27 Kasım 2011 Pazar

Chocolat...

Soguk, puslu bir kis sabahinda Fransa'nin dar sokakli kasvetli kasabalarinin birinde, bir kilisenin karsisina acilan ufacik bir cikolata dukkani o kasabanin kaderini degistirebilir mi? 
Ruzgarin fisiltisiyla yol alan bir kadin ve kizi cikolatanin onderliginde puslu griyi bir renk cumbusune cevirebilir mi? 
Kolay midir degisim? 
Ya da cikolata kadar tatli midir degismek icin icinden gecilen uzun yol? 
2000 yilinda cekilmis olmasina ragmen bizim ancak bu hafta izleyebildigimiz Cikolata bence bir degisimin hikayesi tum bunlari anlatan.
Muzigi ise en cok aklimda kalan...

Chocolat, 2000
http://www.imdb.com/title/tt0241303/
Bugune kadar duydugum hemen hemen butun yorumlara inat bir de ustelik tam bir cikolata canavari olmama ragmen filmi izlerken canimin hic cikolata istememesi, filmi cok da begenmedigime mi isaret acaba? 
Yoksa filme dalip gidip cikolata yemeyi bile dusunemedigime mi? 
Ikisi de degil aslinda... 

Filmi begendim ama sanirim daha fazlasini da aradi gozum. Daha fazla gozumu doldursun istedim Johnny Depp filmde, Juliette Binoche kadar alip goturuversin oyunculuguyla istedim. Sonra daha cok daha cok istahimi acsin istedim cikolatalar, anlatilan her insan hikayesinde cikolatanin oynadigi role gelince sira cikolata kokulari hikayenin cekiciligi bastiriversin istedim. Cikolata kadar keyifli olan filmin akisina arada bazi uzun uzun sahneler puruz koymasin istedim. 

Oyle dalip gitmisim ki kasabalinin hikayelerine cikolata yemek gelmemis bile aklima. Yine de sanki izlerken filmi hayal meyal bir tasin altinda yavas yavas ezilen kakaolarin kokusu geldi burnuma. Bir de dusundum de bazi filmleri cok bekletmemeli, beklentiyi cok yukseltmemeli film hakkinda. Yoksa insanin izledigi boyle guzel bir film olsa da alinan tat kalabiliyor beklenen tadin biraz altinda... 

Tabi film bitince kutlama icin yendi tabi ufak bir cokolata
e olsun o kadar da :)

PS: Bir de soylemeden edemeyecegim Johnny Depp yillandikca guzellesiyor galiba. Bu filmde bir degisik geldi gozume nerede o yeni filmlerindeki hali nerede :)

25 Kasım 2011 Cuma

Gulcin'in bowling macerasi...

Bir bowlingimiz eksikti bu ara. 
Dun aksam ona da gittik de cok sukur bu sira yasanan yogunluk tamamlandi. 
Ben de zaten bir fosforlu yesilimiz eksik diyordum ya onun da tamamlandigi iyi oldu :) 

Asilnda benim icin bowling oynamak demek "Gulcin'in bowling macerasi" adli filmi defalarca bastan cekmek demek. 
Dun aksam da degisik bir sey yasanmadi sadece seriye yeni bir film eklendi. 
Filmimiz nasil mi? 
Iste aynen soyle..

Kahramanimiz (yani Gulcin) oyunun basinda uzun bir sure kendine uygun bowling topunu arar. 
Kimi hafif gelir, kimi agir gelir, kimi elinden kayar, kimi bilegini acitir, kimi yamuk gider derken Gulcin'in atislari da bir bir yabana gider. 
Ama olsun giden puanlar olsun; O'nun azmi yerindedir. 
Topu bulduktan sonra da atis stili gelistirme calismalari baslar. 
Soyle yana dogru atayim, suradan falso vereyim, suradan yavas gitsin, buradan da hizli gecsin derken bakar ki neredeyse oyunun sonu gelmis :) 
Bu da Gulcin'in nesesini kaciramaz. 
Kalan iki uc atisinda zirveye oynar o inatla. 
Hatta baya da basari kazanir aslinda ama genelde Ozan'i gecemez. 
Ikincilikle bitirir geceyi genelde ama eglencesinden vazgecmez. 
"Aslinda oyunlar azcik daha uzun olsa ben yenecegim hepinizi" diye soylene soylene ayrilir sahalardan. 

Yenilen pehlivan gurese doymazmis eninde sonunda yine doner bu arenaya ama nerede o secilen bowling topu numarasi, nerede o gelistirilen stiller. 
Hepsini unutup gitmistir. 
O yuzden filmi sil bastan yeniden ceker. 

Serinin kacinci filmi cekiliyor olursa olsun kahramanimiz icin degismeyen tek birsey vardir. 
O da bir gun bowlingin Fred Cakmaktas'i olacagina dair olan inanci. 
O yuzden O'na gulenlere asla aldirmaz. 
Her atistan sonra muzaffer bir komutan edasiyla yerine geri doner. 
Rakiplerinin asla bilmedigi bir sey vardir; 
o da Gulcin'in cocuklugunda en sevdigi cizgi filmlerden birinin Tas Devri oldugu ve Gulcin'in bowlingin tarihine sahit oldugudur. 
Onlar daha gecici zaferleriyle sevinsinler der Gulcin. 
O aslinda boyle oynayamama perdesinin arkasina siginip...
 Fred Cakmaktas'in su essiz stilini yakalamak uzere calismalarina devam ediyordur :)


Hatta laf aramizda dun aksam bu stile cok yakin atislar yapmayi da basarmistir.
Gururludur
Mutludur...
Bir gun elbette bowling salonlarinin Fred Cakmaktas'i olacaktir :)
Bir gun elbette bu salonlardan "yaba daba duuuu" diye bagirarak ayrilacaktir
Hissediyordur
Mutlu Son'a cok az kalmistir :)
O yuzden dun aksam ikinci olmus olsa da pesinen bagirmaktan da cekinmez
yaba daba duuuuuu :))))

Zaten butun suclu artik ikiye ayrilmayi beceremeyen toplardir :)
Son...
ama macera devem edecek :P

23 Kasım 2011 Çarşamba

Bugun de boyle...

sis dagildi...
dun hava soguktu ama bulutlar bizi terketti...
bugun yine soguk hava...
sasirmiyorum bile artik buna...
ne de olsa kis geldi...

kis kasvetiyle geliyor genelde buralara
ya da benim her an kasvete meyilim artiyor kis aylarinda.
kontrol seven bir insanimdir ben
illa olabildigince hersey kontrolumde olacak
biraz biraz onumdeki aylara yillara dair tahminlerim planlarim olacak
o zaman rahat ederim
o zaman kendime hayal kurmak icin izin veririm
halbuki hayat izin verir mi hep kontrolun bizde olmasina
ii asla...

hava gibi sisleniverir hayat da bazen.
insan burnunun ucunu goremez hale gelir
yasanan alakali ya da alakasiz bir sey, hani belki kucucuk bir sey, sizin planlarinizi degistiriverir
kontrol biter, planlar biter, bazi seyler degisiverir
o kucucuk sizden bagimsiz seyler kalkar boylarina bakmadan bir fitili atesleyiverir
o fitil bir kere tutustu mu ucunun nerelere varcagini kestirmeniz zordur.
obek obek bekleyen kucuk sikintilar fitilin getirdigi atese buyuk bir coskuyla katilirlar
hep bir olup insanin ustune coreklenivermek isterler
benim de ustume oyle coreklenmeye kalkiyorlar

yok izin vermem ben onlara
bir iki gune kalmaz tutunacak bir nese bulurum ben kendime
iste boyle buraya yazarim, paylasirim sikintimi, hafiflerim biraz
bloglari dolasirim gulumserim biraz
calisirim sonra, deli gibi calisirim dusunecek vakit birakmam kendime
yazacak neseli seyler bulur mutlu da olurum hatta..

bilirim herkese olur bu donem donem
kendini birakirsan artar gider
gulmeye cabalarsan dagilir bulutlar
ben de dagitirim onlari insallah diye umuyorum ama iste bugun de boyle...
bugun de biraz uykusuz...
bugun de sebebi bilinmez neden biraz huzursuz
bugun de biraz nesesiz
iste bugun de boyle...

22 Kasım 2011 Salı

Sis...

Her ne kadar ben bu yaziyi dun yazmis olsam ve bugun itibariyle kosullar degismis olsa da en azindan dun durum boyleydi:)


Sanki cumartesi aksami biz uyurken birileri (ki sanirim bu kucuk bulutlarin isi!)
 sehri sessizce aldilar...
kaldirdilar  yerinden...
goturduler bulutlarin icine yerlestirdiler. 
ve pazar sabahindan beri biz Rotterdamlilar artik bulutlarin icinde yasiyoruz :) 

orjinali
http://farm4.static.flickr.com/3043/3029304797_d4403d8468.jpg
Yoksa cumartesi gunu soguk ama gunluk guneslik olan hava, pazar tum gun, pazartesi tum gun ve sali en azindan bu saatlere kadar bir dakika olsun dagilmayan bir sisin icine nasil gomulsun degil mi ama? Evet mutlaka bir bilimsel aciklamasi vardir ama siz onlara bakmayin. Bence umarim "gecici bir sure icin" bizi sessizce bulutlarin icine tasidilar da soylemiyorlar :) Hem bilimsel aciklamalar hic eglenceli olmuyor, oysa benim dusuncem bu gri bulutlarin icinde beni biraz olsun eglendiriyor. 
Soyle dusunuyorum; 
kucuk kucuk bulutlar anlasmislar cumartesi gunu; biz bunlara bir saka yapalim demisler. 
Sonra beklemisler pusuda sessizce.  
Tum sehir uykuya dalinca da kapmislar goturmusler bizi bulutlara. 
Sabah biz bir bir uyanip sasirinca da kenarda kis kis gulmusler :) 
Saka yapiyorlar kanimca :) 


orjinali
http://www.ad.nl/ad/nl/1012/Binnenland/article/detail/1902612/2010/11/16/Verkeer-heeft-last-van-zeer-dichte-mist.dhtml
Bir de soylemeden gecemeyecegim, eglenecek bir seyler de bulmazsak bu sisin icinde yasamak hic de guzel bir sey degil. Evin icindeyken karsi apartmani bile gormek mumkun degil kaldi ki soyle camdan bakayim da su gri havada icim acilsin bari diyeyim. Saga baksan bulut, sola baksan aa yine bulut seklinde genis bir manzara skalasinda griye bulandik oturuyoruz. Halbuki ben saga sola bakinca orada saklanmis halimize gulen kucuk bulutcuklar hayal ediyorum. Yakalarsan bir ikisini cok fena kizicam onlara :)
orjinali
www.at5.n
Hadi evde bunaldin sokaga ciktin diyellim. Tamam sokaga cikinca gorus mesafesi biraz artiyor ama yine de bulutlarin icinde yurume hissi devam ediyor. Boyle karsidan gelen gecen insanlar flu, flu. Sonra bir anda sisin icinden bisikletliler beliriveriyor. Hele eski kiliselerin falan onunden yuruyorsa insan, ortacagi anlatan gerilim filmlerinin sahnelerinden birinin icine dusmus gibi hissediyor kendini.  Garip, gizemli, kasvetli ama bir yere kadar da ilgi cekici bir manzara. Yok yok diyorum size kucuk bulutcuklarin isi bunlar, saka yapiyorlar guya! :)
orjinali
http://www.depers.nl/UserFiles/Image/2011/201111/20111120/mist.7.425.jpg
Dere kenarindaki ofise geldim yine bugun ama camdan bakinca degil dereyi asagidaki catilari bile gormek zor. Zaten su anda beni degil dere kenarindaki bir masaya, derenin ustunde bir masaya oturtsalar suyu gorebilecegimden emin degilim. Nedense suyun ustunde sis daha da yogun gibi geliyor goze. Yanan bir iki ciliz isiktan dereden bir gemi gectigini anlayabiliyoruz ama onlar da arada gorunuyor, arada kayboluyor. Ofise gelirken kendime bir oyun buldum yanan lamba sayisindan geminin uzunlugunu tahmin etmeye calisiyorum. Hicbir zaman geminin asil uzunlugunu goremedigimden oyunu hep ben kazaniyorum bu da bugunluk bana eglence oluyor :)
orjinali
http://www.panoramio.com/photo/19369990
Saka bir yana elbette ulasimda da problemler varmis hatta ciddi yaralanmalara sebp olan kazalar olmus. Biz trenleri kullandigimizdan su ana kadar bir sorun yok. Ne kadar eglenceye odaklanmaya calissam da bu sis ne zaman bitecek de onumuzu gorebilir hale gelecegiz diye merak etmiyor degilim. Ne de olsa bu gerilim filminden firlamis sahneler insani biraz geriyor ve bunaltiyor. Bunca yildir buralardayiz hic sahit olmadigim bir durum bu kadar yogun sisin bu kadar uzun sure kalmasi. Insan, bir an once normale donsek diye dusunmeden edemiyor.


Ne yazik ki ben hic fotograf cekemedim bu sefer, o yuzden bu yazidaki tum fotograflar intenetten, gazetelerden. 
Fotograflardan da gorebileceginiz uzere Gulcin su anda gercekten 
bulutlarin icinden bildiriyor :)
orjinali
http://www.panoramio.com/photo/19369990
Bugun hava yine soguk ama gunluk guneslik olduguna gore sanirim kucuk bulutcuklarin sakasi bitti :)

20 Kasım 2011 Pazar

Midnight in Paris

Burada cok sevdigimiz bir sinema var. Oyle kocaman salonlari yok. Oyle dolby sistemleri kocaman perdeleri de yok. Ama sinemanin bulundugu binaya girince calan harika muzikler var. Dere kenarinda olan binanin cam duvarlarinin onunuze serdigi manzarayi izleme sansi var. Sakin sessiz guzel bir kafesi var. Etrafta kitap okuyan, sakin sakin oturan sohbet eden insanlar var. Bize Taksim'deki kucuk sinemalari hatirlatiyor biraz. Salonlari kucuk anilari buyuk sinemalari. Ustelik bu sinemanin tum salonlari tertemiz cunku insanlar oyle ellerinde kocaman patlamis misirlarla izlemiyorlar genelde filmleri. Yok ben de severim bazi filmleri izlerken patlamis misir yemegi ama keske misir yiyenlerin sesleri sinemanin keyfini bozmasa. Bu sinemada insanlarin ellerinde genelde caylar, kahveler, biralar saraplar ve film boyunca etrafi saran harika bir sessizlik var. Guzel bir salon ve bu hafta sonu izledigimiz guzel bir film: Midnight in Paris.


Paris'te Gece Yarisi
Filmin konusu kisaca cok kisaca ve Gulcince soyle...
Nisanlisi Inez ve O'nun ailesi ile askin sehri Paris'i ziyaret eden Amerikali yazar Gil, sehre ayak basar basmaz kendini karsi koyulamaz bir cekimin icinde bulur. Bu cekim O'na nisanlisi ile iliskisini sorgulatacak, yazarligina bambaska bir bakis acisiyla yaklasmasini saglayacak ve sehrin buyusu icinde onu maceradan maceraya surukleyecek kadar buyuk bir cekimdir...


Midnight in Paris, Woodly Allen'in son filmi. Bu yil Cannes film festivalinin acilis filmi. 
Tipik bir Woody Allen filmi diyemeyecegim cunku boyle bir cikarima varacak kadar film kulturum yoktur benim. 
Ama keyifli bir Woddy Allen filmi diyebilirim. 
Hatta cok keyifli, insanin izlerken gercekten mutlu oldugu bir Woody Allen filmi de diyebilirim. 

Paris, Paris sokaklari, donemlerden donemlere sizi dolastiran Paris gece hayati. 
Uzun zamandir sinemada hicbir filmi izlerken almadigim keyfi verdi bana bu film
Hani bazi filmler saridir boyle izlerken de sicacik hissettirir. 
Iste tam da oyle bir film. 
Ah, bir de keske bir gun bir sehrin sokaklarinda dolasirken benim de basima gelse boyle seyler dedirten bir film. 
Izlemeye hele sinemada izlemeye kesinlikle degecek bir film. 
Ben izledigimize cok sevindim...

18 Kasım 2011 Cuma

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim (6) ... Keske...

Okulu Turkiye'de bitirip, bir sure Turkiye'de calisip sonrasinda Avrupa'ya calismaya gelen pek cok insanin karsilastigi bir durum vardir: 
Burada sizin planladiginiz isler icin calismasini beklediginiz insanlarin pek cogunun yasi sizden buyuk hatta oldukca buyuk olabilir

Cunku buralarda sizin okulu bitirdiginiz yaslarda insanlar, hala kendileri icin uygun meslegi secme pesindedir. Sinavsiz girdikleri universitelerin cesitli bolumlerinde bir-iki yil okuduktan sonra, o alanin kendileri icin uygun olmadigini anlayip yine sinavsiz baska bir bolume gecmis olabilirler. Dolayisiyla sizin belki de asla o alanda calismak istemediginiz halde elinizde diplomaniz is pesine dustugunuz yillarda onlar muhtemelen kendilerine daha uygun bir bolumde yeniden okumaya baslamistir. Bunu kimse yadirgamaz. Ne de olsa insanlar omurlerinin buyuk cogunlugunu gecirecekleri mesleklerini secerken secici olmak hakkini kullanmistir. Bu bir haktir. Sinavla kazanilmayan, uc dort saatlik sinavlara kurban edilmeyen bir hak. Cok talep goren bolumlerde kura ile kazanilan bir hak. Saka gibi degi mi? Evet oyle ama saka degil. Burada herkes istedigi bolumde okuyabilir. Istenilen bolume talep coksa da kimin o bolumde okuyacagi kurayla belirlenir. Bazi kriterlere gore bazi kisilerin kurada birden fazla hakki vardir o kadar.

Universiteyi gec bitiren yasitlarimiz ustune bir yandan calismak zorunda olmadan, ustelik gecim dertlerine dusmeden kisitli da olsa devletten aldiklari destekle masterlarini da yaparlar. Ustelik bu master illa okuduklari bolumle ya da ileride calismak istedikleri alanla ilgili olmak zorunda da degildir. Sanat tarihi okurlar mesela ya da toplum psikolojisi master olarak. Ustelik bunu kimse is gorusmelerinde bir arguman olarak cikarmaz karsilarina. Yani siz calismaya baslarken onlar entellektuel birikimlerinin pesindedir. Sizin servis yolculuklarinda, gece uyku oncesinde ya da pazar kahvaltilari sonrasinda yaratmaya calistiginiz okuma vakitleri onlarin gunluk rutinidir. Doya doya okurlar ogrenirler.

Bu da biter bir sure sonra ama hala pek cogu calismaya baslamaz. Genelde okul zamani biriktirdikleri paranin ustu aileleri tarafindan tamamlanir ve yeni mezunlar bir de kisa dunya seyahatine cikar okuldan sonra. Alti ay hatta bazen bir yila kadar uzar bu seyahat. Istedikleri ulkeleri gorurler imkanlari el verdigince. Gencken genc gibi keyfini cikarirlar gezmenin. Ve donduklerinde calismaya hazirlardir. 

Genelde sirketlerde bir rotasyon programina dahil olmaya calisir basaranlar. Sirketlerin cesitli departmanlarinda beser altisar ay deneyim kazanirlar. Ama elbette sansli olanlar ve bunu basaranlar bu ayricaliga sahip olur. Bir kac departmani gordukten sonra neyin onlari mutlu edecegine dair daha rahat karar verebilirler. Bir alanda uzmanlasmaya karar verdiklerinde de bu karari verebilecek kadar ne yapmak istediklerini biliyorlardir, olgunlardir. Cunku onlar yirmi-uc yasinda "yeni yetme mezunlar" degil, okumus, gezmis hayatta az ya da cok ne istedigini bulmus "yeni yetme yetiskinler"dir.

Ancak iste bunca araya eklenen harika deneyimden sonra cogu zaman sizin planladiginiz islerde calisacak olanlar sizden yasca buyuk olanlardir. Hatta hayatta ne istedigini bulan bir kismi surekli terfi pesinde olmadiginda sizden yasca cok buyuk olanlardir. Bunu sorun etmezler cunku sevdikleri iste calisiyorlardir. Ama bazen siz onlara bakip ozenirsiniz. Cunku evet belki is hiyerarsisinde bir kademe usttesinizdir ama onlar severek calisirlar siz bazen sadece is bitsin istersiniz. Hatta bazen ya koca adama is mi verecegim simdi diye dertlenirsiniz. Baslarda hatalari gormezden gelmeye bile yeltenirsiniz. Yavas yavas bir duzen oturur elbet ama icinizde bir yerde hep...

benim ulkemde de kosullar baska olsaydi da 
keske ben de bu kadar erken calismaya baslamak zorunda kalmasaydim, 
keske ben de baska departmanlari deneme sansina sahip olsaydim, 
keske ben de meslegimi onsekiz yasinda secmek zorunda kalmasaydim, 
keske ben de isimi yeni yetme bir mezunken degil de yeni yetme bir yetiskinken secme sansina sahip olsaydim dersiniz.

Bilmem belki siz demezsiniz ama ben diyorum hem de bu aralar cok diyorum...

Tabi bunlar sadece benim etrafimda gorduklerime duyduklarima gore yazdiklarim. Belki baska ulkelerde baskadir kosullar, hatta belki Hollanda'da bile farkli sartlarda olanlar vardir, belki bana hep boylesi denk gelmistir ama sonucta az da olsa buralarda bu sansa sahip olanlar vardir. Az da olsa yeni yetme yetiskinler, yeni yetme mezunlara gore sanslidir. Sayilari az da olsa hangi sosyo ekonomik siniftan geldiklerine bagli olmaksizin okuma hakkini doya doya kullanabilenler vardir... 

Elbette sukretmeyi biliyorum sukrediyorum da ama sadece keske diyorum keske bizim ulkemizde de sartlar baska olsaydi da yeni yetme mezunlar yeni yetme yetiskinler olana kadar buyuk secimler yapmak zorunda kalmasaydi...

17 Kasım 2011 Perşembe

Bugun buna cok guldum :) Ofis...

Ayni ofiste surekli calisamiyorum ben. Bunaliyorum, calisamaz hale geliyorum. Neyse ki bir kac ofis var bizim oturdugumuz sehirde calisabilecegim aralarinda dolasip bunalmadan calismaya calisiyorum. E tabi her ofiste Gulcin'e bir masa ayirmiyorlar. Aslinda ayirsalar ne iyi olur ama yapmiyorlar iste :) O yuzden bos masalardan birini gozume kestirip oturuyorum gun boyu. Mumkunse soyle isik alani, cama yakin olani, nehire bakani seciyorum. Daha dogrusu tastamam o gun bahtima dusenlerden birini seciyorum :)

Aslinda gidip baskasinin masasini gasp ediyor degilim sirketin duzeni boyle masalar aslinda herkesin. Tamam hergun ofisteysen elbette ayni masaya oturabilirsin ki benim de bana ayrilmis bir masam var ofislerin birinde ama her an baskasi tarafindan da kullanilabilir. Ben zaten sevmiyorum o ofisi de masayi da isteyen istedigi gibi kullansin :)

Hal boyle olunca, ofis gayet renkli olsa da masalarin ustu genelde bos oluyor tabi. Kisisel esyalar cekmecelerde kapali. Ofise ait esyalari da ekranmis klavyeymis isteyen istedigi gibi kullansin :) Bugun bahtima dusen masayi biraz daha sahiplenmis sahibi. Heralde benim gibi gezgin degil normal bir insan; genelde ayni ofiste ayni masada calisiyor. Mesela ufacik bir cicek var masanin kosesinde. Yapma olsa da cicek guzel icimi aciyor. Bir de ekranin sol alt ve ust koselerinde minnacik iki kagit yapistirilmis. Kagitlarin birinde soyle yaziyor.

Buyuk problemlerin sana verdigi uzuntu sonrasinda onlari cozmenin sana verecegi buyuk bir mutlulukla odullendirilecek. Ve bu mutluluk o tum uzuntuleri silip gececek.

Acikcasi ben sevmem oyle calisirken baktigim yerde yazi falan olsun. Ama simdi hakkini vereyim guzel, motive edici bir cumle. Hadi bu acidan bunu anladim insan ekranina yapistirir diyelim  ama buna ne demeli..

Ikizler burcu....
belki de hayatinin akisini degistirecek insan etrafinda. bir etrafina bakmayi denedin mi?

Pardon! :) Sirkette, bilgisayarin ekraninda bir burc yorumu ve de etrafina bak diyen bir burc yorumu. Ilginc :) 
Eminim burada gercekten cok renkli bir kisilik oturuyor :) Karar verdim bu masada kim oturuyor normalde mutlaka bulmaliyim. Soracagim gercekten buyuk problemlerin uzuntusu onlari cozmenin verecegi mutlulukla unutuluyor mu? Ama daha onemlisi soracagim etrafina bakiyor mu :) 

Yok, yok yapmayacgim elbette ama sevdim ben bu masayi. Sabaha iyi basladim sayesinde, hep gelip burada oturayim  diyorum bilmem olur mu:)

15 Kasım 2011 Salı

On yil....

Dusundum cok dusundum de bugunu Gulcince'ye not etmek istedigime karar verdim...
cunku...
bugun biz Ozanla ellerimizi birlestireli tam on yil oldu.
Dort kusur yili evli sevgili gerisi sadece sevgili olan koca on yil. 
On yil once bu zamanlar daha universitedeydik. 
On yil once bu zamanlar daha dunyayi kurtaracagimiza dair umitler besliyorduk. 
On yil once bu zamanlar gunumuzu gecemizi dansla muzikle dolduruyorduk. 
On yil once bu zamanlar kendimizce onemli, hatta simdi dusununce bile bir yere kadar onemli islerin pesinde kosup duruyorduk. 
On yil once bu zamanlar bir yandan cok genctik hatta cocuktuk
ve on yil once bu zamanlar ilk defa ellerimizi birlestiriyorduk.


Ozan'in buralarda benim Turkiye'de oldugum iki yili saymazsak biz bu on yilda hep yanyana olduk. Hatta o kisa ama cok uzun iki yil boyunca bile biz yanyana olduk... Okulu bitirdik. Hayatlarimiza yeni yollar cizerken birbirimizin hayatlarini da kollamaya calistik. Zorlamadan, sakin sakin bir hayat kuralim derken beklemedigimiz firtinalarda kaldik. Biraz sendeledik. Biraz hatta baya su yuttuk. Hatta tokezledik de biraz ama sonunda birlikte bir hayat kurduk.... Tam on yil... Ustelik yirmili yaslari kapsayan on yil boyunca uzun yollari biz birlikte yuruduk.

Simdi dusunuyorum bu on yilda neler oldu diye; oyle cok sey geliyor ki aklima. Okullardan mezun olduk, yepyeni bir ulkeye tasindik. Burada yeni arkadaslarimiz oldu ama cok sukur ki eskilerden getirdigimiz arkadasliklari da yanimizda tuttuk. Oyle cok da yerinden oynamayan insanlarken gezmek hayatimizin en buyuk keyfi oldu, onlarca ulkenin sokaklarinda biriktirdigimiz anilar oldu. Kurmaktan asla vazgecmedigimiz hayallere tutunduk hatta bazilari hic beklemezken gercek oldu. Yavas yavas bazen de hizli hizli degisiklikler oldu hayatimizda. Arkadaslarimiz evlendi bize mutluluk oldu, arkadaslarimiz bosandi bize huzun oldu, yeni canlar katildi hayatimiza her biri bize yeni bir umut oldu. Guldugumuz anlar, huzunlendigimiz anlar hatta kaybettiklerimizin ardindan agladigimiz anlar oldu. Hayat cok da buyuk sinavlarla sinamadi bizi cok sukur. Her seyden ote huzurumuz oldu.  Ve hepsinde yanimda Ozan vardi... 


O olmasa belki bu kadar da sakin olmazdi hayat. 
O olmasa belki bugunun gulcini cok daha hirsli olurdu. 
O olmasa belki bu kadar da gulmezdim bu on yilda. 
O olmasa belki bugunun gulcini cok daha karamsar olurdu.

Ben inanmam oyle o olmasaydi yasayamazdim falan laflarina. Ne acilarla yasiyor insanlar. Elbette bizim de yollarimiz kesismeseydi ya da bir noktadan sonra ayrilsaydi devam ettigimiz hayatlarimiz olurdu. Oyle ya da boyle, daha mutlu ya da daha mutsuz, hayat devam ediyor olurdu. Ama dusunuyorum da bu on yil guzel gecti iyi ki bizim hayatimizin cizgisi boyle oldu...

Ve tabi ki hemen hemen her ozel gunde oldugu gibi bugun de bize dusen bu gunu ayri gecirmek oldu :) Bu kez Ozan'in seyahati nedeniyle ama sonuc ayni :) Olsun... Zaten bizim iliskimizin her doneminde ozlemek de yoldasimiz oldu. Hem dusundum on yil sonra hala bir sekilde ozluyorsak birbirimizi ne mutlu bize. Bu da bunca yilin hediyesi oldu :)


Nice on yillara Ozan... Saglikla, mutlulukla, huzurla...  
Hayatin bize verdiklerine birlikte sukrederek, birlikte hayaller kurarak ve dilerim hayallerimizi birlikte bir bir gerceklestirerek. 
Birlikte calisip birlikte guzel anilar biriktirerek. 
Ah elbette bir de birlikte gezerek daha cok gezerek :)
Iyi ki varsin bu on yil seninle guzel oldu...

14 Kasım 2011 Pazartesi

Hamarat (4)

Ozan burada yokken genelde oyle ozene bezene yemekler yapmam ben aslinda. Hatta zaman zaman iyice tembellesip eve elimde yemek torbalariyla gelirim. Noodle, susi artik o gun onume ne cikarsa. Sonra oyle sofrayla falan da ugrasmadan bir tepside servis ederim onlari kendime ve keyifle yerim. Evet yemek keyfinin mayasi ev yapimi guzel yemeklerden, ozenle kurulmus sofralardan ve elbette yemege eslik eden sohbetten gelir ama yalnizsam boyle avare, boyle serseri yemek yeme seklimle de baya baya mutlu olurum. 

Bu aralar yine yalnizim. Once Ozan gitti Ingiltere'ye sonra Gonjam dondu Turkiye'ye. Ben Hollanda sinirlari dahilinde nizam duzen bozulmasin diye nobet tutuyorum. Niyeyse dun aksam yalniz olmama ragmen oyle hazir yemeklerle mutlu olmak istemedim. Heralde Gonjamla disarida yedigimiz yemekler yetmis bana o yuzden kendimi aksamustu markette buluverdim :) Ne pisirecegim hakkinda zerre kadar fikrim olmadan onu bunu sepete doldurdum eve gelirken kollarimin kopmasina sebep oldum :) 

Hic tarif falan bakmadan hic arastirma yapmadan tarifsiz ve plansiz gectim mutfagima. 
Actim bir muzik kendime. 
Sonra koydum malzemeleri onume :)

Tavuklari minnacik dograyip ativerdim tavaya... 
onlar cizirdarken minnacik dogranmis mantarlarimi da kattim yanlarina.... 
Suyunu salmasin diye tavuklar tuzu da gec ekledim. 
Islattigim pirincimi yikayip onlari da mantarlarla tavuklara es eyledim. 
Baktim mantarlar biraz su salmaya baslamis bile, o zaman azcik tuzu da ekledim. 
Mantarlarin suyu tavugun suyuna karisirken ben de pirinclerimi karistirdim malzemelerimin hepsini birbirine kaynastiriverdim. 
Kavururken kavururken onlari suyu cekildi mi de.... 
birazcik kaynamis suyu ekledim tencereye kisiverdim altini. 
Sabirsizlikla mantarli tavuklu pilavimin pismesini bekledim. 
Nasil ozendiysem yemegime...
 hic adetim olmasa da bu kez sabirli oluverdim, pilavin demlenmesini bile bekledim. 
Actim sonra tencerenin kapagini... 
mis gibi tavuk ve mantar kokusunu icime cekiverdim. 
Anlamiyorum ya oyle yemek tabagi suslemekten falan ben de sevdigim gibi karabiberi pilavima sus seciverdim. 
Iste dun aksam evde bir basima ben bunu yapiverdim :)

Tamam fotograflarda cok iyi gorunmuiyor olabilir ama fotograftan fotograftan :)
Gercegi boyle tane taneydi, lezzetliydi vallaha :)
O yuzden afiyetle bir tencere pilavi yedim :)


Buraya kadar her sey guzel de oglen yedigim yarim kavanoza yakin nutellayi bu sabah kahvaltida yedigim fransiz ekmeklerini de hesaba katarsak bu hizla gidersem Ozan donene kadar 3 ayda verdigim tum kilolari geri alma ihtimalini  kabul etmis bulunuyorum :) 
Eyvah! 
Neyse ki cok kalmayacak Ozan... 
o zaman muhim degil degil mi?
Oyleyse ben ogle yemegine gidiyorum :)

9 Kasım 2011 Çarşamba

Cok hain planlar icindeyim!

Cok hain planlar icindeyim!

Tamam... 
ben buralardayken evde tadilat yapilmasina on ayak olmus olabilirim.
Tamam... 
ya baslamisken sunu da yapin anne, bunu da yapin diye isin uzamasina da sebep olmus olabilirim. 
Tamam...
 telefonda "yoruldun mu sen ha ha ha ben burada geziyorum" diye O'nu sinir etmis de olabilirim. 
Tamam...
 yazdigi "oh evdeki tadilat bitti normal hayata donduk" statusune, "simdi de tavandan halkalar mi sallandirsak onun tadilatina mi baslasak" diye taciz iceren bir yorum yapmis da olabilirim. 
Tamam...
 "tabii istersen salıncak falan kuralım eve yorumuna harika bir fikirmis gibi sarilmis hatta yapalim yapalim diye israr etmis ve O’nu iyice cileden cikarmis da olabilirim.
Tamam...
 belki genel olarak cok konusan bir kardesim. 
Tamam... 
kucukken sofrada bana para teklif ederdi susayim diye; o kadar cok konusam bir kardesim. 
Laf aramizda bes dakika susma karsiliginda bin lirasini almisligim da coktur benim.
 Tamam...
 oyleyim boyleyim. 


Ama insan kardesine 
"kırmızı bebeğini parçaladım ağzını yüzünü kırdım hahahahahahaha"
diye mesaj atar mi hic? 
Ha bunu yapar mi? 

Hain abi!
Guya Mavisimi parcalamis benim. Bebegimi, cocukluk arkadasimi parca pincik etmis! 
Telefon ettim bir de kahkalar atiyor. "Kafasini kopardim" bebeginin diyor.
Hayir desin bana evdeki herseyi atiyor annem abicim o yuzden bebegini de malesef evden uzaklastirdik.
Anlarim tabi ki. 
Ne yapayim omur boyu bebekle mi oynayacagim. 
Ama insan
parca pincik ettim bebegini ha ha ha” diye kardesine mesaj atar mi hic?

Gerci ben kendisini tehdit edince “yok" dedi "yapmadim" dedi "parcalamadim bebegini” dedi... 
Ama inanmiyorum O’na. 
Yapmis olabilir her an!

Oyle olsun ben de bunun karsiligini odetecegim ona. 
Cok hain planlar icindeyim. 

Madem o benim bebegimi parcaladi (pis!) ben de bir sonraki gidisimde O'na yapmadigimi birakirsam ne olayim!

El mi yaman bey mi yaman abim efendi! 
Senin hesabini gelince kapini sabahin altisinda yumruklamak suretiyle gormeye baslayacagim. 
Gec yatiyordun sen degil mi tuh unutmusum!
Sabah kahvaltilarini 7 de yapip seni de uyandirmazsam ne olayim!

Hatta gecenin bir yarisi seni kazandibi almaya yollayacagim. 
Kiyamazsin canim istedi diye kesin gidersin sen. Her gece baska bir tatli canim istedi diye seni sokaklara yollamayan ne olsun!

Sonra dur sen dur o aksam yemegi sofralarinda bir dakika sus da kafami dinleyeyim diye seni yalvartacagim seni. 

Bitmedi! 

Ne zaman televizyon kumandasini eline alsan yaa benim istediklerimi izleyelim zaten az geliyorum ben diye kafanin etini yiyecegim. 
Tamam ben odama gideyim dersen de gitmene izin vermeyecegim.

Bunlarin hepsini yapmazsam ne olayim! 
Yazdiklarim dusunduklerimin ipucu olsun. 
.
Bekle beni gelince hesaplasacagiz haberin olsun :)
Daha cok var gelmeme diye de sevinme 
bildigin gibi degil cok hain planlar icindeyim haberin olsun :)

7 Kasım 2011 Pazartesi

Bayram kahvalticigi :)

Bayram kahvaltisi bir gun gecikmeli olsa da bizim evde de vardi bu sabah. 
Biraz erken kalktik biraz gec calismaya basladik derken sabah kahvaltisina vakit yarattik. 
Bol muhabbet, bol gulmece derken bir bakmisiz ki biz de farkinda olmadan bir bayram sabahi yasadik :) 
Yokkk benim oyle sofra duzeni, kahvalti icerigi hakkinda falan bir iddiam yok. 
Zaten italya'da yol ustunden almak zorunda kaldigimiz, hic sevmedigimiz peceteler konmus sofraya o yuzden bu sofra hakkinda hic memnuniyetim de yok.
Bir de sabahin korunde balli hardal yiyen iki kisi var bizim evde ! :)
O yuzden kahvalti sofrasinda balli hardal gormenin saskinligi icindeyim. 
Ama herseye ragmen yine de bayram kahvaltisi yaptik mi? 
Yaptik :)
O yuzden ben bu resmi gulcince de isterim :) 
Aa bir de eve misafir gelince nutella aliyoruz ya bu sabah karar verdim 
bu yuzden de misafirlerimizi cok seviyorum. 
Gonja nutelladan bir catal bile almamis olsa da onun hatrina (!) alinan nutellam ve ben cok mutluyuz. 

Kisaca sevgili blog calisiyor olsam da bu bayram gununde mesudum :)
Senin de bayramin kutlu olsun yanaklarindan opuyorum :)
Harcligini da bir ara verecegim sozum olsun :)

4 Kasım 2011 Cuma

Neler buldum neler :) ve Iyi Bayramlar !!!

Deli Anne sayesinde tanistigim ve cok sevdigim iki blog Cafe Melange ve CafenoHut
Ne tesaduftur ki gectigimiz haftalarda bana ikisini hatirlatan seylerle kesisti yolum. 
Ilki Almanya'da Burg Eltz yolunda bir cafe. Cafe Melange :)
yakistiriverdim bizim blogspottaki cafemizi bu kafeye :)

Ikincisi bir sabah karsima cikan ve bana hatirlattiklari ile gun boyu gulmeme sebep olan bir karikatur.
Gorur gormez ah dedim iste Nohut :) 
Hele gecen gun kendisi de diyordu ya ee şimdilerde gün olur devran döner, bir gün ihtiyacım olur diye, çer-çöp ne varsa toplar oldum diye :)
Sonra dun de anlatiyordu ya cerden copten mumluk yaptim diye :)
Simdi nasil hatirlatmasin bu karikatur bana Nohut'u bu yazidan sonra degil mi ama :)
Ama siz soyleyin Nohutu anlatmamislar mi burada :)

Bizim bayram tatili nedeniyle Turkiyeden misafirimiz olacak bu hafta :)
Yani bir bayram kutlamasi var bizim evde Hollanda'da. 

Guzel, huzurlu, iyi haberlerle dolu, icimizi biraz umutla dolduracak bir de 
mutlu bayramlar olsun bunu okuyanlara :)
Iyi bayramlar...

3 Kasım 2011 Perşembe

Bugun de boyle...

ofisin bir kosesinde bir basima oturdum. 
elimde bir bardak cay 
calirsirken arada pencereden disarilara bakiyorum.
yagmur yagiyor, yine.
hava puslu, yine.
bugun gunlerdir hazirlandigim bir sunumu atlattim.
hem de iyi gecti...
rahatladim, sonunda bitti...
bir sey basarmis olmak hissi bana iyi geliyor...
aksama arkadaslarimla bir organizasyona katilacagiz. 
sonunda faydali bir is icin yorulacagiz.
bunu dusunmek de bana iyi geliyor...
yagmur yagiyor, yine.
hava puslu, yine.
ve ben hic yapmamam gereken bir sey yapip
su sarkiyi dinliyorum....
yok iste bu bana iyi gelmiyor...

yarin itibariye babanemi kaybedeli tam bir yil oldu. 
simdi isler biraz hafifleyince baktim gecen yil yazdiklarima

yok uzulmuyorum kesinlikle 
yine ayni dusunuyorum 
allah herkese sevdikleriyle bizim babanemle gecirdigimiz gibi uzun yillar gecirmeyi nasip etsin.

hem iyi ki bunlari da yazmisim bana en iyi boyle guzel anilari hatirlamak geliyor

bugun de boyle...
yogun bir calisma gununun ardindan biraz dinginlesmek
biraz blogumla hasir nesir olmak
her zaman oldugu gibi
bana iyi geliyor...

2 Kasım 2011 Çarşamba

Adventures of Tin Tin: Secret of the Unicorn

Siz kucukken cizgi roman okur muydunuz? 
Ben kucukken okumayi cok seven bir cocuk olmama ragmen neden bilmem pek cizgi roman okumazdim. Bizim kusakta yaygin miydi cizgi roman okumak ondan da emin degilim aslinda ama hatirladigim kadariyla benim pek cizgi romanim yoktu. Cizgi roman bir ust kusak kuzenlerimin cok okudugu bir seydi ben de bir iki tane Ten Ten okuduysam onlardan okudum.
google images
Cizgi romanlar arasinda yasamiyor olsam da yine de her cocuk gibi ben de Ten Ten'i bildim. 
Saclari tepede diklesen herkese "aaa ten ten gibi olmus saclarin" dedim. 
Snowy'e benzeyen her kopegi "ayni ten ten kopusu bu" diye sevdim. 
Nedense en cok Kaptan Haddock'i severdim. Simdi aklima geldi bogazli kazak tutkum ondan mi kalmistir ki bana mavi bogazli kazak giyer ya her macerada? Belki evet ama yuksek ihtimalle cevap hayir cunku ben hicbir zaman oyle buyuk bir Ten Ten hayrani degildim.

Yine de sinemaya Tin Tin gelmisken ve Ozan da filmi gormek istemisken yok ben gelmeyeyim diyemedim. Bunca zamandan sonra cocuklugumun Ten Ten'ini, Tin Tin diye cagirmayi biraz yadirgasam da iyi ki filme gitmemezlik etmemisim cunku ben filmi cok begendim.

Oncelikle uc boyutlu sinema cekimlerinde bir adim daha ileriye gidilmis gibi geldi bana. Sahne gecislerinden, hareketlerdeki akicikliktan etkilenmemek mumkun degildi. Hele film uc boyutlu olunca bazi sahnelerde resmen kendimi aralarinda yuruyormus gibi hissettim. Sonra filmin hikayesi hem eglenceliydi hem de akici iki saat nasil gecti anlamadan izledimBir de benim sevgili Kaptan Haddock'um yine cok komikti kafami dagitti sevindim. 

Muhtemelen devami da cekilecek bu filmin. Olursa oyle bir sey ben sinema yollarina dusmeye devam edecegime eminim.
google images
Yalniz zaman zaman yahu su 3D teknolojisi Yuzuklerin Efendisi zamani niye yoktu diye hayiflaniyor olsam da sanirim ben 3D film izlemeyi o karanlik gozluklerden dolayi cok sevmiyorum. Ilk yarim saat bilemedim bir saat tamam ama sonra gercekten karanliktan bunaliyorum. Hadi gozlukleri cikarayim desem bu kez de o boyutlu filmleri ciplak gozle izlerken garip bir mide bulantisi hissediyorum. Velhasil belki ben normal degilimdir kabul ediyorum da su gozluklerin seffaf olanlarini cikarsalar da zaten karanlik sinemada daha da karanliga gomulmeden izleyelim filmleri diye dusunmeden edemiyorum.

Oyle ya da boyle Tin Tin'i izledigime cok memnunum... 
Ikincisini de merakla bekliyorum :)

PS: Sevgili Hypo sanma ki film yazilari yazmaya basladim da sana haber vermedim. Yok degil. Sadece bu ara cok yazasim gelmiyor hazir bir sey yazma hissi gelmisken kacirmayayim dedim :)

1 Kasım 2011 Salı

Bu hafta sonu...



Bu haftasonu....cuma sabahi agiz cevresinde hissettigim hafif agrilar cumartesi sabahindan itibaren bana yeni bir aft sahibi oldugumu mujdeledi. O sevgili aft zaman zaman bana su bile icirmedi hatta yemek bile yedirmedi ve garip bir halsizlik ve sersemlikle dolastirdi beni. Kendisi ufacik ya verdigi sikinti da ufacik oluverseydi. Yok olmadi hatta anlamadigim bir sekilde o minnacik sey yeri geldi butun cene kemigimi agritti, yanagima dokunmama bile engel oldu. Sevmedim hic onu. Bir yandan da dusundum; neyse simdi... Sonucta sabirla gitsin diye bekledim hala da bekliyorum ama hissediyorum bu gereksiz misafirligin bitmesine az kaldi...

Bu haftasonu... bizim evde kisin geldigi resmen kabul edildi. Vay be yine kis geldi. Ustelik onumuzdeki bes alti ay boyle soguk ve karanlik gececek degil mi simdi diye soylenmelerimiz arasinda yazliklar kalkti. Kisliklar dolaplardaki yerlerini aldi. Bizim dolaplarimiza da kis geldi...

Bu haftasonu... biraz miskin olsak da aylardir bir turlu bulusmayi beceremedigimiz arkadaslarla sonunda bulumak adina yapilmis planlar ertelenmedi. Havanin kapali hatta yagmurlu olmasina ragmen kisa bir de gezi yapildi. Hatta gidilen yerlerin gunesle nasil da guzellesecegi dusunulup bir daha gidilmek uzere bazilari da listeye eklendi....


Bu haftasonu... peynir biraz eskimis sadece firinda yumurtayla ekmegin ustune konulursa lezzetli oluyor diye kandirilip Ozan, firinda yumurtali ekmek yapildi. Niyeyse direk benim canim firinda yumurtali ekmek istiyor denmedi de kahvaltiya biraz oyun katildi...

Bu haftasonu... gittigimiz yerde buldugumuz guzel bir kafede ictigimiz ev yapimi nar likoru ile tatlandi. Hatta ev yapimi nar likorunden bir sise de kahvelerin yaninda ikram edilmek uzere bizim eve geldi.

Bu haftasonu... aslinda biraz miskin, biraz huysuz ve biraz da miz miz gecti gecmesine de yeni baslayan haftaya dair umutlarla suslendi. Hem Evren bir hikaye yazmis ben cok sevdim cok. Onu okumak bana iyi geldi....

Bu hafta sonu... yeni baslayan hafta iyi haberler aldigimiz gulmeye basladigimiz bir hafta olsun diye dileklerle bezendi...
ve iste sonunda Kasim da geldi...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails