29 Şubat 2012 Çarşamba

5-N-1-K Mim...

Sevgili Lalis demis ki Gulcin mimlendin.
Bir de hypo dedi mimlendin diye ama onu henuz yazamadim. Neyse ki hypo bilir ben gec olsa da mimlerimi yazmak icin elimden geleni yaparim :)

Bu mim biraz "degisik"... Soyle ki ...

'Mimin konusu şu; Ne? Nerede? Nasıl? Ne zaman? Neden? Ve Kim? sorularını aklımıza gelen ilk cevaba göre cevaplıyoruz. Cevaplar ister yazarak ister bağlantı vererek cevaplayabilirsiniz. '' 

diyor. O zaman ben de cevaplamaya calisiyorum :)

Ne?
Benim aklima gelen bir nesne olmadi ilk. Ilk aklima gelen dans oldu bu soruda. Dans.. Insanin vucuduna en guzel hukmedisi... Dans... Insanin muzige en guzel eslik edisi... Dans... Insanin icindeki enerjiyi ne guzel ifade edisi... Dans... Insanin kendisi gibi dansa tutkunlarla biraraya geldiginde uretmekten en keyif aldigi... Dans... Insanin yanindakilerle birlikte omuz-omuza birarada ritimleri takip ederken en cok coskulandigi... Ve dans Gulcin'in bu aralar en cok ozledigi...

Nerede?
Aslinda hic farketmez... Muzigi duydugun yerde. Icinde muzigin yarattigi kipirtilari hissettigin yerde... Bir anda icinden dans etmenin geldigi her yerde. Ama illa illa sahne ustunde. Isiklarin altinda, seyircinin karsisinda. Birlikte calistigin, birlikte urettigin dasncilarin yaninda...  Gormedigin insanlarin gozleri sizin hareketinizi heyecanla izlerken iste tam orada sahnede, bir gosteride. Oyle olunca hic onemli degil dunyanin herhangi bir yerinde...

Nasil?
Coskuyla... Mutlulukla... Dunyanin en guzel isini yapiyormuscasina keyifle... Ilk defa sahneye cikiyormuscasina heyecanla. Hatta kontrol edemedigin kalp carpintilari ile... Hatta ve hatta dizlerindeki ellerindeki hafif titremelerle... Aylarca calismis olsan da adimlari unutursam diye endiseyle. Sonra muzigi duydugun anda adimlari aklinin degil vucudunun ve hislerinin kontrol ettigini anlayarak huzurla... Her adimda her adimda daha da buyuyen bir heyecanla. Her adimda her adimda daha da buyuyen bir gucle, guvenle... Mutlulukla... Coskuyla... Ama su anda en cok ozlemle yine ozlemle...

Ne zaman?
Simdi... Mumkun olsa her zaman... Ama gercege donuyorum ve kabul ediyorum artik hicbir zaman...

Neden?
Dun, "yine" boyun agrilariyla basetmeye calisirken bilgisyarimda saklanmis eski anilara denk geldim... Universite yillarindan kalma anilara... Zamanimi dansla muzikle doldurdugum yillardan kalma anilara... Baktim.. Oyle saglikliydim ki... Haftada bes gun, gunde en az uc-dort saat dans ediyordum. Oyle cok yoruluyordum ki bazen fiziksel olarak calisma sonrasinda oturdugum yerden kalkamayacagimi saniyordum. Ama bir yandan oyle mutluydum ki sanki hic yorulmamiscasina her gun oradan oraya buyuk bir enerjiyle kosuyordum. Boynum hic agrimiyordu. O agri hic koluma gelmiyordu. Sagima soluma onume arkama bakmak bana hic izdirap vermiyordu. Oyle seviyordum ki yaptiklarimi gece kacta yatarsam yatayim sabahin korunde derse gitmek bile bana hic zor gelmiyordu. Oyle iste baktim ekrana ve dusundum: Sadece on yilda mi her sey bu kadar farkli oldu? Iste o yuzden bugun aklima ilk gelen dans. Cunku beni o zamanlar cok ama cok mutlu ediyordu...

Kim?
Bulamadim bu soruya bir cevap. Belki de cevaplar yine bende sakli oldugundan. Belki de boyle bir ozlemde insana yardim edecek olan yine kendisinden baskasi olamadigindan.. O zaman ben buraya gecen gun yeniden izleyip gulumsedigim bir muzik-dans videosuekleyeyim. . Bizi o zamanlar coskulandiranlardan farkli ama bu aralar benim sevdigim bir video... Dansin muzigin hayatin her aninda yeraldigini bana hatirlatan ruhuma iyi gelen bir video...


Bu nasil bir mim oldu ben de bilemedim :) 
Ama bu seferlik de boyle olsun dedim yazdigim gibi biraktim...

Simdi gelelim mimin son kismina: 
Iste hep bekledigim an 
hypo ben de seni mimliyorum :)

27 Şubat 2012 Pazartesi

Yolun bizi goturdugu yer (4)... Antwerp

Sevgili Antwerp,
Yillardir yolumuz senin ustunden baska sehirlere ulasti.
Ama niyeyse seninle tanisacak firsat bir turlu  olmadi.
Aslina bakarsan biz bugune kadar seni hep sanayi kenti sandik
Simdi gelip gezince sokaklarini, anladik ki
Meger cok yanilmisiz...

Cumartesi sabahi havayi bulutsuz, gunesli gorunce hadi dedik duselim yollara. Aklimiza ilk sen geldin inan. Ama boyle bir anda cikiverince yola biraz hazirliksiz oldu sana gelisimiz elbet, ne bir plan ne de gorulecek yerler vardi aklimizda. O yuzden cok adetimiz olmasa da kendmize bir tura kaydolurken buluverdik :) 
Rehberimiz anlatti, biz dinledik... bak senin hakkinda neler neler ogrendik...

16. yy senin altin cagin sayilirmis. O zamanlar en zengin donemlerini yasamis hatta Avrupa'nin en zengin sehirlerinden biri olmussun. Sonra Ispanyollar gelmis egemenligini ellerine almislar. Ispanyadaki krala baglanmissin. Baglanmissin baglanmasina da yan komsun Hollandalilar bu durumdan hoslanmamis elbette. Iste o vakit kapatmislar dereden sana dogru gemilerin gecisini. Daha dogrusu yuksek bir vergiye baglamislar. Hic gemi gelmez olmus sana. Elbette ticaret bitince, gelir kaynagin tukenmis senin icin de sasaali donem bitivermis. Tam uc-yuz-yil surmus bu ambargo. Belki de o donemi anlatirmis su an en guzel meydanini susleyen bu heykel ve heykelin hikayesini olusturan efsane...

Efsaneye gore...
Cok eskiden topraklarinda yasayan bir dev varmis. Bu dev nehiri gecmek isteyenlerden harac ister durumus. Vermeyenin de sag elini keser dereye atarmis. 
Gunlerden bir gun askerlerden biri nasil olduysa bu devi alt etmeyi basarmis. Ibret olsun diye o da devin sag elini koparmis. Boylece halk devden kurtulmus
Iste tam o ani simgelermis bu heykel...
Yine efsaneye gore adin da aslinda bu olayin hollandaca soylenisinden gelirmis. 
"Hand werpen" hollandacada "el firlatmak" anlamina gelirmis ya.
Zamanla "H"si gitmis. Antwerpen kalmis. O da senin ismin olmus..

Bu heykelin arkasinda duran gorkemli bina senin belediyeni barindiriyormus. Italyadan gelmis bu binanin planlari. Ronasansin en yuksek devrini yasadigi donemde senin meydanin da bir ronasans binasina kavusmus. Ronasans zamaninda dini ogeler cok fazla vurgulanmadigindan binanin ustunde de hic dini oge yokmus. Ama ne zaman ki Ispanyollar gelmis kataolizm onem kazanmis, yayilmak istenmis; iste o zaman bu binanin ustune bu dini heykeller eklenmis... Bir de hemen hemen her sokagin kosedinde karsimiza cikan dini ogeler de yine bu zamanda binalari suslemeye baslamis...


Meydani susleyen diger binalarin da kimisi 16. yydan kalma kimisi 19.yydan. Hepsi birbirinden guzel. Hepsinin tepesinde altin kaplama bir figur. Bugun ogrendim ki o figurler binalarin sahiplerini ya da adini simgelermis. Ne zaman ki Napolyon'un hakimiyetine gecmis ulke Fransiz etkisi artmis o zaman binalar numaralanmaya baslamis. Sevgili Antwerp, bilmezdim sayende ogrendim meger numaralama sistemini binalara ilk uygulatan da Napolyonmus...


Belki de sahip oldugun en gorkemli tarihi bina sadece bu meydandan degil neredeyse sehrin her kosesinden gorulebilen katedralin. Tam uc-yuz-yil surmus bu kathedralin ilk halinin yapilmasi. ve aslinda Avrupa'daki pek cok kathedral gibi o da hic bitirilememis. 

Yanginlar gormus, savaslar yasamis ama heralde en buyuk tehlikeyi Napolyon bu katedralin oldugu alani "at ahiri" olarak kullanmak istediginde yasamis. 

Neyse ki kathedrali yikip o alani at ahirina cevirme gorevi donemin onemli mimarlarindan Jan Blom'a verilmis.   O da oyle yavastan almis ki yikim islerini, daha kathedralin yikilmasina gecilmeden fikirler degismis. Yani Jan Blom kathedrali kurtarmis. O yuzden kathedralin bulundugu sokaga O'nun adi verilmis.


Belediye binasini arkana alip meydani dumduz gecince variliyor bence sana gelince mutlaka gorulmesi gereken cok guzel bir baska meydana. Bu meydandaki tum binalar Ispanyollar tarafindan katolizmi yaymak icin yapilmis. Bu guzel kiliseyi yapmak ise sadece yedi yillarini almis. Ne yazik ki yapimindan yaklasik yuz-yil sonra buyuk bir yangin cikmis kilisede ve orijinal alanlarin pek cok kismi tahrip olmus. 


Meydanin diger sahipleri yine ayni donemde yapilmis olan kutuphane ve toplanti binasi. Bu binalarin sardigi meydanin cok guzel bir akustigi olduguna inanildigindan senin bu meydanin hic muzisyensiz olmazmis.  Bu meydandaki kutuphaneyi sana ticaret icin gelen Alman tuccarlardan biri yaptirmis. Normalde acik olmazmis kutuphane ama biz oradayken acikti :) Gorduk ki mis gibi kitap kokan, sari isiklarla aydinlatilmis cok ama cok guzel bir kutuphaneye sahipsin. Yani bence pek kiymetli bir hazinenin sahibisin...


Kutuphane cikisi vurduk kendimizi yollarina... 
Sokaklarinin arasinda dolastik...  
Gorduk ki sahip oldugun tek guzellikler tarihi binalarin degil
cesit cesit evlerinle, eski binalarla suslu arnavut kaldirimi sokaklarinla, o sokaklarda karsimiza cikan rengarenk vitrinlerine aslinda sen surprizlerle dolsusun...



Kucuk ayrintilara gulumseyip 
renklerin arasinda yuruduk yuruduk
laf aramizda baya da yorulduk :)

 Bir de baktik ki limana varmisiz...
Cok sasirdik denize uzak bir koumda olmana ragmen
Rotterdamdan sonra Avrupa'nin en buyuk ikinci limanina sahipmissin. 


Ben bu gezide anladim ki gemileri cok seviyorsun... 
Rahat gecsinler sularindan diye nehrin iki kiyisini birlestirecek bir kopru bile barindirmiyorsun...
 Peki nasil ulasiyor bu iki kiyi birbirine dedigimizde rehberimizin verdigi cevapla cok sasirdik. 
Meger tuneller baglarmis iki yani. 
Ve belki de iste bu tunel Avrupadaki tek sadece yayalarin gectigi tunelmis. 

Daha oyle cok sey ogrendik ki senin hakkinda... 
Mesela bir baski atolyesi gezdik, sonra cok guzel kiliseler ziyaret ettik. 
Yazsam sayfalarca onlari da yazarim.
Ama...
Cok uzun yazdim biliyorum... 
Sadece sana veda etmeden bir de sunu soylemek istiyorum. 
Biz vaktimiz cok az oldugundan kisa kalabilmis olsak da Foyer cafesine bayildim. 
Sanki bir cafede pasta yiyip cay icmiyordum da bir baloya istirak ediyordum.
Yok yok hatta... 
Sanki o suslu tavanlarin icinde ben de bir tiyatro yildiziydim :)

Simdilik hoscakal diyorum sana ama aklinda olsun...
Yeniden gelecegiz biz sana... 
cunku cok guzel muzelerin varmis gezemedik. 
Tamam tamam bir de yanimizda getirdigimiz cikolatalar yetmedi 
De Foyer de biraz daha leziz pastalar yiyelim istedik :)

biz yeniden gelecegiz ama sen simdilik
Hoscakal...

26 Şubat 2012 Pazar

Tatli Ruyalar...

Alper Canígüz
Psiko-Absurd Romantik Komedi

Hikayemiz bir pazar sabahi gazetesini okumakta olan Hector Berlioz'un - ki kendisi Turkiye'de yasayan bir Fransiz Turkudur- su ilani gormesiyle baslar: 
"25 yasinda iyi egitimli, iki yabanci dil bilen saglikli genc, geri kalanini temin edebilmek amaciyla hayatinin bir bolumunu satiyor." 
Hector Berlioz aradigi adami bulmustur!

Ne icin mi? Iste orasi kitabin sayfalari arasinda bence heyecanla okuyacaginiz ic-ice gecmis hikayelerde sakli. Arada Istanbul sokaklarinda, arada hic bilmediginiz diyarlarda sizi dolastiracak satirlarda sakli. Bunca seyi birbirine nasil baglayacak diye dusunurken bir anda kendiliginden olusan baglantilarla sizi sasirtan satirlarda sakli... Arada kafanizi karistiracak kadar size yabanci gelen, arada sanki uzun zamandir onlari okuyormuscasina tanidiginizi hissettiginiz karakterleri saklayan satirlarda sakli... Sozun ozu benim severek okudugum cok begendigim bu kitabin sayfalari arasinda sakli...

Diyor ki kitabin arka kapak yazisi...
Alper Canigüz, Tatli Ruyalar'da gercek, dus ve kurgu arasinda usulca ve ustaca hareket ederek okura bas dondurucu bir hikaye anlatiyor...

Dogru... Belki de o yuzden kitabi ilk gordugumde "Psiko-Absurd Romantik Komedi" nedir diye dusundugum halde, belki de o yuzden gunlerce elim kitaba gitmedigi halde ve evet belki de o yuzden kitaba biraz da on yargi ile basladigim halde hikayeye kapilip gitmem icin ilk iki-uc sayfayi okumam yeterli oluyor.

Soyle bitiyor arka kapak yazisi...
Canigüz kivrak, eglenceli ve heyecanli analtimiyla, hikayeyi kah dagitip kah toplayarak, son ana kadar okuru sasirtmaya devam ediyor. Yayimlandigi gunden itibaren 2000li yillarin kult kitaplari arasina giren siradisi bir roman...

Dogru... Hikaye arada dagilir gibi olsa da insanda oyle bir merak uyandiriyor ki kitabi elden birakmak cok da mumkun olmuyor. Ve belki de o yuzden insan bir cirpida okuyup kitabi kapagini kapatirken,  "Vay be" diyor "Ne de guzel yazmis."

Herkes benim kadar sever mi bu kitabi?
Bilmiyorum.
Ama ben okudgum bu Psiko-Absurd Romantik Komedi kitabi cok sevdim onu biliyorum...
Simdi yazarin ikinci kitabi elime gecsin de onu da bir cirpida okuyayim istiyorum...
Bir de elinde bu kitapla evimize gelip bizi bu kitapla ve yazari ile tanistiran arkadasimiza cok tesekkur ediyorum.
O, kendini bilir :)

24 Şubat 2012 Cuma

Bugun de buna cok guldum :) Serbest...

Tam da kiyafetler ustune bir yazi yazmisken karsima cikan bu karikaturle haftayi gulumseyerek kapatiyorum:) 
Baska seyler yazmak vardi aklimda ama bu karikatur karsima cikinca dedimki kendi kendime
"iste bu hafta bu tam yakisir Gulcince'ye" :)
Son bir iki saattir buna bakip bakip gulumsuyorum :) 



kiyamam :)
Guzel gunesli bir haftasonu olsun hepimize...

22 Şubat 2012 Çarşamba

Calisan kadinin buyuk imtihanlari...

tamam havalar isinmaya basladi sonunda ama...
gecen haftalarda dusunmustum de... 
Calisan kadinin en buyuk imtihanlarindan biri sanirim: 
Soğuk çok soğuk kış aylarında şık olmak!

Ben çalışmaya başlayalı yedi-sekiz sene oldu. Son yıllarda çalıştığım biraz daha rahat ortamı saymazsak yedi sekiz senedir ofis hayatı yaşıyorum. Bu da demektir ki yedi sekiz senedir saçma bir gardolabın karşısında her gün giyecek bir şeyler seçmeye çalışıyorum. Bir yandan da bu da demektir ki ben yedi sekiz kış mevsimidir ise gitmek için kıyafet seçimi yapmaya çalışıyorum. Ama yok anladım ben bu ezaya alışamıyorum!

Yahu ne kadar zor bu kış aylarında şık bir ofis insanı olmak. Etek giyeyim desen ofise gelene kadar bacaklar buz! Bu sene opak çorap modaymış sağolsun modacılar minnettarım kendilerine de ben zaten yıllardır Hollanda'nın soğuğunda opak çoraplarımı giyiyorum. Ne yapayım! O, 10 denye 20 denye çorapla kış mı geçer burada? Ama giyorum opak çorabı da ne oluyor? Hiç üşüyorum bildiğiniz üşüyorum!

Elbiseyle etek arasında bana sorarsanız zerre fark yok zaten. Kaldım mı ben pantalonlara. Hadi normal bir soğukta pantalonla idare edebiliyorum diyelim ama dereceler biraz aşağıya dondu mu mümkün değil o pantalonu çorapsız giyebileyim ben! Al işte başıma bir dert daha! Çorabı giysem bacaklarım kaşınıyor, giymesem soğuktan yürünmüyor. Nedir bu eza!

Gelelim gömlek isine. Gömlekler ütüden dolayı çok tercihlerim arasında degil elbette. Ama elbette arada şart oluyor şöyle beyaz bir gömlek ile şıklığımı desteklemek :) Ütüsünü geçtim diyelim hadi. Ama kis olunca nasil bir gomlekle cikayim sokaga. Mumkun degil, üstüne hırka giymeden gömlek giyilmiyor. E yün hırkayı giyince de şıklık falan kalmıyor. Ayrıca ofise gelene kadar gömleğimin de kolları buruşuyor ve bu beni cok sinirlendiriyor :)

Ayakkabıyı saymıyorum bile. Benim yolda topuklu ayakkabıyla yürümüşlüğüm yoktur. Zaten spor ayakkabı ile bile bileğimdeki bağları koparabilmiş bir insanım topuklu ayakkabı neyime. Ben illa topuklu giyesim varsa da koyarım çantama topuklu ayakkabılarımı, giyerim ayaklarıma spor ayakkabılarımi yürürüm ofisime. Ofiste hop değişsin ayakkabılar. E ama kışın öyle mi? Bildiğiniz bot giymem lazım ayağıma. Tamam ofise gelince masanın altına saklıyorum onları da mesela Ingilteredeyken bir konferansa katıldım nereye sığdıracağımı şaşırdım o koca kar botlarını.

Bu noktada 
dışarıdaki hava buzken hamam gibi olan ofisleri, 
boğazlı kazak giyince sıcaktan oturamamayı. 
O sokakta muhtaç olduğum pantalon içi çorabin ofiste bana darallar getirmesini 
saymıyorum bile!

Kendimce karar verdim 
calışan kadının en büyük sınavlarından biri bu: 
Soğuk havada şık olmak!
Daha fenası ofise yürüyerek gelmek zorundaysan şık olmak! 
Daha da fenası ofise değil de konferansa falan gidiyorsan şık olmak!

ve surasi kesin ki ben bu sinavi gecemiyorum :) 
Ben bu sinavi gecerim diyenler varsa onerileriniz buyuk bir merakla bekliyorum :)

tamam biliyorum soz vermistim havadan sikayet etmemeye. Etmiyorum da ama yine de
gel bahar gel gel...
bu kadar olur canim :)

20 Şubat 2012 Pazartesi

Hamarat (5)

Yok aslinda ben boyle degildim. 
Hepsi buraya geldikten sonra basladi! 
Mesela...
Turkiye'den urunler getirip satan marketlere gidip sanki hayatimda ilk defa kolonya gormus gibi davranmak. 
Canim epi topu kolanya, cocuklugumdan beri durur evin baskosesinde ne zamandan beri beni bu kadar sasirtir oldu. 
Mesela... 
Ince belli cay bardagi reyonunun onunde yarim saatten fazla zaman gecirmek... 
Sanki hepsi el yapimi cini. Nerede! bildiginiz duz cay bardagi. 
Yok ama nasil egleniyoruz bunun tutma kismi biraz ustte mi sanki, bunun alti daha ince degil mi diye sohbetler esliginde. 
Allahtan oyle dukkanlarda onume cikan herseyi alip gelmiyorum eve yoksa halimiz nice olurdu bilmem. 
Yalniz pazarda markette askolsun beni durdurabilene.

Sansliyiz; haftasonlari evimizin onune market aciliyor. Oraya da pirinctir bulgurdur oyle bakliyat getiren Fasli pazarcilarimiz var. Oradan yapiyoruz genelde bunlarin alisverisini, pazarcilar da taniyor bizi. Gittik mi hemen bir zeytin, kuru kayisi ne varsa onlerinde ikram ediyorlar. Muhabbetimiz iyi yani :) Bir Cumartesi gunu Ozanla gittik yine Pazara. Ozan'in en huysuz halini gormek istersen, pazarin en kalabalik saatinde onu pazarda yuruteceksin. Ben de oyle yaptim :) Neyse geldik tezgahin onune siramizi bekliyoruz. O sirada ben ne goreyim tezgahta? Bugday!

Yarabbim sanirsiniz dunyalari bana vermisler. Ne sevinc ne sevinc. "Ozan bak bugday! Ozan bugday goruyor musun?" diye nasil heyecanlandiysam pazar huysuzu Ozan'in bile yuzu guldu:) Ben bunu alayim dedim. Cocuk tabi bendeki sevinci gorunce suursuzca destekledi beni alalim diye. Aldim, eve geldik. Pazardan aldiklarimizi yerlestirdik. Bugdaya baktim baktim. "Ozan" dedim. "Bugdaydan ne yapilir?"

O an Ozan'in yuzundeki saskinligi gormeliydiniz. 
"Bilmiyor musun?" diye sordu. 
Yok canim biliyorum" dedim. Ama iki sey biliyorum bugdaydan biri asure ben sevmem;  zaten burada yapmak zor. Biri de keskek ama yani kendimi parcalasam yapamam :)" 
"E niye aldik o zaman" dedi. 
"Ama ben ilk defa burada bugday gordum" dedim :) 
Iste o an Ozan'da ne pazara gitmekle alakali huysuzluk kaldi ne bir sey. Karsilikli bugdaya baktik baktik gulduk :) Neyse gel zaman git zaman bugdaydan bir corba yapmaya basladim ben ama inat ettim tarif falan bakmadim kendim buldum corba yapmanin yolunu. Bugdayi aldim ya :) Neyseki lezzetli oluyor hem sehriye yerine bugday daha faydali diye avutuyoruz kendimizi :)
burada belli olmasa da icinde bugday var :)
Hadi bugdayi aldin, hadi bir sekilde yirttin da bu hikayeden, peki Gulcin daha sansini niye zorluyorsun diyeceksiniz. Bilsem! Diyorum ya ben boyle degildim. Buraya geldikten sonra oldu butun bunlar. Bu sefer ne mi aldim? Bosuna dusunmeyin muhtemeldir ki bulamazsiniz. Cunku bana bile sorsalar hayatta bunu bir gun alacagimi dusunmezdim. Evet soyluyorum evimizdeki yeni misafir kuru patlican!

Bu sefer markete gittik. 
Ben kuru patlicanlari gorunce yine bir sevinc bir sevinc. "Ozan" dedim "Bak kuru patlican getirmisler"
Cocuk tecrubeli ya artik. "Alacak miyiz?" dedi boyle caresizce bakarak. 
E kolay degil haftalarca ben bu bugdayla ne yapacagim diye yedim basinin etini :)  
"E alalim tabi Ozan ya kuru patlican getirmisler" dedim.  
Sanki Amerikadan Avrupya ilk patatesi getirmisler!
Dedim ya tecrubelendi. 
Sen bununla ne yapilir biliyor musun? diye sordu. 
"Evet" dedim, "Kuru patlican dolmasi." 
Ama tahminimce yeterince tecrubelenmemis ki "Sen o nasil yapilir biliyor musun?" diye sormadi. 
Sorsa cevap belli. Bilmiyorum tabi ki!

Yahu bizim evde ben hayatimda kuru patlican dolmasi pistigini hatirlamam. Bugune kadar yediysem de toplamda bir elin parmagini gecmez kuru patlican dolmasi yemelerim. Anneannem, babaannem yapmistir ya da Gonjam :) Neyime gerek benim kuru patlican!

Ama aldim bir kere. Haftalardir evde basbasayim kuru patlicanlarla. her dolabi actigimda onlar bana bakiyor ben onlara. Yapacagim artik kuru patlican dolmasi baska carem yok; o sevincimi golgede birakir miyim ben :) Bu sefer hic risk almadim zira hayal gucumle kuru patlican kullanarak bir yemege varmam mumkun degildi benim. Actim Pembe Kekik'i yapmistir heralde dedim :) Bingo! Yanilmamisim. Ama baktim malzemeler sumak lazim. Nerede bizde sumak. ben de yine kendi yaraticilgimi katmak zorunda kaldim olaya. Evde nar eksisi vardi onu koydum sumak yerine. Olur olur diye.

Oldu sonucta bu oldu :)

Vallahi kuru patlican dolmasinin tadi boyle mi olur bilmiyorum da bizimkinde pek bir patlican tadi yoktu.
 Iste bildiginiz pirinc, kiyma baharati da yakismis. 
Ama kuru patlicanin yemege katkisi ne oldu onu tam cozemedim ben :) 
Icini yedim daha cok daha lezzetli geldi :) 
Ama Ozan'a gore fena olmamis hatta iyi bir kuru patlicanla iyice kivirirmisim bu isi. 
Yalniz evde iki kisiyiz o yuzden onun yorumu biraz yanli olabilir diye dusunmuyor da degilim. 
Hatta bu yorumun altinda yapilmis artik yiyecegiz ne yapalim tinilari da sezmiyor degilim :)
Neyse elbette ustelemeyecegim. 
Yaptim mi ben kuru patlican dolmasi? 
Yaptim. 
Iste buraya da yazdim :)

Bir surpriz malzeme daha var evde suursuzca aldigim. Simdi onunla ne yapacagim diye dusunuyorum bir de kendime akil fikir diliyorum :)

Iyi haftalar!!!!

18 Şubat 2012 Cumartesi

Bugun de buna cok guldum :) Vazgecmisler...

Dun, aksam Turkiye'den gelen bir gurubun burada bir barda konseri var dedi arkadaslarimiz. Biz oyle cok o gurubu dinlemiyoruz aslinda ama sevdigimiz sarkilari var. Biz oyle cok geceleri disari da cikmiyoruz aslinda ama arada bambaska seyler yapmaya da ihtiyac var. O yuzden akadaslarimiz beraber gidelim mi dediginde evet dedik degisiklik olur. Hem biraz havamiz degissin ki son haftalarda gercekten biraz degisiklige ihtiyacimiz vardi, hem de biraz turkce performans dinleyelim guzel olur diye dusunduk. Planlarimizi yaptik surada bulusuruz, su saatte orada oluruz diye. Ama bir turlu bilet satis sayfasini bulamiyoruz. E dedik belki de internetten satisi yoktur. Kapiya gidince aliriz o zaman. Ama benim icime sinmedi. zaten nerede gorulmus ben biletim olmadan bir konserin kapisina gidecegim :) Arayayim bir mekani dedim. Var mi bilet sorayim, varsa yer ayirtayim. Aradim. 

               - Merhaba Ingilizce ya da Turkce konusabilir miyim?
               - Tabi buyrun Turkce konusabiliriz
               - Bu aksam bir konser varmis sizin orada degil mi?
               - Konser?
               - Evet aksammis sanirim konseri
               - Evet vardi oyle bir sey
               - Vardi? Bilet sormak istemistim ben.
               - Haa konser artik yok
               - Nasil yok? Internette var yaziyor
               - Iptal oldu o
               - Niye acaba?
             - Onlar aslinda Almanya turnesinde. Oradan buraya gececeklerdi ama gelmeyecekler kararlari degisti
               - Oyle mi?
               - Evet ondan oyle iptal ettik biz
               - Internette duruyor ama
               - E gelecekler boyle arar sorar artik

Oldu... Sanirsin aksam yemegine arkadasi geliyor :) 

Yahu onca gun duyurusu yapilmis konserin iptali boyle mi aciklanir :) Vazgectiler gelmiyorlar nedir ben anlamadim. Muhtemelen hava muhalefeti falandir diyorum hani yok ya gitmeyelim dememislerdir de hadi iptal oldu internete niye bu bilgi eklenmez hic anlamadim. Ama zaten ben burada bu Turkiyeden sanatci getiren organizatorlerin calisma anlayisini hic anlayamadim :)

Neyse vazgecmisler gelmiyorlarmis iyi oldu aksamdan once haber verdiler de yemege hazirlik yapilmadi bari:) Sonra gelecekler diye haziranan onca yemegi kim yiyecekti degil mi :)


Hay yarabbim :)

17 Şubat 2012 Cuma

Her Temas Iz Birakir

Twitterda da takiplestiklerimiz biliyorlar ki 
bizim evde pazar aksamlari Behzat Ç. izlenir! 
Gerci simdi cok gec basladigindan bazen hafta ici bir aksam internetten izlenir. Ama oyle ya da boyle bizim evde Behzat  Ç.'nin yayinlanan tum bolumleri elimizden geldigince izlenir. 

Bir sekilde birbirimizden habersiz arkadas gurubumuz icinde hemen hemen herkes bu diziyi izlemeye basladigindan bir araya geldik mi de genelde  Behzat  Ç. muhabbeti olur. 
Hatta ilk zamanlar birbirimize "iyi la iyi iyi" diye mesaj atmisligimiz, 
"sacma sapan konusma la" diye birbirimize cikismizligimz da vardir. 
Hatta ve hatta biz Barcelona'dayken Gonjamin bir Pazar aksami "Savci amirime ilan-I ask etti la" diye bize mesaj atarak canli dizi yayini yapmisligi 
bizim de "biz de kadeh kaldirdik onlara ama sacma sapan hareketler yapmasinlar ha" diye cevap vermisligimiz de vardir. 
Allahtan ki bu aklimizi kacirmis hal ve bize pek uygun olmayan konusma sekli sadece ve sadece  Behzat  Ç. soz konusu ise gelir bize peydah olur :) Zaten laf aramizda pek cok sey sadece  Behzat  Ç. soz konusu ise bizim icin cekilir olur.

Bunlari niye mi yazdim?
Bir, evet ben bir Behzat  Ç. izleyicisiyim bunu da Gulcince'ye not edeyim dedim :)
 Iki, son Turkiye ziyaretimizde Gonjam bir aksam bana 
"Al "dedi "bu kitaplar senin bunu da Ozan’a gotur." 
Ozan’a gotur diye verdigi kitap  
Behzat  Ç. Bir Ankara Polisiyesi Her Temas Bir Iz Birakir

Once Ozan bir solukta okudu sonra ben bir elime aldim ki kapildim gittim kitaba. Bazi kitaplari filmleri cevrilmeden okumak daha iyidir. Katilirim bu goruse. Ama bu kitap icin bu gecerli degildi. Bilakis iyi ki dedim diziyi izledikten sonra okumusum. Her ne kadar kitabin ana cercevesini olusturan cinayetin sonucunu kitaba baslarken biliyor olsam da her ne kadar kitabin en vurucu yeri olan sonu her Behzat Ç. izleyicisi gibi benim de aklima kazinmis olsa da bu kitabi diziyi izledikten sonra okumak cok guzeldi. Okurken sanki oyuncular gozumun onunde dolaniyorlardi, sesleri kulaklarimdaydi. Bilmem onceden diziyi izledigimden midir, yoksa diziye oyunculari secenlerin basarisindan midir, yoksa oyuncularin kendi basarisindan midir ama karakterler tam da dizideki gibiydi. Eda haric. Onu bir sevemedim zaten J

Aynen Behzat Ç.'nin dedigi gibi
 Sonucta her cinayetin cozumu bir cumledir…
ama o cumleye ulasmak bazen bir omur gerektirir...
ve bu surec boyle guzel yazilirsa keyifle okunur.
 Behzat Ç. sevenlere hala okumadilarsa kesinlikle tavsiye ederim. Sevmeyenler de bir sans daha verir belki :)
..ve bu noktada bizi hic kitapsiz birakmayan Gonjam'a da tesekkur ederiz :)
PS: Kitabi her elime alip "Her Temas Iz Birakir" basligini gordugumde aklimdan gecen turist doviz birakir cumlesi ise bu kitabi okurken yasadigim keyifli gunlere hic yakismadi. Hadi konusma dilimde diziyi izlerken olusan gecici deformasyon bir yere kadar tamam da bu kotu espri girisimini bu diziden ogrenmemis olduguma eminim. Icimde bir canavar mi var yoksa :) Hic oluyor mu ama ya :)



15 Şubat 2012 Çarşamba

Buzda Dans

Bu haftasonu soguga aldirmayip bir iki saatligine dolasmaya ciktik Ozan'la. Niyetimiz bizim evin yakinlarindaki su daha once bahsettigim golun kiyisina gitmekti. Aslinda gol bizim evden yuruyerek sadece yirmi dakikalik bir mesafede ama hava oyle soguktu ki bizim icin evden bes dakika otedeki metro istasyonundan sonrasini yurumek mumkun degildi.
Iste tam da boyle karsiladi gol bizi...
O kocaman gol donmus, kocaman bir buz pisti olmustu. 
Bahar ve yaz aylarinda golun etrafini kaplayan kalabalik ise kapmis patenleri golun ustunu doldurmustu. 
Izlemesi cok keyifli...
izlemesi cektigimiz soguga degdi dedirten...
izlemesi bak iste bunu gordugume sevindim dedirten
cok guzel bir goruntu olusmustu...

Ne yazik ki! kanallar yeterince donmadigindan surada bahsettigim yaris bu yil da yapilamadi. Gercekten cok heveslenmisti garibanlar. Muhtemeldir ki yaristan hevesini alamayanlar haftasonu bulduklari tum buz pistlerini iste boyle doldurdu. Ne de olsa yediden yetmise sokakta yurucesine paten kullanabiliyor ya patenini kapan buzun ustune kosmustu... 


Golun ortasina kadar yuruduk Ozanla... 
Normalde karsidan baktigimiz degirmenlerin yanina kadar gittik buzun ustunden. 
Bir yandan kayip dusmeyelim diye dikkat ederken, bir yandan etrafi izlemeye daldik gittik...

Kadinlar, erkekler, cocuklar... hatta hatta bebekler...
hepsi buzda dans keyfi yapiyordu.
kimisi ayaklarinda patenleri bir puseti itiyor,
kimisi onde patenlerinin ustunde kayarken arkadan bir kizagin ustundeki cocuklarini cekiyordu...
Kimisi kopegini gezdiriyor
kimisi de duse kalka da olsa buzlarin ustunde yuruyordu...

Hayranlikla izledik patenlere hukmedislerini.
Sanki duz yolda yurucesine buzun ustunde ilerleyislerini.
Bulutsuz gokyuzunun piril piril bir gunesin esliginde celik gibi soguga aldirmadan keyifle kayislarini...


Hatta golun bir tarafini hokey sahasina cevirip 
kiran kirana bir macta kazanmak icin var gucleri ile cabalayislarini :)


Eve donus yolunda hadi bu kez yuruyelim dedik. 
Hem sehrin bu tarafindaki kanallarin donmus hallerini de goruruz. Guzel olur! 
Oldu. Guzel oldu da. 
Yine sadece metro duragina kadar olan yol guzel oldu. 
Tam da metro duragina gelmisken "Aman canim hepsi kanal degil mi sonucta" derken bulduk kendimizi 
O yuzden kanallara ait elimizde kalan bir bu fotograf oldu.

Sonra dusunduk Ozanla. Bu Hollandalilar nasil da her hava kosulunda mutlu olacak bir seyler buluyorlardi. Sicaksa yat hemen cimenlere, cok soguksa kap patenleri kos buzlara... Sanirim dedim Ozan'a gun gelip de buralardan gidince ben onlarin bu yaklasimlarini ozleyecegim. Cunku sunu hatirlatiyorlar bana: saglikla nefes aldigimiz her an mutlu olmak icin en guzel sebep, havadan sudan cok da sikayet etmemeli sadece sagliga sukretmeli bu hayatta.. 

PS: Bu postu ozellikle "Anne biz seninle gittigimiz gole gittik onun ustunde yuruduk" dedigimde telefonun diger ucunda fenalik gecirmis olabileceginden korktugum annem icin eklemek istedim. 
Aaa ama boyle seyler yapmayacakmisiz lutfen... Dusermisiz, aniden buz kirilirmis, sonra su bizi dibe cekermis, sonra yukariya cikmaya calissak da buzun kirildigi yeri bulamazmisiz, buz kaplarmis ustumuzu kalirmisiz asagida. Kenardan bakalimmis canim ne isimiz varmis buzun ustunde?
Ultumatonu aldik :) bir daha buza cikmak yok! mu acaba :)

Annecim bak ne kadar kalabalik korkacak bir sey yok yani :) Anne iste sanki bunca insanin icinde bir biz dusecegiz suya :) 

13 Şubat 2012 Pazartesi

Hollanda icin...

Okudukca anladim bu konuda da cok cahilmisim. Cok sukur ki farkindaligimiz artti, neyse ki ogreniyorum/z. Hollanda megerse ilik nakilleri icin dunya uzerinde kurulmus merkezlerden birine de ev sahipligi yapiyormus. Bilmiyordum. Ve Hollanda'dan donor olmak icin yapilmasi gerekenler de soyleymis:

  • Ilk asamada https://europdonor.nl/donor/aanmelden/ sayfasindan kayit yaptirmak gerekiyor. ( Ne yazik ki site Hollandaca ama google'in ceviri hizmetleri ile okumak mumkun)
  • Daha sonra basvurunuzu takiben verdiginiz adrese bir kit gonderiliyor
  • Bu kit kulak cubuklarina benzeyen cubuklar iceriyor
  • Tukuruk ornekleri bu cubuklarla alinip verilen adrese gonderiliyor
  • Doku kodu bu tukuruk orneklerinden belirlenerek sisteme kaydediliyor


Bu kadar... Olur da doku kodunuz ihtiyaci olan bir hasta ile uygun olursa gerekli diger testlerin yapilmasina baslaniyor. Bu asamada sizi detaylar konusunda bilgilendirecek uzmanlar da devreye giriyor. Elbette bu herseyden once bir gonulluluk isi. Donor oldugunuz andan itibaren bu merkez her konuda aklinizdaki her soruda sizi bilgilendiriyor ve yardimci oluyor.

Bu islemler Hollanda'da 35 yas altindaki donor adaylari icin ucretsiz. 36 ve sonrasi icinse 86 euroluk br ucreti var. Iste bu nedendir sitedeki tum aciklamalara ragmen kafamda oturtamadim :(  

Bir de Deli anne oyle guzel demis ki yine denilecekleri burada... Ben sadece diyorum ki umut cok onemli gercekten cok onemli bu hayatta...

10 Şubat 2012 Cuma

Umut...

Bir hafta daha bitmeye yaklasti...
Ben inaniyorum yeni hafta eskisinden daha guzel olacak...
Bugun internette dolanirken gordum bu fotografi...
Sonra dondum dondum baktim bu fotografa...
Piano Stairs at Santiago Chile
kaynak: google images
Dusundum de...
Belki de yurudugumuz tum yollar birer piyano. 
Attigimiz her adim hayatimizin sarkilari icinde bir ezgi...
Ezgiler bazen daha huzunlu bazen daha neseli...
Ama hangi piyano sadece huzunlu ya da sadece neseli sarkilar calar ki...
Vardir elbette her piyanonun neseyle suslenmis ezgiler calacak yetenegi...
Sadece bazi zamanlar daha yavaslar adimlar, belki biraz dinlenir ezgilerin sahibi...
Sonra daha guclu doner hayata... 
iste o zaman gelir piyanonun tuslari uzerinde nesenin hakimiyetinin vakti...
ve sanirim
huzunse bazi zamanlara denk dusen umut insanin en buyuk gucu ve en degerli hazinesi...

Bence burada yazanlar, yapilanlar cok buyuk bir umut gostergesi...
hani hala denk gelmediyseniz...

8 Şubat 2012 Çarşamba

Buz...

Dun aksam Ingiltere'den Hollanda'ya gelen tek tehirsiz ucaga bindim ve sansima sukrederek Hollanda topraklarina geri dondum. Ucagin kapilari acilana kadar evime gelmis olmaktan cok ama cok mutluydum. Ve ucagin kapisina yaklastigim anda yuzume carpan sogugu hissedince gerisin geriye ucaga geri donmek, koltuga oturmak, in deseler de inmemek ve ucak nereye gidiyorsa oraya dogru yola cikmak istedim. Hava cok soguktu! Otobusun gostergelerine gore -15 derece! Bu sefer hissedilen falan da degil bildiginiz -15 derece! 

Eve donuste taksici amcanin  anlattiklari ucaga binmeden okuduklarimi dogruluyordu. 
Bu kis, gercekten Hollanda'nin son yillarda gordugu, yasadigi en soguk kismis. 
Hatta en son 1997 yilinda yani bundan 15 sene once yapilabilen ve tum Hollandalilarin cok sevdigi  
"11 sehir paten yarisi"nin 
bu sene yeniden yapilabilecegine dair herkesin icinde bir umut varmis...

"11 sehir paten yarisi" ulkenin kuzeyinde  donmus kanallar ve goller uzerinde yapilan bir paten yarisi. Bu yarisin yapilabilmesi icin 200 kilometre uzunlugunda bir alani kaplayan kanallar ve gollerin donmasi gerekiyor. Bu 200 kilometrelik birbirine bagli, hic karayla bolunmemis, kanallar ve gollerden olusan parkur da 11 sehrin sinirlarindan gectiginden bu yaris  "11 sehir paten yarisi" olarak adlandiriliyor.

En son 15 yil once yapilabilmis bu yaris. Cunku kanallar her dondugunda bu yarisi kaldirabilecek buz kalinligina ulasamiyorlar. Yarisin yapilabilmesi icin kanallar ve gollerdeki buz alinliginin 15 cm olmasi gerekiyor. 15 cm buz! ve evet bu sene pek cok noktada istenilen buz kalinligina ulasilmis bulunuyor. Yani eger hava isinmazsa ve parkurun tamaminda 15 cmlik buz kalinligina ulasilabilirse bu haftasonu hukumetin yaris icin izin vermesi bekleniyor. Bu izin verilirse de 2 milyon insanin izlemek ya da yarisa katilmak uzere Kuzey Hollanda'ya gitmesi bekleniyor. Bakalim bu isin sonucu nereye varacak. gercekten neredeyse ulkenin tamami verilecek  bu karari bekliyor :)


Yaris olur ya da olmaz bilmiyorum ama donmus kanallarin goruntleri bazen gercekten cok guzel oluyor. 
Iste dun aksam o unlu sosyal paylasim sitesinde dolasan fotograflardan biri. 
Leiden'da bir aksamustu...
Bana sorarsaniz gunluk hayatta soguktan dolayi yasanan tum sikintilara ragmen bu aralar buralarda bazi manzaralar masallardan firlamis hissi veriyor :)
Ben cok sevdim bu fotografi...
ne guzel degil mi :)
kaynak leiden.vandaag.nl

6 Şubat 2012 Pazartesi

O an...

Bu karda kista valiz hazirlayip, sicak evimden cikmak ve yine karli kisli baska bir memlekete gelmek bana pek cazip gelmese de is icin dustum yine yollara. 
Istikamet yine Londra...

Bu sefer bembeyaz bir sehri geride birakti Rotterdam'dan havalanan ucak 

sonra bembeyaz bulutlarin ustunde yol alip... 

baska bir bembeyaz sehrin uzerinden suzuluverdi...

Gulcin yine Londra'ya ama bu kez yavas yavas erimekte olan karlariyla beyaz bir Londra'ya geldi...

Beni burada ilk karsilayanlar soguga aldirmadan eylemlerine devam edem Occupy direniscileri oldu...
Cogu insanin yurumekte bile zorlandigi bir havada onlar hala cadirlarinda direnislerine devam ediyorlardi...
Rotterdam'daki kucucuk kalabaliktan sonra buradaki bir nevi kucuk cadir kent itiraf etmeliyim ki beni sasirtti...


Hava burada Rotterdam'a gore oldukca sicak olsa da kar yerleri kaplamisti...
Yavas yavas eriyen karlarin geride biraktigi kucuk cammur obekleri ise sokaklarda hizla ilerleyen insanlarin ayaklarinda sehri boydan boya camurla kaplamaya hazirlaniyordu...
Bu gece daha fazla kar yagmazsa yarin sokaklarin camur icinde olacagini tahmin etmek zor degildi...


Aksam ayazinda otelin cevresinde yaptigim kisa yuruyusun sonunda otele donerken soguktan dolayi biraz yorgun hissettim...
Yazin, guzel yaz gunlerinin  hayaline kapilip gitmisken bir an kedime geldim.
Anin tadini cikaracktim ben degil mi?
Girdim otelin kapisindan.
Hemen odaya cikmadim da restorana geciverdim.
Soyle cam kenarinda disariyi da seyredebilecegim bir masaya yerlestim..
Menuye soyle bir goz atip
bir bardak kirmizi sarap soyledim kendime bir de yanina atistiracak kucuk bir seyler...
Gelecek gunleri hayal ederek degil de..
O an icinde bulundugum karli, camurlu. puslu Londra'nin sokaklarina karsi sarabimi yudumlayarak 
ve yoldan gecen insanlari, arabalari izleyerek 
yani ani yasayarak hazirlandim baslayacak haftaya...


Gunese doyacagimiz bahar gunleri, yaz gunleri gelecekti elbette
ama bugun... 
bugun bir daha geri gelmeyecekti degil mi :)
ne olursa olsun iste "o an" Londra guzeldi cok guzeldi...

Hepimize...
Iyi haftalar...  
PS: resimler google images...

2 Şubat 2012 Perşembe

Bir sure buralara yazamazsam...

Bilin ki yollarda donmus olabilirim...
Hava cok ama cok soguk...
Evde ya da ofisteyken sorun yok cunku bulutsuz masmavi gokyuzu ve disaridaki piril piril gunes insani bir bahar gunuymus gibi mutlu ediyor.
Buralarda kisin zor bulunacak bir gunes keyfi yuzumu gulduruyor.
Ama sokaga cikmak gerekince isler degisiyor.
Bu sabah evden cikarken Ozan hava durumunu kontrol ettiginde sabah saatleri icin tahminler -8 diyordu.
Hissedilen sicakliksa -19du!
Bana sorarsaniz bir de hissedilemeyen tarafi var ki o da -39 olmali! 
Cunku insan bir noktadan sonra sogugu falan hissedemez hale geliyor.
O kadar ust uste, kat kat giyiniyorum ki robot gibi yuruyorum yollarda. 
Hic sagima soluma falan da bakmiyorum sadece ulasmam gereken yere bir an once ulasayim diye hizli hizli adimlarimi siraliyorum.
Gerci sagima soluma baksam da bereydi atkiydi derken bir sey gorebilecegimi de sanmiyorum.
Boyle Vecihinin sapkasina benzeyen ama kislik bir sapkam var kulakli falan.
O sapkayla beni gorenler sibiryaya mi gidiyorsun diyorlar.
Bilmiyorlar bir Izmirli icin bu havlarda yurumek ne zor.
Hic kulak asmiyorum soylenenlere de her sabah sapkami kafama gecirirken ortaokul lise yillarinda Izmirin uc bes gunluk soguklarinda annemle aramizda gecen konusmalar geliyor aklima

          - Gulcin, bereni takar misin annecim?
          - Hayir anne takmicam
          - Annecim hava cok soguk bereni takar misin lutfen?
          - Hayir dedim anne. Bere takmak cok sacma bence kafami da kasindiriyor. 
Hicbir zaman bere takmayacagim ben!

Simdi ben her sabah bu sarfettigim "Hicbir zaman bere takmayacagim ben" cumlesini uzerine biraz cikolata sosu dokup tatlandirip afiyetle geri yiyorum.
Ve ne beresi, sibirya sapkami da kafama bir guzel takip yollara dusuyorum :)

Hava soguk cok soguk. 
O yuzden diyorum ya bir sure buralara yazamazsam bilin ki sibirya sapkam, atkim, eldivenlerim, kar botlarim falan da beni koruyamamis ve ben yollarda donmus olabilirim :) 
Oyle bir durum olursa haberlerden size el sallarim.
Ne de olsa sayilari baya bir azalmis olsa da hala ince montlarla dolasabilen Hollandalilar arasinda kiyafetlerimle oldukca dikkat cekiyorum :) 

neyse ben bu yaziyi yine cok soguk bir gunde cektigimiz eski bir Hollanda fotografi ile bitireyim.
ne kadar soguk olsa da hava
bence gunes sehirlere cok yakisiyor...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails