31 Ocak 2012 Salı

Gecen yil bu zamanlar_4... Gelecek icin

Yazamiyorum bu aralar...
Isler gunduz yazmama, boynumdaki agri da aksamlari evde bilgisayar acmama izin vermiyor.
Ben de iki toplanti arasinda soyle bir bilgisayarima baktim ve tam bir yil once yazdigim bu yaziyi buldum yine...

Planlar yapiyoruz. Gelecek icin. 
Para biriktiriyoruz elimizden geldigince. Gelecek icin. 
Yatirimlar yapmaya calisiyoruz imkanlarimiz el verdigince. Gelecek icin. 
Bizim, cocuklarimizin, sevdiklerimizin guzel bir hayatlari olsun diye calisiyoruz ama o kadar cok calisiyoruz ki bazen bugun gecip giderken kendimizi avutuyoruz ne de olsa bunlar da guzel bir gelecek icin.

Bugunu yok etmiyoruz aslinda ama her anini da doya doya yasayamiyoruz ne de olsa beynimizde bir yer var hep endiselenen; gelecek icin
Hatta bazen bir savas var beynimizde; bugunlere karsi gelecek icin. 
Yani bence iki merkez var beynimizde birisi bugunler icin, birisi gelecek icin.


Gelecek icin merkezi biraz bencil!. Hatta yuzsuz! 
Bugunler icin merkezinin alanini genisletmesine izin vermiyor.. 
Ne zaman kucuk bir mutlulugun pesinde kossak yavas yavas sesini yukseltiyor. 
Beni unutmuyorsun degil mi? 
Unutmuyoruz, unutamiyoruz ne de olsa endiseleniyoruz; Gelecek icin…

Ustelik doyumsuz da! 
Hep daha fazlasinda gozu sanki, bir plana ulasir gibi olunca gozu baska bir planda. 
Ne de olsa amaci yarinlari sadece guzel degil daha guzel yapmak. 
Ustelik sadece bizim icin degil, olan ya da olmayan cocuklarimiz icin, sevdiklerimiz icin. 
Zaten O’na sorsaniz bunlar da yine; gelecek icin.

Oysa bugunler icin merkezi oyle mi?
O farkli!
Ufacik seylerle mutlu oluyor. 
Kisa bir tatil mesela, ya da izledigimiz guzel bir film, kulagimiza gelen sevdigimiz bir muzik sesi, hele hele yanimizda olan bir dost eli. 
Biri bile yetiyor bugun icin merkezinin gununu guzel yapmaya. 
Gunu guzellestiriyor, icimizi costuruyor onun kucuk seylere olan kanaati. 
Mesela aklinizda olan ama bir turlu elinizin degip de alamadiginiz, ufak, ucuz ama hayatinizi kolaylastiracak bir seyi aldiniz. 
Cosuvermez mi bugunler icin merkezi? 
Iste oyle costu bugunlerde benim de icimdeki bugunler icin merkezi. 
Hem de bir cay kutusu, 4 tane cam cay bardagi ve 2 kucuk cam kavanozla J

Cay kutusu diyip gecmeyin ama evdeki kutu kutu caylari toplayiverdi icine, bize kocaman bir alan acti. Hem de kapagi cam disindan bakip secebiliyoruz hangi cayi icebilecegimizi. Cam cay bardaklarimiz incecik piril piril simdi raflarda. Ve kavanozlarimiz civil civil yapti rafimizi meyveli kapaklariyla J
Bazen bugunu guzellestirmek gibi kucuk amaclar olmali belki hayatimizda. 
Gelecek icin yeterince endiseleniyoruz, gunun sikintilarindan yeterince bunaliyoruz da bugunu guzellestirebilecek kolay ve kucuk ayrintilari atliyoruz muyuz acaba? 
En azindan ben oyle yapiyorum belki. 
Aman nolacak ufacik seyler hallederiz bir ara diyerek erteliyordum bazi seyleri surekli. 
Halbuki biliyorum hayati hic ertelememeli...
Neyse ki bugunler icin merkezinin sesi galip cikti en azindan bu seferlik, elimiz degip de alamadigimiz kucuk ayrintilar bizimle simdi. 
Demek ki ufak seyler olsa da hayatimiza eklenenler
 yetisiyorlarmis mutlu etmeye, yetiyorlarmis mutlu olmaya dusuncesi de ne mutlu bana yeniden aklimda yer etti...

ve bugun...
bu yaziyi okuyunca dusundum de sanki benim icin bugunler merkezinin sesi daha galip gelmeye basladi son zamanlarda.
daha fazla onemsiyorum anlik mutluluklarimi eskiye gore.
daha fazla zaman ayirmaya calisiyorum kendime ve sevdiklerime bugunlerde.
Ama insaoglu o kadar da kolay degismiyor.
O yuzden icimde bir yer hala hep gelecek icin endiseleniyor ama artik en baskin ses en azindan hep onun sesi degil galiba.
Bak simdi aklima geldi, o guzel bardaklarimdan biri de gecenlerde sakarligima kurban gitti :)

29 Ocak 2012 Pazar

Takva

Ne zamandir izlemek istiyorduk bu filmi, film 2006 yapimi olmasina ragmen bir turlu denk gelmedi. 
Bu gidisimizde Turkiye'den aldik getirdik. Oturduk bir kahvalti sonrasi izledik. 
Herseyden once:
Erkan Can'a hayran olduk! 
Ne oyunculuk, ne performans. 
Ben cok iyi bir sinema izleyicisi sayilmam o yuzden belki dogru bir gozlem degildir benimki ama en azindan benim bugune kadar izledigim turk filmleri icerisinde gordugum en iyi oyunculuk perfromanslarindan biriydi. 
Hayranlikla izledim, hayranlikla izledik!. 

filmin konusu soyle ozetlenmis:
Otuz yili askin bir suredir ayni mahallede yasayan, sade bir isi olan Muharrem (Erkan Can), gece gunduz ibadet ederek, cinsellikten uzak, en sert islami kaidelere uyan mutevazi bir yasam surmektedir. 
Muharrem'in bu koyu dindarligi varlikli ve guclu bir tarikat seyhinin dikkatini ceker. 
Seyh, tarikatin sahibi oldugu bir cok mulkten kira toplama isini oldukca guvenilir gordugu Muharrem'e verir. 
Yeni giysiler, cep telefonu ve bilgisayarla donatilan Muharrem cok zamandir uzaginda kaldigi modern dunyanin icine hizli bir sekilde dalar. 
Saf bakislari, hayir islerinde gordugu celiskili davranislarla birlikte degismeye baslar. 
Tum hayati boyunca kendini adadigi degerler bir bir yikilirken, A.l.l.ah korkusu akli dengesini zedelemeye baslayacaktir. 

Filmi izlerken benim aklima hep n.a.mazinda niyazinda kadinlar olan anneanne ve babaannemin sozleri geldi: 
Inanmak seninle inandigin arasindadir kizim, kimseleri araniza sokma... 
Herseyin azi da cogu da zarardir kizim, sen herseyi kararinda yasa... 
Bu konularda konusmayi pek sevmem ben. Herkesin inanci, nasil inanmak istedigi, neye inanmak istedigi ve bunu nasil yasadigi kendinedir benim dusunceme gore. Sanirim ailemden boyle ogrendim; ne kendime karistirim kimseyi bu konuda, ne de olabildigince kimseye karisirim ne yaptiklari konusunda. Takvayi da bu yuzden bu kadar cok sevdim belki de. Cunku bence... 

Takva da kimseye karismiyor, kimseyi elestirmiyorSadece kucuk sulardan daha buyuk sulara acilinca ortaya cikan farkli etkenlerin insanda yaratabilecegi degisimleri anlatiyor. Biraz da o degisimlerin nerelerde nasil kullanildigini kullanilabilecegini gosteriyor belki de. Elestirmeden gosteriyor, aciklikla gozler onune seriyor anlatacaklarini sadece. Bir de kisacik bir sahnede, Muharrem tarikata girerken O'na omuz atan mahellenin biraz akli kacmis sakininin, bir anlik bakislarina gizliyor bazi anlatacaklarini bence. Film, boyle ince detaylarla tatmin ediyor seyiricisini... Belki benim gibi hissedenlerin icine bir huzun yerlestiriyor Muharrem'in o saf bakislari, sade hayati adim adim degistikce...
bence izlenilmesi gereken bir film....
bazi seyleri baska bakis acisiyla gormek icin...
bence izlenilmesi gereken bir film...
iyi bir senaryo, iyi oyunculuklar ve iyi bir yonetmenin gozunden guzel bir film keyfi yapmak icin....
ve
bence izlenmesi gereken bir film...
Erkan Can'a bir kez daha hayran olmak icin...
Biz cok sevdik...
hala bizim gibi izleyemeyenler varsa kesinlikle tavsiye ederiz...

27 Ocak 2012 Cuma

Ic sesten...

soruyorum sana Gulcin:
bir insan bunu niye yapar?
tamam kis zor geciyor dedin
tamam bana hobiler lazim dedin
tamam ne zamandir bu spora baslamak istiyordun.
ama iki kursa birden gitmek de neden acaba?

zaten sunu da hatirlatmak isterim ki sana kis o kadar zor gecmiyor bu sene.
yani tamam hava soguk ama kar yok 
yagmur da kararinda yagiyor 
sikayet yok yani
e cok sukur cevre de edindiniz kendinize 
cogu zaman vakit nasil geciyor anlamiyorsun da 
e o zaman bu aktivite arsizligi niye?

yeri gelmisken sunu da soylemek istiyorum
guluyorum sana inan bu bellydancing olayinda
bilmiyordun degil mi sen belly dancing?
iyi oldu bak gitmesen ogrenmesen ne yapacaktin
ha duydum Ozana anatiyordun ama misir tarziymis diye...
bak bak bak 
iyi artik oynarken simdi misir tarzina geciyorum dersin bir fark yaratirsin.
hadi onu anladik biraz dans et acil.
ama hala hazirda o kurs varken bu niye?

hic vahlayip sizlanma.
sen istedin hatta tutturdun pilates yapmayi deneyecegim diye
sen illa istedin bu kis baslayayim diye
ben sana dedim ikisi bir arada zor olur bir daha dusun dedim
hem isler de yogun bu ara dedim
dinledin mi beni?
yok
o zaman al yap
toplantilardan cikip kosa kosa kursa yetismeye calisirken hic benim kafami utuleme
madem istedin iki kurs ayarla herseyi git 
beni hic ilgilendirmiyor nasil ayarlarsan ayarla
bu arada...
sirtidaki agrilari, karnindaki agrilari da gule gule kullan.
seversin sen hem bu et kesigi agrisini degil mi?
al al doya doya sev...

o degil de resmen yuruken ofluyorsun ya bak o zaman gulesim geliyor sana...
bir de koltuktan kalkamiyorsun hani
aa ya bardak almak icin uzanamamana ne demeli
nasil guluyorum seni izlerken anlatamam
aktivite canavari
doyumsuz aktivite canavari

hareket edicem de hareket edicem
butun gun ofiste oturuyorum hareket edicem diye resmen kafamin etini yedin
al cok guzel oldu bol bol hareket et
sonra ertesi gun boyle yerinden kalkama :)
bence cok ideal bir durum :)

kolay gelsin sana 
kaslarindaki agrilarla mutlu bir hafta sonu yasa :)

opuyorum seni
Ic sesin...

25 Ocak 2012 Çarşamba

Bir kucucuk aslancik varmis...

Bir kucucuk aslancik varmis...
Kirlarda ko-ko-kosar oynarmis

Babasi onu cok cok severmis
Sen benim ca-ca-canımsın dermis

Aslan baba harpte vurulmus
Kucuk aslan koyden kovulmus

...diye bir sarki soylerdi annem ve anneannem kucukken bize. 
ama niye kovmuslar kucuk aslani cok uzulmustur o diye aglamakli olurdum ben...
o zaman annem ve anneannem savaslar boyle kotudur; savaslarda hep olenler olur ve hep de geride kalanlar cok uzulur derdi bize... 
Ben kucucuk aslancik sadece bu sarkida yalniz kalir sadece bu sarkida uzulur sanirdim kucukken. 
Yillar sonra gecen sabah izledigimiz bir belgeselde gordum ki...


Guney Afrika'da da bir kucucuk aslancik varmis. 
Aslan babasi ve hatta kucuk aslan disindaki tum aslanlar bir harpte vurulmus. 
Ustelik tum akrabalarini kaybettigi bu savas onlarin turune ait de degilmis.
Etraflarini saran yasadiklari yerleri talan eden insanoglunun savasiymis... 
Kucuk aslan koyden kovulmamis ama...
ormanda baska turlerin surulerinin arasinda tek aslan olarak cok cok yalniz kalmis.... 


Takip eden zamanda halk arasinda bir efsane dolasmaya baslamis ormanda tek basina bir aslan yasiyor diye. Yillarca kimse gorememis onu, kimse bulamamis. Ta ki belgesel ceken bir ekip ormanlara gidene kadar. Aslinda onlar baska bir konunun pesindeymis ama bizim yalniz kucuk aslan karsilarina ciikinca anlamislar ki efsane gercekmis... 

Yillarca belgesel ekibi bizim yalniz kucuk aslani takip etmis ormanda. Kucuk aslan hep yalniz dolasiyormus. Baska turler asla onu yanina yanastirmiyormus. Ne de olsa dogada aslan diger turler icin bir tehlikeymis, avciymis. Dolasirken yalnizmis kucuk aslan, uyurken yalniz hatta avlanirken yalniz. Halbuki O'nun turu avlanirken suruler halinde dolasirmis. Surunun bir kismi avin etrafindaki diger hayvanlari dagitirken bir kismi avlarinin pesine dusermis. Bizim kucuk aslansa yapayalniz oldugundan avlanmayi beceremedigi gunler hatta haftalar oluyor ve yalnizliginin yaninda bir de ac kaliyormus. Daha da fenasi bazi zamanlar avlanmayi basarmis olsa da suruler halinde dolasan baska turler ozellikle sirtlanlar kucuk olmalarina aldirmadan etrafini sariyorlarmis kucuk aslanin ve dort bir yandan saldirip avini elinden aliyormis. Nihayetinde bir aslanmis o elbette kendini ezdirmiyormus cogu zaman ama bu yuzden ac kaldigi da oluyormus. Mevsimler geciyormus boyle ormanda. Kucuk aslan boyle yalniz, boyle izole, boyle bir basina bir bir mevsimleri, yillari geciriyormus. 

Belgesel ekibiyle kucuk aslanin hikayesi bu haliyle uc yila yakin bir zaman devam etmis. Ta ki bir aksam belgesel ekibinin kampinda calilarin arasindan gelen bir hisirti duyulana kadar. Sesin kaynagini bulmak icin el fenerleriyle etrafi dolasan ekip bir de ne gorsun? Bizim kucuk aslan kampin icine kadar gelmis, bir kosede uzanmis onlara bakiyormus. Cok sasirmis belgesel ekibi ama kovmamislar elbette kucuk aslani. Ondan kendilerine bir zarar gelmeyecegini biliyorlarmis. Sadece cok yalnizmis kucuk aslan, sadece ona eslik edecek birilerini ariyormus.

Uc yilin sonunda iste o aksam onlar icin yepyeni bir donem baslamis. Artik kucuk aslan geceleri kampta uyuyormus. Sabahlari ekibin pesinde takilip ormanin derinliklerine daliyormus. Gece gunduz ekibin pesinden ayrilmiyormus. Kucuk aslanin tum cabasina ragmen ekip onun evcillesmesini onlemek dogasina zarar vermemek icin kendilerine bes metreden fazla yaklasmasina izin vermiyorlarmis. Sonunda kucuk aslan vazgecmeyip, dikkat cekmek icin arabalarin koltuklarini parcalamaya baslayinca dusunmus ekiptekiler ne yapsak diye. Ve O'na kendi gibi aslan arkadaslar getirmeye karar vermisler. 

Bu o kadar da kolay degilmis elbette ama ekiptekiler ne yapip ne edip bunu basarmislar. Basarmislar da bizim kucuk aslan baska aslanlarla hic bir arada yasamamis ki onca yil. O yuzden aralarinda kavga cikmasin diye belgesel ekibi yeni aslanlari once kafeslerin icinde ormana birakmislar. Cok korkmus kucuk aslan bu yeni misafirlerden. Hatta baya da hirlasmislar aralarinda. Ama zamanla alismislar da birbirlerine. Kucuk aslan kafeslerin etrafinda dolanmaya baslamis. Bir sabah bir kalkmis ki ekip, teller parcalanmis yeni aslanlar yerinde yok. Panik olmuslar ya birbirlerine bir sey yaptilarsa diye. Hemen kosmuslar etrafa bakmislar bir de ne gorsunler? Aslanlar birarada ormanin ortasinda oynuyorlarmis. 


Kucuk aslan artik yalniz degilmis. 
Kucuk aslan artik cok mutluymus. 
Ah kucuk aslan insanin ona getirdigi arkadaslara sevine dursun bilmiyormus ki butun ailesini yine ayni insan turu onun elinden almis goturmus....

Bundan sonrasini cekmemis belgesel ekibi diliyoruz ki kucuk aslan arkadaslariyla beraber sonsuza kadar mutlu yasamis....

Bu masalin sonunda gokten uc elma degil uc hayit sopasi dusmus. 
Ucu de 
kendi disinda hicbir canlinin yasama hakkina saygi duymayan insaoglunun kafasina 
inmis, inmis, inmis...

22 Ocak 2012 Pazar

Dedemin Insanlari

Bir Izmir gunuydu...
Soyle bir Konak'ta dolastim once; kendime bir iki sey aldim kemaralti carsisindan.
Annem olmayinca hic de yolumu bulamam ya oralarda...
Sonra annemin is yerine ziyarete gittim...
Ne zaman gitsem oraya bir cay ya da kahve keyfi yapariz, biraz dedikodu ve gulumsemeyi de cayin ya da kahvenin yanina katariz.
Sonra dedim ki anneme sinemaya gidelim mi anne kiz?
Biz o aksam annemle ikimiz bir kacamak yaptik.
Birlikte bir sinema filmi izledik, kocaman bir patlamis misiri iki kisi bitirdik.
O aksam biz annemle Cagan Irmak'in son filmi Dedemin Insanlarini anne-kiz seyrettik...
Sonra da ben eve gelince su yaziyi yazdim:

Mehmet dedem bize veda ettiginde daha annemle babam evli bile degilmis. O yuzden onu hic taniyamadim. Rifat dedem bize veda ettigindeyse henuz bes yasindaydim. Hayal mayal hatirliyorum dedemin elinde sicak ekmeklerle ogle yemegine gelisini. Hayal mayal hatirliyorum dedemin salonda kosedeki koltukta oturup yuzunde bir gulumsemeyle bizim birbirimizle dalasmalarimizi izlemesini. Ve hayal mayal hatirliyorum dedemi son gordugumuz ani ve bize el sallamasini. Sonra bir daha hic donemedi dedem, gitti uzaklara ve bir daha geri gelemedi... Yasi kac olursa olsun sevdiginiz birini kaybetmenin zamani gelmis olmuyor ama dedem zaten bize veda ettiginde daha yasli da degildi. Ne biz dedeme doyabildik ne de o bize doyabildi. Zamani gelmis demek ki dedik kabul ettik gidisini ama dedelere duyulan ozlem hepimizin icinde bir yerde gizlendi kaldi...

Simdi yine bir Cagan Irmak filmi izlerken cikip geliverdi saklandigi yerden o ozlem. Cagan Irmak sahnelerinin arasinda kaybolurken yine hatirlatti kendini o ozlem. Cagan Irmak filmlerini severim ben, oyle kafamiza kafamiza vurmadan anlattigi seyler icimde bir yerde yer eder benim. Aklimda kalir. Hatta sonradan aklima gelir bazen gulumsetir bazen huzunlendirir beni. Bu sefer sanirim dede ozlemi anlattiklarinin bir adim onune gecti benim icin. Belki daha fazlasini bekliyordum filmden, hani boyle gozlerimin dolmasina engel olamayacaktim mubadele sahnelerinde ama oyle olmadi... Dede torun konusmalarinin oldugu sahnelerde daha cok doldu gozlerim. Mubadele sahnelerinde burkulan icim o dede - torun sahnelerinde bin kat daha buruldu...

Soyle anlatiyor filmin konusunu, filmin kendi sitesi
DEDEMİN İNSANLARI, küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Kalabalık ve sıcak Ege insanlarının hikâyesini izlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen git bir yere ait olamamaya, iki yakaya, çok sayıdaki azınlığa, ihtilallere, bir defa daha ama bu kez farklı bir yerden bakmanizi sagliyor...

Yazilanlar konusu uzerine soylenecek soz birakmiyor. Gercekten filmi izlerken ege insanlarinin konusmalari, nesesi gulduruveriyor insanin yuzunu. Hele filmi izledigi yer insanin Ege olunca, hatta gun icinde benzer konusmalari kulaklar duymus olunca, hele hele o konusmalar cocuklugunun buyuk bir parcasini olusturuyor olunca, o neseli sahneler insanin icini kaynativeriyor. Ama bu filmin benim ustumde biraktigi en buyuk etki suphesiz dede-torun iliskisinin ne denli guzel, ne denli ozel, ne denli kiymetli oldugunu bana yeniden hatirlatmasi. O yuzden sadece dedelerimi bana hatirllatigi icin bile cok sevdigim bir film oldu dedemin insanlari. O yuzden ben derim ki hersey bir yana siz de dedelerinizi hatirlamak isterseniz bence bu filmi izleyin...

Boyle bitirmisim o aksam yazdigim yaziyi... 
Ve bugun ozellikle bugun eklemek istedim bu yaziyi bu bloga...

Cunku dun bir haber aldik. Dun Ozan'in dedesini kaybettik... Yani hayattaki son dedemize de veda ettik. Evet yasini basini almisti, guzel bir hayat yasamis, torununun cocuklarini bile gorme sansina sahip olmustu. Evet hastaydi da, zaten gecen turkiye gelisimizin ana amaci dedeyi gormekti. Gorduk de. En cok iste bu yuzden iyi ki gelmisiz diye dusunuyorum. Elbetteki Allah herkese boyle uzun omurler yasamayi nasip etsin ama hani o gun bu yaziyi yazarken de demisim ya hazir olmasi yok sevdigin birini kaybetmenin. Ozan'in dedesi Ozan icin cok kiymetliydi. Hikayeleriyle, anlattiklariyla belki de Ozan'in o sakli nuktedanligini aldigi, ogrendigi insandi. Benim de sadece Ozandan oturu degil. insan olarak cok sevdigim bir insandi. O artik gokyuzunden bize bakacak. ve eminim anlatacak bir suru yeni hikaye biriktiriyor olacak. Bir gule gule daha var bizden hayata. Ustelik bu gule gule belki de bir kusagin gercek kapanisi ikimizi icin. Gule gule dede... Bu hayatta seni tanidigima cok sevindim...

20 Ocak 2012 Cuma

Kendi sehirlerinde turist olmak (1)...

Biraz daginik olacak sanirim bu sefer Turkiye yazilari. 
Oyle icimden o gun nereyi hatirlamak gelirse yazabildigim kadar orayi yazacagim sanirim. 
Neden mi? 
Cunku isler cok yogun; cok istesem de oturup yazamiyorum soyle bastan sona. 
E ama hic yazmazsam da unuturum :( 
Unutmamaliyim o guzel gunleri ustelik yillar sonra Gulcinceye bakinca da gormeliyim. 
Mesela bugun yine! toplantilar arasinda  kosarken aklimda bir Istanbul gunu vardi. 
Oyle guzeldi ki...

Buralara gelmeden once tam 10 yil biz o guzel sehrin sokaklarinda dolastik… O zaman genelde okul civarinda gecerdi zamanimiz ya da bilemediniz Taksim, Besiktas. Belki biraz Kadikoy ve Uskudar ve elbette Bebekten Emirgana uzanan kiyilar... Ama onun disinda aslinda biz bu sehrin sokaklarinda cok da kaybolamadik. Mesela Hollanda'da yaptigimiz gibi, ah bir de surasi varmis diye cikamadik yollara. Sanki bu yuzden biraz kirginmis bize Istanbul gibi gelir bana.... Iste bu gelisimizde firsat bu firsat dedik Ozanla ve kendi sehrimizde Istanbulumuzda biraz turist olduk….


Tutustuk el ele Galata’dan asagilara vurduk kendimizi. Bankacilar sokagi... Galata sokaklari... derken kendimizi Galata Koprusu'nun ustunde bulduk. 


Gunesli bir Istanbul gunuydu soguk ama gunesli. Biz balik tutanlara bakip kahvemizi yudumlarken gunesin keyfine vardik. Istanbul siluetini bir kez daha boylesine guzel gorebilmek iyi geldi bize. Vurduk yine kendimizi yollara Sirkeci'ye kadar yuruduk. Ah elbette yuruken balik ekmegimizi dislemeyi ve her lokmada lezzetli be diye gulumsemeyi de ihmal etmedik J


Sirkeci garina ilk defa girmis oldum ben boylece. Hani o filmlerde gordugumuz zaman zaman kavusmalarin ayriliklarin simgelerinden birine ilk defa bu kadar yakin oldum boylece. Hic mi yolum dusmemisti bunca zaman trenlere Istanbul'da? Hollandada hergun trene binerken ne garip bir haldi bu, ne degisikti aslinda...


Garda bir kucuk muze bir de guzel salon gorduk. Muze kapaliydi malesef. O guzel salonda da sali aksamlari mevlevi ayinleri varmis. Cok isterdik gormeyi, cok isterdik o guzel salonu bir de ucusan eteklerin duvararda birakacagi golgelerle izlemeyi ama biz bos salondaki isik huzmeleriyle yetinmek zorunda kaldik. O bile yetti oralari sevmeye yasadigimiz andan cok memnunduk...


Sonra dedim ki Ozan'a...
-         Bu tren nereye gidiyormus Ozan?
-         Bakirkoy
-         Sen hic Bakirkoy’e gittin mi?
-         Yok gitmedim
-         Ne kadar suruyormus ki gitmek oralara?
-         Bakalim... Hmm yarim saat falan.
-         Gidelim mi peki?
-         Ciddi misin?
-         Evet
-         E hadi gidilem

Atladik trene. Yanimizda yaptigi el islerinin kenarlarini temizleyen sessiz teyze, arkamizda yasli babasina sarilan genc cocugun davudi sesi, karsimizda sahil boyunca uzanan eski surlar ve evler kisa bir tren yolculugu yaptik. Eski sehir bitince cirkinlesti ortalik. O yikik da olsa iki katli evlerin yarattgi guzel goruntuyu betonarme binalarin grisi kapladi ya sevmedik oralari. Hatta laf aramizda Bakirkoy'u de sevmedik cok fazla :) Ama olsun merak ettik ve gittik. Hatta bir iki sans daha verebiliriz ileride oralara...


Donuste geceye siginmisti Istanbul silueti... Koprulerin, camilerin, vapurlarin isiklari geceyi suslemek icin el ele vermis guzellikte birbirleriyle yarisiyorlardi sanki. Tam biz yuruken yollarda bir de ezan okunmasin mi. Ah be dedim istanbul iste boyle mutlu edersin beni... 


Cok sevdik o aksam guzeli IstanbuluBiraz soguk olsa da yuruduk inatla Galata koprusunun ustunden. Sonra bir finikuler Taksim'e cikiverelim dedik. Finikulerin duraginda gitar caliyordu bir genc. Bir yere yetisme telasimiz yok ya, eh ne de olsa turistiz :) bir finikuler daha bekledik biraz daha gitar dinlemek icin. O caldi soyledi ben O'na eslik ettim.... Gelen finikulere binerken nagmeleri yavas yavas arkamizda biraktik...


Taksim'e gelince kalkis saatini bekleyen bir tramvay karsiladi bizi. Yillardir hic binmemistim ben tarihi tramvay’a. 

-         Hadi dedim Ozan'a binelim mi ne olur?
-         Ama yemege bekliyorlar bizi daha gozlukcuye de ugrayacagiz  hadi atlayalim metroya dedi. 
-    Peki

...derken cok burkulmus olmaliyim ki tutuverdi elimden atladik kalkmak uzere olan tramvaya. Tingir mingir gectik Istiklal'i. Ben deli gibi fotograf cekerken Ozan 

-         yuzuncu gecisindir bu istiklalden heralde diye guluyordu
Ben de 
      -  ama ilk tarihi tramvaya binisim diye daha cok gulumsedim. 

O sirada karsidan gelen tramvayda benim coskuma gulumseyen turist amca bana el sallayinca ben de ona el sallayip bir fotografini cekiverdim.... 
Aynen onlar gibi ben de Istanbulumda bir turisttim o gun hem de Ozanla...
ve simdi dusunuyorum da cok ama cok mutuydum....


devam edecek... :)

19 Ocak 2012 Perşembe

Soguk...

Hava cok soguk... 
Bazen oyle soguk ki sokaga cikarken robot gibi giyiniyorum. 
Allahin izmirlisi iste yoksa ayni havada Hollandalilar kalin hirkalarla dolasiyor. 
Olsun bana soguk. 
Ise giderken soguk, eve donerken soguk, gezerken, alisverise giderken soguk. 
Yagmur yagiyor bir yandan. Islanmayi da hic sevmiyorum.
Muhim degil aslinda. Kis sonucta, gececek bitecek bu da. 

Ama usuyorum. 
Bu soguktan degil belki de. Belki de aldigimiz haberlerden belki de bazi seylere dair umudumuzu kaybetmekten, belki de yilmaktan biraz. Biraz da bezmekten. 
En cok umut isitirmis insani onu anladim ben son yillarda. 
Iste onu yavas yavas kaybedince ben cok usuyorum. 
Gidene mi, kalana mi, boyle kararlarla daha gideceklerin yolunun kapanmamasina mi hangisini uzuleyim sasiriyorum. 
Evet be blogum biraz hatta cokca da uzuluyorum. 
Bazen diyorum soylenecek ne kaldi, bazen diyorum soylemenin tam zamani. 
Ama taa bundan uc yil once yapilmis bu filmden daha baska ne soyleyebiliriz ki? 
Ya da yaniliyor muyum? 
Belki de anlasilmasi icin ayni seyi soyluyor olsak da yilmadan bikmadan bir daha bir daha mi soylemeliyiz? 

Soylenecek cok sey var, herkesin soyledigi.
Ben sanirim biraz basim onumde dinliyorum, okuyorum bu aralar sadece. Bir yandan biliyorum yarin yine burada, gazetelerde, televizyonlarda baska yazilar olacak. 
Hayat yine akacak.
Ama yine de inanmak istiyorum ki bu dava boyle bitmeyecek...


PS: Her 19 Ocak'ta canim abimin dogum gunune de huzun dusuruyorum kendi icimde. Ama abicim sen bakma bana. Dogum gunun kutlu olsun, iyi ki varsin hayatimda....

16 Ocak 2012 Pazartesi

Bir soru :)

Anneannecigim derdi; 
yavrum Allah kimseyi issiz gucsuz birakmasin, eli bos koymasin ne yapacagi neye saracagi belli olmaz diye. 
Dogru... Cok dogru... 
Ama iste insanin isi gucu olsa da eli bos olmasa da bazen neye saracagi belli olmuyor.
Insanoglu illa ek bir ugras istiyor kendine. 
Hani soyle ev is arasindaki donguyu kiracak, hani soyle arada bir degisiklik yaratacak bir ugras olsa diyor. Ben de dedim. Gerci su an yorgunluktan parmagimi kaldiracak halim yok da tatilden iki uc ay once dedigimden sozumu geri alamiyorum :)
Hatta yetmedi bir arkadasimi da bana katilmasi icin ikna ettim. 
Gerci sonucta vardigimiz noktada onun beni ikna ettigini soylemek de mumkun ama sonucta: 
ikimiz yani iki Turkiyeden buralara calismaya gelmis insan yarin aksam itibari ile bir kursa basliyoruz. 
Heyecanliyiz mutluyuz. 

Ama biraz da kurs konusunda yaptigimiz secimden dolayi kendimize guluyoruz. 
Sadece biz gulsek neyse de kime sorsak biliyor musunuz ne kursuna gidecegiz? diye 
kimsenden bizim gidecegimiz kursun ismini cevap olarak alamiyoruz :)
ve sonucta su kursa gidecegiz biz dedigimizde kahkahalarla karsilasiyoruz. 

O yuzden ben bir de size sorayim dedim.
Bilirseniz evet canim o kadar da abuk bir sey yapmiyormusuz diyecegim mutlu olacagim :)
Bilemeseniz de maceralarimizi paylasirim artik beraber guleriz :) 
Sizce biz iki akli evvel yarin ne kursuna basliyor olabiliriz? 
:)))

12 Ocak 2012 Perşembe

ve bitti...

Ve bitti…
Ve geri donduk…
Hatta ben donusun ardina kisa bir is gezisini bile sigdirdim...
Simdi evde olmanin, simdi dinlenebilecek olmanin, simdi tatilin guzel anilariyla mutlu olabilecek olmanin keyfine varmayi planliyorum...
Ah bir de blogumla yeniden bulusmanin keyfine varmayi planliyorum...
Blog yazmaya basladigimdan beri bu kadar uzun bir ara hic vermemistim...
Ozledim... Yazmayi da okumayi da cok ozledim...
Yazdim aslinda oralardayken de...
Ama bir turlu buraya gelemedi o yazilar...
Ya cok karalama oldular, ya icime sinmediler ya da onlari tamamlayacak baska yazilarin tamamlanmasini beklemek uzere biraz dinlenmeye cekildiler...
Cok da yazamadim aslinda orada. Hele Istanbul’da. Yazacak vakit olmadi vesselam. Bakirkoy’den Sancaktepeye uzanan koca Istanbul guzellikleri arasinda adim adim dolasirken yazmak uzak kaldi biraz benden...

Ayrintili ayrintili yazasim var Turkiyede gecen gunleri, Izmir’i Istanbul’u gorduklerimizi sevdiklerimizi... Yazip o guzel gunleri bir daha yasyasim var ama sonra... Simdilik kisaca ozetleyecek olursam...

Biz bu tatilde cok mutlu olduk. Aslinda tam anlamiyla her gunumuz tatil degildi. Calistik mesela baya baya bilgisayarin basinda oturduk hatta toplantilara katildik. Ama olsun aksaminda arkadaslarimizla birlikte olduk ya calismayi cok da umursamadik...

Bizi bekleyen, ozellikle Istanbul’da halledilmesi gereken bir suru isimiz vardi. Oradan oraya kosturup bazen ayni adrese dort bes kere gitmek zorunda kalip biraz da bezdigimiz gunlerden sonra islerimizi az da olsa yoluna koyduk...

Yapilmasi gereken saglik kontrollerimiz vardi; malum yas geciyor onemli artik bunlar. Disarida hava guzelse hele muayenehanelerde sira beklerken biraz da bunaldik ama masallahimiz varmis mutlu olduk J

Bunlar isin mesakatli kisimlari elbette aradan yillar gecince asla hatirlanmayacak ayrintilari. Hatirlanacaklara gelecek olursak biz bu gecen zamanda sevdiklerimizin arasinda simartildik durduk. Eminim bizim gidisimizden sonra onlarin da bir sure dinlenmeye ihtiyaci olacak cunku gittigimiz her yerde yerimizde durmadan dolandik durduk. Hele hele Istanbulda gecirdigimiz kisacik sureye onlarca  dost sohbetini, yemek organizasyonunu iki sinema bir tiyatro izlemesini, onlarca ev sohbetini, sicacik simsicacik bir blog bulusmasini ve yeni dostlar edinmeyi, Taksim gece cikmalarini hatta bir de olabildigince dans etmeleri sigdirmayi basardik....

Sanirim gerekince insanin enerjisi normalden cok daha fazla hale gelebiliyor. Yoksa... Bir gece oncesinde sabah uce dogru yattigimiz ve gunduz calistigimiz bir gunun aksaminda once arkadaslarimizla bir yemek organizayonunu, sonrasinda bir tiyatro izlemesini, ardindan taksimde keyifli bir sarap keyfini ve onun ardindan arkadasimizin ritimleri esliginde dans etmeyi muhtemelen sigdiramazdik J Bir aksamda dort haftalik faaliyeti yapmayi muhtemelen goze alamazdik. Hadi goze aldik diyelim, ertesi gunun aksaminda sabah altiya kadar bir sofranin basinda eski cok eski gunleri yad etmeyi kesinlikle goze alamazdik J

Aldik... Hatta bir sonraki gun bebekleri kucaklayip havalara atacak kadar enerjik olduk, takip eden gun sinema ustu susi keyfi yapacak kadar kendimizdeydik. Takip eden aksam once alisveris sonra bir de kahve keyfi diyecek hatta sabah kahvaltisinda ve ogle yemeginde farkli arkadaslarimizla bulusacak kadar enerjiktik.... Sanirim ozlediklerimize kavusmanin verdigi enerjiyle yorgunluga karsi durduk..

Ne kadar her gunu sokakta gecirsek, her gun yollara kendimizi vursak da yetisemedigimiz yerler, gorusemedegimiz arkadaslarimiz oldu malesef L Onlar bize sitem ederken biz aslinda icin icin guluyorduk. Ne mutluydu bize... Bizi seviyorlardi, bizi ozluyorlardi, bizi gormek istiyorlardi ve bizi goremedikleri icin uzuluyor sitem ediyorlardi. Ne guzel sitemlerdi bunlar. Onlardan aldigimiz gucle biraz daha az uyuyup biraz daha fazla yollara dusup olabildigince, yetisebildigimizce ozlediklerimize kavusmanin tadina vardik.

Anladik ki uzun tatil yok. Uc ay bile dolanabilir arkadaslarinin ailesinin yaninda insan. Uykusuzluga yorgunluga aldirmadan durmadan sokaklarda olabilir insan. Ama bitti... Simdi geri donduk... Aklimizda tatilin ve biraz da calisip aksaminda arkadaslarimizla oldugumuz guzel gunlerin anilari, bedenimizde uykusuzlugun ve oradan oraya kosturmanin biraktigi yorgunluk, bogazlarimizda ikimizin de tatil sirasinda atlattigimiz griplerden yadigar bogaz agrilari evimizde keyif yapmaya basladik. 
Nerede aksam orada sabah gunleri ardimizda birakip, evde aksam ofiste sabah gunlerimize geri donduk. Eglendik, yenilendik, sevdiklerimize sarilip enerji dolduk ve en onemlisi aslinda asla yalniz olmadigimizi ve bizi her kosulda bagrina basan kocaman bir ailenin ve arkadas gurubunun sansli uyeleri oldugumuzu yeniden hatirlayip, ustelik hayatimiza yeni arkadaslar katip buralara cok mutlu umutlu donduk...
Evet biz artik donduk....

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails