30 Eylül 2011 Cuma

Detoks tarif (1)

Dun hava guzel olunca, is sonrasi Utrecht Universitesine yakin Bunnik kasabasinda ormanin icinde guzel bir "cay evine" attik kendimizi. 
Gunese sirtimi verdik ve en iyi ilacin yine dogadan geldigini gorduk. 
O sicacik gunes isinlari ilaclardan daha iyi geldi bana. 
Sirtim isindikca agri azaldi hafifledi.
 Ama yine de mecburen bir sure daha azaltacagim yakinligimi bilgisayarla. 
aksam gunesi sonrasi....

Bugun de sadece kendime sunu hatirlatmak icin yazayim dedim aslinda: 
Galiba saglik dogada... 
Galiba saglik firsat buldukca kapali alanlarin disina kacmakta...
Galiba saglik surekli bilgisayar ekranina bakmaktansa firsat buldukca acik havada bir kitabin sayfalarina bakmakta.... 
Hatta belki de kitap bile okumayip sadece bulutlara ve uzaklara bakmakta....
Galiba saglik biraz da hicbir sey yapmadigimiz zamanlar yaratmakta...

yok bu ben degilim :)


Ah keske o zamanlari yaratmak oyle kolay olsa :)


Hepimize saglikli, mutlu, bol gunesli haftasonlari....

29 Eylül 2011 Perşembe

Tarif

Bizzat denedim sonuclar kusursuz...


- Birkac olcu stres
- Birkac olcu yorgunluk
- Bir bardak(tan bosanircasina) yagmur altinda islanma
- Dilediginiz kadar yogun bilgisayar kullanimi


Bunlarin hepsini guzelce karistiriyoruz. 

Boyunda sinir bozucu bir gerginlik, sirtta manasiz bir kasilma ve hatta boynumuzdan kolumuza dogru inen bir agri yaratincaya kadar malzemeleri eklemeye devam ediyoruz. 

Ozellikle yogun bilgisayar kullanimini arttirdikca boyundan kola inen agri miktari da artiyor. Ben bunun olcusunu sizin agri esiginize birakiyorum :)

An itibariyle bu tarifimizin yarattigi etkilerin detoksuna yardimci olacak bir tarif uzerinde calisiyorum. Iyi bir tarif yakalayinca hemen buralara geri donecegim.

Yeni tarifimizde bulusmak uzere :)
Sevgiler...

27 Eylül 2011 Salı

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim (5)


Hollanda'da yaşıyorken
bir gün önceki muhteşem havaya
hatta sabahki muhteşem havaya
hatta tüm hafta güneşli olacak diyen hava tahminlerine
ve hatta tüm gün bulut bile olmayacak diyen detaylı hava tahminlerine aldanıp
şemsiyesiz ise gitmeyecekmişim...
hele incecik kıyafetlerle ise asla gitmeyecekmişim..
hele hele kısa kollu baharlık montla işe asla ve asla gitmeyecekmişim
hele hele hele ya nasılsa hava güneşli  diye o montun bir de kapsonunu çıkarıp işe asla asla ve asla gitmeyecekmişim...


Yoksa akşama doğru başlayan yağmur dinsin diye 
boşu boşuna mesaiye kalmak zorunda kalabilirmişim.
daha da fenası
bir de yağmur dinmeyince eve gidene kadar sırılsıklam olabilirmişim..
hani aklımda olsun :)


Ozan'ın da dediği gibi...
tahminlerdeki bir hafta boyunca bulutsuz güneş resimleri doğru olamayacak kadar güzeldi zaten :)
bir de sabah işe giderken gördüğüm şemsiyeli hollandalilardan bir şeyler anlamalıydım ben :)

23 Eylül 2011 Cuma

Yolun bizi goturdugu yer (2)... Kaag

Havalarin guzelce oldugu son gunleri degerlendirelim dedik yine yola dustuk gecen pazar Rafadan Kafadanla. 
Cok da uzaklara degil ama bizi mutlu edecegini umdugumuz bir yere cevirdik yonumuzu Kaag'a. 
Leiden'dan Amsterdam'a giden yol uzerinde kucuk bir ada. 
Gulcince, Kaag

Niye bilinmez kucucuk bir kanali feribotla asarak ulasilan bir ada. 
Oyleki feribotun boyu kanalin yarisi kadar olsa da, 
feribot sadece dort araba ve on bes yolcu alabiliyor olsa da 
ve 
karsi kiyiya gecmek otuz saniyeden biraz fazla suruyor olsa da 
feribotsuz gidilemeyen bir ada :)
Gulcince, Kaag

Hava guzel olmadi ne yazik ki. 
Hatta uzansak sanki ellerimiz bulutlara degecekti. 
Hatta oyle cok yagdi ki islanmak bugune dair en canli kalacak animiz oluverdi :)

Gulcince, kaag ve bulutlarin yarattigi denizin anlasilmaz rengi...

Diyorlar ya yagmurda bir semsiyenin altina sigisip el ele yurumek, dolasmak romantiktir. 
Suphesiz oyledir de biraz da hastaligin davetiyesidir de demek lazim belki :)

Gulcince, Kaag ve yagmur damlalari...

Yolun bizi goturdugu yer cok yagmurlu olsa da 
suphesiz gezmek yine cok keyifliydi...
gozlerin gordugu de aklin unutmak istemeyecegiydi...

Gulcince, Kaag ve Ozan'in gozunden sonbahar....

Guzel, huzurlu haftasonlari...

21 Eylül 2011 Çarşamba

Edith Piaf...

Bu aralar trt'nin bazi belgesellerini izlemeyi seviyoruz evde. Guzel, yalin ve degisik konular. Bu yeni yayin politikalarini eskisine gore daha fazla sevdigim kesin. Ama ne kadar boyle surer ne yazik ki kestirebilmek mumkun degil. 
En sevdiklerimizden biri de Kentler ve Golgeler..
Bu hafta karsimiza cikansa Paris ve Edith Piaf...

google images
Yonetmen Serhat Akinan
Kurgu Murathan Sirikaya
Editor Izzettin Calislar
Anlatim malesef E.r.tugrul O.zkok... Neyse ki program ilgimizi cekince goz ardi edilebildi :) Hatta hakkini yemeyeyim anlattiklari oldukca ilgi cekiiydi ve yillardir keyifle dinledigimiz Edith Piaf'in hayati hakkinda  pek cok yeni sey ogrenmemizi sagladi. 
Anlatilanlar bir yana 
Paris goruntulerini Edith Piaf'in sesi esliginde izlemek harikaydi....

1915'te hastane yolunda giderken sancilari siklasan annesi yol ustundeki bir karakolun onunde dogurmus Edith Piaf'í anlatilan bir hikayeye gore. Annesine doktorlar yerine iki polis yardim etmis dogum sirasinda. Farkli yasami belki de boyle bambaska bir hikayeyle baslamis iste. Henuz iki aylikken anneannesinin yanina birakmis annesi O'nu. Sirklerde calisan babasindan ve annesinden uzak annennesinin yaninda buyumus Edith Piaf. 

Yillar sonra sebebi bilinmeyen bir sekilde gozleri gormemeye baslayinca cocuklugunun bir donemini de karanliklara emanet etmis. Belki dindar anneannesinin goturdugu azizeler belki de vucudun mucizesi sayesinde yine nedeni bilinmeyen bir sekilde acilmis gozleri. Bunlar yasandiginda henuz 6,5 yasindaymis ve kisacik zamana sigan bunca hikayenin ardindan onun hayatinda yepyeni hikayeleri barindiracak bir donem baslamis: Artik babasinin yaninda sirklerde dolasiyormus. 
google images
Farkli sehirler gormus, o sehirlerin sokaklarinda sarkilar soylemis. Belki de bu yuzden onu sohrete goturen hikayede bir sokakta baslamis. Paris'in gece hayatinin patronlarindan biri sokakta yanina yanasmis ve O'na kartini vermis. Ayni gece Edith Piaf cok unlu bir gece kulubunun sahnesinde sarkilarini soyluyormus. Sans yuzune gulmus ve o geceden sonra yukselisi surmus hatta  Kaldirim Sercesi ismiyle tum dunyada taninmis

Yine belgeselde anlatilanlara gore askla yoldasligi da inisli cikisli olmus hep Edith Piaf'in. Hayatinin aski evli bir boksor olan Marcel Cerdan'in 1949da kaybedisi onun kisisel yasamindaki geri sayimin baslangici olmus. 
google images


1939da savasa giden pek cok bilinen sarkisinin soz yazari olan muzik yoldasinin ardindan kendine yeni bir yol cizmek icin cabalayan Piaf bir anda kendini uzun bir dunya turnesinin icinde bulmus. Yogun bir programla dunyayi dolasirken sevgilisinden de uzaklara dusmus. 1949da New York sokaklarinda dolasirken telefonla aradigi sevgilisi Marcel Cerdan'a "sensizlige dayanamiyorum artik buraya yanima gel" dediginde genc adam solugu havalaninda almis. 

New York'a giden ucakta hic bos yer olmadigindan onu taniyan bir cifte demis ki "Edith Piafa asigim ve yanina cagirdi beni bu ucaga binmem lazim lutfen bana yardim edin". Genc cift ucaktaki yerlerini Marcel Cerdan'a vermis. Ancak asik adamin ucagi New York'a ulasamadan okyanus uzerinde dusmus. Edith Piafin uyusturucularla tanismasi da iste bu aci kaybindan sonra olmus. 1963te olurken yaninda olan esini cok sevdigi bilinse de verdigi tum roportajlarda benim en buyuk askim Marcel'di demis...



Olumu 1963'te belki de cok hirpaladigi vucudunun artik dayanamamsi sonucu gerceklesmis. Olumunden bir kac gun once yanina cagirdigi uvey kardesine soyledigi "Daha sarki soylemek isterdim" cumlesi ise belki de muzigi ne kadar sevdiginin en buyuk kaniti olmus.

Edith Piaf, 1.47 boyundaki Paris'in ve Fransiz muziginin dunyadaki en onemli simgelerinden biri 1963'te Cannes'da dort trafik kazasi, yedi ameliyat, iki uyusturucu krizi, iki karaciger krizi ve daha pek cok aciyla dolu hayatina veda etmis.

Esi hep Paris'te olmek isteyen Piaf'i ayni gece Paris'teki evine tasimis. Kilisenin bir gunahkar olarak nitelendirip kabul etmedigi Piaf'in cenazesini tam 100.000 hayrani ugurlamis Pariste. Simdi mezarinin basinda da sevgiye sevdali bu kucuk kadinin su sozu yaziyormus

"Tanri sevenleri birlestirir..."

Bunlar belgeselden benim aklimda kalanlar... 
Elbette Edith Piaf denildiginde hemen aklimiza gelenlerse bambaska... 
Onlar hikayeler, gercekler degil 
Onlar aslinda bu kucuk kadinin sesi ile suslenmis olumsuz chansonlar sadece ...

19 Eylül 2011 Pazartesi

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim (4)

Bunca yildan sonra sunu anladim:
Yurt disinda yasamanin en guzel yanlarindan biri kuskusuz 
farkli farkli ulkelerden arkadaslar edinebilmek. 
Ama yurt disinda yasamanin en kotu yanlarindan biri de 
bu arkadaslarin bir sure sonra kendi ulkelerine ya da baska bir ulkeye gitmek uzere 
yaninizdan ayrilip gitmesi.


O yuzden burlarda uzun yillara yayilan, surekli birlikte vakit gecirilen arkadasliklar kurmak zor.
 Surekli bir sirkulasyon icinde yeni insanlarla tanismak onlara alismak 
daha da fenasi 
iyi anlastiginiz insanlarin arkasindan el sallamak gerekiyor.


Bu bir yandan keyifli olsa da yorucu bir sey aslinda.
 Hele benim gibi insansiz yasayamayan ama oyle herkesi de arkadas olarak kabul edemeyen birisi icin, bu oldukca zor ve yorucu bir sey aslinda. 
Son dort yilda pek cok insanin arkaasindan el salladik biz de. 
Sonra onlarsiz Hollanda gunlerine alistik, onlarsiz yasamaya devam ettik. 
Suphesiz gidisleriyle bizi en fazla etkileyenlerden birileri de Miltos ve Lila idi.



Yunanistan'dan buralara gelmislerdi ve bir sure sonra yollari yine Yunanistan'i gosterdi. 
Onlarin gidisiyle bizim icin de keyifli yemekler, sohbetler, film izlemeler bitti. 
Keske gitmeselerdi diye dilimizde bir cumle takildi kaldi. 
Itiraf ediyorum hala her Utrecht'e gittigimde icimden gecer burada olsalardi diye...


Ama cok sansliyiz ki arada bir geliyorlar. Yine geldiler yine gorusmek guzel oldu. Bize de onlarla bulusmak icin Utrecht'e gitmisken parklarin icinde guzel bir yuruyus yapmak icin firsat dogdu. 
Elimizde bu yaziyi susleyen resimler aklimizda cok guzel bir aksamin anilari kaldi.

Bir de elbette yurt disinda yasamanin en guzel yanlarindan birinin 
dunyanin dort bir yanina dagilmis sizi israrla ulkesini gormek icin davet eden arkadaslariniz olmasi oldugu gercegi bir kez daha aklimiza kazindi. 
Istanbul'a donunce bize Atina yollari gorunecek. 
Ah ne guzel olacak! 
Boyle zamanarda dusunuyorum da gelmeseydik onlari tanima sansimiz da olmayacakti. 
Iyi ki gelmisiz iyi ki yeni insanlara hayatimizda yer acmisiz. 
Ne de guzel oldu...

15 Eylül 2011 Perşembe

Adalet mi bu? hak mi bu?

hava cok guzel, gunesli, ilik. 
tam gezme havasi. 
nasil da sahane!
ve benim calismam gerekiyor. 
adalet mi bu? hak mi bu?

evden ise yuruyerek geldim. 
insanlar yuruyuse, kosuya cikmislar. kulaklarinda muzik. 
nasil da guzel bir keyif!
ve benim calismam gerekiyor. 
adalet mi bu? hak mi bu?

magazalarda indirim basladi.
tam vitrin gezme havasi da var. 
nasil da cezbedici!
ve benim calismam gerekiyor. 
adalet mi bu? hak mi bu?

yilda sayili zaman bu ulkede gunes varken
ve
simdi disarilarda dolanmak varken ben ofisin icinde tikildim kaldim 
cektigimiz gunesli resimlerle avunuyorum
ama gercekten haksizlik degil mi bu?
 

14 Eylül 2011 Çarşamba

Nereden nereye...

Bizim oralarda zeytinyaglari, ozellikle bizim yiyecegimiz kismi, buyuk cam damacanalarda saklanir. Genelde beyazdir bu damacanalar bazilari da ucuk sari ya da yesil. Babam onlara gozu gibi bakar. Hatta birisi kirilmisti da bir vakit;  o zaman aksami bile bekleyememis uzuntusunden aninda annemi aramisti telefonda. Karsilikli baya uzulmuslerdi giden damacananin ardindan. Sonra gunlerce o damacananin nasil kirildigi da konusuldu evde; neyse ne yapalim gitti artik sozleri esliginde :)
google images
Sadece cok kiymetli, defalarca sizdirilmis yaglar gunesten uzakta onlarin icinde bekler koyde cunku baya buyuklerdir ama sayica oyle cok fazla degillerdir. Kimilerinin etrafinda hasirdan sepetleri de vardir. O sepetlerin icinde goruntuleri de oldukca guzeldir. Babam goruntulerinden cok islevlerine onem verir. Zeytinyagini asitini yukseltmeden sakladiklarindan onun icin degerlidirler. Ama en onemlisi o damacanalar taa dedem zamanindan kalmadir; o yuzden ayrica kiymetlidirler.

Bu sabah iste o damacanalari hatirladim. Kahvaltimizi ederken goz ucuyla baktigimiz programda bir amca elindeki kocaman, eski bir cam siseyi bir antika dukkanina satmaya calisiyordu. Ustelik o eski cam siseyi d e m i j o h n diye isimlendiriyor hatta d e m i c o n a diye telaffuz ediyordu. Buralarda anlami ve soylenisi turkce ile ayni kelimeler duymak cok nadir rastlanan bir durum. Belki o yuzden daha da ilginc geldi bize; Ozanla birbirimize baktik gulerek aa ayni damacana gibi soyleniyor diye :)

Biz bilmiyorduk ogrendik. Avrupa'da bu kocaman cam siselere verilen demijohn isminin Arapcadaki damagan'dan geldigi dusunuluyormus. Arapcadaki bu isim de bu cam siselerin yapildigi pers sehri Damaghandan geliyormus. Ozellikle o zamanin imkanlariyla cam kullanarak bu kadar buyuk ve dayanikli siseleri camdan yapmak oldukca zormus. O yuzden de cok kiymetlilermis. Fransada ozellikle saraplar icin kullanilan damacanalar ozellikle tuccarlar tarafindan pek cok baska likitlerin alim satimi ve saklanmasi icin de kullanilirmis. Ayni bizim zeytinyaglari gibi. Bizim damacanalar da bizimkiler icin cok kiymetli :)
Bugun bunu ogrenmek oyle hosuma gitti ki. 
Nerden nereye :)

Damaghan à   damagan à damacana à demijohn 

Bilmem siralama boyle midir de iste boyle bir seyler. 
Nereden nereye :)

PS: Bu fotografi internetten buldum ama bir firsat yaratip bizimkileri de cekeyim. Bizimkiler daha guzel :P
Keske yine hersey cam siselerde dursa saklansa da su plastikler hayatimizdan ciksa...

13 Eylül 2011 Salı

Simdi su anda...

Yine bir toplantidan ciktim. Toplanti odasindan cikmadan once gordugum mailleri ne yapacagimi dusunerek cay almak icin sosyal alana dogru ilerlerken bir de ne goreyim; iki - uc yaslarinda bir cinli kiz cocugu koridorda kosuyor. Ne cocugu canim bebek daha bebek ve bizim ofisin koridorlarinda dolasiyor :) 

Siyah simsiyah saclari, cekik gozleri, bembeyaz teni ve tatli gulumsemesiyle geldi karsimda durdu sosyal alan girisinde. Ne stres kaldi ne bir sey. Oyle guzel guluyor ki :)

Az once ofisin ortasinda halinin ustunde oturmus kendi kendine oyun oynuyordu. Iki dakika sonra baktim, fotokopi odasina dogru kosuyordu. Su son bes dakikada ofiste oradan oraya kosturup durdu. Mor tayti, pembe bluzu, pembeli morlu sac bandi ve cekik gozleri ile tam bir oyuncak bebek gibi:) 

Niye ofiste bilmiyorum. Tahminen annesine eslik ediyor kisa bir sure cunku annesi ve arkadaslari pasta keserek bir seyi kutluyorlardi sosyal alanda. Burada ne kadar kalacak onu da bilmiyorum ama burada olmasi cok eglenceli onu biliyorum. Bence ofise ara sira boyle cocuklar gelsin havamiz bir anda degisiverdi :) 

Yani simdi su anda Gulcin ofiste pek keyifli. Isler mi amannn nasilsa bitecekler degil mi :) 
Ayni bu oyuncaga benziyor ayni :)

12 Eylül 2011 Pazartesi

Bitti...

ve annem turkiye'ye dondu.
cabucak geciverdi iki hafta, evimizdeki anneli gunler bitti.
sabah uyaninca kahvaltinin hazir oldugu, caylarin bile bardaklarda bizi bekledigi  gunler bitti
aksam eve geldigimizde buldugumuz harika yemekler, anne sofralari da bitti.

bunlar isin sakasi tabi de evimizdeki anne dokunusu da bitti
anne eli degince degisiveriyor sanki hersey.
onun eli degince daha duzenli, daha temiz, daha derli toplu, daha anne gibi iste her sey...

bir kez daha anladim insanin annesinden ogrenecekleri hic bitmiyor
bu yasa gelse de
yurt disinda bir basina bir aile kurma cesaretini gosterse de
is yerinde koca koca adamlarin karsisina gecip hayir oyle degil boyle olacak diye kavgalar edecek kadar buyumus olsa da
insanin annesinden ogrenecekleri hic bitmiyor

mesela saclarimi bigudilerle sarmayi ogretti annem bana simdi de
kisa ile uzun arasinda sekilsizlikten kivranan saclarim bir seye benzesin diye onlarla ugrasip duruyordum
meger onca eziyete gerek yokmus isin sirri bigudiymis; annem ogretti :)
bir bilmeyen ben miydim bilmem de luleleri acinca saclari bir daha taramak gerekiyormus
ben luleler bozulmasin diye kutsal emanet gibi dokunmuyordum onlara :)
boyle de susluyum iste bigudiler falan :)

neyse ki bizim gitme planlarimizin gerceklesmesine de cok az kaldi
soylemis miydim bilmiyorum ben suna inaniyorum
insan ailesinden ne kadar uzun sure uzak kalirsa kalsin ozlemek bitmiyor
sadece insan ozlemeye alisiliyor
o aliskanligin silinmesi icin de sanirim kisacik zamanlar bile yetiyor

simdi annem biraz dinlensin
iki haftada hollanda'nin bir suru sehri gezildi
yetmedi araya paris gezisi ve bruksel gezisi eklendi
rotterdamda girilmedik dukkan birakilmadi
e anne durmadi evde de dolandi durdu
e simdi dinlenme vakti :)

laf aramizda ozan'in dolabindaki gomleklerin hepsi birden hic boylesine guzel utulu olmamisti
sabah cocuk dolabin karsisinda bakiyor kiyafet sececek eli gomleklere gitti 
ama
onu tisort giymeye ikna ettim :)
ne yapayim ben utu yapmayi annem kadar sevmiyorum  :)
ama utulu gomleklerin yanyana dizilmis goruntusunu de cok seviyorum
kaliversinler oyle biraz daha :)

8 Eylül 2011 Perşembe

Bayram statuleri

Bir bayram daha bitti. 
Itiraf ediyorum Turkiye'deki dokuz gunluk bayram tatillerine cok ozeniyorum. Laf aramizda bence hristyan aleminin biraz daha bayrama ihtiyaci var. Bir Romaya gittigimizde konusayim ben bu konuyu :) Neyse ki sosyal paylasim siteleri var. Sayelerinde bayram tatiline gidip donmus, ya da yogun bir bayram ziyareti surecinden gecmis kadar oluyorum :)


Gitmeden once :)
  • Sabirsiz bekleyis
Hazirliklar gunler oncesinden statulerde yapilan geriye saymalar ile basliyor. Statuler "- ile baslayan rakamlarla susleniyor: 

"-5" 
"-4"... 
Sanki bir kosunun startini verecek bayrak sallayan insan gibi hissediyorum o statuleri okudukca kendimi. Ne de olsa bayrak sallayan oldugu yerde durur atletler kosarken. Aynen oyle bekleyecegim ya ofsimde bayram tatiline gidenleri :) 
  • Hazirlayin bavullari
Geri sayimda "-1"e geldik mi bavul hazirliklarina iliskin haberler yer almaya basliyor statulerde. 
"Yok ben sigamiyorum bir bavula..."
"Bavul hazilamayi son gune birakmamaliydim"
"Bavullar kapida..."

Bayrami bulunduklari sehirde gecireceklerin ise ofis disinda olmaktan duyduklari sevince ya da hazirliklarina dair detaylar gelmeye basliyor.
"Temizlik bitti...."
"Tatlilar hazir"
"Iste kizimizin ilk bayramligi..."
"ofiste son is gunu"


E artik ben de hazirliyorum kendimi bir nevi yalnizliga. Ofiste gecirecegim yalniz uzun gunlere :) Bayrak sallayanlar gibi soyle bir bayragi kontrol ediyorum. Tum atletler almis mi baslangic noktasinda yerini bakiyorum. Benim isim de kolay degil ama :)

Tatilde...
  • Yola cikmali hemen...
Bu asamaya geldigimizde kim nereye neyle gidiyor haberdar olmaya basliyoruz. Statuler yine bize herseyi anlatiyor :) 
"@Ataturk Havalimani"
"@Bandirma vapuru"
"@ Topcular"

ben de salliyorum bayragi ve diyorum ki Haydi iyi yolculuklar :)


Yola cikinca dostlar bu kez statulerde yola dair haberler gelmeye basliyor. 
"Istanbul Izmir arasi 10 km ile gidiliyor. "
"Bu ne trafiktir kardesim"
"Antalya ucagi 1 saat rotarli. Neyseki kahvem elimde :)"
"Topcularda 5 saat kuyruk...."
Ben bayrak sallayan insan bakiyorum artik gidenlerin ardindan. Sagsalim yerlerine varacaklar mi diye. Eskiden karayollari haberleri bekenirdi televizyonda. Hic gerek yok artik kanimca diye diye :)

  • Hedefe varis...
ve cok sukur herkes yerine variyor. Statuler ayni kalir mi asla :) 
"@Antalya "
"@Roma "
"@Espanya"
...
Bu @ isaretini bulan kimse insanlik tarihinde cok kiymetli bir yeri olmali diye dusunuyorum laf aramizda :) Ben de bayrak sallayan insan izliyorum keyifle kimler nerelere gitti diye.

  • tatil ne guzel seysin....
bu noktadan sonra ardi ardina duvar resimleri gelmeye basliyor. Gun batimlari, gun dogumlari, gece gezmeleri, gunduz yuzmeleri, tekne gezileri ve en fenasi leziz sofra resimleri . Hepsi tamam da o yemek resimleri yok mu bak iste onlar cok fena oluyor :) hele ki otelde vs degil de ev ziyaretinde olanlarin paylastigi tatlilar borekle... offf onlar gercekten sabrimi cok zorluyor :) Yapacak bir sey yok bayrak sallayan insana da sabirla beklemek dusuyor :)
"bu sofradan kalkilmaz"
"omrumun sonuna kadar burada kalmak istiyorum"
"sicak kumlardan serin sulara"
"iste bekledigimiz tatil..."

  • geciyor gunler geciyor...
tatilin ilk yarisinin sonuna gelindiginde tatilcileri de biraz huzun sarmaya basliyor. 
"yarisi bitti bile..."
"4 gun ne cabuk gecti..."

ama hala onlerinde tatilli gunler oldugundan huzun de cok surmuyor :)
"ama yarisi duruyor :)"
"Onumuzdeki gunlere bakacagiz :)"

Bu pozitif hal gunler gectikce azaliyor azaliyor. Daha fenasi tatil sonrasi sendromlari da kendini gostermeye basliyor.
"2 gun sonra is basi"
"donmek istemiyorummmm"
"hep tatil olsaaaaaa"

Donus...

  • her guzel seyin bir sonu var...

ve donus yolu basliyor. Kimi erken cikiyor yola kimi gec. Kimi duraklayarak geliyor kimi direk. Bu noktada bizim yuregimiz biraz agzimizda oluyor. Onlar icin bazen cileli olan donus yolu bizim icin stresli oluyor. Bayrak sallayan insan sag salim herkes evine donsun diye bekliyorum. Ve herkes sagsalim evine varip da ise gidince basliyor bunalim mesajlari
"trafik trafik trafik"
"inanamiyorum istanbuldayim"
‎"9 günden sonra alarm sesini unutmuşum:)))"
"donmesek olmaz miydi?"

Olmazdi. Ne yazik ki olmuyor. Keske tatiller daha uzun olsa. Tatil gunleri daha yavas gecse ama olmuyor. Hos geldi tum tatilciler. 


Laf aramizda bloglar senlendi. Yazilar cogaldi. tatil donusu de bu acidan iyi oluyor. Haydi bakalim gozler bir dahaki bayramda. Ben yine o bayramda da calisacagim o yuzden elimde bayrak bekliyorum
  -60 :)
 e mevzu geri saymaksa :)

7 Eylül 2011 Çarşamba

Top-lan-ti

gecen gun usenmedim oturdum saydim. 
iki hafta once 
toplam 20 toplantim varmis
her gun uc-dort-bes toplanti

gecen hafta toplam 15 toplantim varmis
annemler burada ya guya azalltim o hafta toplantilari
her gun iki-uc-dort toplanti 

bu hafta toplam 24 toplantim var
gunde en az dort toplanti
hatta bugun yedi toplanti

ben dersi derste ogrenen bir insandim
oyle cok isim, eglencem vardi ki ders disinda universitede 
zaten dersi derste ogrenmesem bir daha ogrenecek vakit de bulamazdim (ah guzel gunler ah!)
o anlayisla neredeyse hic ders kacirmazdim
(neredeyse kavrami goreceli tabi ama olsun :)))
hadi boyle bir mantikla toplantilari da kacirmayayim dikkatlice dinleyeyim diyorum 
ama
bu da kafa yani
ayrica toplanti toplantida bitse. 
neredeeee!!!!
toplantidan cikip is yapmak gerekiyor
hani konusmak planlamak disindaki isleri
konusarak ilerlese keske projeler ama olmuyor
isin de yapilmasi gerekiyor
onun icin de vakit gerekiyor
olmuyor ama 
gunde yedi toplanti yaparsam ben ne zaman calisacagim, calisilana ne zaman bakacagim acaba?

su an itibari ile 
okuduklarimi, yazdiklarimi hatta duyduklarimi bile anlayamaz haldeyim
o yuzden bu saatten sonra toplantilar disindaki isleri bosverip 
bloguma bir kisa ziyaret yapip
evime kaciyorum:)
hatta kosarak buradan uzaklasiyorum
yoruldum
cok yoruldum
yedi toplanti nedir ya... 

konuyla alakasiz ama bir zaman gorunce hosuma gitmisti :)
e biraz da guleyim :)
iyi aksamlar :)

5 Eylül 2011 Pazartesi

Masallah!!!!!

Yepyeni bir can katildi bugun aramiza. Bizim tam dokuz aydir her gun heyecanla buyumesini izledigimiz bir can. Az once dogdu. Az once annesi bana telefonda gozyaslari icinde "Gulcinim kizim dogdu" dedi. O orada agladi ben burada agladim. Biliyorum bir tek aglayan biz degiliz. Daha pek cok gozyasi var su anda onlari taniyan herkesin yanaklarinda ama mutluluktan olan gozyaslarina her zaman memnuniyetle yer var goz pinarlarimizda :) 

Bugun cok ozel bir gun daha bizim icin. Minicik bir bebek daha katildi aramiza, hayatimiza. Ben bugun bir kez daha teyze oldum. Ben bugun bir kez daha bir zamanlar ayni evi bile paylastigim secilmis kardeslerimden yani cok yakin arkadaslarimdan birinin daha en mutlu anlarindan birine sahit oldum. Ama malesef yine ancak uzaktayken yaninda oldum. Boyle anlarda o kapida olmak istiyorsunuz. o bebegin ellerini ayaklarini ilk gorenlerden biri olmak istiyorsunuz. Daha onemlisi o anda arkadasinin elini tutanlardan biri olmak istiyorsunuz. Aninda telefonunuza gelen resimlerle yetinemiyorsunuz. Aman Allahim oyle guzel bir sey ki hayatimiza katilan bu yeni can diye dusunmek degil annesinin gozlerne bakarak bunlari soylemek istiyorsunuz.

Ama olsun biz alistik bu uzaktan yakinliga. Ben onun sevincini taaa icimde hissediyorum su anda. O bebegini kucagina aldiginda ilk arayacaklarindan biri olarak beni goruyor ya bundan buyuk mutluluk var mi bugun bana? Ikisi de iyi, ikisi de mutlu ya bundan buyuk mutluluk var mi bugun bana :)

Ben bugun bir kez daha teyze oldum. Artik minicik bir can daha var hayatimizda. Uzun, mutlu, saglikli bir hayati olsun insallah.
Cok sukur ve kocaman bir masallah onlara :)

2 Eylül 2011 Cuma

Yazmak istedim...

Bugun actim blogumu ve bir sey yazmak istedim. 
Mesela annemler burada ve guzel vakit geciriyoruz; onu yazmak istedim.
Mesela dun hava cok guzeldi, gunesli. Icim acildi; onu yazmak istedim.
Mesela ofiste komik bir insanla tanistim dun. Boyle agiz dolusu guluyor; onu yazmak istedim.
Sonra harika resimler cektik gecen gunlerde aklimda da hikayeleri; onu yazmak istedim.
Hala Kiz Kiza Toplandik'in gonderdigi bir mimi yazamadim. Aslinda taslagi da hazir; onu yazmak istedim.
Deli Anne ve Gorkem'den gelen bir mim var bir de. O da aklimda; onu yazmak istedim.
Bir de hafta sonu geliyor ustelik gunesli olmasi beklenen bir hafta sonu; onu yazmak istedim.

Sonra haberlere baktim bayram istatistiklerine
Icim karardi be blog. 
Sadece dilerim ki donus yolu onceki gunlerden daha guvenli olsun yazmak istedim
Sadece baska ocaklara ates dusmesin yazmak istedim
Sadece varsin insanlar saatlerce gec gitsin gidecegi yere ama yavas gitsin yazmak istedim
Sadece hiz olmasin, hatali sollama olmasin, baska kaza haberi de olmasin yazmak istedim.
Icim karardi be blog.
Cok zorladim kendimi sabahtan beri ama yuzumu gulduren bir seyi yazmak istedim....
Ama olmadi...
Sadece tatilde, yolda olan tanidigimiz tanimadigimiz herkes sag salim evine varsin yazmak istedim.

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails