben bile karsidan su an baya kasiniyorlar diye dusunuyorum. Ama soylemiyorum :) 

"Ayni sey benim basima gelmis olsa cok huysuz olurdum" dedim Ozan'a. Yalan degil, kendimi biliyorum kesinlikle cok huysuz olurdum. Ozansa "Huysuzlandikca da gecmezlerdi ne yapayim huysuz olup boyle kalacak degil ya gecerler elbette" dedi. Sanirim ben daha sabirsizim bu surecte. Gozum hep kizarikliklarda gectiler mi hafiflediler mi diye.  O, sessizce ve mahsunca alerjilerin gecip gitmesini bekliyor. 

Ama yine de hasta erkek sendromundan nasibini almiyor degil. Hafif cocuksu kaprisler, ilgi cekme calismalari, az biraz da huysuzluk. E olacak o kadar :) Mesela kola icmek istiyor, olmaz alerjilerin artar diyorum, bana kola hic alerji yapmaz ki diyor. E bunlari neyin yaptigini biliyor muyuz ki :) Ben sana cay yapayim ister misin diyorum. Olur diyor ama yeni cay demle. Tamam kalkiyorum demliyorum. Icer misin Ozan? yok icmeyecegim vazgectim diyor :) e neden demledik cayi o zaman :)

Bir de yemek konusu var tabi. Buyuk ihtimalle yedigi bir sey dokundu. Ne oldugunu bilmiyoruz ama supheliler dun yedigi mayonezli bir salata, yumurta, cikolatali biskuvi ya da kruvasan. E bu durumda ne yapmali?  Yediklerine dikkat etmeli. Ama yok o illa cani ne isterse yemek istiyor. Normalde yiyormus bunlari alerji de olmuyormus ama :)Sonra da kizarikliklar artiyor ama :)

Anneme telefon ettim. Bu durumda ne yiyelim diye. Kadincagizin biyonik gozleri var sanki. Oradan bakip "aa bu su alerjisi olabilir siz sunlari sunlari yemeyin" diyecek :) Ama ne yapayim insan annesine boyle abuk sabuk sorular sorabiliyor. Yagsiz, kizartma olmayan, haslama ya da firinda yemekler yiyin dedi annem bir de bol bol yogurt. Hafif seyler yemeye calisiyoruz. Ama bir yandan Pazartesi aksami zeytinyagli kabak yemistik ondan mi acaba diye sebzelere yanasamiyoruz. Et agir gelir gibi geliyor. Tavuk tavuk da nereye kadar. Sahi soyle etliye sutluye dokunmayan bir yemek onerisi olan varsa aranizda nasil makbule gececek analatamam :) 

Evimizde sadece bepanthen ve sudocream var bu durumlarda kullanilablecek. Genelde biraz ilac bulundururuz ama insan her an alerji olabilecegini dusunmuyor. Zaten Ozan'a sorsaniz vucudu yenecekmis bunu. Ilac o kadar da gerekli degilmis. Birazcik beanten surebilmek icin kollarina yarim saat dil dokmek gerekiyor :) Ne derse tamam diyorum bu ara zira itiraz edersem hasta erkek sendromunun en guclu cumlelerini kurmaya basliyor "ben hastayim ama..." :) E olacak bu kadar :)

28 Mart 2012 Çarşamba

Yolun bizi goturdugu yer (6)... Biesbosch

Arada dogaya kacmak istiyor insan. 
Hani boyle yuruken yanindan yoresinden arabalar gecmesin istiyor. 
Sonra insanlarla arasina uzun mesafeler koyabilsin istiyor. 
Sonra sessizlik derin bir sessizlik etrafini sarsin istiyor. 
Sehirden uzak, dukkanlardan uzak, karmasadan uzak ve elbette gurultuden uzak bir iki saat icin alip basini gitmek istiyor insan. 

Gidilen yer bir bakima siginilan yer oluyor. 
Gidilen yer bir bakima sirdas oluyor. 
Yuruyor insan yollarda, uzun uzun, dusunerek yuruyor... 
Gunun buyuk cogunlugunu tum sehir seslerinden uzak, sakince geciriyor.  
Ve boyle gecirilen  gunlerin sonunda her zaman hic beklemedigi kadar dinlenmis oluyor insan. 
Yenileniyor...


Biz boyle dogaya siginmak isteyince yakinlardaki milli parklara kacmaya basladik bir zamandir. 
Favorilerimizden biri Dordrectteki Biesbosch.
1950'lerde Hollandada yasanan buyuk bir selden sonra olusmus bu milli park ve icindeki irili uafkli dereler. 
Bugun bu dereler kanocular tarafindan guzel rotalar olarak degerlendiriliyor. 


Parkin en unlu misafirleri kunduzlar. 
Hatta bir de kunduzlari anlatan kucuk bir baraksi var. 
Cocuklar icin kurulmus bir alan.
Ama biz ne zaman yolumuz dusse bu milli parka; kendimizi o barakanin icinde kunduz hikayelerine bakarken yakaliyoruz , laf aramizda :)
Yurumekten yorulunca siginivermek icin bir iki de guzel kafesi var. 
Iste o kafelerden birinden cektigimiz fotograflardan biri...


Bir de hava guzelken resmen plaj gibi sere serpe yatilip guneslenilen bir plaji var bu milli parkin.
Sanirim iste bu yollarin arasinda bir anda karsiniza cikiveren plaj, 
bu milli parkin beni en cok sasirtan surprizlerinden biri. 
Hollandalilar suya da giriyor da bizim icin pek cekici degil ne yazik ki.


Dordrecht, burnumuzun ucu. 
Rafadan Kafadanin yardimi ile bizim evden sadece 20-25 dakika uzaklikta.
Ama sehirle alakasi olmayan bir huzur kucagi. 
Hava guzelse ah iste aynen boyle bizim gibi kano yapmak icin. 


Sonra kanoyu bir kenara cekip, pardon bir camura saplayip, 
kano ustu kahvalti keyfi yapmak icin :) 
(evet evet insanlar spor olsun diye kano yapiyor biz bilakis orada da kalori almayi tercih ediyoruz :)) 
Sonra derelerin arasinda kaybolup kurek cekmekten bitap dusmek icin. 
Sonra buz gibi bir birayla soyle bir manzaranin karsisinda keyif yapmak icin.


Baska bir gun gidip agaclarin arasinda uzun uzun yurumek icin.
Doganin hediyelerini izleyip, degisimine keyifle taniklik etmek icin...
Nasil keyiflenmez ki insan bu manzaralar karisinda...


Ah kis mi geldi... 
O zaman yurumek icin... 
Uzun uzun yurumek icin...


Attigimiz her adimda
yapraklarin hisirtisina kulak kesilmek icin...
Esen ruzgarla agaclara veda eden yapraklarin yere suzuluslerine sahit olmak icin...
Bugune kadar bir kere bile karsilasmamis olsak da onlarla
her kosebasini donerken acaba bir kunduz cikar mi karsimiza diye heyecan yapmak icin :)


Sonra camurlara bata cika yurumek zorunda kalinan bir rotaya girmek icin :)
ve guzelim cizmeleri camura kurban edip biraz sinirlenmek, bolca gulmek icin. 
eve donunce temizlenmis olsalar da ah cizmelerim diye bir sure soylenmek icin :)



Soguk biraz daha siddetli hissetirmeye baslayinca kendini siginacak bir kafenin pesine dusmek icin.
Soguktan usuyen elleri sicak bir domates corbasinin dumaninda isitmak icin :)
Ama en cok her mevsim ayri bir guzellesen manzaralara dalip dalip gitmek icin...



Biz sanirim buraya daha coook gideriz. 
Her mevsimin renklerini ayri ayri sevmek icin. 


Her mevsimin kokusunu ayri ayri duymak icin. 
Bir de mevsim ne olursa olsun sehirden uzak cok uzak olmak dinlenmek icin...
Ama bence en guzeli 
Ayni noktadan bakip manzaraya mevsimlerin degisimini heyecanla izlemek icin...


PS: ne cok resimli bir yazi oldu bu boyle, neyse bu sefer de boyle :)

26 Mart 2012 Pazartesi

Sersem

Sersem, 
herhangi bir sebeple bilinci ve duygulari zayiflamis olan kisi 
ya da 
dusunmeden hareket eden, ne yaptiginin farkinda olmayan kisi olarak tanimlanmis. 
Bir kelimenin tanimi bir insani %100 anlatiyor olabilir mi? 
Bugun bu kelimenin tanimi beni %100 anlatiyor. 

Bugun bilincim ve duygularim kesinlikle normal sinirlarinda calisamiyor ve dolayisiyla benim hareketlerim de cok bilincli olarak sergilenmiyor. 
Sebep mi? 
Emin degilim ama yuksek ihtimalle
Saat degisimi.
Yanina biraz da bahar carpmasi ekledik
muhtesem bir karisim oldu :)

Oldum olasi yaz saati uygulamasini severim ben. Sabah uyandigimizda gun dogmus olur. Aksam isten ciktigimizda hala aydinliktir etraf. Gun isigina daha fazla sahip olma fikri beni hep mutlu eder. Biliyorum elbette kazanilan bir sey yok belki genel toplamda ama yine de ben ozellikle yaz saati uygulamasina geciyorsak sikayet etmem. Gelecek uzun gun isikli gunlerin hayali ile avunurum. 

Simdi de oyle yapmaya calisiyorum ancak tek bir farkla; su anda zaten cok dusunecek halde degilim cunku dunden beri resmen sersem gibi hissediyorum. Bildiginiz sersem. Uyanamiyorum, uyansam da beynimi uyandiramiyorum. Sonra gunu boyle hafif bir leylalik icinde geciriyor yapacaklarima bir turlu baslayamiyor baslasam da bitiremiyorum. Sersem gibiyim sersem gibi dolaniyorum :)

Zaten dun yaptigim hicbir seye benzemeyen tatli da bu sersemligin urunu bence. Yoksa ben bir tatli yapmayi da beceremeyecek insan degilim demek isterim ama olabilir beceremeyebilirim de. O yuzden bu konuya cok fazla girmek istemiyorum. Nasil sekilsiz nasil garip bir sey oldu anlatamam bundan sonra o tarifi kullanirsam iki olsun :)

Simdi toplantilar arasinda kosarken bir an once bugunun sonu gelsin de eve gidelim istiyorum. Ustelik biz isten ciktigimizda hala aydinlik olacak hatta eve gidince uzun sure hava kararmayacak diye kendimi avutuyorum. Ve gun sonuna kadar aldigim/iz kararlarla isleri bir cikmaza sokamamayi umuyorum :) Kac gunde doneriz normale acaba? :)

25 Mart 2012 Pazar

Kar Kokusu

Sagolsun Gonjamin essiz gayretleri ile bu yil yeni yazarlala tanisma imkanim oldu. 
Bu yeni tanistigim yazarlardan biri de Ahmet Umit. 
Kar Kokusu, da benim okudugum ilk Ahmet Umit kitabi.

Soyle diyor kitabin arka kapak yazisi:
Yari otobiyografik bir roman. Sovyetler Birligi henuz dagilmamis. Turkiye'de askeri diktatorlugun en karanlik gunleri. Moskova'daki uluslararasi okulda egitim goren Turkiyeli devrimciler. Askeri diktatorlugun istihbaratcilari onlarin pesinde. Ve karlar uzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla baslayan ic hesaplasma. Hayatin anlami nedir? Gercegi kim temsil ediyor? Sadece Turkiye Komunist Partisi'nin degil, uluslarasi devrimci hareketin bir donemine farkli bir bakis.
Ben kitabi begendim.
Ise gidip gelirken yolu benim icin heyecanli kildi bu kitap, zamanin nasil gectigini anlamama yardim etti. 
Ana hikayesi heyecanli, anlatimi akici idi. 
Karakterlerin hikayeleri ise guzel ayrintilar icerseler de sanki biraz daha iyi islenebilirlerdi. 
Ote yandan,
Kar Kokusu severek okumus olsam da donup donup bir daha okuyacagim bir kitap oldu diyemem. 
Kitabi bir cirpida okumus, sayfalar arasinda neler olacak acaba diye merakla dolanmis olsam da,
 heyecanli bir cinayet takibi nasil sonuclanacak diye meraklanmis olsam da 
kitabi bitirdikten sonra kendimi soyle dusunurken buldum: 
"Tamam guzelmis... Simdi ne okusam"...
Sanki kitabin son sayfasini kapatinca kitap ve kitabin aklima yazdigi hersey bitti. 
Sonra ustune dusundugum, 
surada neyi anlatmak istemisti 
ya da 
sunu da ne guzel anlatmisti dedigim cok sey olmadi sanki.

Sonradan bakinca kitabin sayfalari arasinda isaretledigim bir su paragraf vardi...
Sovyetler Birliginde gecirdigi gunler, yurt disina cikmadan ulke sevgisinin ne anlama geldigini tam olarak kavranamayacagini ogretmisti Cemil'e. Ayri dusmus insanlar icin ulke bazen yalnizca bir turku demekti, bazen bugusu ustunde sicak bir yemek, bazen bir sokak goruntusu, bazen de bir isim. Nereye giderse gitsin ulkesini icinde tasirdi insan. Ulke dusuncelere sinerdi, davranis olur, hic beklemediginiz bir anda kendini gosterirdi. Isteseniz de kurtulamazdiniz ondan, bir tat, bir dokunus, bir ses, bir koku, bir goruntu olur, akliniza takilir, cekip gotururdu sizi cocuklugunuzun, gencliginizin gectigi yerlere. 
Iste oyle...

Siz de oyle cok buyuk beklentilerim yok; soyle kapilip gidecegim surukleyici bir cinayet romani okuyayim, biraz da Rusya, komunizm ve donemin Turkiye partileri hakkinda bir kac satir okuyayim derseniz, Kar Kokusu'nu tavsiye ederim. Ben de buyuk ihtimalle kitapligimizda beni bekleyen ikinci Ahmet Unit kitabimin sayfalari arasina yakinda dalarim :)
O zaman 
hepimize iyi okumalar :)

23 Mart 2012 Cuma

Of aman aman

Demin dusundum de gunler aslinda bir-bir gidiyor. 
Oraya gidiyorum, buraya yetisiyorum derken bakiyorsun ki gecmis gitmis hafta. 
Bir bakiyorsun Pazartesi bir bakiyorsun Cuma...

Isler cok yogun bu ara.
Biraz da karisik.
Bir suru sey ayni anda devam ediyor.
Hepsinin hizla kosup birbirlerinin kuyruklarina dolanmamasi gerekiyor.
Bir telas bir kosturmaca

Herkesin isi en onemlisi
Herkes ama Gulcin bizimki daha onemli diyor, 
olmazsa sunu yapamayiz bunu yapamayiz.
Hepsini dinliyorum
Hicbirine soz vermiyorum
Surekli planlarla oynayip, sunu once yaparsak bunu suraya sikistirirsak diye kombinasyonlar deniyorum.
Zor ve bunaltici.
Oyun gibi iste diye avutuyorum kendimi.

Arada bunalir gibi oluyorum sonra dusunuyorum da:
Aman ne yapayim
Neler bitmiyor ki onlar da biter.
Ustelik bugun Cuma :)

Iste demin de bunaldigim bir anda su sarkiyi dinlerken buldum kendimi
Bir de arada dans ederken
Siz de bunaldiysaniz
Siz de gunler bir bir gidiyor diyorsaniz tavsiye ederim iyi geliyor :)'

Aslinda sozlere bakinca farkli etkiler yapmasi lazim sarkinin ben de. 
Kirip zincirlerimi gidesim gelmesi lazim ama....
ben sadece su sozlere odaklaniyorum
ve
Aynen sarkida soyledigi gibi:
Bunalinca Zaman zaman
Cekiyorum bir of aman aman :)
iyi geliyor :)


is mis olur gider...
gunesle dolu, 
enerjik
cok guzel 
bir hafta sonu olsun hepimize :)

21 Mart 2012 Çarşamba

Kurallar (2)

Dun yorumlarda Selcen'e de soyledigim gibi aslinda dunku yaziyla bunu birlikte yazmistim da klavyemin ayari yok; yazi cok uzun olmus :) O yuzden bugune kaldi. 

Iste o muhtesem kurallardan ikincisi:
Yuruyen merdivenlerde sagdan yurunmesi. 
Hem Izmir'de hem de Istanbul'da uygulanmasi konusunda halkimizin cok titiz oldugu bu kurala gore yuruyen merdivenlerde sol tarafin yuruyenler icin bos birakilmasi gerekiyor. Bu bos birakilan sol taraftan, enerjik vatandaslarimiz ve elbette en onemlisi acelesi olan vatandaslarimiz hizla ilerleyebiliyorlar. 

Gercekten amaca hizmet eden onemli bir kural, uygulanmali uygulatilmali sonuna kadar katiliyorum. Ama yine de bu kurala uymayanlara verilen tepkilere gulmeden duramiyorum :)

1. derece tepki:
Bu tepki seviyesini en dusuk siddetli tepki seviyesi olarak adlandirmak mumkun.  Yuruyen merdivende hizla ilerlemek isteyen yolcumuz kibarca onundeki vatandasa sesleniyor: Pardon gecebilir miyim?

2. derece tepki:
Bu tepki seviyesinde yuruyen merdivende hizla ilerlemek isteyen yolcumuz daha sabirsiz. Kimseye rica falan edecek hali de yok. 
Bugune kadar yapilan gozlemlere gore bu tepki seviyesinde en cok kullanilan cumle ise: 
Gececegiz ama biz... 
Ayni tepki sevityesinde kullanilan diger cumlelerse: 
canim kurallara uymak lazim, 
beyefendi/hanimefendi lutfen sol tarafi bos birakin olmuyor ama

3. derece tepki:
Bu tepki seviyesinde isler iyice sertlesmeye baslayabiliyor. Bugune kadar yapilan gozlemlere gore bu tepki seviyesine genelde is cikis saatlerinde baska bir otobuse, dolmusa aktarma yapacak ve onun saatine yetismesi gereken yolcular arasinda daha buyuk olasilikla rastlaniyor:
 En fazla kullanilan tepki cumlesi: 
Olmaz ki boyle! 
Ayni tepki seiyesinde rastlanan diger cumlelerse: 
cik cik cik 
kurallara uyulmuyor ki 
boyle olmuyor ki

4. derece tepki:
Bu tepki seviyesi daha sert cumlelerin kullanildigi seviye. Bugune kadar yapilan gozlemlere gore bu tepki seviyesi genel olarak baska konularda sinirleri bozuk olabilen, sinirli vatandaslarimiz ya da artik genel olarak kurallara uyulmamasina dayanamaz hale gelmis vatandaslarimiz tarafindan kullaniliyor. Bu derece tepkilerin en favori cumleleri ise hayvanlar alemiyle ilgili benzetmeler olabiliyor. Bugune kadar yapilan gozlemler bu cumleleri iceriyor: 
Yahu essek koysan bu kadarina uyar kurallarin! 
Dingonun ahiri mi burasi beyefendi kurallara uysaniza! 
Kardesim tapuladiniz mi siz bu merdiveni sagda durun ya!

5. derece tepki: 
Bu seviyedeki tepki ise genlde umutsuz vatandaslarimiz tarafindan tercih ediliyor. Onlar ilerlemek dahi istemiyor sadece tepki veriyor biraz da soyleniyor: 
Yok yok bu memleket adam olmaz... 

Suphesiz ki bu kural Turkiye'de en azindan Izmir ve Istanbul'da en iyi isleyen kurallardan biri. Ben gittigim hicbir memlekette bu kurala bu kadar itinayla uyuldugunu gormedim kendi adima. Ya da soyle diyeyim uymayana bu kadar tepki verildigini gormedim :) Dikkatle bakiyorum yuyuyen merdivene ayagini atan sag tarafa usulca yanasiyor. Bakti yer mi yok o fezaya ulasacakmis gibi uzanan merdivenleri tirmanmaya basliyor :) Buldugu ilk arada saga yanasiveriyor :) Yaslisi, genci hepsi boyle solda dikilip duran yok gormedim :)


Ama yine de elimizi vicdanimiza koyalim verilen bazi tepkiler ve varilan nokta hakikaten asiri ve hatta gulunc olabiliyor :)

Yine de tepkilerin bizi ulastirdigi kurali uygulama basarisina bakarak burada su oneriyi getirmek istiyorum:

Madem:
hele hele istanbul'da emniyet seridini ambulanslar icin bile bos degil! 
Hem izmirde hem Istanbulda yaya gecitlerine araba park etmekten bile cekinilmiyor!
Hem izmirde hem Istabulda yaya gecidi diye yola atladiginizda ustunuzden araba gecmesin diye yaninizda kim varsa can hirac kolunuzdan cekiyor!

Bu kural ihlallerinin yapildigi her yere yuruyen merdivenlerdeki tepkili vatandaslarimiz konulsun! 
Izleyelim hersey nasil sut limana donuyor:) 

Benden soylemesi Izmir'de ya da Istanbuldaysaniz ve yuruyen merdivenleri kullanacaksaniz dikkatli olun sagda durmayin :) ne de olsa arabadakileri yakalamak zor ama yaya halinde kurala uymayani halkimiz fena yapiyor :) 
Aferin vallaha! 

20 Mart 2012 Salı

Kurallar (1)


Kim demis Turkiye'de kurallar sevilmez, Turkiye'de kurallara uyulmaz diye. 
Bir kac kural var ki ben onlarin kuralciligi ile bilinen Hollanda'da bile Turkiyedeki kadar titizlikle takip edildigini gormuyorum. 
Ben daha cok vaktimi Izmir ve Istanbul'da gecirdigimden durum diger illerimizde de ayni mi bilemiyorum ama bazi kurallar var ki Izmir ve Istanbul'da halkimizin uygulamayi takibini buyuk bir gulumseme ile izliyor ve itiraf edeyim o kurallari  uygulamazsam basima geleceklerden biraz da korkuyorum :) 
Izmir'den yeni donmusken sicagi sicagina yazayim dedim. 
Iste bu kurallardan daha cok izmir'de kullanilanlarindan biri :)

Belediye otobuslerinde cep telefonu kullanilmamasi
Ben bu kuralin ciktigi zamani hatirliyorum. Cep telefonlari yeni cikmisti polis telsizi gibi kocamandi. Antenleri arabalarin radyo antenlerine yaklasacak uzunluktaydi o vakitler. Izmirin otobusleri de eski kirmizilar bir de yeni gelmis maviler. 

Dediler ki: 
bu yeni gelen otobuslerin elektrik sistemleri cok fazla. Cep telefonlarinin yayadigi sinyaller bu elektrik aksamlarinda arizalara kilitlenmelere sebep oluyor. Otobuslerde cep telefonu kullanilmaya. 
Amenna! 
Kullanilmadi. 
Kim belediye otobusune binerse telefonunu kapatti, inene kadar da acmadi...

Bu kuralin islemeye baslamasinin ustunden on sene falan gecti. On senede, cep telefonlari degisti, otobusler genelde ayni ama bir iki tane yeni geldi. Dort yanimizi baz istasyonlari sardi. 
Ama degismeyen tek sey... Otobuslerde yasanan senaryo ve izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimizin belediye otobuslerinde cep telefonu kullananlara gosterdikleri tepkiler oldu :) 

Suursuz genc telefonunu acar ve konusmaya baslar... Ama bilmedigi bir sey vardir ki o da Izmirli teyzelerimin, amcalarimin telefonlar konusunda alicilari oldukca aciktir. Otobusun en uzak kosesinde oturuyor olsalar da bir Imzirli otobus yolcusu teyze ya da amcanin cep telefonu ile konusan genci tespit etmesi sadece 1-2 dakikalik meseledir: Sonrasinda ise genelde olaylar soyle gelisir:

1. asama cik cik cik
Bu asamada izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimizin kullandiklari hic bir soz yoktur. Sadece yansima sesleri olarak guruplandirdigimiz "cik cik cik" periyordik olarak otobuste yankilanir. Sahip olunan sinir seviyesine gore cikciklarin sesi/siddeti izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz tarafindan itina ile ayarlanir.  

kapatmadi mi genc telefonu...

2. asama periyodik olarak arkaya donerek kotu kotu bakma bakma
Bu asama genel olarak telefonla konusan genc otobusun arkasinda iken onde oturan izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz tarafindan kullanilir. Bu asamanin en belirgin karakteristigi belirli araliklarla kafanin 180 derece kadar dondurulup konusan kisiye kotu kotu bakilmasidir. Tercihen sure telefonla konusan gencle goz temasi kurana kadar ya da genc telefonu kapatma alametleri gosterene kadar giderek arttirilmalidir. 

kapatmadi mi genc telefonu...

3. asama aa olmuyor ama
Bu asamada izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz seslerini yavas yavas yukseltirler ve guzel dilimizin nadide kelimelerini kullanmaya baslarlar. Bu asamaya kadar kullandiklari ters mimikleri kelimelerle dile dokerler. Bugune kadar yapilmis olan gozlemlere gore bu asamada kullanilan en favori cumle: "aa olmuyor ama" dir. Bunun yanisira "ayip canim", "bu kadar olmaz ki" de verilmek istenen tepkinin siddetine gore uygun durumlarda kullanilabilir, mahsuru yoktur.

kapatmadi mi genc telefonu...

4. asama araya adam sokma
Bu asamada izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz gencin direk kendisiyle konusuldugunu anlamadikca istedikleri yonde hareket etmeyecegini yani telefonu kapatmayacagini anlamislardir. Bu yuzden gence direk ulasmanin yollari aranir. Bugune kadar yapilmis olan gozlemlere gore bu asamada kullanilan en favori yontem "araya adam sokmak, tercihen de telefonla konusan kisinin yanindaki insani sokmak suretiyle telefonla konusan gence ulasmaktir." Bunun icin en fazla kullanilan cumle ise: "beyefendi/ hanimefendi soyler misiniz kapatsin telefonu?" olmaktadir.

kapatmadi mi genc telefonu...

5. asama savunma
Bu asamada izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz telefonla konusan gence ulasmistir artik. Zira buyuk bir ihtimalle bir onceki asamada kendisinden surece dahil olmasi istenen araci kisi gence telefonu kapatmasini soylemistir. Zira  izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz icin otobuslere asilan telefonla konusulabilir levhasinin bile bir onemi yoktur. izmirde belediye otobusunde telefonla konusulmaz o kadar!

ve genc savunmasina baslar...
cok acildi, patronum aradi, acmak zorundaydim, cok kisa konustum zaten.... Genelde saygilidir Izmir insani yahu konusurum kardesim diye kesip atmaz. Atmasinlar da zaten konusmasinlar ne olacak!

ama oldu da kapatmadi mi genc telefonu... ya da kapatti kapatti....

6. asama konusmayacaksin
Bu asamada izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz genc nesile mesaji verir: "Konusmayacaksin! Belediye otobusunde konusmayacaksin"

oldu da kapatmadi mi genc telefonu... ya da kapatmis olsa bile kendini biraz daha savunmak mi istedi...

7. asama Final!
Bu asamada izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz bazi otobuslerde cep telefonu ile konusmanin yasak olmadigini anlatmaya calisan genclerle karsilasabilir. Onlar asili levhalari gostererek ya da bazi aciklamalara dayanarak bulunduklari otobuste bu yasagin olmadigini savunabilir. Ama unutmamalilardir ki izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz icin belediye otobuslerinde telefonla konusmak yasaktir! o kadar! Ve bu kurali uygulatacak izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimiz oldurucu darbeyi yapar: "Kalp Pilim var yavrum benim"

Iste bu sozun bittigi yerdir... Ne soylenebilir ki? Ozur diler genc bir de ustune vicdan azabi ekler belki. Bunu soyleyen herkesin kalp pili var midir bilinmez. Belki vardir belki yoktur. Ama ya varsa? Iste bu ihtimal bile otobuse binerken cep telefonlarini kapatmak icin yeterlidir aslinda. Ben zaten Izmire gittim mi otobuse bineceksem telefonumu kapatirim kurallara uyarim ne olur ne olmaz :) Ama yine de bu yasanan hafif komik bir surectir izlerken gulmeden edemem merakla beklerim telefonla konusan olacak mi diye :) 

Buraya sunu eklemek isterim. harika bir onerim var: 
Bu teyze ve amcalarimi ben ucaklara almak istiyorum!
Hakikaten!
Otobusleri bilmem ne kadar gelistiler ama ucaklarda yasak bu telefonlar herkes biliyor.
Ama nereye ucsak ucagin tekerleri yere degince aciliyor telefonlar. 
Yahu sabret havalaina girene kadar. 
Yok! 
Sanki herkes IMF baskani! 
Onlar havadayken cevaplayamadiklari telefonlarla dunyanin makus talihi degisecek. 
Yolcu uyarmis, hostes uyarmis farketmiyor. herkes illa aciyor o telefonu
Son gelisimde amca acti telefonu. O meret de ayarliymis ezan okundu ucakta ya daha otesi var mi :)
Tobe yarabbim :)

Bu soruna nihayi cozumu ben burada Gulcincede sunmak istiyorum:
Versinler  izmirli otobus yolcusu teyze ve amcalarimizi  ucaklara ucer beser guruplar halinde 
bak nasil getiriyorlar hepsini yola :)

19 Mart 2012 Pazartesi

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim (6)... Kacamak...

Kisacik bir mola daha verdim Hollanda gunlerine, aylarina, yillarina. 
Insanoglu kus misali ise ben kusllarin en gocmen turunden olduguma yeniden kanaat getirdim ve bir kosu (!) Izmir'e gidip geldim. 
Oyle kisa kaldim ki Izmir'de bu sefer islermi hakikaten kosarak hallettim :) 
Epi topu 3 gun hatta 2.5 icinde 3000 km yol yapip, planlar arasinda kosturup, Izmirimle sevdiklerimle hasret gidermeye calistim. 


Zaman hakikaten goreceli bir kavram. 
2.5 gun nedir ki dyor insan ama bir yandan da 2.5 gune neler sigdiriyor, sigdirabiliyor insan. 
Ben neler mi yaptim? 

Izmir gunesle karsiladi beni. 
Canim! 
Ben de gune erkenden tek basima da olsa boyozlu bir kahvalti ile baslayip, onceden planladigim bir iki isimi haledip dustum yollara. 
Yurudum yurudum...
Biraz alisverisin ardindan arkadaslarimla bulustum :) 
Bir kahve keyfinin (tamam tamam yaninda da kazandibi:P) ardina bahara uygun renk renk bluzlar aldigimiz bir kiz-kiza alisveris keyfini de kattim :) 


Bitmedi!
Ikinci gune en sevdigim Izmir kahvaltisi ile basladim:
Boyoz, gevrek, tulum peyniri, cay...
vallahi hepsini ben yiyorum :)
Sonra anne-kiz kuafor keyfi yasayip kisa hatta kisacik sacli oldum :) 
Boylece bir yil oncesine kadar neredeyse belime uzanan saclarimi adim adim kisaltma calismalarimda bu sefer, enseyi de acarak sanirim onemli bir asama kaydetmis oldum :)

Bitmedi! 
Arkadasim dedi ki limanda cok guzel bir yer acilmis. 
Demekle kalmadi, aldi bizi oralara da goturdu. 
Mekan guzel, yemekler guzel, yemege eslik eden piyano sesi sahane idi :)
Gunu forumda bir kahve keyfi ile tamamlayip iki arada bir derede kitap ve CDler de aldim :) 
Forum'un kalabaligindan kacip  annemle bir aksamustu yuruyusu de yapiverdim :)

Bitmedi!
Aksam yemek keyfini enginarla susledim. Bayilirim enginara! 
Hal boyle olunca annem ve babam da hazir etmis enginarlari tabi :) 
Babam ben fotograf cekip duruken, "sen delirdin babacim, enginarin fotografi mi cekilir" diyedursun 
ben koca enginari yedim bitirdim :) 
Sadece o olsa! Yaninda dilimlerce koy ekmegi, suzme yogurt, cesit cesit yemekler o, bu... 
Yedim de yedim. 
Ama olsun ekmek cok guzeldi babam getirmis :)

Bitmedi!
Laf aramizda benim abim deli! 
Fenarbahce maci oldu mu yanasmayacaksin yanina hatta odasinin civarina. Bir yandan mac, bir yandan muzik, bir yandan abimin sesi. Eyvah eyvah :) 
Aksam derbiyi GSli Gulcin, GSli baba ve Besiktasli anne fanatik fenerli abimin seslerinden takip ettik. 
Nasil seviniyor gol olunca :)
2-2 neyse kimse uzulmedi diyecegim de bizimki sonuctan pek memnun degildi :)

Bitmedi!
Sabah kahvaltisinda bir kalsik: Teyzem'in el acmasi borekleri. 
Izmirdeyseniz ve yemediyseniz kesinlikle tavsiye ederim. 
Yedim hatta yanimda koca bir paketi de Hollandaya getirdim. 
Tamam benimle gelemedi ve bu manzarayi izleyemedi belki ama yazik Ozan boreklerden yemesin mi :)


Bitmedi!
Kisacik da olsa gonul almalar, komsularimiza ugramalar. 
Oyle sevgiyle kucakliyorlar ki beni; ne de olsa ellerinde buyudum. 
Sevgi teyzem kemalpasa tatlisi yapmis. yemem mi afiyetle onu da yedim :) 
Deniz teyzeme bir sonraki gelis icin kahve sozu verdim. 
Hatice teyzem tursu yapmis bizim icin, bunca yildan sonra bir ilk: Turkiyeden buraya tursu getirdim :) 
Hayriye teyzemle kapi arasi bir sohbeti de araya sikistiriverdim derken..
 komsu sohbetleriyle cok guzel bir sabah gecirdim. 
Icimden de boyle sicak sohbetlere daha cok vakit ayirayim dedim...

Bitmedi!
Annemle ciktik yola, havalanina. Dergiler aldik inceledik, sohbetler ettik. 
Ucak saatini getirdik. 
Iste o an bitti 2,5 gun. 
Bindim ucagima Hollandama geldim... 
Ama olsun 2,5 gun eglendim, dinlendim. 
Zaten ben buralara geldikten sonra sunu ogrendim:
Kisacik zaman, vakit neye yeter ki demeyeceksin, 
yapmak istediklerini zamansizliga siginip ertelemeyeceksin, 
usenmeyeceksin. 
Imkanlar el veriyorsa kacip gidivereceksin
O kisacik anlar buyuk keyifler sakliyor olabiliyor ne de olsa :)

bu kacamak da burada bitti sonunda :) 

15 Mart 2012 Perşembe

Yalniz degildik....

haftasonu gittigimiz gol kenarinda
yalniz degildik :)
gorunen oydu ki gunesin pesinden kosan sadece Rotterdam civarinda yasayan insanlar degildik
hatta biz insan turu sayica gol kenarindaki bir baska canli turune gore oldukca azdik. 
yani yalniz degildik :)
cunku...
biz pazar keyfimizi iste bu pek sirin kopuslerle paylasiyorduk :)


oyle guzel egleniyorlardi ki...

mesela bu sevimli kopus.
almis boyundan buyuk bir sopayi agzina 
hatta benim boyumdan bile buyuk olabilir :)
insanlarin, agaclarin arasindan dolana dolana kosuyordu
ve ilginc olan bir kisiye, bir agaca bile carpmadi.
oyle egleniyordu ki
bizi kendine hayran birakti.


ya bu sevimliye ne demeli.
onun kumlardan kurtarmasi gereken bir sopasi vardi!
sopa kumdan kurtulanca hemen nasil agzina alsin. 
tabi ya biraz da temizlemeliydi.
kosturmaktan yorulunca da biraz oturup dinlenmeliydi.
keyfine diyecek yoktu :)



Bu kucuk sevimli ise  
bisikletin yaninda sahibini bekliyordu.
Biraz da artist bir kopustu ki bana poz vermekten de geri durmadi :)


Bu dostumuz kahve beyaz.
hareketli mi hareketli
golun bir yanindan diger yanina kostu durdu.
kah suya girdi
kah baska kopeklerin arkasinda yol aldi
her yaptigi komikti cunku biraz suursuzdu...


bu harika sey ise belki de bugune kadar gordugum en guzel kopeklerden biri.
ben cok cinslerini anlamam ama sanirim bir danua. 
bu renk nasil guzeldir dedik durduk biz etrafimizda oldugu sure boyunca.
yasi da etrafindaki diger kopeklerden boyu gibi buyuk muydu bilemem .
ama bu belki de gunun en olgun kopegi idi.
boyle vakur dolasti ortalarda.


o gun guzel havanin keyfini en cok cikartan suphesiz onlardi.
birlikte neseyle kosarak, sulara dalip cikarak, birbirlerini kovalayarak...
her sekilde egleniyorlardi.
kavga yoktu, dalas yoktu, 
birbirini isiran, yaralayan, katletmeye calisan da yoktu.
simdi bugun durdugum yerden bakinca 
zaten hayvan aleminde kasitli olarak, hic ugruna! birbirini katleden hic yoktu.

bu nevi sahsina munhasir ozellik biz cok yuce insanliga aitti degil mi?
ustelik yaptiklarimizdan sorumlu tutulmama luksumuz de  vardi 
tabi tabi ne de olsa dunya insanlarin hatta sadece kendini dusunen insanlarin etrafinda donuyordu :(
ne yazik! 
halbuki kopekler birbirlerinden cok farkli olsalar da bir arada ne kadar mutluydu...
ne mutlu onlara!
ve cok tesekkurler bize yasattiklari mutluluga
sevimlilikleriyle onlar gunumuzu nesesi oldu :)



13 Mart 2012 Salı

Cok ayip!

Cok ayip!
orada o kabusu yasamis herkese
o kabusu yasayanlari uzaktan yakindan taniyip dehsete taniklik edenlere
televizyonlarinin karsisinda eli yureginde o igrenc anlari yasayan bizlere
en onemlisi hic ugruna yitip giden onca cana
hepimize 
insanliga karsi bu karar
cok ayip!

ben bu karari verdirtenlerin aksine o gunu hatirliyorum.
yazliktaydik o vakit.
hava sicak.
aksamustu cayi hazirliyorduk
oylesine normal bir gun
o anda televizyonda haberler basladi
ve biz, televizyona baktik kaldik
insanlar yandi orada
cayir cayir!
dumanlardan korunmaya, alevlerden korunmaya calistilar gozumuzun onunde
can pazari yasandi orada
can pazari!
biz elimiz yuregimizde televizyona baktik kaldik
cocuk sayilirdim daha
sok oldum!

Sonra lisedeydim
canim edebiyat ogretmenim bir soylesi duzenledi bizim icin
Aydogan Yavasli geldi
o gunden yarali kurtulabilenlerden bir yazar
hala vucudunda o gunden izler tasiyan bir yazar
soylesinin kisacik bir kisminda gozleri dolarak cok da ayrintiya girmeden anlatti bize yasananlari
bogazimin  sıkıldıgını  hissettim.
diyordu ki "ama siz umutlu olun bunu yapanlar cezasini elbette alacak"
alamadi!

bunu yapanlara cezasi verdirilmedi!
yine de inatla 
cunku acinin zaman asimi yok!
cunku vicdanin zaman asimi yok!
cunku insanligin zaman asimi yok!

yok biz anladik adalet kalmadi artik da keske defalarca kanitlamasalar bunu bize. 
bir an olsun yanildigimizi dusunmemize izin verseler keske!
ama cok ayip
gercekten cok ayip ama...

12 Mart 2012 Pazartesi

Yolun bizi goturdugu yer (5)... Zevenhuizen

Cumartesi gununu kursini bulutlarla geciren Rotterdam, pazar gunu bambaska bir gune uyandi. 
Cumartesiyi evde, bulasik, camasir, temizlik gibi aktivitelerle zaman doldurarak ve olabildigince dinlenerek geciren bizler icin de haftasonunun son gununde bambaska bir gun basladi. 
Gunes piril pirildi, icimiz kipir kipir. 
Henuz kesin yargilarda bulunmak icin cok erken. 
Ne de olsa mart kapidan baktirir, kazma kurek yaktirir 
ve 
Hollanda havasina yilin hicbir doneminde guven olmaz ama... 
Sanirim sonunda bahar geldi 
yok yok soyle diyeyim 
Sanirim sonunda bahar gelmeye basladi :)

Bu pazar gun, odamiza dolan hatta gozumuze giren gunes isigi ile basladi. Eskiden olsa kesin "off gozume gunes girdi sabah sabah beni uykumdan etti" diye soylenirdim ben. Ama surada da soylemistim ya burnum surttu :) Hal boyle olunca, uyanilan gun de piril piril olunca sabahin yedisinde uyanmak bana pek de kotu gelmedi. Hatta Ozan'in "hadi gunesi kacirmayalim kahvalti oncesinde acik havada bir yuruyus yapalim" fikri bile bana cazip geldi. Saat oldukca erkendi ama yollar o kadar da bos degildi. Muhtemeldir ki pek cok Hollandali da bizim gibi gunesin pesindeydi... 


Biz eve dondukten sonra kahvalti hazirlarken caldi telefon. "Bu havada evde oturmasak mi?" diyordu arkadaslarimiz. "Tamam" dedik "Hadi yollara"... Kahvalti sonrasi bu kez dordumuz pardon Rafadan Kafadanla beraber besimiz yollardaydik :)


Yolun bizi goturdugu yer bu kez cok da uzak degildi. Rotterdam'in biraz disinda bririne yakin gollerin, derelerin, kanallarin boldugu bir yerlesim bolgesi: Zevenhuizen. Bizim tercihimiz kucuk minnacik bir kumsal ve cimlerle kapli gol kenariydi...


Biraz yuruyus yaptik....
Biraz sohbet ettik...
Biraz cay ictik, kahve yudumladik...
Biraz uyanan baharla sevindik...


Biraz kagit oynadik...
Biraz etrafi izledik gulumsedik...
derken kendimizi bir topun pesinde cocuklar gibi kosarken bulduk :)
sanirim en son ilkokulda falandim bu oyunu oynarken.
Yillar sonra biz bu hafta sonu yeniden istop oynadik :)
Hop top havada.... 
Gulcin.... 
Istop...
:)
Kostuk durduk. Birbirimizi vurup puanlar pesinde kostuk. 
Bizim coskumuza gulen golun diger ziyaretcileriyle bile gulustuk...

ve sonra...
Suya giden oyuncaginin ardindan bakan kucuk cocuklari izlemeye dalip duruduk.


Hayat da boyledi aslinda. 
Bir an elinde olan oynadigin oyuncak belki bir an sonra suya kapilip gidiyordu. 
O zaman iste ne yaninda seninle o oyuncagi oynamaktan keyif alan arkadaslarin. ..
Ne canhirac cigliklarla oyuncagi kurtarsin diye cagirdigin baban...
Ne etraftan sana yardim etmeye calisanlar...
Hicbirinin gideni geri getirmek icin yaptiklarinin bir faydasi olmuyordu. 


Vakur mu karsilamaliydi gideni? 
Yoksa oturup ardindan aglamali miydi? 
Yoksa aynen bizim kucuk cocuk gibi donup baska bir oyuncakla mi avunmali miydi? 
Belki hicbiri... 
Belki de hepsi... 


Yine dusundum tek gercek suydu: 
insan elindekinin kiymetini elindeyken bilmeli, keyfini olabildigince cikarmaliydi.
Mesela gunes yarin olmaz diye bugunden uzulmemeli de
o gunesli gunu bir top pesinde kosarak gecirmeliydi.
Mesela yarin da pazartesi butun hafta calisacagiz diye dertlenip durmamali da 
tatil gununde bir piknik battaniyesinin ustunde hafiften baslayan ruzgara aldirmadan kagit oyunlari oynayabilmeliydi...
Her ne yaparsan yapsin dun orada olanlar, gunesin tadini cikarabilmeliydi... 
Biz de oyle yaptik :)

ve gunun sonunda
baslayan hafta icin topu olabildigince yuksege gok yuzune yolladik bagirdik...
Pazartesi... 
cevap bu sabah geldi:
istop :)
artik hafta boyunca durdugumuz yerde ofisimizde duracak top bizi mi vuracak diye bekleyecektik.
e ne yapalim oyunun kurali buydu :)

9 Mart 2012 Cuma

Bugun bunu cok sevdim :) Bilmem neden?

Bugun sabah zorla kalktim yataktan.
bilmem neden?
belki biraz cuma yorgunlugu
belki de biraz nedendir bilmem gunlerdir ustumde olan kirginlik ve usutme hali...

Bugun sabah calismaya da zorla basladim.
bilmem neden?
belki biraz son calisma gunu ha gayret diye kendimi motive etme gayretlerimin yetersizligi
 belki de biraz ah calisacak hic halim yok diye icten ice soylenmelerim verdigi enerjisizlik

Bugun mailleri okumaya baslamam da oldukca uzun zaman aldi
bilmem neden?
belki bekleyen islerin sevimsizliginin bilincaltimda yarattigi etki
belki de yine projede bir sorun cikmis olabilecegine dair icime gelen his...

Ama sonra...
islere gomulmeden, dokumanlara bakmadan, toplantilara baslamadan once her sabah oldugu gibi gazetelere bakinca iste bu videoya denk geldim:


bir de bakmisim yuzumde bir gulumseme
bilmem neden?
belki teyzelerin tatligindan
belki de  enerjilerinin bana verdigi mutluluktan :)

tamam tamam, sarkisini da fena bulmadigim Can Bonomo'dan yana gonlum :)
ama 
zaten bu yarisma da nedir ki diye dusunenlerden biri olarak
bu sabah twitterda da dedigim gibi:
bizim deli dolu gencimiz Can Bonomo,
oralara gidice bir bu teyzelere sarilsin ellerini opuversin diyorum
Bu kadar tatli olunur mu ya :)

Umarim hastalarin iyilestigi, biri de ben :)
yorgunlarin dinlendigi, aa bunun da biri de ben :)
Boyle enerjik, neseli, mutlu bir haftasonu olsun.
Sunun surasinda kaldi bir kac saat :)

bu arada hala Gulcince kazansin yarismada diyenler link hala burada :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails