25 Aralık 2011 Pazar

Gunler Geciyor...

Gunler geciyor...
Hatta sayili gun cabuk geciyor....
Gunler bir bir birbirini kovaliyor...
Bizim gunlerimiz sevdiklerimizle kavusarak, ozlediklerimizi gormeye calisarak, planlar arasinda bazen resmen kosarak geciyor...

Hollanda'dan yani yagmurun her gune eslik ettigi bir memleketten buralara gelince biraz daha gunes gormek istiyor insanin cani... 
Gunes bazen yuzunu gostermiyor...
Hatta yagmurlar bazen Hollandayi aratmiyor...
Ama olsun...
Onemli olan guzel sohbetleri gune es etmek diyor insan...

Iste bu anlarda sesimi neredeyse kaybetmis olmak hakikaten bunaltici olabiliyor...
Konusamamak benim icin en zor seylerden biri...
Hele buradayken...
Hele karsilikli konusmayi ozlediklerime bu kadar yakinken...
Hele ozledigim sohbetleri yapmaya bu kadar firsatim varken...
Hele konusmak konusmak ve konusmak gunlerimi en cok dolduran aktivite olsun isterken...

Zor oluyor bana sorulanlara cevap verememek...
Zor oluyor sadece kafami oynatarak anlatmak istedigim onlarca seyi ozetlemeye calismak...
Zor oluyor icimden yuzlerce cumle gecerken zar zor bir iki cumle kurabilmek...

Hollandada olsam onemli degil diyorum... 
Zaten o zaman sadece yazarak ulasabilirim pek cok arkadasima, dostuma, blog komsularma...
Ama burada yazmaya da cok vaktim olmuyor...
Telefonla da olsa arkadaslarima sesimle ulasmak istiyor canim...
Yazarak degil de sesimle anlatayim hislerimi istiyor canim...

Iste benim tarafimda gunler boyle geciyor..
ve Gulcin bugun yavas yavas geri gelen sesini ozlemle bekliyor...

21 Aralık 2011 Çarşamba

Gecen yil bu zamanlar_3... Cenevre...

Bazen boyle oluyor. Yazilari yaziyorum ama bir turlu becerip toparlayip ekleyemiyorum buraya. 
Baktim uzun zamandir gezi yazisi yazmamisim. 
O yuzden vakti gelmistir dedim hele gecen yil tam da bu zamanlara ait bir yazi hazirda bekliyorken. 
Ama asil gercek su:
Buralardayken yeni yazi yazamiyorum ve genelde cepten yiyorum :) 
Oyle ya da boyle :)
Gecen yil bu zamanlar... 
Aralik 2010.. 
Cenevre...

Evet biraz fazla gezdik Aralik ayinda. Ama kara kis da gezmeden gecmeyecekti buralarda. Bizim gezmelerimiz gonul zenginliginden. Insanin farkli ulkelerde arkadaslari olunca gezmesi de rahat oluyor aslinda. Hatta oyle cok gezmisiz ki ben gezdigimiz yerleri yazmaya yetisememisim Aralikta J Aslinda yeni bir geziye ait degil bu yazi. Bu yazi Isvire’nin ilk gunlerine. Isvicreyle tanistigimiz yere Cenevre’ye…

Soguk mu dedi pilot? Evet biraz soguktun gercekten. Ama bir yandan nasil da guzel isil isil gorunuyordun ucagin penceresinden. Seninle tanismaya geldim, Isvicreyle tanismaya, Ozanla ve Barisla bulusmaya. Sadece 3 gun kalabildim seninle ama olsun bu sadece bir tanisma.

Artik biliyorum dar zamanlara sikistirilan gezilerin keyfi de bir baska. Hele sen haftalardir beklenen bir bulusmanin ev sahibiydin ya daha da guzel oldu bu bulusma. Baris sagolsun uc gune bir haftalik aktiviteyi sigdiriverdi. Aksamlari guzel restoranlar ardindan barlar, gunduzleri kah golun kenarinda kalmis kucuk kasabalar kah daglarin arasinda gizlenmis kaplicalar renk katti rotamiza.

Ah ama itiraf etmeliyim iki erkekle geziler yapmanin zor yanlari da var sevgili Cenevre. Mesela yol yorgunusun gozunden uyku akiyor; dolastiriyorlar seni o bardan bu bara bir bira sadece bir tane daha bira nidalariyla. Senden saklayacak degilim hele Cuma aksami o sonu gelmeyen bir biralar daha icilirken ben icten ice uyuyordum aslinda J

Malum sen Fransiz tarafindasin Isvicrenin, o yuzden ilk gunun gezi rotasinda Fransa'nin Isvicre sinirindaki kucuk kasabalari vardi; ilki de Yvoire. 

Yazin tadindan doyulmazmis oralara ama kis mevsiminde de oyle sakin oyle guzeldi ki bu kasaba. Gole bakan guzel evler, bahcelerinde istiflenmis odunlar, pencereleri guzel dantellerle suslu evlerin susu kucuk balkonlar. Gezmesine doyum olmadi hele kis gunesinin altinda.


Donus yolunu Evian renklendiriverdi bir anda. Gerci fadolar dinleyerek, sicacik arabada, guzel sohbetle devam ettigimiz yolculuk bana sorarsan duraksiz da keyifliydi ama Fransaya gecmisken Evian'i gormeden donmek olmaz dedi Baris bana. Daglardan gelen suyun siselenip satildigi ilk sehirlerden biri Evian, kucuk sirin bir kasaba. Evian sularinin bu harika genel merkezinin de bulundugu guzel kasaba...

Bana sorarsan alisveris icin sahane bir adresti ama dedim ya iki erkekle dolasiyordum sokaklarinda J Laf aramizda Fransa tarafina gecince daha iyi anladim cok pahalisin be Cenevre. Kusura bakmasan hele arabam varsa alisveris icin ben hep kaciverirdim Fransaya J

Arabayla gezmekten yorulur mu insan? Hava bu kadar soguk olunca yorulduk desem inanir misin bana? O yuzden Cumartesinin sonunu kisa bir yuruyusle tamamladik sokaklarinda… Derdim ama tabi oyle olmadi isin ucunda senin gece hayatinla tanismak olunca. E soyle nasil buldun gece hayatini dersen tek bir sozum var sana: Suslu! Kadinlar suslu, erkekler suslu, sokaklar suslu, barlar suslu. Yani kanimca seninle yasayan her sey suslu Cenevre. Zaten yollarini susleyen magazalari bir moda dergisinde bile bu kadar yan yana gormek mumkun olmaz kanimca. Hakikaten insanlar oralardan o fiyatlara alisveris yapiyorlar mi senin dunyanda?

Ve Pazar gunu yorgunluk bile engel olmadi gezme sevdamiza. Bu kez ilk durak Lozan'di amac da hem sehri gormek hem de benim canim arkadasimla bulusma. Bulutsuz bir kis gununde geliveren gunes kadar guzel bir sey yok kis aylarinda. Lozandaki gunes sirtimizi, Christmas markettan aldigimiz sicak saraplar icimizi, bir turlu bitirmek istemedigimiz guzel sohbet de gonlumuzu isitiverdi. Ah bir de gidilecek yere yolumuz uzun olmasa…

Ama yolun sonu tek kelimeyle unutulmazdi, yasadigimiz keyif inan simdi bile aklimda. Arabasiz gidilmez oralara ama araba varsa bir de senin sokaklarina dusmusse yol bence keyfe keyif katar yapilan yolculuk kaplicalara. Unutmak istemeyecegim harika bir ani, ustu acik kaplica havuzunda yildizlarin altinda, soguk havaya ragmen sicacik su bizi isitirken aldigimiz banyo. Anneannem cok giderdi kaplicalara. Banyo almak cok iyi geliyor diye konusurlardi o zaman komsularla aralarinda ben de yillar sonra bambaska bir cografyada bir banyo almis oldum sonunda J Bence luks o kaplicayi tanimlayacak en guzel sozcuk. Ustelik o kadar pahalisin ama o luksu gunlugu 25 franga sunuyorsun ya sasirdim sana. Ileride bir daha gidecek olursak diye linkini de aklimda tutuyorum inan bana J
google images
Seninle son gunumuzu sokaklarinda dolasarak gecirmek vardi planda. Tabi ben calistigimdan gezimizin vazgecilmezleri yine S.t.u.r.b.ucklar oldu sonunda J 

Gol kiyisini ne kadar sevdigimi nasil anlatsam sana. Ya da o ciceklerle yatartilmis simgen olan saati. Ya bir karnaval yeri gibi suslenmis suslu dukkanlarin siralandigi sokalarin. Ah bir de o kadar soguk olmasaydi hava.

Artik yabanci sayilmayiz soyleyebilirim sana. Beni son aksam yalniz birakip gittiler mi bilardo oynamaya J Neyseki yorgundum sabah da erkenden ucagim vardi yoksa ben bunu ocunu cok fena alirdim inan bana J Televizyonda guzel bir film actim ben kendime sonra senin sokaklarinda cektigimiz fotograflara bakarken dinlenip hazirlandim Londra'da gecek yogun haftaya…

Seninle tanismamiz boyle gecti iste Cenevre. Az zamanda bol aktivite, soguga ragmen bol bol gezme. Ne diyeyim bilemedim baska. En buyuk tesekkur bizi misafir eden ve yorulmadan usanmadan gezdiren Baris’a. Bir de tabi kis mevsimini renklendiren sana. Tanistigimiza memnun oldum umarim en kisa zamanda gorusuruz bir daha sevgili Cenevre nedense adin hala aklimda hep Geneva ama bunu da Baris duymasin ben Geneva dedikce Cenevre diye duzeltiyordu da J Aramizda kalacak degil mi bu bak guveniyorum sana J

20 Aralık 2011 Salı

Ihlamur...

Hava yagiyor, yagiyor yagiyor...
Hele geceleri yagmur hic kesilmiyor. Ama yine de oyle bunaltici bir gri yok ortalikta...
Biz annemle kahve yapiyoruz, aciyoruz perdeleri, yagmurun sesiyle televizyonumuzun karsisinda kahvemizi yudumluyoruz....
Arayanlar oluyor, planlar yapiliyor..
Bazen gunde uc ayri plan yaptigim, Izmirin bir ucundan diger ucuna gidip gelip durdugum oluyor...
Bazen de yagmurdan disariya cikasim gelmiyor aslinda....
Sicak ev keyfi daha cazip geliyor
Annem biraz hasta, grip gibi, o yuzden bol bol ihlamur kaynatip su cok sevdigim bardaklarda iciyoruz...
Mis kokulu ihlamur ve benim evde en sevdigim bardaklardan biri...
Huzur tutuyor bu bardaktan keyifle onu izliyorum :)


16 Aralık 2011 Cuma

Bugun bunu cok sevdim :)

Aralik ayi geldi... 
Etrafimizi yilbasi agaclari kapladi. Renk renk, isil isil. 
Magazalarda, yollarda, evlerin pencerelerinde, is yerlerinde yilbasi agaclari bas koseyi susler oldu. 
Seviyorum ben bu renkli goruntuyu. Seviyorum her yil etrafimizin isiklarla kaplanmasini. Mesela bu agac gecen yil bizim ofisin girisini susluyordu. 
Guzeldi, ofisimizi renklendirdi...
Ustelik gri agirlikli susleri ile kalbimi calmayi basardi. 
Yalniz da degildi.. 
Ona su guzel penguenler ve kutup ayilari eslik ediyordu....
Bence doganin en sevimli sahiplerinden bazilari,
ve yine bence karin kisin en guzel dogal susleri, yapay olsalar da bizim de ofisimizi renklendiriyordu...


Bana sorarsaniz bu kucuk penguenler gercek evet gercek agac olan ilk resimden daha guzel bile sayilabilirdi. 
Gercek agaclarin sus icin kullanilmasi konusunda soylenen pek cok sey var. 
Duyduguma gore sirf bu donem icin yetistiriliyormus bazi agaclar. 
Yani aslinda yillarca buyuyen agaclari kesiyor degiller.. En azindan Hollanda'da. 
Yani belki bir yilda bu kadar buyuyor bu agaclar ve belki boyle kullanilmasalar daha uzun da yasamayacaklar. Ben bu konuda fazla bilgi sahibi degilim...
Sadece bu sasaali yeni yil donemi gecip de agaclarin isi bitince cop kovalarinin yanina konulan agaclara uzuluyorum. 
Gercekten kesilip koklerinden ayrilmasalar daha uzun yasamazlar mi ki?

Gercek agaclarin kullanilmadigi yerlerde susleri tasiyanlar genelde plastik agaclar oluyor. Oyle gercekci yapiyorlar ki bazen gercek agaclardan ayirtetmek zor oluyor.
Bizim de var ufak bir yilbasi agacimiz. Ufacik ama bolca sus tasiyabiliyor :)
 Bu yil Hollandada olmayacagimizdan suslenmedi. O yuzden bu resim gecen yillardan. 
Evet evet resimde gulcin'in aldikca aldigi suslerin arasindan pek gorunmuyor olsa da aslinda bunca susu tasiyan bir agac var :)  Sus konusunda gorgusuz muyum neyim :)


Her yil yeniden cikartip kullanabiliyoruz biz bu agacimizi. 
Bununla da mutlu oluyoruz ama bir yandan gercek su ki bu agac plastik. 
Yani kesilen agaclardan daha az mi zarari var dogaya ondan emin degilim. Belki de gercek agaclari kesmiyoruz diye sadece kendimi avutuyorum. 
Olabilir, gercekten olabilir bu konularda cok yorum yapacak kadar bilgi sahibi de degilim. 
Kafam karisik neyi nasil yapmaliyim bu konuda cok bilemiyorum.

Derken....
Gecen gun internette dolanirken su agacla karsilastim...

Ne kadar guzel, ne kadar sicak, ne kadar renkli :)
Ben cok sevdim :) 
Boyle deri kapli kitaplarimiz cok yok bizim ama bir zaman bir deneyesim var. 
Gordugum en guzel yilbasi agaclarindan birini benim de evime tasiyasim var :)
Bizim agacimiz bunun yaninda minnacik kalacak olsa da ona bakip sevinesim var :)
Ama illa ustune suslerimden de asasim var :)
Size de mutlu guzel haftasonlari dileyisim var :)

Ne guzel fikir degil mi? 
Siz de begendiniz mi? 
:)

13 Aralık 2011 Salı

Geri sayim basladi...

3....
2....
1....
0....
Gulcin Turkiye'de :) 
Sonunda... 
Yani insallah cok yakinda geri sayim bitince :)

Buralara geldigimden beri, sanirim bu Turkiye'ye gitmeler arasinda verdigim en uzun ara oldu. 
Isler yogundu, yaz tatilini burada gecirmek geldi icimizden, annemler geldi, arkadaslarimiz geldi derken baktim da Turkiye'ye gitmeyeli tam alti ay oldu. 

Bu da demektir ki Izmir sokaklarinda yurumeyeli alti ay oldu... 
korfeze karsi bir cay icmeyeli alti ay oldu...
annem buradaydi evet ama ailece sofra basinda olmayali alti ay oldu...
abimle kapismayali alti ay oldu...
minik yegenimi gormeyeli alti ay oldu, arkadaslarima sarilmayali alti ay oldu...
bir kahve icimine iki sohbeti sigdirip bir de ustune fal baktirmayali alti ay oldu... 
kuzenlerimle kadehleri tokusturmayali alti ay oldu...
halalarimi, dayimi gormeyeli alti ay oldu ve Izmirimden alisveris yapmayali alti ay oldu :) 
Uzun, cok uzun oldu...

Hele Istanbul... 
Dondum baktim arkaya tam bir yil oldu Istanbuluma gitmeyeli. 
Tam bir yil oldu bogazda nefes almayali... 
Tam bir yil oldu Besiktas'in sokaklarinda kaybolmayali...
Tam bir yil oldu canim Istanbulumda uyanmayali... 
Bir yil onceki gelisimizi dusununce bir an geliyor aklima..
Vapur ile Besiktas'tan Kadikoy'e geciyorum. 
Bir vapurun yan tarafinda oturmus Istanbulumu seyrediyorum. 
Hava biraz soguk kaldirmisim paltomun yakalarini. 
Kopukler ayaklarima geliyor ben martilara bakip uzun uzun gulumsuyorum. 
Milyonlarca insanin biriyim istanbulun kollarinda ama biricik istanbulumu sanki bir ben gozlerimle goruyorum... 
Bu anin ustunden gecen sure tam bir yil oldu... 

Ve hasterin bitmesine umuyorum cok az bir zaman kaldi...

Bir de en onemlisi.... 
Bugun canim annemin dogum gunu.... 
Gecen yil boyle kutlamistim dogum gununu 
Bu yil hediye olarak cok yakinda kendimi goturuyorum :)

keyifle ve heyecanla geriye dogru sayiyorum
3..
2...
1...
:)

11 Aralık 2011 Pazar

Gulcin'i taniyan yuz kisiye kendisi hakkinda bilinmeyen bir gercegi siralayin dedik ve...7 populer cevabi ariyoruz :)

Uzun bir aradan sonra yine bir mim yaziyorum. Ben aslinda bu mim isini hic beceremiyorum ama yine yazmayi deneyeyim dedim. Kucuk bir not, kizkizatoplandik senden gelen mimi unutmadim hatta donup donup yazmaya calisiyorum ama olmadi gercekten aklimda, eneinde sonunda yazacagim kusuruma bakma :) 

Geleyim bu mime :)
Oncelikle cok tesekkurler hypo. Benim cok severek okudugum, bir iki gun yeni yazi gelmezse ne oldu acaba diye meraklandigim bloglardan biri hypo'nun blogu. Ailesiyle yasadiklari, hayata esprili bakisi, bazen hic beklemedigim konularda benim dusunceme paralel dusunceleri ile okumayi cok sevdigim bir blog. Bu mimi bana yollarken demis ki, "Izmir'in kızlarını tarif et deseler, hemen gülçin'i gösteririm". Iste buna nasil sevindim anlatamam cunku yillarca Izmirli misin hic Izmirli gibi durmuyorsun, Izmirli olduguna emin misin?, yok ben bu isi anlamadim sen nasil Izmirlisin? dediler durdular bana. Sevgili hypo, sana cok tesekkur ederken, izninle bunlari soyleyenlerin hepsine yazini gosterip baaak diyebilir miyim:) Nasil icimde kalmissa :) 

Ve diyor ki mim, kendiniz hakkinda yedi gercegi paylasin. 
Paylasiyorum:
- Hollandada yasiyorum
- Izmirliyim 
- Evliyim
- Henuz cocugumuz yok
- Calisiyorum
- Gezmeyi cok seviyorum
- Konusmaya, yazmaya bayiliyorum 

Oldu mu :) Aslinda guzel bir liste oldu bence :)
Ama dedim boyle yazarsam hypo bana cok kizabilir o yuzden... 
bugune kadar Gulcin hakkinda bilmediginiz gerceklerin yedisi bu yazida cunku... :)
eski bir televizyon sovundan esinlenerek
Gulcin'i sahsen taniyan yuz kisiye kendisi hakkinda bilinmeyen bir gercegi siralayin dedik ve.....   
7 populer cevabi ariyoruz :)

* Yedinci populer cevap: "Her ne kadar pozitif bir insan oldugu dusunulse de aslinda biraz karamsardir"
Dogrudur... Kucuklugumden beri aklimdan gecen senaryolar vardir benim. Soyle olursa, bu basima gelirse, ya boyle bir sey yasarsam.... Hatta o senaryolari takip eden zamanlara dair sahneler bile gecer gozumun onunden. Mesela ailece arabada gidiyoruz yanimizdan hizla bir araba mi gecti? Gazete kupurleri bile gelir gozumun onune. Ya da karanlik bir sokakta yuruyorum biraz da korkuyor muyum sormayin aklimdan gecenleri bana. Genel olarak daha olumlu bakmaya calisirim hayata ama bazi zamanlar vardir iste boyle bir his icimde...

Altinci populer cevap "Aslinda biraz kontrol delisidir" 
Eh bir onceki maddedeki haller de biraz kontrol delisi olmamadan kaynaklanir aslinda. Hayatimin kontrolunu elimde tutmayi severim. Oyle huzurlu olurum. Isleri akisina birakmak zordur benim icin cunku o akisin ne getirecegini bilmemekten huzursuz olurum. Son uc-dort yildir biraz azalmis olsa da bu halim biliyorum, kabul ediyorum ben biraz konrtol delisiyimdir. Aslinda planladiklarimin gerceklesmeyecegini de bilirim, aslinda plan yapmanin bana bir sey katmayacaginin da farkindayimdir ama bilen bilir zordur bir anda kurtulmak kontrol hissinden. O yuzden bu konuda bildigim en onemli sey normallesmek icin daha onumde uzun bir yol oldugu ve cok caba gostermem gerektigidir. 

Besinci populer "Hic beklemediginiz bir anda aglayabilir"
Evet, muhtemelen yengec burcununun da etkisiyle anlamsiz aglamalarim vardir benim. Niye oldugunu bilmem ama oyle suzuluverir yaslar gozumden. Bir film izlerken, bir kitap okurken hatta bazen bloglari okurken kendimi aglarken bulurum. Tamam aglamak rahatlatir insani, tamam baskilamamali duygulari ama bu yuzden kendimi anlamsiz durumlarin icinde buldugum da olur. Mesela demistim ya Hindistan'a gitmistim is icin diye. Donus yolu uzun, neredeyse 12 saat. Ben de bir film acayim da vakit gecsin dedim. Onca film icinden "My sister's keeper" diye bir filmi sectim (bravo bana!), kuruldum koltuguma izlemeye basladim. Daha ilk yarim saati gecmedi ki basladi gozlerimden yaslar akmaya. Bir de gercek hayat hikayesinden yola cikarak yazilmis mi senaryo, ben bunu dusundukce daha da boguluyor muyum gozyaslarina. Simdi durumu ozetleyecek olursak; dunyanin bilmem kac fit ustunde ucuyorum, bir ucak dolusu insanla birlikteyim ve birini bile tanimiyorum, dunyanin neresinde oldugumuzu bile bilmiyorum  ve hickira hickira evet hickira hickira agliyorum :) Icinde bulundugum sacma hali dusundukce daha da cok agliyorum :) Hostes kizacagiz su ve mendil getirdi bana o kadar aglamisim :) velakin diyecegim odur ki bazen anlamsiz cok anlamsiz da olsa gozyaslarinin icinde kaybolurum.

Dorduncu populer cevap "Kendisinde fil hafizasi vardir" 
Dogrudur. Bazi durumlarda hafizam kuvvetlidir. Bilmem kiminle konusurken hangi kafedeydik, kim gelmisti, kimi aramistik da bulamamistik. Bilmem kac yil once konusurken neye cok gulmustuk. Daha neler neler. Bazi ayrintilari hatirlamak guzel olsa da anlamsiz bir suru ayrintiyi hatirlarim bazen. Unutmaya calissam da unutamam bazi seyleri. Hele kirmissa biri beni affederim ama yasanalari unutmam. Kin tutmam ama yasanalari asla unutmam... Her ne kadar hic beklemediginiz zamanlarda "Gulcin hatirlayamadik su nasil olmustu sen bilirsin diye aradik" diye gelen telefonlar eglenceli olsa da, bazi anilari hatirlayip gulmek katila katila gulmek bizi mutlu etse de guzel degildir bu hal genelde. Hatta yorucudur. Bazi seyleri unutmak unutabilmek gerekir huzru icin iste o benim icin cok kolay degildir :)

* Ucuncu populer cevap  Ucmaya bayilir...
Evet, beni koyun ucaga, nereye gonderirseniz gonderin gikim cikmaz kesinlikle. Soz konusu ucmak olunca ne koltuklardan, ne yemeklerden, ne servisten hicbir seyden sikayet etmem ben. Ucakta gecen anlar internetsiz, telefonsuz, mailsiz insanin kendi kendine olabildigi cok guzel zamanlardir bana sorarsaniz. Otur, dusun, kitap oku, bulmaca coz, muzik dinle, yemek ye, gazetelere gomul, film izle. Hatta istersen agla :) Yani aglamasan iyi olur gerci de bakiniz bir onceki madde :) 

Ikinci populer cevap "Midesi ile ilgili problemleri vardir"
Evveden ezelden mide problemlerim vardir benim. Daha 40 gunlukmusum beni araba tuttugunu anladiklarinda. 10 yasina gelene kadar dolmusta, otobuste iki duraktan fazla gidebildigimizi, arabada durmadan yolculuk yaptigimizi hatirlamam. Zavalli annemin yanindan torba eksik olmazdi cocuklugum boyunca. Kac yil gecti ustunden elbette yol aldik en azindan torba tasimiyorum yanimda :) Ama hala araba tutar beni ozellikle cok hizli kullaniliyorsa ya da yolda cok viraj varsa. Resmen sofor secerim. Arkadaslarima sen kullanma arabayi sen kullan bile derim. Uzulsem midem agrir, stres mi dediniz aman yarabbim benim icin karsiligi dayanilmaz mide agrilaridir. Biraz az yesem, biraz cok yesem, aci yesem, eksi yesem hepsi benim icin esittir acidir:( Yanimdan mide ilaclari eksik olmaz ne yazik ki. Bilen bilir mide agrisi tutunca gercekten insani kivrandirabilen bir agridir ama ne yapalim derdim bu olsun der gecerim. Yemegime dikkat eder, ilaclarimi yanimda tasir yasar giderim :)

En populer cevap "Tam bir nutella delisidir"
Aa bunu biliyoruz dediginizi duyar gibiyim :) Ama durun size bir sir verecegim :) Fazla nutella ya da cikolata yedigimde alerjilerle basbasa kaldigim olur boyle kollarda kasinti, yuzde hafif kizarikliklar falan. O yuzden Ozan'in gozu biraz ustumdedir nutella konusunda. Eve her zaman nutella alinmaz yemeyeyim diye. Ama alindiysa eger, bunu da buradan itiraf ediyorum iste bu yuzden buldugum her firsatta Ozandan gizli gizli gidip nutella yerim :) Hatta az once kendisi diger odadayken koca bir kasigi bir de yakalanmayayim diye hizla mideme indirdim :) 

O kadar zor yazdim ki bu yaziyi, cumleler oyle uzadi ki nasil yazilsa derdi icinde buraya kadar okuyabildiyseniz tesekkur ederim :) Bu yazinin sonuna gelmisken sanirim ben de colette hakkinda bazi gercekleri ogrenirsem cok sevinecegim. O'nu evinin o guzel kosesinde elinde sicak cayi ile harika el isleri yaparken dusunuyorum ben hep ve belki o harika kosede bir de bu mimi yazar bize diyorum :) Ama cok zordu bu mimi yazmak o yuzden icinden gelmezse sakin yazma sevgili colette diye eklemek istiyorum :)

Guzel bir hafta olsun.... 

9 Aralık 2011 Cuma

Gulcin'in SinterKlaas ve Zwartepietler ile bulusmasi (1)...

Bir onceki yaziyi yazmaya basladigimda ben aslinda diyecektim ki bu yil SinterKlaas etkinliklerini tesaduf eseri cok ama cok yakindan takip ettik. Ama her zamanki gibi lafi uzattim diyecegimi diyemedim. O zaman simdi diyeyim hatta biraz da resim ekleyeyim :) yani Gulcince'ye Gulcin'in SinterKlaas ve ZwartePietler ile muhtesem bulusmasini da not edeyim :) 

Her sey bir Cumartesi gunu SinterKlaas'in Dodrecht'e gelecegini duymam ile basladi. O cumartesi ki Gonja da buradaydi. Ustelik Dodrecht burnumuzun dibi sayilirdi. O sabah biz cok hasta oldugumuzdan kararsizdik gitsek mi gitmesek mi diye ama sanki gizli bir guc "Gulcin Dodrecht'e git..." diyordu. 
                         ic ses: oyle mi?
                         gulcin: tamam bunu abarttim sadece gidesimiz geldi :)

Tren istasyonuna iner inmez etrafimizi saran zwartepietler, birkac ayliktan 8-9 yasina zwarte piet kostumlerine burunmus cocuklar iste diyordu cosku bu... Programi bilmiyorduk; hatta merkeze gidecek yolu bile bilmiyorduk. Ama sanki o gizli guc yolu bize gosteriyor, sokaklari bir bir bize tarif ediyordu.
                         ic ses: oho oho
                     gulcin: tamam bunu da abarttim. kostumlu cocuklarin ailelerini izleyerek gidilecek yeri tahmin etmek kolaydi :)

Meydana vardigimizda rengarenkti etraf. Cocuk sesleri SinterKlaas sarkilari calan orkestranin muzigine karisiyordu. Balonlar, kurabiyeler, muzik, zwartepietler... ortam igne atsan yere dusmeyecek kadar kalabalikti. Sahnenin onu cocuklarla dolu oldugundan o tarafa gitmek gelmedi icimizden; ne de olsa sahneye bu kadar yakin olmak cocuklarin hakki olmaliydi. Zaten sanki gizli bir guc bizi sahnenin arkasina dogru yonlendiriyordu.
                     ic ses: Gulcinnnn
                     gulcin: efendim?
                     ic ses: oyle miydi gercekten?
                   gulcin: Of tamam bunu da abarttim. Polis bu alana giremezsiniz sahnenin arkasina gecin dedi. Oldu mu?
                     ic ses: Oldu tamam. hadi devam et :)


Sahnenin arkasinda kalmak bizim nesemizi azaltabilir miydi hic? Asla! sarkilar, gulusler hatta arada sirada arkalarina donup bize poz veren zwartepietlerle gun harika geciyordu. Soonra bir anda kalabalik heyecanlandi. Bir anda cosku artti. Bir anda muzigin sesi yukseldi. Gorunmustu iste SinterKlaas. Ati Amerigo'nun ustunde elinde asasi kalabaligi acarak bana dogru geliyordu.
                   ic ses: Pardon?
                   gulcin: bana dogru geliyordu ama..
                   ic ses: ohoo-ohooo...
                   gulcin: tamam  ya tamam. Sahne onumuzde ya oraya digru gidiyordu. Ama onumuzde yani bana dogru geliyor da sayilabilir sonucta bence. 
                   ic ses: sana?
                   gulcin: tamam tamam bize bize... Ama bir sey soyleyecegim boyle anlatmaya devam edemem ki ben
                   ic ses: devam et devam et...

Sahneye ciktiginda eline o kocaman defteri alip konusmaya basladiginda balonlar uctu gokyuzune.  Cocuk kahkahalari bir an icin sustu. Hepsi cok heyecanliydi. Aylardir bekledikleri SinterKlaas gelmis onlarla konusuyordu. 
                   gulcin: bak onlarla diyorum. Dutch ya o yuzden onlarla konustu sayiyorum burada. oldu mu?
                   ic ses: oldu devam et sen..
                   gulcin: e durduruyorsun habire 
                   ic ses: gulcinnn hadi anlat..

Malesef bu dutch konusmalari anlayamiyordum ben halbuki muhtemelen bir de Gulcin var aranizda, o bu yil cok usluydu falan diyor olmaliydi. 
                   ic ses: uzulmeni istemem ama bunlarin hicbirini demedi
                   gulcin: hadi canim? gercekten mi?
                   ic ses: gercekten
                   gulcin: hmm neyse napalim neyse

Ben anlamadigim dutch cumlelerin arasinda savrulurken kalabalik yine hareketlendi. Cocuk sesleri iyice yukselmeye basladi. Kahkahalari oyle coktu ki sanki biraz bulutlu olan havadaki tum bulutlar gulusleriyle dagildi. Kalabalik gittikce dalgalanirken gizli bir guc sanki bana yolun karsisina gecmemi soyluyordu.
                   ic ses: ama olmuyor Gulcin
                   gulcin: Ya tamam polis yolun karsisina gec dedi. Ne farkeder yolun karsisina gectim iste
                   ic ses: anlat anlat da bitsin bu artik. 

Once zwartepietler gorundu yolda. Sonra bembeyaz sakali, bembeyaz saclari, upuzun asasi ile Sinterklaas gorundu. Sahnenin arkasinda oylesine bir yerde duruyorduk ve O, onumuzden geciyordu. Inanmasi zor, yasamasi cok keyifli bir andi. Yurudu.. yurudu... tam onumde durdu ve bana bu pozu verdi...

                   gulcin: ne oldu ic ses konusmuyorsun?
                   ic ses: e bu dogru ne diyeyim.
                   gulcin: hah aferin boyle ol :)

Heyecanimdan net cekememisim bile ama olsun :) Gulumsedi bana ve hatta sakalina dokunmama da izin verdi. Ayrilirken bir de goz kirpti :) Bu resim de kanitidir ki bence SinterKlaas bu yil beni secti. Ama tabi odullendirmek icin cuvalda Madride goturmek icin degil :) Bir yandan herkesin ortak gorusu su ki benim disimda bendeki coskuyu tasiyanlarin yas ortalamasi bes civari oldugundan SinterKlaasin beni farketmemesi mumkun degildi :P

                   gulcin: Ne oldu ic ses abartiyorsun da demedin
                   ic ses: ugrasamayacagim ben artik sesinle
                   gulcin: ha ha ha secti secti sinterKlaas beni secti:) 
                   ic ses: haa tamam secti tamam. Daha ne kadar bagiracaksin?
                   gulcin: oley oley beni secti :) oley oley beni secti... beni secti.. beni secti....

7 Aralık 2011 Çarşamba

Ingiliz Misafirperverligi

Oldum olasi metroda, trende, otobuste etrafimdaki insanlari izlemeyi severim. Bambaska hayatlardir onlar. Tanimam bilmem onlari ama o yolculuk boyunca hayatlarina eslik ediveririm. Hele yorgunsam, hele biraz da bezmissem hayattan bu benim en sevdigim oyunlardan biridir. Beni yoran, uzen seyler bir kenara gider, kendime eglenmek icin bir seyler buluveriririm. Belki de bu yuzden aynen surada anlattigim gibi tum ilginc tipler de yollarda beni bulur. Inaniyorum ki hayat da beni eglendirmek icin ugrasir durur.

Mesela bu sabah "yine" Ingiltere'ye gitmek uzere gune 05:30'ta basladim. Ne zaman erken kalkacak olsan gece uykusu boluk porcuk gecer ya zaten, ben diyeyim ki deliksiz 1 saat bile uyumadim. Ama daha sabahin ilk saatlerinden hayat bana dedi ki bosver Gulcin! Isler yolunda gider. Sen etrafina bak ne komik ne eglenceli tipler!

Once trende yanimda oturan amca renklendirdi sabahimi. Ya anlamadi ya anlamak istemedi ya da kabullenemedi ama tum yol boyunca benimle Hollandaca konustu. Ben ingilizce cevap vermisim hey hayt umrunda bile olmadi. Arada yakaladigim bir kac kelimeden, havadan hatta futboldan falan bahsettigini anladim. Ya da hic atmayayim vallaha hic bir sey anlamadim ama o konustu. Ustelik cok eglendi anlattiklariyla surekli kahkahalar atip durdu. Benim baslangicin altindaki seviyedeki Hollandacam hele hele sabahlari hic bir ise yaramiyormus onu anladim bir de sabah sabah beni de bu israriyla guldurdu ya sagolsun dedim!

Trendeki amcayla yollarimiz ayrilinca onun yarattigi boslugu guvenlik kontrolundeki polis doldurdu sagolsun. Ama pek de eglendirerek degil. O neydi yarabbim? Tam bir gestapo. Ceketlerinizi cikarin, laptoplari hazirlayin, kemerlerinizi cikarin demedim mi.... Bunca yildir seyahat ederim boyle asabiyet gormedim. Neyse ki Hollandali amcalardan biri sabah sabah niye sinirimizi bozuyorsunuz diye kendisini azarlayinca sesi biraz kisildi. Acele etmemiz gerekiyormus efendim ucagin saati belliymis. Cok belliymis hakikaten heralde ondan bir saat rotarla kalkti. Hadi onu gectik heralde saati belli oldugundan Londra'ya indikten sonra da bir saat park etme sirasi bekledi. Bir ucak dolusu insanin sabrini da hakikaten bu ucus tuketti ama olsun o rotar sayesinde bi yaziyi yazdim :)

Ama bu ucusu neselendiren ucakta onumde otuan ingiliz teyzeye ayri bir alkis almak istiyorum. Bir insanin etrafinda olan herseye soyleyecek bir sozu olur mu? Olurmus. Soz soyleyecek bir sey yoksa da insan kendi yaratirmis. Yartatti.. Mesela basustu dolaplarinda valizleri koyacak yer kalmamissa insanlarin bunu kendilerinin kesfetmesine gerek yoktu sagolsun teyze herkese basustu dolaplari doluluk durumu hakkinda bilgi veriyordu. Sandvicn icindeki peynirin tadi, dergideki makaleler hepsi hakkinda yolculugun sonunda tum yolcular olarak bir bilgimiz vardi. Ben yolun cogunda uyudum ona yanarim kimbilir daha ne konularda bilgilendi insanlar da ben kacirdim.

Ucaktan iner inmez bu kez trende bir teyze sabah nesesi paketini benim icin tamamladi. Tam bir Ingiliz hanimefendisi idi. Ama ilginc olan trende evindeki kadar rahat olmasiydi. Gozluklerinin ustunden bakarak konustu benimle ben nerede insem diye haritayi incelerken. Cok da yuzume bakmadi basta zira trende oje surdugunden malum dikkatli olmasi gerekiyordu. Rengi guzel mi diye sorarken bile gozlerini tirnaklarindan ayiramadigina gore kendisi renkten baya memnundu. Karsimizda oturan kiza da laf atti paltosunu begenmis!

Daha kimler mi vardi dersiniz? Karsimda oturan takim elbiseli komik amca vardi mesela. Gelen tum genc bayanlara centilmence yer verirken yasi biraz ileri olanlar orada degilmis gibi davrandi ya ben centilmenliginden suphe ettim mi ettim. Ha bir de dinledigi muzigin guzelligini arkadasinin omzuna vurarak anlatan genc arkadas vardi. Bir ara kavga mi ediyorlar diye beni endiselendirdi ama yok egleniyorlarmis anladim. Bir de kizi orada yokmus gibi davranan bir anne vardi. Trene bindiler cocuk geride duruyor annenin umru degil. Ah dedim icimden ne rahat anne cocugu birakmis. Aniden fren yapti tren cocuk daha 4 yasinda falan hizla savruldu. Annesi yakaladi onu ve iste boyle annenin yanindan ayrilirsan basina bunlar gelebilir dedi. Megerse o uzak durma egitimin bir parcasiymis. Bir kez daha hatirladim insanlarin davranislariyla onlari yargilamak buyuk bir hataymis. Kadincagiz yolun geri kalaninda iyi misin diye sordu durdu kizina ama kucuk hanim buyuk bir kibirle kaldirdigi burnuyla annesinden yana bile bakmadi. Vay be dedim inat hakikaten bu yasta bir cocukta da oluyormus J

Iste boyle neseli bir paketle basladim sabaha. Tanimadigim insanlarin hayatina kisacik dahil oldum. Onlar belki beni hatirlamazlar ama ben onlari artik biliyorum J Ve yine Londra'da toplantilarla dolu iki uzun gune basliyorum. Onca rotardan sonra, ofise yuruken dusundum de Londra'yi bu mevsimde boyle gunesli kac defa yakalayabilirim ki. O yuzden ben gune gunesli bakiyorum, size de gunesli guzel bir gun diliyorum :)

5 Aralık 2011 Pazartesi

Hollanda'da... SinterKlaas ve ZwartePietler...

Bugun 5 Aralik...
SinterKlaas'in Hollanda icin dogum gunu...
Yilin ilk kari su anda disarida yere degmeye baslamisken SinterKlaas yazilarindan birini eklemek geldi icimden...

Hollanda'da Christmas etkinlikleri genelde Kasim ortasina dogru baslar... Cunku onlarin noel babasi olan SinterKlaas'in dogum gunu Hollanda icin 5 Araliktir. Tarih kitaplarina gore bahar aylarinda dogmus oldugu bilinse de muhtemelen kis ayalarini senlendirmek icin SinterKlaas'in dogum gunu buralarda kisin kutlanir.   Esasen Turkiyeli olan SinterKlaas her yil Kasim ortasi gibi taa Ispanya'dan basladigi yolculugunun sonunda buharli gemisiyle Hollanda'ya gelir. Her yil baska bir sehire bir gemi dolusu hediye ve o hediyeleri dagitmak icin O'na yardim eden ZwartePietleriyle yanasir. Kraliceden sehrin belediye baskanina, prens ve prensesten buyuk bir heyecanla O'nu bekleyen yuzlerce cocuga uzanan kalabalik bir gurup SinterKlaas'i sarkilarla, oyunlarla, renkli kostumlerle yani aslinda kendi capinda bir solenle karsilar.


Hollanda'ya ayak basan SinterKlaas ve ZwartePietleri yil sonuna kadar ulkede dolasir, cocuklara hediyeler dagitir, onlari mutlu eder. Hele 5 Aralikta yani dogum gununde herkes ailesiyle evlerinde donun dogum gununu kutlarken o da tek tek evleri dolasir ve bacalardan iceri suzulen ZwartePietler evlere hediyeler dagitir. O'nun ve ZwartePietlerinin ulkede oldugu bu donem kisin en guzel, en renkli zamanidir. Ama yine inanisa gore SinterKlaas ve ZwartePietleri Ispanyaya geri donmek icin yola cikarken cuvallarinda o yil yaramazlik yapmis uslu durmamis dolayisiyla cezayi haketmis cocuklari da gotururO cuvallardan cikan hediyeler sahip olmak ama cuvala konulup Madrid'e goturulmemek icin yil boyu cocuklar olabildigince (!) uslu durur :)


Hollandanin SinterKlaas'i Turkiyelidir aslinda. Rivayete gore Demre'de yasamis gercek bir azizdir. O vakitler cocuklara hediyeler dagitmasi ve kotu muamele goren cocuklari kurtarmasi ile unludur. Yine rivayete gore Demre muslumanlarin denetimine gecince ve Hristiyanlar bolgeyi terketmek zorunda kalinca onun kemikleri de Avrupaya tasinir. O yuzden SinterKlaas her yil Ispanya'dan buralara gelmektedir. Ama burada kime sorsaniz SinterKlaas nerelidir ya da nerede yasamistir diye herkes Turkiye cevabini verir.

Hollanda'nin SinterKlaas'i Amerikanin Santa Clause'indan farklidir aslinda. Daha gercektir guya; o yuzden ren geyikleriyle dolasmaz evlerin arasinda. O'nun ualsim araci Amerigo adindaki beyaz guzel atidir. Kiyafeti de Nole Babanin kiyafetinden farklidir sanki. Biraz daha havalidir daha aziz gibidir. Bir de Noel baba gibi tum evleri bir basina dolasmaz her isi tek basina yapmaz. Her zaman etrafinda O'na yardim eden ZwartePietleri vardir.


ZwartePietler yani SinterKlaasín yardimcilari ise bu zamani neseli yapan en renkli unsurlardir. Yine rivayete gore onlar, SinterKlaas'in Demredeki Piet adindaki habes yardimcisinin bugunlere gelmis, hikayelestirilmis halidir. Zaten Hollandacada ZwartePiet, SiyahPiet anlamina gelmektedir. Gorevleri SinterKlaas'in hep yaninda olmak, her konuda O'na yardim etmektir. Aslinda Onlar biraz da sakarliklariyla bu hikayeye nese katan ogelerdir. Pek cok hikayede Ispanya'dan buraya gelis rotasini cizen ZwartePietler hep rotayi yanlis cizer ve geminin kaybolmasina sebep olur :) Rotaci ZwartePietlerin yanisira muzisyen ZwartePietler, oyuncu ZwartePietler vardir liste boyle uzar gider. Renkli kiyafetleriyle onlar sinterKlaasin hep etrafindadir. Hatta SinterKlaasin olmadigi yerlerde de onlar vardir ve onu temsil ederler onun adina hediyeler dagitirlar. Boyle de tatlidirlar :)


Her ne kadar ZwartePietlerin bacalardan inip cikarken kurumlardan siyah olduklarina inanilsa da bir gurup siyah olmalarinin irkci bir yaklasim oldugunu savunur. Ne de olsa genis resme baktiginizda beyaz adam tum gorkemi ile beyaz atinin ustunde dolasir, siyah adamlar ise etrafinda pervane onun islerini gorur. Beyaz adam buyurandir, guctur. Siyah adamlarsa her ne kadar cok egleniyor olsalar da calisandir emektir.


Iste bu yuzden duydugumuza gore nufusunun onemli bir orani siyah tenli olan Hollanda'da 2006 yilinda ZwartePietler baska renklere burundurulmeye calisilir. Derler ki cocuklara Ispanyadan gelirken buharli gemi bir gokkusaginin altindan gecmis ve Pietler de gokkusaginin renklerini almis. O yil Pietler kirmiz, mavi, sari renklerle dolsirlar sokaklarda. Ama olmaz kabul gormez bu halleri ve cocuklar israrla zwartepietlere yani siyah olanlara sevgi gosterir onlarin ilgisinin pesinden kosar. Sonunda Pietlerin siyah hallerine geri donmesine karar verilir. 

Bugun buyuk resim pek de umrunda degildir kimsenin. Nihayetinde Kasim'dan Ocak'a kadar olan soguk ve karanlik gunler ZwartePietler ile aydinlanir neselenir. Hatta sokaklarda yuzunu siyaha boyayip ZwartePiet olmaya calisan onlarca beyaz insan gormek en olagan seylerden biridir. Zaten bu gunler tum cocuklar icin tasarlanmistir. O yuzden onlar bugun nesedir, renktir, hediyedir ve mutluluktur. Hatta bana anlatilanlara gore SinterKlaasin o gorkemli kiyafetlerinden korkan pek cok cocuk ZwartePietlerin rengi ve nesesiyle gulumsemektedir.


Ben mi ne dusunuyorum? 

Elbette bu yolla yayilan pek cok irkci dusunce vardir dunyada. Elbette kucuk yasta bilincaltimiza isleyenler dogru yonlendirilmezse ileride dusuncelerimizi yonlendirir. Ama boyle dusunuyorsa cocuklar ve gordugum kadariyla buyuk bir mutlulukla ZwartePietlerin pesindelerse bugun, onlarin cocuk gonlunde ZwartePietler en guzel yerdedir. Zaten bu irkciligi, vs. dusunduren de bize cocuk safligini kaybetmis beyinler ve gonuller degil midir? Bence ZwartePietler dursun yerlerinde onlari ayri, baska, farkli gormek isteyen yureklerin, gonullerin degisme vaktirdir. Ah bir de kimbilir, belki de habire ZwartePietlerin rengiyle oynamaktansa bir de SinterKlaas'i siyah yapmayi denemek baska ten renklerine de SinterKlaas heybetini vermek gerekir.  


Elbette belli bir yasa gelen cocuklar bilir tum bunlarin kurmaca oldugunu ama Gulcinín bunlar cok da umrunda degildir. 
O yuzden....
Gulcin'in SinterKlaas ve ZwartePietler ile olan maceralari ise cok yakinda burada :P

3 Aralık 2011 Cumartesi

Gulcin geri geldi :)

Bir is gezisinin daha sonuna gelmis bulunuyorum. 
Bu sefer tam da islerin cigrindan ciktigi bir donemde bir de is gezisine cikarak yorgunluguma yorgunluk katmis olmanin tarifsiz mutlulugu icindeyim. 

Her gun sabah sekiz-bucuk aksam alti-bucuk hatta bazen yedi-bucuk toplanti, her aksam istinasiz her aksam katilmak zorunda oldugum is yemekleri ve gecenin bir vaktine kadar cigrindan cikmis islerin toparlanmasi icin yaptigimiz plan ve calismalari saymazsak bu sefer de Londra’nin cok yakinindaki Richmond bolgesini hatta onun ufacik bir kismini yani Richmond Hill'i “gezdim-gordum” diyebilirim. Bir yandan o kadar yogun ve yorucuydu ki gunler bu sefer "gezdim gordum" yerine "gezmeye gormeye calistim" desem daha olur sanirim J Sonucta Richmond Hill’i anlatacak kadar gezemedim ben oralari ama yine de bir iki resim cekmeyi basardim. Eh artik bu seferlik boyle olsun J

Gezme-gorme calismalarimin ilk adimini toplantilar arasinda bir kosu su manzaraya karsi derin nefesler alip vererek yaptim mesela. Asagida akan Thames nehri... Sanirim ilk defa bu kadar sevdim ben bu nehri...


Ogrendigim kadariyla Richmond Hill, iste bu nehrin kenarinda yukselen bir tepe. Richmond bolgesi ismini, zamaninda buraya yapilmis olan Richmond Sarayindan almis. Artik sarayin isminden midir bilmiyorum; bana soylediklerine gore su anda burada oturanlar da Londra'nin hatta tum Ingiltere'nin oldukca rich yani zengin bir kesimiymis. Hatta yapilan arastirmalara gore Richmond Ingiltere'nin en mutlu bolgelerinden biri imis ve yuksek hayat kalitesi ile unluymus.

Orada oldugumuz surece gordugumuz evler oyle guzeldi ki anlatilanlar olmasa da bolgenin refah seviyesinin yuksek oldugunu tahmin etmek zor degil. Iste gezme gorme calismalarimin ikinci adimi: Restoranla otel arasinda ustelik buz gibi bir havada olsa da yaptigim kisa aksam yuruyusunde bana eslik eden ve bolgenin guzel evlerinin pek cogunun da penceresini de susleyen harika Richmond Hill  manzarasi...




Richmond bolgesinin buyuk bir bolumunu parklar ve acik alanlar kapliyormus. Bu nedenle bolge, Londra'nin nefes alma alanlarindan biri olarak da kabul ediliyormus. Bolgenin en buyuk dogal parki otelin dibinde olunca gidip gormemek olmazdi :) Gezme gorme calismalarimin ucuncu adiminda gece ikiye kadar calismis olsam da sabah biraz erken kalkarak kahvalti oncesinde otelin cok yakinindaki Richmond Park'ta kisa bir yuruyus yapiverdim. Ingilterenin en buyuk dogal parklarindan biri olan Richmond Park, bir zamanlar Ingiltere krali 1. Charles'in avlanma bolgesiymis. Zaman icinde park, halkin kullanimina acilmis. 




Richmond Park'in ev sahipleri uzun yillardan beri hic degimemis: Geyikler! Bu kocaman parkin icinde alti-yuzun ustunde geyik yasadigi biliniyormus. Gectigimiz son bahar geyiklere fazlaca yaklasan ve galiba biraz da onlari rahatsiz eden ziyaretcilerden birkac tanesini geyikler biraz hirpalamis. O yuzden parkin cesitli yerlerine insanlari geyiklere karsi dikkatli olmalari konusunda uyaran levhalar asilmis. Aslinda geyikleri insalara karsi dikkatli olmalari konusunda uyarmak daha yerinde olacaktir bence ama neyse!

Ben parkta sabahin cok erken saatlerinde yurudugumden sadece su iki guzel geyikle karsilastim. Ne yazik ki yolun karsisinda oldugumdan ve aramizdaki yoldan vizir vizir arabalar gectiginden daha yakindan fotograflarini cekemedim. Tamam itiraf ediyorum; sabahin kor vakti parkta yuruken biraz da korkuyordum. Hatta oradan buradan firlayan sincaplar nedeniyle arada birazdan fazla da korktum :) O yuzden cok yaklasamadim geyiklere. Yine de sabahin korunde iki geyik gormenin sevincini ve saskinligini yasadim mi? Yasadim :) 


  
Yukarida da soyledigim gibi su ara yoldan surekli arabalar gecti yurudugum sure boyunca. Acikcasi sabahin sessizliginde yuruyup uzun bir gune hazirlanmak isterken ben o araba sesleri hic de iyi gelmedi. Kim bilir belki geyikler de o arabalar yuzunden cok fazla ortalarda gorunmedi. Dusundum de kim evinin ortasindan surekli arabalar gecsin ister ki... Arabalara ragmen sabah yuruyusunun en guzel anlarindan biri kadraja alamamis olsam da sol tarafta geyikleri izlerken bir yandan da su gun dogumuna eslik etmekti...


 
Ben boyle gun dogumuna dalip gitmisken bir anligina sadece bir anligina arabalarin sesi cekildi ve bir bisikletli o yolda belirdi. bana Hollanda'yi hatirlatti. Geldi tam manzaramin onunden iste boyle gecti. Benim resmi cektigim an az daha sagda olsa iyiydi ama ne yapayim elimden bu kadari geldi. Bu guzel goruntu ise beni zor bir gune hazirlamaya yetti...




Sonrasindaki bir iki gunde ise gezmeye gormeye calisacak firsatim bile olmadi ne yazik ki. Aslinda cok yakinda gorulesi bir kilise varmis niyetim ona da bir baska sabah gitmekti ama gucum vucudumun direnisini kirmaya yetmedi. Ertesi sabah kipkirmizi gozlerim ve sizlayan kemiklerim soz hakkini aldi ve bana dusen yollarda dolanmak yerine otelde kalip guzel, sakin, uzun bir kahvalti yapmak oldu. Yeni yerler kesfetmek yerine yeni mailler okumak zorunda kalmis olsam da dinlenmek iyi geldi. 

Ve gecen cok yorucu haftanin sonunda evime donerken aklimda ne yasanan problemler, ne is, ne toplantilar vardi... 
Soyle bir dusununce gecen haftayi aklimda kalan sadece sabah yuruyusu, 
dogan gunes ve bana saskinlikla bakan geyiklerdi :) 
Ben cekmemis olsam da bu fotografi sanirim benim aklimdaki Richmind Hill'i en guzel anlatan karelerden biri bu oldu...

bir hafta daha bitti...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails