30 Ağustos 2011 Salı

Iyi bayramlar...

Bugun bayram erken kalkin cocuklar
Giyelim en guzel giysileri…

Cunku her bayram sabahinda bu sarki gelir benim aklima. 
Her bayram sabahinda giyeyim isterim en guzel giysileri. 
Artik bayram icin aldigim yeni kiyafetlerim yok belki, biraktik artik bayram alisverislerini, ama yine giydim kendimce bu sabah guzel giysilerimi :) 

Bir de soyle bir gokyuzune baktim, bize o guzel bayramlari yasatan, bunca guzel bayram anisina sahip olmami saglayan, beyaz mendiller arasindaki harciklarin, bayram hediyelerinin, kalburabastilarin, el acmasi bayram boreklerinin, kahve yaninda icilen likorlerin, bayram kahvaltilarinin sahiplerine sevgilerimi gonderdim. 

Hepimize sevdiklerimizin guzel haberleriyle gecirecegimiz, 
saglikli, mutlu, huzurlu olacagimiz 
nice bayramlar...

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Boyle gecsin bayram....

bazen bir fotograf yeter... 
yazmaya gerek kalmaz...
boyle gecsin gunler...
guzel bir suyun icinde ileriye dogru sakin sakin ilerleyerek....
boyle gecsin bayram...
huzurlu, sakin, mutlu hissederek...

PS: Sevgili Deli Anne ve Gorkem, yeniden ikinize de cok ama cok tesekkur ediyorum. Beni guzel sozlerinizle cok mutlu ettiniz. Malum misafirlerimiz var cok yazamiyorum bu ara ama ilk firsatta elbette yazacagim. Yeniden cok ama cok tesekkurler :)

26 Ağustos 2011 Cuma

Gunesli...

Suursuz Gulcin! 
Kendine gel! 
Sen haftaya calisiyorsun!

Diyorum kendime... 
ama icimden bir ses surekli 
bir gun sonra tatil bir gun sonra tatil diyor. 
Bir mutlu bir mutlu. 
Kime tatil acaba? 
Ben gayet calisiyorum haftaya. 
Yok ama hakikaten suursuz bu icmdeki ses 
tatil tatil diye susmak bilmiyor...

Ama hakli yazik!
Cunku bir gun sonra insallah annemler geliyor :)
Ah bir de babam ve abim olsaydi bu bayram tam bayram olacakti :) 
Ama biliyoruz ki elimizdekiyle sevinmek oncelik fazlasini istemekse sonra :)
mesela sonraki bayramlara :)

Bir de su surekli yagan yagmur dursa
haftaya bizim payimiza dusen gunesli hava olsa :)

Hava gunesli olsun derken aklima geldi bu fotograf...
Yagmurlu bir Rotterdam gunu
muzede bir dugun ve sabun kopukleri..
kim demis ki yagmurlu havada insan mutlu olmaz diye :)

varsin hava yagmur olsun gunes olsun ne olursa olsun
haftaya insallah gunes bizim evde :)

25 Ağustos 2011 Perşembe

Fil...

2009 yilinin Kasim ayinda mudurum dedi ki Gulcin proje icin seni uc haftaligina Hindistan'a gonderecegiz. O zamanki Gulcin aman ne uzuldum. Sanki surgune yolluyorlar beni. Resmen karalar bagladim. Zaten hayatinizdan hangi donemleri cikarmak isterseniz deseler sanirim 2009un son birkac ayi + 2010un ilk dort-bes ayini derdim. Neyse konuya donersek bu kadar uzulmemin en buyuk sebeplerinden biri etraftan duyduklarimdi.
Aman cesmeden su icme! 
Aman banyo yaparken kulaklarindan bile su girmesin!
Aman yediklerine dikkat et!
Aman iceceklerinin icinde buz olmasin!
Aman sivrisineklerden uzak dur!

Liste boyle uzayip giderken ben uc haftalik bir iskenceye gonderildigime bile inanmaya baslamistim.  Elbette oraya gittigimde iskence gibi gunler yasamadim. Bilakis cok guzel gunler gecirdim. Ama o zamanki Gulcin bunu gitmeden once bilemezdim, bilsem de kabul etmezdim. 

Tum bu dusuncelerin icinde bana dediler ki Hindistan'a gitmeden once, Hindistan'a gittiginde ve Hindistan'dan dondukten sonra yapacaklarini konusmak icin sirket doktoru ile gorusmen gerekiyor. Aldim randevumu zamani gelince gectim doktorun karsisina basladim dinlemeye. Bir de basladim endiselerimi buyutmeye:

-     Oncelikle oraya gittiginizde otel ya da sirketin onerdigi restoranlar disinda hicbir yerden yemek yememeniz gerekiyor
-         Peki
-         Sadece siselenmis sulari iceceksiniz ve dislerinizi bile bu su ile fircalayacaksiniz
-         Peki
-         Sitma haplariniz olacak
-         Peki
-         Belirttigimiz sekilde kullanmazsaniz sitmaya yakalanabilirsiniz
-         Oyle mi? Peki
-       Haplari almaya gitmeden bir gun once baslayacaksiniz. Oradayken her gun ve dondukten sonra 1 hafta her gun ayni saatte tok karnina iceceksiniz
-         Peki
-         Hepatit asilarinizi yapacagiz
-         Peki
-         Bir de karma asi yapacagiz
-         Peki
-         Bir de tifo asisi yapacagiz.
-         Peki
-         Bir de fil isirmasina karsi bir asimiz var
-         Neee beni orada fil isirabilir mi ?
-         Yok yok ama bir ihtimal olursa
-         Gitmiyorum ben
-         Yok yok endiselenmeyin. Bu asiyi olmaniza gerek yok
-         Yani beni fil isirma ihtimali yok degil mi?
-         Yani.. Soyle diyelim isirirsa bile bu asiyi 1 hafta icinde olursaniz sorun olmaz.
-         Gitmiyorum ben
-         Ben asilari hazirlayayim
-         Gitmiyorum ben
-         Soyle buyrun
-         Gitmeyecegim
-         Neyse asilari olun da…

Ben Hindistanda bir tane bile fil gormedim. Hic fille karsilasmadim. Cok da guzel gunler gecirdim. Dolayisiyla bu hikaye bizim aramizda surekli anlatilan ve gulusmelere sebep olan bir hikaye olarak kaldi. Aklima verdigim “Neee beni orada fil isirabilir mi?” tepkisi geldikce yuzumde bir gulumseme olustu. Ta ki gecenlerde su haberi okuyuncaya kadar:
Hindistan’da, aşırı kentleşme nedeniyle yaşam alanları giderek daralan vahşi hayvanların, yemek bulmak için yerleşim birimlerine girmesi korkunç bir ölüme neden oldu.Hindistan’ın güneyindeki Karnataka eyaletinde, ormanlık alandan yerleşim biriminin içine dalan iki öfkeli fil, ortalığı birbirine kattı. Mysore kentinde yaşanan olayda, filler önlerine çıkan araçları toslayarak büyük maddi hasara yol açtı. Ancak güvenlik güçlerinin filleri kontrol altına almaya çalışmasıyla bir felaket yaşandı.  Güvenlik görevlilerinden bir tanesi, dibine kadar girdiği filin diş darbeleriyle bir anda yere serildi. Güvenlik görevlisini sıkıştıran fil, yerde yatan adama dişleriyle darbeler vurmaya devam etti. Diğer yetkililer üst katlardan sakinleştirici iğneler atarak fili bayıltmaya çalışsa da, talihsiz adam çoktan ölmüştü. Hindistan’da her yıl, yüzlerce insan vahşi hayvanların yerleşim birimlerine girmesi sonucu hayatını kaybediyor.
Doktor hakliymis beni fil isirabilirmis. O onemli degil de sunu dusundum:

Ne kocaman bir dunya ne baska baska hayatlar.
Benim yuzumu gulduren sey orada insanlarin hayatini tehdit ediyor.  

Ne kocaman bir dunya ne baska baska hayatlar. 
Bizim burada basimiza gelme ihtimaline bile guldugumuz sey orada bir gercek 
hem de dun bir ailenin canini cok yakan bir gercek olabiliyor...  


Ne kocaman bir dunya ne baska baska hayatlar. 
insan her gun yeni bir seyle karsilasiyor, ogreniyor, sasiriyor...

23 Ağustos 2011 Salı

Bak sen su konusana :)

Urunikom istedi ben yazdim :)
Rafadan Kafadan'in dilinden Hadi gidelim gunleri :)
Seni mi kiracagim, hele bugunlerde :)
Sen yeter ki iste :)


Artik beni kandirmaya calistiklarini dusunmeye baslamistim. Geldiler "artik bizimlesin" dediler. "Yollara dusecegiz seninle. Cok eglenecegiz." dediler. Sevindim elbette ne de olsa benimle surekli konusacak birileri gelmisti hayatima. Bir iki gun gercekten hep bir yerlere gittik beraber. Sonra koydular beni kapinin onune. Sabah aksam yanima ugruyorlardi da gezmeye falan gittigimiz de yoktu aslinda. Acikcasi baslamistim biraz  bunalmaya. 

Ve bir cuma aksami geldiler yanima. Yanlarinda bavullarla. Bir de bir suru esya. Gulcin var ya Gulcin bu sefer ne isterse almis yanina oyle dedi Ozan'a. Oyle cok sey almis ki bagaj yetmedi! Biraz da arka koltuga koydu mu yanindakileri. Ozan o zaman arka koltuga gecip uzanamazsin ama diyince kulagima egilip "Tamam dedim de Rafadan bu da bir alem on koltuga yigarim bir kismini da" dedi mi bana. Esas alem olan kendisi vallaha. 

Yok hic gecmedi arka koltuga. Onde oturdu yol boyunca. Bir o CDyi bir bu CDyi takti arada da sarki soyledi dans etti. Laf aramizda cok da normal gelmiyor hareketleri bana! Ozan biraz daha sakin sanki. Ya da bu Gulcin oyle deli ki susuyor cocuk ne yapsin degil mi ama :) 

Gittik gittik gittik. Onlarca sehir arasinda dolandik durduk. Tamam kabul ediyorum! Ben dedim biraz da gezseler benimle diye. Ben dedim! aa hep mi duracagim kapinin onunde diye! Ama insaf uc bin km yol yapar mi insan arabayla. Gerci arada beni dinlendirdiler de... Ona da ayri bozugum. Koy beni garaja. Oh kendileri denizlere plajlara. Benim hakkim yok mu bir deniz havasi almaya? 

Ama simdi cok da haksizlik etmeyeyim. Beni de yikadilar serinlettiler. Bir de aksam deniz kenarlarina da goturduler. Neyse zaten Marsilya da falan ne yapacaktim o kalabalikta. Biraz da korktum. Baktim butun arabalar vurulmus carpilmis. Hic yaptirmamislar da onlari oyle kirik dokuk gidiyorlar yollarda. Bir iki tanesinin gozunde yaslar bile gordum. Isiklarda yanyana gelince caktirmadan sordum. Hep carpiyorlar diye yaptirmiyorlarmis artik onlari da. Laf aramizda baya korktum aslinda. Kimin nereden geldigi belli degil bir karmasa bir karmasa! O yuzden cok soylenmedim serin serin oturdum iste garajlarda.

Marsilya'yi sevmedim tamam. Ya o Cannes Nice oralara ne demeli. Aman pek havaliydi diger arabalar. Sus duskunleri! O da gidiyor ben de! Onun da dort tekeri var benim de! Ama millet fotograf makinasiyla onlarin pesinde. Kimse cekmedi beni iyi mi? Farlari mi yaktim havalandim falan ama ii. Hicc dikkat eden olmadi bana.  neyse ki Gulcin "uzulme Rafadan sen hepsinden guzelsin" dedi. Eh simardim biraz, kucugum falan da guzelim ama degil mi :)

Susacaktim ama bir de sunu diyecegim: Fransa'ya geldik otoban dedi Ozan. Iyi dedim dumduz gideriz. Nerde! dur sepete para at! dur sepete para at! Bu kadar duracaksak bu niye otoban! Neyse ki arada guzel yollara da girdik. En cok daglari sevdik Ozanla. Boyle virajlarda yavas yavas gittik. Lavanta kokusu aldik serinledik. Oralari sevdim bak yalan degil ama su an en cok sevdigin yer neresi derseniz yine evin onu vallaha. Oh be dinlendim. Tekerlerim uyusmus inan olsun git git! Simdi musadenizle biraz kestireyim. Anladim ki beni biraktilar mi baya iyi dinlenmem lazim yoksa bunlarin sagi solu belli olmuyor gittiler mi binlerce kilometre bana misin demiyor.

Son  bir dedikodu yapayim. Eve geldik Gulcin diyor ki cok yorulmusum Ozan. Yolu gelen ben, beni idare eden Ozan. O niye yoruldu ki acaba? Dusundum buldum. Yol boyu sarki soyledi ya ondan heralde. Gulcincim sen yorulma inan sarki soylemesen de olur. Hani sirf sen yorulma diye yoksaaaa :P

Hadi iyi dinlenmeler bana...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Bugun de buna cok guldum :) Planlar...

Malum ben cocuklari seviyorum hatta cok seviyorum. Cocuklari cok seven bir insan oldugumdan cocuk sahibi olan arkadaslarima "Ya naptin sen, hayatin kaydi simdi, var ya bittin" vs demiyorum. Ama su anda kendimi bebek sahibi olmaya hazir hissetmedigimden cocuk sahibi olmak istemeyenlere de "Dunyada varligin bile yok senin, ne yasiyorsun, cocuk olmadan olmaz" vs de demiyorum. Insan beser, kuldur sasar sozunu cok severim o yuzden bu konularda atip tutmayi da hic sevmiyorum :) Ama hic cocuk istemesem de isteyeni, su an cocuk sahibi olacak olsam da istemeyeni otekilemek gibi bir yaklasimda olmamayi umuyorum, diliyorum :) 

Dolayisiyla bebek sevincini benimle paylasan tum arkadaslarimin onlar istedikce ve elimden geldigince yaninda olyaa calisiyorum. Onlarla minik elbiselere, oyuncaklara bakmayi, odasiydi besigiydi alisveris kararlari almayi, ileride bebislerle neler yapacagiz diye hayal kurmayi, elim karinlarinda miniklerin hareketini bekleyip ufacik bir tekmeyle sevinmeyi sonra bebisler gelince onlari sevip oksayip ama aglayinca annelerine geri verebilmeyi cok ama cok seviyorum :) Bugune bugun bir suru yegeni olan sansli bir teyzeyim. Annelikte deneyimsiz olsam da bebek hazirlik sureci ve ozellikle bebek alisverisinde deneyim kazanmaya devam ediyorum :)

Bebek hazirlik sureclerinin en onemli adimlarindan biri elbette isim secimi. Annenin istedigi mi olacak, babanin istedigi mi olacak yoksa ortak bir karar mi cikacak belli olmuyor. Benim ismim konusunda annem ve babamin ortak bir karari varmis mesela ama sonucta yavrucak kardesini kabullesin diye abimin istedigi isim bana konulmus. Yani ortak karar olsa da sonucta bebege verilecek isim ne olacak belli olmuyor :) 

Neyse konumuza donersek evet isim kismi mesakatli anne baba aylarca dusunuyor. Ama belki de icerideki kucuk mucizeler de bos durmuyor :)

Urunikom bizim velet kiprasmaktan durup dusunmuyor bence o yuzden bizim durum biraz farkli sanirim. Erkek olana sagla vururum otekine solla :P  Aman neyse saglikli olsunlar da :)

19 Ağustos 2011 Cuma

Hayalim ne ki benim?

Ogle yemegi icin eski mudurlerimden biriyle bulustum bugun. O cok calistigim zamanlardan yani simdiden bile cok calistigim hatta insan sinirlarinin ustunde calistigim zamanlardan bir mudurum. Hollandali. Herseyden ote insan olarak sevdigim, fikirlerine deger verdigim birisi. 

Havadan sudan konustuk. Neredeyse iki yildir mailler disinda gorusmemistik birbirimize olani biteni anlattik. Ne cok sey degismis iki yilda. Konustuk konustuk sonra dedi ki bana "Gulcin peki yillar sonrasi icin hayallin ne simdi senin?" Durmadan konusabilen ben, hemen hemen her seye yorum yapabilen ben sustum. Bilemedim. Yillar sonrasi icin hayalim ne ki benim?

Bu aksami sorsa biliyorum, belki Eylul ayini hadi bilemediniz 2 ay sonrayi. Ama yillar sonrasi icin hayalim ne ki benim? Mutluluk varilacak yer degil gidilen yoldur dusuncesine inaniyorum ya da inandirdim ya kendimi o yuzden ilerisi icin hayalim yok mu ki benim? Aslinda cocuklugumdan beri surekli, yolda yuruken bile hayal kurarim ben ama hayalin ne diye sorulunca verilecek cevabim yok mu benim?

Susutum kaldim. Gercekten bilincimin altindan ya da ustunden bir cevap gelmedi bir an. Durdum durdum yazmayi seviyorum dedim sonra. Oysa isimde suraya varmak istiyorum, sunlari basarmak istiyorum gibi seyler soylememi bekliyordu mutlaka. Oysa benim aklima isimle ilgili hicbir sey gelmedi sadece yazmak geldi o anda. Sadece yazmak mi benim hayalim? 

Geri geldigimden beri dusunuyorum. Yillar sonrasina dair isimle ilgili bir hayalimi bulamiyorum. Tatiller yapayim. Gezeyim. Ailemi arkadaslarimi goreyim. Yasadiklarimi gorduklerimi yazayim. Sonra insanlarin birbirini oldurmedigi bir dunyada yasayayim. Insanlarin guzel seyler dusundugu, yaptigi, birbirinin kuyusunu kazmadigi bir dunyada yasayayim. Ama bunlar cok genel seyler. Hatta pek cogu benim calisip yapamayacagim seyler. Hatta hepsi isimle uzaktan yakindan alakasi olmayan seyler. Peki ya isim? Ileride ne yapacagim ben? Buna dair hayalim yok mu benim? 

Tamam mutluluk gidilen yol ama hayalleri amaclari olmadan calisabilir mi insan? Cok yalniz hissettim bir an kendimi. Bir tek ben miyim isiyle ilgili hayali olmayan?

17 Ağustos 2011 Çarşamba

biri de bizi duysun!

Yazilar yaziyorum ya buraya, aman ne guzel hersey gunluk guneslik. Yok degil aslinda. Sadece yetti artik uzuntulu haberler okumak diye ben burayi ferah tutuyorum kendimce. Ben burayi ferah tutunca, biz kendimize ait yerleri ferah tutunca bazi seyler de ferahlasa keske. Gerci ogrenmistik degil mi? Kendi kapimizin onunu temiz tutunca temiz olmuyordu dunya. Temizlenmiyordu dunya. Temizlenmiyor da.

Her gun yeni bir uzuntu her gun yeni bir rakam ekleniyor bizim aklimiza, yuregimize. Ama daha kotusu her gun yeni bir aci ekleniyor orada burada surada yasayanlarin gonlune, yureginin en derinine. E el insaf ama! Bu kadar da zor olmamali konusmak,  sadece cozume odaklanmak.

Cok yoruldum artik onu bunu suclamak, gundem degistirmek, nefret asilamak icin yapilanlardan. Nefret etmek istemeyenlere dort bir yandan gelen baskidan. Vicdanimizla oynadiklari oyunlardan. Istemiyorum fazlasini kendi adima. Bu milletin bir insani olarak bu topraklarda yasamis yasayacak bir insan olarak ben sadece cozum istiyorum. Payima dusurmek icin ugrastiklari nefreti yok sayiyorum sadece insan olmesin istiyorum. 

Benim gibi dusunen onlarca yuzlerce binlerce yuzbinlerce... insan oldugunu da biliyorum. Vermesinler benim adima karar marar. Ben sadece yasayan insanlarla elimdekileri paylasarak yasamak istiyorum. Bizim elmizde kalanlar soyle olsun boyle olsun diye masum insanlarin cani gitsin istemiyorum. Biri de beni duysun biri de benim gibileri duysun dinlesin ve bizim iyiligimiz icin birseyler yapiyormus gibi gorumeye calismasin istiyorum. Cunku o soyledikleri benim istedigim degil. Ben sadece insan olmesin istiyorum!

16 Ağustos 2011 Salı

Hadi Gidelim (6) - Donus yolu

Donus yolu lavanta kokulari ile kapliydi...

Biz de bu kokunun pesine takilip yolumuzu biraz uzatmak pahasina da olsa Abbaye de Senanque'ye ugradik. Ne de iyi ettik. Mis gibi lavanta kokularini icimize cekerek dolastik. Elimizde bir suru lavanta urunu ile yeniden yollara koyulduk Seviyorum lavanta kokusunun o tazeligini ve o icimi ferahlatmasini. Ama bilmiyorum sevecek miyim lavanta balini. Gorecegiz :)


Lavanta kokulari arasinda daglar, yaylalar astik. Meyve agaclarinin arasindan daha kuzeye saraplariyla unlu kucuk bir dag kasabasi olan Chateauneuf du Pape'ye (bana gore Sato fu fu :P) ualstik. Goz alabildigine uzanan uzum baglari. Fransa'nin en guzel saraplarindan bazilarinin uretildigi yer. Kucucuk bir kasabanin sokaklarini doldurmus sarap evleri ve bizce en guzeli koy meydanindaki ufak restoranlari. Dag koyu havasi aldik. Insanlari izledik, keyiflendik ve yine kuzeye dogru yol almaya devam ettik. 


Hedef Lyon'du bu kez. Fransa'nin Paris'ten sonra ikinci buyuk sehri. Rhone vadisinin icinden akan iki nehirin boldugu bir sehir. Ne de olsa donus yolundaydik gezmeye gelmemistik ama gelmisken biracik gezmeden de olmazdi :) Takmadik turistik aktiviteleri falan. Sokak muzisyenlerinin renklendirdigi kalabalik bir meydanda harika bir keman esliginde yemegimizi yedik ve Lyonlulari izledik. Keman calan cocuk gercekten cok yetenekliydi. Bayildik! 


Sabah yola cikmadan biraz daha kaybolduk yollarda biraz daha katildik Lyon'un sokaklarini dolduran turistlerin arasina. 


Yol bizi beklerdi cok da vaktimiz yoktu. Biz de dustuk yollara daha kuzeye dogru. Yolu tam boluyor diye uyumak icin sectigimiz Metz'e. Beklemedigimiz halde bizi sasirtacak derecede guzele. Butun aksam tum yorgunlugumuza ragmen yurumeye doyamadigimiza.


Sabah kalktigimizda bu tatilin son gunune basliyorduk. En sevdigimiz seydir oyle sokak arasinda bir pastane bulup kahvaltimizi etmek. Hani o mahallede yasiyormuscasina. Sansliydik yine bulduk bir pastane hem de yalniz degildik kahvaltida bize eslik eden mahallenin yaslilari vardi yanimizda. Aksamustu evde olma istegimiz olmasa daha dolasirdik ya dustuk yine yollara....


Kuzeye dogru ilerledikce gunes ferini kaybetmeye, bulutlar gunese baskin cikmaya basladi. 
Gri bulutlarin sayisi  pamuk bulutlarin sayisina gore an be an fazlalasiyordu. 
Sandaletlerimizin yerini spor ayakabilar aldi. 
Arabanin pencerelerini kapattik once.
Pencere kapaninca mutlaka acilan klima acilmadi. Oysa sicagi animsatip ilk defa mutlu ediyordu bizi verdigi yapay hava...
Arabanin arka koltugundaki ceketlerimiz de gecirildi ustumuze. 
Ozanla birbirimize bakip gulumsedik ve gercegimize dogru yani yagmurlu, bulutlu, ruzgarli, hafif de soguk Holandamiza dogru yola devam ettik. 
Zaten Hollandada yasayan expat dediginin payina dusen gunes gorme keyfi 3-4 haftaydi yilda. 
Biz de payimiza dusenin bu kismini doyasiya yasadigimiz icin mutlu olup yola devam ettik...
Bitti....


Kisa Kisa:
- Papanin yazlari gecirdigi satosu burada oldugundan zamaninda, bu bolgeye Papa'nin satosu anlamina gelen Chatue de Papa denilmis. 


- Abbaye de Senanque'de bulunan kilisede rahipler yasiyormus ve atolyelerinde lavantali urunler uretiyorlarmis. Okudugumuza gore sessizlik bu kilisede cok onemliymis zira papazlar burada arindiklarina inaniyorlarmis. hatta orta yas bunalimiza giren pek cok insan da bu kiliseye gelip konusmadan vakit gecirerek arindiklarina inaniyorlarmis. Biz ilk gittigimizde cok da sessiz degildi ortam. Neden mi? Italyanlar vardi da ondan. Ne gurultucu millet yarabbim :)


- Lyon da yepyeni bir sey ogrendim. Traboules: Ipek uretim ile unlu Lyon'da eskiden ipeklerin yagmurdan islanmadan tasinmasi icin yapilmis sonra savaslar ya da sokak catismalarinda kacmak ya da siginmak icin kullanilmis tuneller. Bir ev kapisi gibi girilen kapilar sokaklari birbirine baglayan tunellere aciliyor. En son 2005 yilinda Fransadaki sokak catismalarinda kullanilmislar. 

- Bir gezi de boyle bitti. 3000 kmden fazla yol, 10 ayri sehir ve guzel anilar... Sagolsun Guney Fransa bizi cok guzel agirladi aklimiza cok guzel anilar birakti bana da gercekten sukretmek kaldi bu sefer icimize sinen bir tatil oldugu icin. Hepimize daha da guzel tatiller olsun umarim. 

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Hadi Gidelim (5)

Sakinlige dogru yol aldik sonra. 
Gosterisli elbiseler yerini normal kiyafetlere birakti. 
Luks yatlar normal teknelere
Buyuk ve luks arabalar normal araclara donustu..
Normallesti etraf
O sasaali parilti, huzurlu bir gun isigina donustu...

Yolumuz daha batiya yoneldi. Hyeres ve Toloun bolgesindeydik. Once Hyeres'in unlu adalarindan birinde bulduk kendimizi. 10 kmlik bir yuruyusun sonunda denize ulastigimizda yorgunluktan bitmistik :) Kibarlastirmak icin o yuruyusu trekking falan diye adlandiramayacagim. Bildiginiz tozun topragin icinde, gunesin altinda 10 km yuruyup les olduk :) Neyse ki denize girip sakinlesip biraz da mutlu olduk :)

Bir tum gun Mouralin plajinda uzandik dinlendik ve tembel olduk :) 

Gunun sonunda ise artik Marsilya'daydik. 
Sokaklar artik hic temiz degildi. her yer daha da kalabalikti. 
Insani yoran gercekten yoran bir trafik vardi. 
Hatta yollarda gordugumuz arabalarin yarisindan fazlasi carpikti. 
Ama manzara yine cok guzeldi...


Marsilya sokaklarinda yuruduk yuruduk. Insani yoran kalabaliga karisip biraz da yorulduk. Hatta o kadar yorulduk ki uzaklardan gordugumuz sehre tepeden bakan basilicaya gitmek icin hic adetimiz olmasa da bir sehir turu trenine bindik. Guney Fransa'ya gidince mutlaka yapin denilen bir tura katilip bu yaz muhtemelen denizlere veda ettik....


Laf aramizda biz bu turun alasini Turkiye'de yapariz diye konustuk durduk :) Yuzmeyip baka baka koy gecmenin nesine tur diyorlar anlamiyoruz. Biz yuzulen tura gittik onda da bir kere yuzmemize izin verdiler iyi mi :)
Son bir baktik Akdenizin mavi sularina artik donus yolu icin hazirdik...

Kisa Kisa
- Tam da anlatildigi uzere Marsilyada arap etkisini kolayca hissetmek mumkun hatta dukkan isimlerinin bile bir kismi arapca yazilmis.

- Marsilyadaki cok severek gezdigimiz bu basilicanin ustundeki heykelin disi gercek altinmis ve heykel 10.000 kgmis.

- Eski Marsilya Yunanlilar tarafindan insa edilmis. Resimlerden gordugumuze gore su andaki halinden cok daha guzelmis. 2. Dunya savasinda Naziler sehri bosaltip tamamini bomba ile kaplamis ve tum sehri yikmis. Bazi binalar yeniden eskilerii gibi insa edilse de yok olmamis :(
- Monte Cristo Kontu, Marsilyanin tam karsisinda olan If adasindaki Château d'If hapishanesinde tam 13 yil tutulmus.

14 Ağustos 2011 Pazar

Hadi Gidelim (4)

Monte Carlo'ya ulastigimizda sicak da doruk noktasina ulasti sanirim. Yine de pek cok insan siyah takim elbiselerinin icinde boynunda kravatlari unlu Monte Carlo kumarhanesinin onunde acilis saatinin gelmesini bekliyordu. 
Gorkemli binanin disini gormekle yetindik biz. Zaten yazlik elbiselerimiz ve sipisik terliklerimizle bizi oraya almayacaklari da kesindi. Ne de olsa kitabimiz ozellikle belirli kisimlara erisebilmek icin bir turist gibi degil bir kumarbaz gibi gorunmelisiniz diyordu. Hic ugrasamazdik vallaha hele disarida  bekliyorken bizi bu guzel hava :)
birazcik ben de varim ama olsun :)
Bir sonraki duragimiz benim cok merak ettiklerimden Nice! Hala biraz hasta olan Ozan bile denizi gorur gormez "hemen yuzsek mi?" dedigine gore gercekten deniz harikaydi. Denizden cikmasi icin bazen cocuk gibi "tamam yarin da girersin", "Hadi artik otele gitmemiz lazim" gibi cumlelerle ikna edilmesi gereken benim, denizi gorunce ne kadar sevindigimi soylemeye bile gerek yoktu :)

Plaj kum olmasa da yuvarlak taslariyla oturup kitap okumak isteyenleri de mutsuz etmiyordu. ustelik denizden cikinca ustumuz basimiz da kum olmuyordu. Daha ne olsun ama :)

Aksam denizi keyfini gunesi batirmaya hazirlanan sehrin sokaklarinda bir tur takip etti. Ve Nice'e vedamiz bu manzarayi birakip gitmek hic de kolay olmadigindan biraz uzun oldu. Saniyoruz bir daha gelirsek buralara bizi yanina cagiranlardan olacakti.... Ama biliyorum hic gidilmez ki bir daha...


Kisa Kisa
- Fransiz mutfaginin unlu deniz urunlerini tadarak Fransiz mutfagina giris yapalim dedik. Iyi guzel de hersey mi cig yenir? Biraz pisirseler :) 


- Nice'e daha uzun gezilmeyi gerceten hakeden bir sehir. Ozellikle old townu gezmeye doyum olmadi. 

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Hadi Gidelim (3)

ve uzandim kumsala...
yilin yorgunlugunu biraktim denize...
sikintilari, stresleri saldim ruzgara...
umudu mutlulugu ismarladim gunese...
dinlendim, yenilendim guney fransa sahillerinde....
google images
Hadi gidelim dediginde Ozan ilk aklimiza gelen yerdi Guney Fransa. Yollarin sonu oraya vardiginda beklendigi, duslendigi gibiydi. Ilk duragimiz Cannes'da kaldigimiz dort gecenin sonunda anladim ki ben tam bir Akdeniz cocuguydum. 
Anladim ki beni yenileyen o denizdi, o suydu, o tuzdu
Anladim ki beni dinlendiren o gunesti, o suydu, o tuzdu
Anladim ki beni sevindiren o palmiyelerdi o suydu, o tuzdu...


Yuzduk yuzduk yuzduk... Once Cannes'dan 15 dakikalik bir tekne yolculugu ile varilan, unlu Demir Maskeli Adam'in 11 yil tutuldugu hapishaneyi de barindiran St. Marguerite adalarinda....

Sonra Cannes'dan 1,5 saatlik bir tekne yolculugu ile varilan eski evleri, kucuk limani ile once sakinligi ve sadeligi cagristirsa da unlu dukkanlari, super luks yatlari ve suslu misafirleri ile gosterisin ev sahibi St. Tropez'de. 

Sonra ben aksamdan aksama otele donunce girdigim denize doyamadigimdan tum gunu bir yerelere gitmeden gecirdigimiz Cannes'da. Bir yandan Ozan da biraz hastaydi ya :( Gitmedik hic bir yere. Otelden iniverdik sahile. Once 80 yaslarindaki pastane sahibi teyzemizin ellerinden ictigimiz cay, sonra ara sira bulutlarin arkasina saklanip bizi bunaltmadan isitan gunes, arada kitabin sayfalarini karistiran hafif ruzgarla serildik kumlara... 

Oralara dair benim aklimda kalanlar yuzmek, gunes, dinlenmek. Ama elbette konu Cannes olunca gosteris, sasaa, kirmizi hali gecislerini aratmayan gunluk kiyafetler de geliyor aklima. Hayatimda gordugum en luks yatlar (neydi onlar oyle!), arabalar ve bir gosteriyi izlercesine ellerinde kameralarla onlarin etrafinda dolasan insanlar.

Tamam l.a.mborghini harika arabaymis da kendinin olmayan bir arabayla neden fotograf cektiri insan cok da anlamadim aslinda. Peki ya yattakiler illa gorulmek, ilgi cekmek icin niye dururlar insanlarin gectigi tarafta? Hatta bir de abartip niye dakikalarca sarilirlar patlayan kameralarin ortasinda? Peki ya niye sahneye cikarcasina bir susle dolasir insanlar plajlarda bir de topuklu ayakkabiyla? Hele o guzelim deniz buram buram iyot kokarken topuklu ayakkabilarla dukkan dukkan gezip bir kere bile suya girmemek de nedir Allah askina?

Yine de Cannes'i cok sevdim ben. Ama ne sasaasi icin ne de gece hayati cin. dedim ki Ozan'a tam bana gore buralar iyi ki gelmisiz cunku anladim ki beni dinlendiren, yenileyen, dizirilten su, tuz, gunes, agaclar, kumlar hep Akdeniz'de. Eh tabi arada sicaktan bunalinca guzel dukkanlar gezmek de sahane :)


Kisa Kisa
- Fransa'da otobanlarda boyle sepetle para topluyorlar :)

- Cannes film festivali Mussolini'nin Venedik film festivalinde sadece fasist filmlere yer vermesi uzerine bir alternatif olarak unlenmis. Iyi olmus :)

- St. Tropez'de yat limaninin karsisindaki kafelere oturup luks yatlarindan son moda kiyafetleri icinde inip dolanan unluleri izlemek neredeyse geleneksellesmis. Kitabimiz demis ki: "a bit weird since like a human zoo where rich people voluntarely show themselves". (Aslinda bir nevi zenginlerin gonullu sovlar yaptigi bir insan hayvanat bahcesini andiran bu durum biraz sacma gelebilir) Zavalli hayvanciklari tikmasak o bahcelere gordum ki kendini gostermeye gonullu cok insan var!

- Universitede 2 koca donem aldigim Fransizcadan geriye bir iki iz kalmis; inanamadim :) 

12 Ağustos 2011 Cuma

Hadi Gidelim (2)

Strasbourg'dan sonra bizi kopru trafigini de aratmayan trafikli kisimlarla 450 kmlik bir yol yani bes saatlik bir yolculuk daha bekliyordu. 
yollar...
Ama yolun sonu gunese ulasti ustelik yillardir gormeyi cok istedigimiz bir golu isil isil yapan bir gunese. Fransa ve Isvicre ustunden geldigimiz Italya'da Lake Como'daydik, Como golunde. Mutlu cok mutlu olduk :)



Hele ben ciktigimiz kucuk tekne ile gol turunda aksam gunesinin daha da guzellestirdigi golun manzarasi esliginde ilerlerken kaptan amcanin G.eorge C.ooloney'nin evini anlattigi kisimlarda mutluluktan ucuyordum bile diyebilirim :) Anlatilanlar Italyanca da olsa can kulagiyla her cumleyi dinledim. Hic bir sey anlamadim :) Ama sunu soyleyeyim G.eorge Hollanda'da ev alsin ben Hollandacayi iki aya kalmaz sular seller gibi anlarim oyle dikkatle anlatilanlari dinliyorum :) Ayrica bu gezi sirasinda Ozan'i da su gercekle tanistirdim: "Eger George Como'daysa ve olur da karsilasirsak ben tatilin devaminda buradaydim. Rotanin geri kalaninda ona iyi yolculuklar dileyecektim :)

Sansli! George yokmus. Olsun ben 24 saatte 3 kez tekneyle evinin onunden gecerek mutlu oldum mu oldum :) Tamam tamam sadece o evi gordum diye mutlu olmadim tabi. Bu guzel manzarayi izleyerek mutlu olmamam mumkun mu...
Bugune kadar gordugumuz en guzel yerlerden biriydi Como. 
Gozlerimizin bir kez daha gormeyi cok isteyecegi oldu Como. 

Aksam gol kiyisinsa bir yemek daha yemek icin 
bir kez daha manzaraya karsi oturup uzun uzun sohbet etmek icin

bir kez daha cocuk civiltilarinin esliginde yuzumuzde gulumseme uzaklara dalip gitmek icin 
ve bir kez daha sukretmek icin yeniden gitmek isteyeceklerimizden oldu Como...

Tekne turlari sirasinda bize gol suyu cok cekici gelmediginden ayaklarimizi suya sokmakla yetindik. Nasil yuzuyorlar anlamadim su buz gibiydi! Ama yuzenler coktu. tabi su kayagi yapanlar, tekne sefasi yapanlar da onlardan az degildi. Tekne demisken herkesin mi teknesi var nedir anlamadim :) Ayrica burada ev dedikleri bazi seyler ev kategorisindeyse ben bizimkini bilemedim :) Izlemesi keyif dedik keyfine vardik ve Como'ya da veda ettik...

Kisa Kisa
- Isvicre ustune yolu dusenlerin ulke siniri dahilinde araba caminda bulunmasi zorunlu olan otoyol kullanim stickerini onceden almalari zaman kazanmalarina yardimci olabilir. Biz bir arkadasimizi dinledik ve 15-20 kisilik sirayi beklemeden sinirdan geciverdik. Oh :)

- Isvicre'den Italyaya giden yolda 17 kmlik bir tunel Gotthardpass.  17 km tunelden gitmek benim icin bogucuydu ama care yok :) Tom Tom sagolsun bizi biraz dolastirdi ve tunel girisine yakin bir yerden otobana cikardi. Yine de 1 saat bekledik. Cok erken yola cikmak ya da sabirli olmak lazim vesselam :)

- Como golunun uzunlugu 46km. en derin yeri ise 410 metreymis.

- Strasbourgdan Comoya giderken Seisliberg diye bir yerden gectik. Harikaydi! Vaktimiz yoktu durmadik ama vakti olana cok keyif verebilir.
google images
- Como'da evi olmayan unlu bir S.ibel C.an kalmis sanirim. Tekne turundaki amca magazin forever gibiydi Barlusconi bile listesindeydi :)

- Como'da tekneler cok yavas. Vakit darsa golun gercekten cok guzel kisimlari olan kuzeye gidilmeyebilir. Ortasina kadar gitmis olsak da yolculuk tek yon 2,5 saat surdu. Allegro duragi karsidan gordugumuz kadariyla kisa tur icin iyi bir tercih olabilir. Yine de yol tek yon 1 saat surecek ama :)

11 Ağustos 2011 Perşembe

Hadi Gidelim (1)

Hadi gidelim!
Hic plan yapmadik ki
Istersen hallederiz, hadi gidelim!
Bilmiyorum isler de cok yogun
Isler hep yogun. Hadi gidelim...

Dedi Ozan bir aksam. Bu konusmayi yaptiktan yedi gun sonra hazir Turkiye icin bilet ayarlayamamis ve plan yapamamisken, Hollanda'nin gri gokyuzunden ve dinmek bilmeyen yagmurlarindan bikmisken dahasi benim ustume de yagmur gibi yagan projelerden nefes alamaz hale gelmisken.... Hadi gittik... Acele bir planla sonunu cok da dusunmeden 12 gun izin verdik kendimize. 3200 km yol yaptik. Arada yorulduk arada dinlendik. Belki de hayatimiz boyunca unutamayacagimiz ve bir daha yapmaya cesaret edemeyecegimiz ya da firsat bulamayacagimiz bir yolculuk yaptik. Iyi geldi. Ne diyeyim iyi ki hadi gittik :)

Hollanda'dan cikip Almanya ustunden Fransa'ya dogru yola koyulduk. Strasbourg'a yani ilk molamiza giden yol yaklasik 6 saat surdu. Ah o son bir saatte yagan deli yagmur ve bize yasattigi korku ve heyecan karisimi da olmasaydi ne guzeldi yol. Hayatimda gormedigim kadar buyuk damlalar geliyordu cama. Farlarin aydinlattigi karanlik yolda, yagmurdan ve ruzgardan kacip yolda kalmaya calisan arabalarin mucadelisi vardi. Tek kelimeyle korkunctu. 


Strasbourg Cathedral


Ama Strasbourg, Fransa'nin Almanya sinirindaki guzel sehri, biz gidene kadar dinen yagmurla yikanmis tablo gibi sokaklariyla yorgunlugumuzu da korkumuzu da aldi. 



Bize de bu goruntulerin iki uc saatligine de olsa keyfini cikarip ertesi gun yola devam etmek icin hazirlanmak kaldi. 
Gulcin ve Ozan yine yollarda ustelik bu kez Rafadan Kafadanla :)



Kisa Kisa
- Almanya sinirina girdigimiz andan itibaren surekli gordum Ausfahrt tabelalari meger Ausfahrt sehrine giden yollari gostermiyormus. Otobandan cikislari gosteriyormus :) Zaten Almaya'da Ausfahrt diye bir sehir de yokmus. Halbuki ben yolda surekli karsimiza cikan tabelalari Ausfahrt sehrine giden yollari gosteriyorlar sanmistim. Yaklasik 20 km'nin sonunda Ozan kahkahalar esliginde ogretti bana bu kelimeyi. Yoksa ben Almanya boyunca Ausfahrt sehrine giden yollar bulmustum :)

- Almanya'da giderken radyoda Turkce parcalara denk gelmeyelim mi :) Ulkenizden bu kadar uzaktayken radyodan gelen pop muzigin alasi olsa bile nasil kiymetli bilemezsiniz. Sagolasin Koln FM :)

- Meger Strasbourg leyleklerin goc rotasinda oldugundan leylekleri ile de unluymus. Bir suru leylek gorduk bir suru :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails