28 Ekim 2011 Cuma

Ne guzel bir hediye...



Bu resmi elleriyle yapip Defne gondermis bize. Hem de taa Istanbul'dan. Buraya is gezisine gelen babasinin valizine koymus "Gulcinle Ozanim'a ver" demis bir de. Buyudu de okula gidiyor ya "odev"lerinden arta kalan zamanda annesinden yardim alip o minik parmaklariyla hazirlamis bu resmi. Bir de kalbin ortasina eliyle imzasini atmis kucuk sanatci.


Artik evimize seve seve kabul ettigimiz bir GDO muz var bizim: 
Gulcin Defne Ozan. 


Dun aksam yeniden gordum ki hayat zor olsa da, isler alt ust olmus olsa da, moralimiz bozuk olsa da yuzumuzu kocaman guldurmeye bir resim yetebiliyormus. Ama resim deyip gecmemek lazim el emegi goz nuru var burada! Ustelik  bu resmi yapan o minnacik elleri benim ellerimin yarisindan bile kucuk, benimle konusurken yanimda yoksa "Ozanima selam soyle" dedigi Ozan'in ellerinin neredeyse dortte biri olunca durum bambaska...


Bir de dun aksam yeniden dusundum de dilerim cocuklar hep mutlu olsun hep mutlu mutlu resimler yapsinlar bu hayatta. Hatta en ciddi isleri bu olsun hayatta. Cok ama cok yakisiyor bu onlara...

Tesekkurler Defnecik... 
Iyi ki yollamissin bu resmi bize hem de iyi ki dun aksam yollamissin bu resmi bize. 
Gecen yilki tatil yetmedi ama yine bekliyoruz seni buralara....

24 Ekim 2011 Pazartesi

Ah ah...

Bolge bolge yardim toplanan her merkezin adres ve telefonunu tutan bir blog acildi dun aksam. Yeni merkezler eklendikce ya da varolanlarda degisiklik yapildikca guncelleniyor da. 

Soylenecek hersey soylendi hatta ne yazik ki soylenemeyecekler bile soylendi dunden beri. Tam da gecen hafta konustuklarimizin uzerine iste korkulan bu dedirtircesine nefretin insani nereye kadar goturebilecegini  gormus olduk yine uzulerek. 

Dusundum de belki bugun bunlari soyleyebilenler de birkac yil once bu dusunceler icinde degillerdi. Belki bir zamanlar onlarin da vicdani bu kadar katilasmis degildi. Belki bir zamanlar iclerine dusuruluveren nefret cozumsuzlukle buyudu buyudu bu hale geldi. Sonucta topluca bu hale mi gelmek istiyoruz biz? Bu meselelerle ayni seyleri yaparak bogusmaya devam etmek, cozum bulamamaya devam etmek, daha cok genci topraga vermek, daha cok gozyasi dokmek, daha cok nefret etmek ve gunun birinde deprem gibi dogal bir afetle olenlerin arkasindan nefretle konusacak hale mi gelmek istiyoruz biz?

Ben is-te-mi-yo-rum. Biliyorum cogumuz da is-te-mi-yo-ruz.

Dilerim yaralar cabuk sarilsin. Dilerim bu sogukta sokakta kalan herkesin yardimina kosanlar olsun... Dilerim yardimlar bir an once dogru eller araciligiyla yerine ulassin. Bir de dilerim ki herkesin vicdanina bir sihirli el dokunsun...

21 Ekim 2011 Cuma

Oyle...

Hepimiz cok yorulduk bu hafta. Hepimiz cok uzulduk. Bizim uzuntumuzun 30 yildir devam eden ve bir turlu cozulemeyen bu mesele yuzunden can vermis tum insanlarin evlerindeki uzuntunun yaninda hicbir sey olmadiginin farkinda daha da cok uzulduk.

Benim gibi olan baskalari da var midir bilmiyorum ama ben bir de sosyal paylasim sitelerinde "arkadas" listemde yer alan insanlarin hatta bazen "akraba" listemde yer alan insanlarin yaptigi savas cigirtkanliklarini gorup daha da cok uzuldum bu hafta. Hadi aile tamam secemezsin her bireyini ama ben demek ki bazi arkadaslarimi da tam analmiyla benim gibi hisseden dusunen insanlar arasindan secememistim. Intikam yeminleri edenler vardi, siddet daha cok siddet diyenler vardi. Baris demeye calisan insanlara agiz dolusu kufurler edenler vardi. Okurken gozlerime inanamadim. Okurken utandim. Okurken daha da cok uzuldum. Gordum ki barisin sesine kulak vermeye calisanlarin sesi cilizlassin diye ne gerekiyorsa yapildi. Baris lazim bize baris, siddete yeter diyelim diyenlerin ustune gidildikce gidildi  hatta yeri geldi insanliklari bile sorgulandi. Insandan yana olmaktan ustun insanlik mi olur diye dusundum durdum. Gozlerim gorduklerime inanmak istemedi.

Hepimiz cok yorulduk bu hafta. Hepimiz cok uzulduk. Bu son olsun demek istiyorum yine ama ne aci ki pek cogumuz gibi bir seyleri degistirmeyi basaramazsak bunun son olmayacagini da biliyorum. Buna daha cok uzuluyorum. Bu zor haftayi kapatirken sadece insana deger veren bir cozume gidecek yol bulunsun diliyorum. Ve kendi kendime surekli tekrarliyorum...
Baris sadece baris. 
Cunku yaramiza merhem olacaklar yeni yaralar degil asla. 
Bizim merhemimiz sadece baris!

19 Ekim 2011 Çarşamba

Yolun bizi goturdugu yer (3)... Burg Eltz

Ne zamandir hazir Avrupa'da yasiyorken bir sato gorelim diyorduk Ozanla. 
Haftasonu hazir Almanya'ya gidiyorken yolumuzun ustundeki bir satoya da ugrayalim dedik.  
Yolun bizi goturdugu yer bu kez Burg Eltz yani Eltz Castle oldu...
www.squidoo.com'dan
Satoyu gezme keyfi, satoya en yakin noktaya arabayi parkettikten sonra ormanin icinde yapilan bir yuruyusle basliyor. 20-25 dakikalik bu yolculuk son donemeci donene kadar satoyu goremeyeceginiz bir orman yurusuyusu aslinda. Hafif ruzgarla sallanan agac dallarinin ve yerleri kaplayan yapraklarla adimlarinizin bir olup olusturdugu muzigi asagidan sakince akan Moselle nehrinin sesi tamamliyor. Yani yalniz degilsiniz bu yolculukta; huzur size eslik ediyor...

Son donemeci donunce ise tum heybetiyle Eltz satosu sizi karsiliyor. Gercekten masallardan firlamis gibi. Gercekten elle cizilmis gibi. Yanindan akan dere, etrafini kaplayan agaclar ve o sivri sivri catilar. Bir kayanin ustunde tum heybetiyle iste buradayim diyor, gozunuzun gordugu, ayaklarinizin bastigi tum topraklari buradan gozluyorum.
google images
Ogrendigimize gore tarihi 9. yuzyila kadar dayanan satonun bugun bulundugu haline gelmesi de uzun yillar almis. Cok cok eskiden su anda satonun bulundugu bolgede bagimsiz evler varken bunlar zamanla bir araya getirilmis ve bu gorkemli yapi olusturulmus. Son 800 yildir ayni ailenin mulku olan bu sato, bu haline geldikten sonra uc kardesin ailesini bir arada barindirmis. Ancak ayri evlerde. Iste bu yuzden su anda yapilan turlar da satoyu Kempenich, Rubenach ve Rodenof evleri olarak uc ayri bolgeye ayirarak anlatiyor

Turun baslangic noktasi silahlarin tutuldugu bir oda.  Bin yildan uzun bir sure icinde toplanmis cesitli silahlar arasinda bizi en cok sasirtan Viyana kusatmasindan kalma Osmanli silahlari elbette. Dusunmeden edemedik bizim ulkemizde herhangi bir muzede Viyana kusatmasinda kullanilmis oklar, askerlerin giydigi cizmeler ya da ses yapmak icin kullanilan borazanlar var midir ki? Cevabi bilmiyorum ama taa Viyana kusatmasindan kalma Osmanli askerlerine ait esyalar iste bu odada sergileniyor.
Tur satonun odalari arasinda gayet guzel cizilmis bir rota ile dolastiriyor sizi. Bu rota uzerinde oturma odalarini, yatak odalarini, cocuk odalarini ve hatta o donemde cocuklarin kullandigi oyuncaklarin bir kismini gormek mumkun. Satonun kadinlarinin el isi yapmak icin kullandiklari odada sergilenen cok eski dikis makinalari ile karsilasmak ise benim gibi dikis makinalarinin arasinda buyuyen birisi icin keyif verici.
http://www.burg-eltz.de/
Bence satonun en guzel odalarindan biri, zamaninda uc ailenin mensuplarinin bir araya gelmesi icin kullanilan Knights Hall. Rehberimizin anlattiklarina gore bu oda satonun en genis odalarindan biri ayni zamanda. Bu odadaki iki onemli figurden biri duvarlara yerlestirilmis ancak dikkatlice bakildiginda gorulen bir yuz maski. Bu mask bu odada herkesin her konuda soylemek istediklerini ozgurce dile getirebilme hakkini simgeliyormus. Odadaki diger onemli figur ise odanin kapisinin tam ustune yerlestirilmis kocaman bir cicek figuru; Flower of Slience. Bu figur ise bu odada konusulan herseyin bu odada kalacagina, odanin kapisi disina tek bir sozun bile cikmayacagina dair verilmis sozu simgeliyormus.     
http://www.burg-eltz.de/
Sato turunun son duragi ise mutfak. Satoda her aile icin bir tane olmak uzere uc mutfak varmis. Ayni masal kitaplarinda gordugumuz gibi tavandan yemeklerin konuldugu sepetler ya da etlerin asili oldugu cengeller sarkiyor. Tas firinin (ki icinde odunla yakilir, korlar bitince kuller bile cikarilir ve tasin sicagi ile yemekler pisirilirmis) onunde yine odunla yanan koca bir ates var ve ustunde yuksekligi ayarlanabilen bir cengele asilmis kocaman bir bakir kazan sallaniyor. Bu cengelin yuksekligi ile oynayarak yemegin harli ya da kisik ateste pismesi saglanirmis. Mutfagin kosesindeki hizmetlilerin yemeklerini yedigi kisimlara bakinca kulkedisini ya da benzer masallari hatirmak mumkun.


Mutfakta benim masallardan hatirlamadigim tek ayrinti buzdolabi. Satonun kalinligi iki metrenin ustunde olan duvarlarinin  icine oyulmus bir dikdortgen bosluk tahta bir kapak ile kapatilarak buzdolabi haline getirilmis. Rehberimizin anlattigina gore duvarlarin kalinligi sayesinde buraya konulan yiyecekler uzun sure bozulmuyormus.  Acikcasi gezi boyunca disarida harika bir hava olmasina ragmen oyle usuduk ki satoda; oraya ne koyulsa bozulmayacagina yurekten inandim. Bir yandan orada o donem yasayanlara soguk nedeniyle acidim. Ama pencerelerden gorunen manzaraya bakinca yok be dedim ne aciyacagim bize gore baya baya sanslilarmis :)

Kisa Kisa

  • Odalar hakkinda aklimda kalan en guzel seylerden biri de sato bir kayanin ustune yapildigindan odalarin sekillerinin kayanin dogal sekline gore belirlenmis olmasi. Yani oyle duzgun kareler dikdortgenler cok da yok. Kayanin sekline gore yamuk yumuk odalar gormek mumkun :)
  • Kalenin icinde dua etmek icin kullanilan pek cok chapel de yapilmis. Ancak o donemde bir chapel ile ayni cati altinda uyumak yasak oldugundan chapeller odanin icinde olsa bile onlar icin ayri bir cati yapilmis. Belki de bu yuzden tepeden bakilinca satonun onlarca catisini gormek mumkun.
  • Bir diger ilginc ayrinti ise kocaman satoda kapilarin gercekten cok kucuk olmasi. O donemler insanlarin boyu bugune gore daha kisa oldugundan kapilar boyle kucuk yapilmis ve bugun de orjinal halleri korunmus, Ozan bazilarindan egilerek gecti de elbette benim icin sorun degi l:)
  • Odalarin pek cogunun yanibasinda birer tuvalet insa edilmis. Bu tuvaletler catilarda biriken yagmur sularinin ozel bir sistemle asagiya gonderilmesi ile temizleniyormus. 
  • Gunumuzde bu sahane sato hala Eltz ailesinin ozel mulku imis ve aile kurallarina gore satonun mulku ailenin en buyuk ogluna veriliyormus. Boyle olmasa sasardim!
Bence kaleyi gosteren en guzel fotograflardan biriyle bir gezi daha son bulsun...
Masallardaki satolar gercekmis :)

PS: 
Tam iki ay once yazmisim bu yaziyi. Tam iki ay sonra yine ayni hisler... Yeter!

17 Ekim 2011 Pazartesi

Biz bu haftasonu bir balyanak gorduk

Dogdu da kirk gunluk oldu bile. Zaman gercekten ne de cabuk geciyor. 
O kirk gunluk olunca, bize de Frankfurt yollari gorundu. 

Gittik...

Vucut agirliginin yaklasik yuzde otuzunu yanaklarinin olusturdugu minik sirinligi kucaktan kucaga dolastirip sevdik mi? 
Sevmez miyiz hem de nasil sevdik :) 
Ama cok tatliydi ne yapalim :)


Annesinin balyanak'i emzir (cok cok cok), balyanak'in altini degistir, balyanakla oyna, balyanak'i uyut, balyanak uyansin, balyanak'i emzir... seklinde devam eden dongulerine katilip buldugumuz her firsatta bacaklara kollara saldirdik mi? 
Saldirmaz miyiz hem de  nasil saldirdik :) 
Ama dayanamadik ne yapalim :)

Yavas yavas vermeye basladigi tepkilerle bilincli ya da bilincsiz gulumsemelerini kendimize yorduk mu?
Yormaz miyiz hem de nasil yorduk :)
Ama bence bana guluyordu ne yapayim :)


Babasi kucaginda uyutup sonra dayanamayip operek uyandirirken balyanak'i ve sonra yeniden uyutmak icin cabalamaya baslarken gulduk mu? 
Gulmez miyiz hem de nasil  gulduk :) 
Ama dayanamiyormus ne yapsin :)

O uyurken ve uykusunda yuzunu binbir sekle sokarken biz de bir yandan O'nu izlerken bir yandan sohbet ettik. 
Urunikomla dedik ki on yil once, bir evde televizyon basinda herbirimizin kucaginda bir bilgisayar bir yandan calisip bir yandan sohbet ederken gunun birinde bir bebegin basinda ustelik birimizin bebeginin basinda sohbet edecegimizi dusunur muyduk? 
Yok iste bunu dusunmezdik. 

Zaman geciyor. Hizla. 
Bir yandan biz de buyuyoruz. Hizla. 
Hatta artik bizden birilerinin cocuklari bile buyuyor. Hizla. 
Sonra dusunduk. Boyle saglikla, boyle huzurla, boyle mutlulukla gecsin de varsin biz de yas alalim hizla.. 
Yok o biraz yavaslasa daha iyi ama :)

Artik hayatimizda bir tatli balyanak var. 
Buyuyecek bizi de buyutecek bir yandan...
Simdiden elleriyle derdini anlatmaya basladi bile. 
Hem de buyuk bir hizla :)
Iddiaya var misiniz bu arada :)
kirk bir kere masallah :)

14 Ekim 2011 Cuma

Jacques Brel...

Madem chansonlardan basladik...
Ben onunla Ozan bana bu videoyu izlettigide yakinen tanistim. 
Sonra sonra aaa bak bildigim bu chanson da meger onun sesiymis demelerim geldi. 
Bizim buralarin cok eski hallerini anlatan bu sarkiydi benim aklima onu kaziyan. 
Ve iste bu videoydu bir sarkida insani etkileyenin sadece ses ya da muzik degil de soyleyenin aksiyonunun da oldugunu bir kez daha bana hatirlatan...



Jacques Brel, 1929 yilinda Belcika'da dogdugunda yasayacagi hayati, bir karton fabrikasinda calisan ve sonra ayni fabrikanin ortagi olan babasinin tahmin etmesi belki de mumkun degilmis. O oglunun kendisi gibi bir hayat kuracagini dusunmus muhtemelen. Oglu da onu yaniltmamis gencliginin ilk yillarini babasinin yaninda calisarak gecirmis. Ama hayalleri baskaymis. Ki bu hayallerin bazilari da okul hayatinda oldukca basarisiz olsa da drama derslerinde ve edebiyat derslerinde gosterdigi basari ile kendini belli ediyormus. Hatta okul yillarina ait anilar onun yazdigi ve yonettigi oyunlari, kurdugu tiyatro gurubunu ve gitarla yoldasligini anlatiyormus. 

Babasinin yaninda calismaya basladiginda da genclik yillarindaki sanatla ic-iceligini bir kenara atamamis. Bir yandan fabrikanin isleri ile ilgileniyor bir yandan da Katolik genclik gurubundaki koroda sarki soyluyormus. Bu ona gore siradan hayatini bir de evlilikle taclandirmis. Artik bir fabrikada calisan evli ve cocuk sahibi bir insanmis. Ama bu ona yetmiyormus.... 1950lerin basinda yazdigi sarkilarla Belcika'da unlenmeye baslayinca, siradan hayatini baska bir yone cevirmeye karar vermis ve aiesinin tum karsi cikmalarina ragmen yonunu muzigin kalbinin attigi Paris'e cevirmis.

Flaman bir ailden geliyor olsa da pek cok Belcikali gibi ana dili fransizcaymis. Ve sadece fransizca yazdigi sarki sozleri degil onlari ifade edisi, sahnedeki aksiyonu da bu genc adami Paris'in unlu gece kluplerine tasimaya yetmis. Sohret belki de bazi seyleri eklerken hayatina insanin bazilarini da geri aliyormus. Onun hayatina eklenen un ve sasaanin karsiligi ailesi olmus. Fransadaki hayata, esinin surekli turnelerde olmasina ve muzik piyasasinin zorluguna dayanamayan esi 1950li yillarin sonunda kizlariyla beraber Bruksel'e geri tasinmis. Bu noktadan sonra Jacques Brel Paris'te yalnizmis. 

Belki ailesinden uzak kalmanin etkisiyle belki de muzisyen arkadaslarinin etkisi ile bu donemden sonra Jacques Brel'in muziginde ciddi bir baskalasim gorulmus. Artik daha karamsarmis ama bir yandan duygularini daha siirsel bir dille ifade ediyor, kelimelerle karamsarligi ve ironiyi harmanliyormus. Bu donemki sarki sozleriyle Jacques Brel, Fransiz olmadigi halde tum zamanlarin en iyi Fransizca muzik yapan sanatcilari arasinda gosterilmeye baslamis. Sarkilarini Fransizca yazmis olsa da pek cok sarkisi Ingilizceye cevrilmis pek cok ulkede soylenmis dinlenmis. 

Sahnedeki performansi ile yapimcilarin dikkatini ceken Jacques Brel, oyunculuk ve yonetmenliktede sansini denemis olsada muzik ve sahne performanslari akillarda kalan olmus. 

1973 yilinda artik hasta oldugunu biliyormus. Bu yildan sonra hayatinin buyuk bir bolumunu tekne ile seyahat ederek gecirmis. Hatta karisiyla birlikte aldigi bir adada doktorlarin tum uyarilarina ragmen gozlerden uzak ve hatta tedavilerden de uzak bir hayat yasamis. 1977 yilinda kendini oldukca iyi hissettiginden son bir album cikarmis ve hic bir konser vermeden karisiyla birlikte yeniden gozlerden uzak adasina donmus. Artik sahnelerden uzakmis. Adaya bu gelis, O'nun nispeten saglikli yaptigi son yolculuk olmus. Ne yazik ki adadan Fransa'ya geri donusu planli bir yolculuk degilmis ve Jacques Brel de artik nispeten bile saglikli sayilamazmis. Akcigerlerindeki tumorlerin tedavisinin bu noktadan sonra mumkun olmadigi soylenmis. Kendisi de bu haberi beklemiyor degilmis ki. Jacques Brel, 1978'de henuz 49 yasinda iken Paris'te hayata gozlerini yummus...  Ardinda kalanlardan bazilari ise bugun hala dinlenen onlarca guzel chanson olmus...

Bunlar okuduklarimdan yola cikarak benim yazdiklarim. 
Benzeri yazilari wikipediada ve daha pek cok baska kaynakta bulmak mumkun. Ama belki de boyle insanlari anlamak ya da anlatmak icin cok uzun sozlere gerek yok. 
Ne Me Quitte Pas... Beni Birakma... 
Ve harika performansi. Tum bu anlatilanlari ozetlemez mi? 
Boyle bir  sarki ve boyle performans nasil akilda kalmasin nasil insani unutulmaz kilmasin ki...


ve aslinda benim en sevdigim versiyonu bu. Nedense buraya eklemedi

Bu sefer bir belgesel izlemedim bunlari yazmama sebep olan. Sadece Edith Piafla baslayan chanson dinlemelerim beni yeniden Jacques Brel'e getirince o da Gulcincede yer alsin istedim. 
Cunku ben Rotterdam gunlerini yillarini hatirladigimda onu da hatirlayacagim. 
Evimizde bir bilgisayar ekraninin basinda, disarida yagmur yagarken bardaktan bosanircasina elimizde caylarimiz ve tabi bazen saraplarimiz ne de soyluyor be diye dalip gisilerimizi de hatirlayacagim.  
Amsterdam Limanini onun dilinden dinleyip duygulanisimizi sokaklara bir baska gozle bakisimizi da hatirlayacagim. 
Bilmem neden Jacques Brel dinleyince ben bundan sonra biliyorum buralari, evimizi, bizi hatirlayacagim...

11 Ekim 2011 Salı

Kudretten tok (?)

Cocukken yemek konusunda biraz mizmiz biraz da secici bir cocukmusum. Bana sorarsaniz; abim oyle  istahliydi ve oyle karsisindakileri bile dur bir yediginin tadina biz de mi baksak diye ozendirecek kadar keyifle yemek yiyordu ki, ben yaninda mizmiz kaliyordum. Tamam tamam buna ben bile inanmadim; bildiginiz yemek seciyordum :)

Annemse boyle seylere asla taviz vermezdi. Yemiyorsam sofradan kalkmami soylerdi. Hikaye biterdi :)
                  - Gulcin yemegini ye annecim
                  - yemeyecegim
                  - emin misin?
                  - evet
                  - yemiyor musun?
                  - yemiyorum
                  - hadi kalk o zaman sofradan.

Sofradan kalkmak muhim degil. Isime bile gelirdi benim. Ama bir kez sofradan kalktim mi bir dahaki yemege kadar bir sey yiyemezdim. Eger yemediysem yemegimi bir dahaki yemekten once ben simdi aciktim bana simdi yemek ver falan desem de annemden yuz bulamazdim. Cok inatci bir cocuk oldugumdan zaten bir kere sofradan kalktim mi bir daha yemezdim de; o da ayri :)

Hatta hic unutmam soyle bir animiz vardir. Bir aksam sofraya oturduk. Bu aniyi hatirladigima gore ben heralde ilkokulda falanim. Artik pek cok seyi yiyorum ama inatciyim ya hala dusmemis kalelerim var. Biri de taze fasulye...
                  G: anne ne yemek var
                  A: taze fasulye ve makarna
                  G: makarna yiyecegim
                  A: once taze fasulye sonra makarna
                  G: hayir makarna
                  A: taze fasulye yemezsen makarna yiyemezsin
                  G: yemem o zaman
                  A: emin misin?
                  G: evet
                  A: kalk o zaman sofradan

Kalktim. O geceyi oncesinde ictigim uc kasik corbayla kapattim muhtemelen. Sabah kahvalti ettik. Ogle yemegine geldi sira
                  G: anne ne yemek var
                  A: taze fasulye ve makarna
                  G: makarna yiyecegim
                  A: once taze fasulye sonra makarna
                  G: hayir makarna
                  A: taze fasulye yemezsen makarna yiyemezsin
                  G: yemem o zaman
                  A: emin misin?
                  G: evet
                  A: kalk o zaman sofradan

Inat ya kalktim. Gun boyunca da bir sey yemedim muhtemelen ya da belki arada bir seyler yemisimdir. Aksam yemegi oldu
                  G: anne ne yemek var
                  A: taze fasulye ve makarna
                  G: makarna yiyecegim
                  A: once taze fasulye sonra makarna
                  G: tamam... biraz ama...

Basima gelecegi biliyorum tabi. Annem ben yemesem daha ne kadar ayni yemegi pisirmeye devam ederdi bilemem ama oturdum fasulyeyi yedim. Cok da begendim. Hatta yillar icinde taze fasulyeyi en sevdgim yemekler arasinda bas siralara da oturttum. Ama uzun yillar yine de nazlanarak yedim fasulyeyi cunku kucukken inatciydim, mizmizdim ve yemek seciyordum. Muhtemelen oyle cok da acikmiyordum. Hatta annemin  deyimiyle kudretten toktum.

Simdi bunu niye mi yazdim? Cunku bu ara yemek konusunda ciddi problemler yasiyorum. Ac kalmissam eger ortaligi birbirine katacak kadar sinirli olabiliyorum. Hatta disarida yemek yiyecegiz diye karar vermissek ve Ozan gec kalmissa ya da evde bir seyle oyalaniyorsa ya beni ac birakiyorsun diye evde teror estirebiliyorum. Ozan delirdigimi dusunmeye basladi ama ben ciddiyim ac kalmaya bu aralar zerre kadar tahammul edemiyorum. Ve simdi yemek saatine konmus bir toplantida acliktan kivranirken, gereginden uzun konusup bir de yersiz espriler yapanlara ciddi ciddi sinirlenirken bu hikaye geldi aklima ah dedim nerede benim o kudretten tok halim :)

O yuzden bu toplanti sisrasinda aldigim kararlari yaziyorum:
   -  Hic olmazsa toplanti vakitlerinde o kudretten tok halim geri gelsin bir. 
   - Yemek saatine toplanti koyup, beni alakamin bile olmadigi bu toplantiya zorla dahil eden ve  beni acliktan konusamaz hale getiren olursa kafasini kiracagim iki.

bitti artik yemek yiyebilirim :)

9 Ekim 2011 Pazar

Liverpool

Yine is icin yollardaydim bu kez Liverpooldu duragim. 
Eski Gulcin olsam is icin gittigim cogu sehirden havalani ve otel cevresini ancak gorerek donen ben, herkesin saskin bakislari altinda tum gun suren toplantilarin ardindan otele girer girmez bir harita istedim. 
Onlar yemege kadar odalarina dinlenmeye cekilirken ben sehirin sokaklarinda gezinmeye baslamistim. 
Hatta yetmedi sabah hazir erken uyanmisken yine kendimi yollara vurdum. 
Unutmayayim diye gorduklerimi, sevdiklerimi not ediverdim J

-         Hem aksam hem de sabah yuruken biraz kasvetli geldi bana Liverpool. Sanki pek cok yer kaderine terkedilmis guzelim binalar tum gorkemlerine ragmen boynu bukuk kalmis gibiydi. Yollarda da cok insan yoktu sanki. Ustelik okudguma ve duyduguma gore 2008'de kultur baskenti secildikten sonra Liverpool, pek cok yenilikle sehir canlandirilmaya calisilmisti. Yani bu bir de sehrin canlanmis haliydi.
-         Cok yer gormedim aslinda Ingilterede ama Liverpool bazi yonleriyle sanki su ana kadar gordugum diger sehirleri andiriyordu. Biraz griydi, biraz urkutucu ama bir yandan da garip bir sekilde cezbediciydi.

-         Diger gordugum sehiler gibi kalabalik olmasa da, insanlarin oldugu sokaklar biraz da kaotikti sanki. Ama belki de ben yollari biraz hizli adimlarla dolastigimdan bana oyle geldi…


-         Beni hic sasirtmayan baska bir goruntu de super mini eteklerinin, elbiselerinin altina giydikleri uzaya uzanan topuklarinin ustunde zar zor yurumeye calisan genc kizlardi elbette. 4. ingiltere sehrinde de ayni manzarayi gordukten sonra karar verdim yuruyememeyi seviyorlar J Hatta hatirliyorum; gectigimiz yillarda bir kez Ingiltere'de bir kulube gitmistik. Kizlarin topuklari o kadar yuksekti ve o kadar zor hareket ediyorlardi ki dans pistinde ayaklarini bir yere sabitleyip sadece vucutlarinin ustunu hareket ettirerek dans ediyorlardi. Bizim o geceki eglencemis ne dans ne muzikti sadece bu ilginc yuksek topuk dansini izlemekti :) 

-         Mersey nehrinin kenarinda kurulmus sehrin bana anlatilanlara gore en guzel yerlerinden biri 2004’te Unesco'nun dunya tarih miraslari arasina da secilen Liverpool Docks yani liman kismi. Ben aksam kisa bir yuruyus yapabildim burada ama bir daha yolum duserse buralara gidecegim ilk adres olacak karar verdim. Bu bolge pek cok limadan olusuyor ve su anda kafelerle, magazalarla ve muzelerle canlandirilmis durumda kesinlikle gorulesi bir yer ama ben onu yetistiremedim J

-         Her Avrupa sehrinde oldugu gibi bir China town elbette burada da vardi J Ben sevmem pek china townlari ama yanlislikla da olsa yolum dusmusken onune soyle bir bakmadan olmazdi. Yok yine pek sevmedim...

-         Benim en sevdigim yerlerden biri otelime de yakin olan Saint George’s Quarter oldu. 2008’de sehrin kultur baskenti secilmesinde bu neo klasik harika binanin etrafinda yer alan sehir kutuphanelerinin ve muzelerin buyuk etkisinin oldugu da ogrendiklerim arasinda yer aldi.

-         Sabah yuruyusunde bir kathedral gormenin pesinde yuruken yolum Hope Street’e dustu. Meger yolumun dustugu yer Liverpool'un en unlu caddelerinden iriymis. Guzel universite binalari ve gercekten iyi gorunen pek cok restoranla, benim gordugum iki tiyatro binasi ile benim en begendigim caddelerden biri oldu. Kathedral mi? Bilmem sanki tam da bekledigim gibi degildi. J Neyse ki cadde guzeldi J

-         Ve beni en mutlu edeni en sona sakladim J The Cavern Club... benim hic bilmedigim ama dunyaca unlu olan Matthew Streetteki bu minnacik bari bana bir arkadasim gosterdi. Iste bu kucuk bar Beatles'in ilk calmaya basladigi club bu da ilk sahneleri. Butun dunyaya unu yayilan gurup bugunlerde magazalarla, pek cok kuluple kaplanmis Liverpoolun en unlu caddelerinden biri haline gelmis bu dar sokaktan cikmis ve parlamis yildizlari. 
                         Iste sadece bunu gormus olmak bile benim icin cok ama cok mutlu edici J


-         Aksam isten sonra ve sabah isten oncesine ancak bunlar sigabildi.... Hatta Liverpool'un en gorulesi yerlerinden biri Beatles muzesi olursa bir sonraki geziye kaldi. Muzeye gidememis olsam da Liverpool'a ait bir gezi yazisini bir Beatles parcasi eklemeden bitirmek olmazdi :) 
iste simdi oldu :)
bitti... 

Dun gormustum unutmusum sagolsun Lou hatirlatti. 
Bugun John Lennon'un dogum gunu.... 
Ben isteyerek denk getirmedim ama iyi denk geldi... 

7 Ekim 2011 Cuma

Kahve keyfi...

Bugun evden calismaya karar verince sabaha guzel bir turk kahvesi eslik etsin istedim. 
Kahveyi pirimek icin kavanozun basina gecince eski gunlerden bugunlere bir yolculuga baslayiverdim…

Kucukken yasakti bize kahve icmek tadini bile belki liseyi bitirene kadar bilmedim. Insan bilmedigi seyi bu kadar sever mi? Ben taze kahvenin kokusunu da, piserken yaydigi o guzel dumani da cocuklugumun en guzel anilarinin arasinda kabul ettim.

Sabah kahvesine nenemlere giderdik bazen, bazen anneannem bize gelirdi bazen de biz giderdik anneanneme. Sabah kahvesi mahallenin birbirine gunaydin demesiydi bana sorarsaniz. Komsu huu. Hadi kahveyi bizde icelim diye seslenenlerin seslerini duyardim bazi sabahlarda. Davetli olmak sart degildi katilmak icin kahve keyfine. Uygun olan pencereden ben de geliyorum derdi giderdi. Coluk cocuk birlikte oynardik anneler de kahve icerdi.

Onceleri kahve piserken ben yanda dikilir izlerdim yavas yavas kopuren kahveyi. Sonra buyudum; kahvenin kopurmesini cezve elimde bekler oldum. Itiraf edeyim bazen kahve yapmayi sevmez de oldum cunku ben kahve yaparken iceriden yukselen kahkahalari muhabbetleri kaciriyorum diye hayiflanirdim...

Misafir gelsin gelmesin bazen icilen aksamustu kahvesi, aksam yemeginden sonra daha sofrayi toplarken annemin hazirlamaya basladigi aksam kahvesi… Sabahtan aksama kadar kahve kokusu eksik olmazdi bizim evden. Iste boylece kahve kokulu bir dunyada buyudum...

Anneannem Havra sokagindan gidip alirdi zamaninda kahveyi taze cekilmis mis gibi. Bir paket kendi evine bir paket bize. Annem de yolu  dustu mu ugrar hemen Havra sokagina hatta bazen yolunu illa dusurur hala o sokaga taze cekilmis kahve almaya. Oradan alinan taze cekilmis kahve favorisi olsa da evde yedekte paketlerde bulunur cogu zaman cunku kahvenin bitmesi ciddi bir sorundur. Kahvenin bitmemesi icin bitti ise de en kisa zamanda temini icin gerekli ne imkan varsa seferber edilebilirJ

Anneannem onlemini farkli sekilde alirdi kahve bitmesine karsi; bakir bir degirmeni vardi kahve cektigi. Once sobanin ustunde ya da ocakta kavrulurdu kahve cekirdekleri sonra hop degirmene. Ilk baslarda zordur ya degirmeni cevirmesi. O ilk baslari anneannem cevirirdi sonra sira bana gelirdi. O divanda kosede otururdu camin yaninda ben de genelde karsisinda. Yeterince ezilince kahveler degirmeni heyecanla bekleyen bana verirdi Hah al bakalim sira sende Onlar annemle konusmaya ben degirmenle oynamaya…

Universiteden sonra dahil oldum ben aslinda kahve keyiflerine. Gece gunduz calistigimiz zamanlar oglen yemeginden sonra icerdik canim arkadasimla bir kahve sonra bu gece kaca kadar calisacagiz diye bir de fal bakardik. Bizim fallar 1 saat bilemedin 4 saate kadardi sonrasinda yorum yapamazdik. Annemler de fal bakar bana nedense hep basari, hep yukselme hep de ic ferahlamasi vardir o fallarda J Anneannem de fal bakardi kendi deyimiyle uydurmasyon onda da hep hayirli kismetler cikardi bana J

Annem az sekerli sever kahvesini, babam anneme uyar genelde. Ozan sede tercih eder varsa yaninda birazcik lokumla. Nilgun ablam buyuk fincanla icer en azindan gun icinde ictiklerinin bir tanesini. Annem de buyuk fincan sever hatta mumkunse gun icinde ictiklerinin hepsini. Ben kucuk fincanlari severim Ozan bazen bana uyar ama ozlemisse kahveyi o da elinde buyuk fincanlari tutar.

Eskiden bakir cezvelerimiz vardi, sonra celik cezveler simdi de elektrikliler. Simdi bizim evde bile uc cesit cezve var. Ve evde oldugumuz her sabah yapilan kahve keyfi.

Ben bunlari yazarken kahvemin son yudumlari agzimda ve  guzel kokusu burnumda, aklima getirdigi hatiralar aklimda. 
Ah ne guzelsin sen kahve keyfi…

PS: Ilk fotografi Deli Anne'den caldim. Cunku artik turk kahvesi diyince aklima gelenler arasinda elbette O'nun kahve sevgisi  de var. Simdilik biraz uzaklarda ama istedim ki fotografiyla o da olsun bu postta :) Umarim kizmaz bana :)

4 Ekim 2011 Salı

Bugun...

Uzun zamandir is icin seyahat etmiyordum ama bu lale devrinin uzun surmeyeceginin de farkindaydim. 
Yine ingilteredeyim, toplantilar arasinda kosuyorum.
Yine komik insanlarla yollarda ofiste karsilasiyorum
Biraz yogun olsa da ben yine de bir sekilde kendimi eglendiriyorum.
Zaten sikayetim yok aslinda is icin bile olsa gezmekten, bu yuzden erken kalkmaktan, ucagi yakaladin yakalayamadim diye strese girmekten. 
Nihayetinde, cok kisa araliklarla yasanmadiktan sonra, ben bunlari gezme olarak goruyorum. 
Bu sefer sadece zamanlama biraz kotu. 
Cunku bugun Ozan'in dogum gunu. 
Ona gore onemli degilmis nasilsa haftanin hatta ayin geri kalaninda hollanda'daymisim. 
Ama benim icin onemli cunku haftanin hatta ayin geri kalani onun dogum gunu degil ki....

Ama olsun... 
zaten olacaksa da derdimiz bu olsun :)
Bir de simdilik sadece bu balonlarla olsa da 
dogum gunun kutlu olsun :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails