27 Temmuz 2011 Çarşamba

Aklima yazdim

Bu sabah bir noter islemi icin konsolosluga gitmem gerekti. Yine sabahin korunde gidip sira bekledim, illa siranin arasina karismaya calisan insanlari umutsuzca izledim, herkesin birbirine niye orada olduklarini anlatma cabalarina dahil edilmemek icin kose kapmaca oynadim ve aslinda insanlari izlemek icin bulunmaz bir firsat yakaladim. Sonra gorduklerimi duyduklarimi bir bir aklima yazdim...

Randevu alinarak gelinmesi gereken pasaport islemleri icin randevusuz gelenlerin tamami sira numarasi veren gorevliye "bize bir guzellik yapamaz misiniz" diye soruyordu. Kimse kimseye bir guzellik yapmadi. Demek ki randevu alip gelmek en iyisiydi; aklima yazdim.

Sira bekleyenlerin bir kismi "Yahu bunlar da ne kadar yavas calisiyorlar" diye sikayet ediyordu. Onlar sikayet etti diye kimse daha hizli calismadi. Demek ki oyle kendi kendine soylenince degisen bir sey olmuyordu. Sikayet edeceksen de soylenmekten farkli bir yontemle yapmak lazimdi; aklima yazdim.

Bekleyenler sabirsizliklastikca sabah herkese gunaydin diyerek konusmaya baslayan bence oldukca yardimsever amca "tamam bitti. siradaki" demeye, guler yuzlu memur beyse yorgunluk ve bikkinlik belirtileri gostermeye basladi. Kimse onlarin tavirlari degisti diye susmadi. Karsilikli sesler yukseldi durdu. Demek ki  konsloslukta calismak da beklemek de zordu; aklima yazdim.

Bir iki yabanci "vatandas" konsolosluk sitesinin ingilizce versiyonunun olmamasindan sikayet edince bekleyen herkes bir oldu "oo orasi turk konsoloslugunun sitesi" diye savunmaya gecti. Ayni insanlar bes dakika once ve bes dakika sonra sitede yeterli bilgi olmadigindan sikayet ediyorlardi. Allahtan konslosluk gorevlileri yabancilara yardimci oldu. Demek ki yeterli bilgi turkce olmayinca sorundu, ingilizce olmamasi muhim degildi; aklima yazdim.

Yan camekandaki hakikaten gordugum en suratsiz insanlardan biri olan ve gelen giden pek cok insani azarlayan memure hanimin istedigi ek belgeleri hazirlamaya giden uc cocuklu amca donuste O'na olan sinirini gayet canla basla calisan efendi memur amcadan cikarinca elimizdeki gulumseyen memur sayisi bir tane daha azalmis oldu. Demek ki insan siniri bazen hakedene yonelmiyor belki de kurunun yaninda yas da yaniyordu; aklima yazdim :(

Yunanistan'da dogmus, Turkiye'ye gocmus, sonra buralara calismaya gelmis ve buralarda kalmis yasli amcama dogum belgesi almak icin Yunan kurumlarina basvurmasi gerektigi soylenince amcamin verdigi "Yahu adam beni memleketten kovmus. Yunan gavuru der mi ki ha burada dogmussun. Onun gozunde zaten keske dogmasaymisim" tepkisi ise hem guldurdu hem dusundurdu. Belki hakliydi belki cok hassasti. Demek ki nice insanin hayatinda filmlere konu olacak yasanmisliklar vardi; aklima yazdim.

Neyse ki benim isim 11:00 gibi bitti. Yoksa 2,5 saatte bu hale gelen konsoloslugun mesai saati bitimine kadar yasayacaklari benim hayal gucumun ve sabrimin sanirim otesindeydi. Kisaca sohbet ettigimiz benim yardimsever amcamin dedigi gibi "herkes istiyordu ki olsun ayricalikli vatandas, mumkun mu" :) Mumkun degilmis. Aklima yazdim...

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Oyle bir haldeyim

Dunya kadar isi olup calismaya hangisinden baslayacagini bilemez haldeyim.

Toplantilar arasinda gidip gelip yapmam gerekenleri bir sonraki toplantidan sonraya erteler haldeyim.

Maillere baksam ise bogulacagimi bilip toplanti aralarinda maillerden kacmak icin blog okumak olsun, gazete okumak olsun, kisisel islerle ugrasmak olsun ne olursa olsun her careye basvurur haldeyim.

Dur bir cay daha alayim bir bardak daha su iceyim diye masamdan kalkmak icin bahane ustune bahane uretir haldeyim

Tamam artik calismayi erteleyecek halim de vakitim de kalmadi derken...
hic beklemedigim bir anda masama geliveren bogurtlenli muffin ve cappucino smoothie ile blog yazacak kadar mutlu bir haldeyim :)

Ama biraz daha oyalanir, oturup adam gibi calismazsam yarin, tabiri caizse, ayvayi yemis haldeyim :)

Ha gayret basarabilirim :)

24 Temmuz 2011 Pazar

Yolun bizi goturdugu yer

Tum pazar gununu cekmece duzenleyerek gecirince 
gecen haftasonunu hatirlayarak bugune son vermek iyi gelecek bana sanirim.
Soylesek pazartesiyi bir gun erteleyen cikar mi acaba :)


Ne kadar uzun yasarsan yasa bir ulkede yapilacaklar gorulecekler biter mi hic?
Bitmemis...
Hollanda'da gorebileceklerimiz de meger henuz bitmemis...

Yollar daha guzel oldu Rafadan Kafadan bizimle olunca
Artik onun bizi goturdugu yer
Yolun bizi goturdugu yer. 
Iste gecen hafta bizi goturdugu ilk guzel yer
Plansiz huzur...
Edam, Temmuz 2011

21 Temmuz 2011 Perşembe

Ada'ya masallar: Pembe beyaz bir masal...


Umudun rengi beyazdi, umidin rengi tozpemebe. 
Bizim de umuda ve umide itiyacimiz vardi o gunlerde.
O yuzden her gece aklimda bir hikaye vardi: karlar icinde piril piril bir toz pembe. 
Bir ruyalik zamanda guclenecek bir toz pembe, bir gun dinlesin diye…
artik dinliyor :)



Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde umudun yeryuzunu bembeyaz kapladigi, umidin onu pespembe kurdelelerle susledigi bir zamanda kucuk bir ayicik varmis.
Pembe kocaman yanaklari onu gorundugunden tombul yaparmis. Zeytin gozleri bir yaramazlik pesindeyse biraz muzur bakarmis. Yumusacik saclari dokunanin elinde tuy gibi ucarmis. Cok tatliymis, pek akilliymis. Aa bir de akli fikri Noel Baba’nin ona getirecegi hediyelerdeymis. Hele kis geldi mi kendi gibi pembe beyaz odasinda Noel Babanin onu ziyaret edecegi gunu bekler ona getirecegi hediyeleri dusunur dururmus.

Gunlerden bir gun postaci evlerine ufak bir kart getirmis. Karti gorunce bizimkinin gozlerinin ici gulmus cunku kartin ustunde Noel baba onun gibi kucuk ama uslu ayiciklara hediye dagitiyormus. 
Kucuk ayicik dusunmus:
       - Noel baba buraya gelmis bana da resmiyle haber gondermis demek ki benim odama da gelmesi yakin…

Mutlu olmus hatta mutluluktan danslar etmis… Iste o gunden sonra o pembe-beyaz odasinin camindan ayrilmaz, Noel Babadan baska bir sey dusunmez olmus. Gunler gunler gecmis. Noel baba mi? Yok gelmemis. Kucuk ayicik uzulmus gozu pencereden ayrilmaz olmus. Annesi teselli etmis onu sen uslu bir cocuksun Noel Baba sana bir gun mutlaka hediyeler getirecek demis.

Yine bir gun boyle pencereden bakarken demis ki…
-     Burada hic kar yagmiyor. Belki de Noel baba ondan buraya gelmiyor…

Oyle ya, ona anlatilan tum masallarda Noel Baba karlarin ustunde geyikleriyle ucuyormus. Yine mutlu oluvermis. Oyleyse karin yagmasini bekleyecekmis. Artik hayallerinde sadece Noel babanin pesinde, kucaginda degil kar tanelerinin de arasindaymis. Bazen yuzune dusen kar tanelerinin tadina bakiyormus, bazen yerde biriken karlarin arasinda yuvarlaniyormus, bazen elinde bir kar topu kosuyor, bazen de karin ustunde cilginca kayiyormus. Hayaller kurmus, dusunmus pembe beyaz odasinda pencerenin onunde kar yagmasini ve Noel Babanin gelmesini beklemis. Kar yagmamis… Noel baba mi? Yok gelmemis.

Bir aksam annesi onu kucaklayip yatagina yatirirken sormus annesine 
       - Noel baba ne zaman gelecek?


Yanagina bir opucuk kondururken “Sabretmelisin” demis annesi. “Karlar yaginca Noel baba da gelecek. Belki de gelmesi cok yakinda”  Sonra suzuluvermis odadan disariya.

Bizimki yataginda donmus donmus... Uyuyamayinca kalkmis pencereye yurumus. Bakmis hala kar yagmiyor, e kar yagmayinca noel baba da gelmiyor dusunmus:

-  Belki de Noel Baba beni kar yagan bir yerde bekliyor…

Kucuk ayicik Noel babanin pesinden gitmeye, bekledigi yerde onunla bulusmaya karar vermis. Takmis kafasina beresini bir de uykusu gelirse diye yanina kalpli yastigini alivermis. Annesi babasiyla ona kar gibi pamuk sekerli bir pasta pisirirken, teyzeleri oynasin diye oyuncak dikerken kucuk ayicik yollara cikmis. 
Tam o yurumeye baslamis ki gokten lapa lapa karlar yeryuzune dusmeye baslamis. Sevinmis yine bizimki:
       - Hah demis kendi kendine. Gordun mu Noel baba kari yolladi belki kendisi de yolda geliyor.

Yurumus yurumus, yorulmus pembe kalpli yastiginda uyumus. Noel babayi mi? Yok bulamamis. Yoruluvermis yine pembe kalpli yastiginda birazcik daha uyumus.

Bir uyanmis ki ne gorsun. Iki ordek basucunda ona bakiyor.
-         Hadi kak gidiyoruz  demis ordek.

Bizimki sasirmis :
-         Ama ben Noel babayi ariyorum.

Birden gulmeye baslamis ordekler. Bizimki bakma sen baya bir bozulmus. Nereden bilsin meger ordekler onu Noel babaya goturmek istiyormus. Atmislar bizimkini bir kizaga. Kizaklarin ustunde hep birlikte gitmisler gitmisler gitmisler... Noel Baba mi ? hala ortalikta yokmus…

Kucuk ayicik yorulmus. Hem artik pembe kalpli yastiginda da uyuyamiyormus.
-         Daha cok gidecek miyiz diye sormus ordege.

Ordekler daha da cok gulmus.
-         Yok az kaldi geldik demisler. Su koseyi donunce tamam.

Bizimki sabirla beklemis. Koseyi bir donmusler ki kucuk ayicik ne gorsun? Meger ordekler onu geri evine gestirmis. Durup bir catiyi gostermisler ona. Kucuk ayicik cok sasirmis. Meger Noel baba gelmis de onu evlerinin catisinda bekliyormus.

Isil isil suslerine bakmis Noel babanin. Sonra yerden koca bir avuc kar alip gokyuzune savurmus. Gulmus gulmus gulusu dunyayi doldurmus.

Karlarin icinde done done dans ederken gozlerini bir acmis ki pembe kalpli yastigi kucaginda o aslinda hala annesinin onu biraktigi yataginda. Basinda isil isil bir hediye paketi onu bekliyormus. Meger bir ruyalik zamanmis evden gidip geri gelmesi o da hemen bitivermis. Sonraki gunler o hep tatli pembe beyaz odasinda tatli tatli uyumus.

Umudun rengi beyaz, umidin rengi tozpemebe. 
Benim icim de umit doluyor yine bugunlerde. 
O yuzden bu aralar aklimda bir hikaye karlar icinde piril piril bir toz pembe. 
Bir ruyalik zamanda guclenecek bir toz pembe, bir gun dinlesin diye…
artik dinliyor :)

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Ada ile bulusma...

Bir sabah ise geldigimde bilgisayarimi acar acmaz bir mesaj geldi ekranima: “Kuzen sana bir surprizim var: teyze oluyorsun!”. Cok sevindim. Sevincten havalara uctum. Ayni yasta oldugum, birlikte buyudugum, hep hayatimin icinde olan kuzenim anne oluyordu, ailemizi kucuk bir bebekle genisletiyordu. Mutluydum. Ailece cok ama cok mutluyduk. 

Oradan buradan konusurduk hergun annesiyle o gunden sonra konustugumuz sey bebegimiz oldu.  Her ultrason resmi bana geldi onun, odasinin her ayrintisinda annesiyle resim bakar olduk. Merakla bekledik kiz mi olacakti bebegimiz erkek mi diye. Sonunda ogrendik minik bir kizimiz olacakti, pembelere kayiyordu zaten gozumuz gonul rahatligiyla pembelere bogulduk :)

Ada 5 aylikti annesinin karninda, ben ilk kez ona dokundum. Ada 8 aylikti annesinin karninda, yasadigimiz uzuntunun icinde bize umut oldu, Ada gelecekti her sey yenilecekti. Ada 9 aylikken, neseli ve heyecanli bir kalabaligin arasina dogdu. Hemen resimleri geldi bana, telefonda herkesin sesi nese doluydu. Kimilerine gore annesine kimilerine gore babasina benziyordu. Bana sorarsaniz en cok bana benziyordu J Kuzenim mutluydu biz cok mutluyduk. Ada eve geldi. Pembe beyaz kizimiz pembe beyaz odasinda uyudu. Sonra bir sureligine odasindan da bizden de uzakta oldu. 

Cok sukur ki o hatirlamayacak yasanan hic bir seyi ama gecen hergun bizim icimize yeni bir kor koydu. Orada degil de telefonun bir ucunda olmak zorunda kalmak ve annesinin her gun telefonda titreyen sesi ise cok sukur ki artik sadece kotu bir hatira oldu. Hepsi gecti bitti… Ben Ada'yi gordugumde bir aylikti, annesinin kucagindaydi, merakla eve yeni gelen yabancilara bakiyordu. O eller ayaklar hic durmuyor surekli hareket ediyordu. Korktum dokunamadim Ada’ya. Kavusmamiz icin biraz daha sabir gerekiyordu.

Ben uzaklardayken Ada daha da buyudu. Saglikli dunya guzeli bir bebek oldu. Ve Mayis ayinda gectigimiz Izmir gezisinde Ada teyzesiyle bulustu.
Benim minik bal topagim, iyi ki bizim ailemizin bebegi oldun. 
Bu uzandigin elle birlikte, etrafinda pek cok el sen buyurken hep yaninda olacak. 
Bu daha ilk bulusmalarimiz sen biraz buyu bak el ele gittigimiz ne guzellikler olacak.
Bir ruyalik zamandi bitti. Bundan sonra seninle cok guzel ruyalarimiz olacak. 

14 Temmuz 2011 Perşembe

Oley oley oley!! mi?

Sanirim ilkokul birinci siniftaydim. O zamanlar iki odali bir evimiz oldugundan abimle ben ayni odada karslikli yataklarda yatardik. Bazi sabahlar kafama yastik atarak uyandiridi beni. Sonra ben zar zor gozumu actigimda o elinde bir cetvel, kendi tarafindaki duvarda asili koca fenerbahce posterinin onunde bekliyor olurdu. Baslardi cetvelle adamlari gostermeye

-         Bu kim?
-         Ridvan
-         Bu kim?
-         Oguz
-         Aferin. Bu kim?
-         Bilmiyorum


Sen misin bilmiyorum diyen. Yerdim kafama karsi yataktan ucarak gelen yastigi. Sonra yastigi geri atmami isterdi; o sirada da bir ogretmen edasiyla bilemedigim ismi bana ogretirdi. Ben de bana geri gelecegini bile bile o yastigi geri atar sorulari cevaplamaya devam ederdim. Ne safmisim :) Boyle kafama yastik yiye yiye kadroyu ogrendim elbet ama abime yetmedi. Gercek bir fenerbahceli daha fazlasini bilmeliydi  Bir sabah yine bir yastik darbesiyle uyandim. Gosterdigi butun isimleri bildim hic kafama yastik yemeden. Aferin dedi bana. Sonra bir adami gosterdi ve sordu:

-         Bunun karisinin adi ne?

Iste o gun baskaldirdim bu gidise. Yeter be dedim. Ben senin gibi Fenerli olmam o zaman. Babam gibi Cimbomlu olurum. O gun ayrildi abimle futboldaki yollarimiz. Ben, babam ve dayim gibi cimbomlu oldum. Abim, kuzenler ve enistemlerle fenerli. Annem kendi babasindan dolayi besiktasli. Iki kuzen nereden esinlendilerse fanatik besiktasli. Hepimiz ozde goztepeli. Buyuk dayim haric o altayli. Anneannem ve babaanem torunlar uzulmesin diye ortada J Boyle boyle ligdeki bir suru takimi destekleyen, arada maclari beraber izleyip bir yandan atisan bir yandan cok eglenen bir aile olduk.

Sonra ailedeki bazi cimbomlu kuzenler fenerli damatlar getirdik aileye. Bir kismimiz nikah defteriyle birlikte transfer anlamasini da imzaladi fenerli oldu. Ben olmadim. Ama ben aslinda hic fanatik de olmadim. Zaten bizim ailede herkes takimini cani gonulden desteklese de tam anlamiyla fanatik olamadi aslinda. Cunku cimbom yense fenerliler uzulmesin istedik. Fener yense cimbomlular burulmasin. Besiktaslilar centilmen aman onlar hic uzulmesin. Karsiyakalilar uzulebilirdi ama :) Boyle boyle eglendik. Zaten futbol da eninde sonunda bir oyundu. Bos vakitlerimizi doldurmak icin bir eglenceydi. Aile icinde sakalasmalara, guruplasmalara vesile olan bir aracti.

Degilmis. Meger ben oyle sanmisim. Meger biz oyle sanmisiz. Meger bir yerlerde birileri insanlarin eglenmek icin tutundugu bu seyden kazandiklari buyuk servetlerle gozlerini doyuramamis. Meger birileri yine illa buna da bir fitne bir fesat bir duzenbazlik karistirmis. 

Simdi bu bir anda ortaya cikan temiz futbol furyasinda hapse atilanlar, gozaltina alinanlar mi sadece suclu? Yoksa daha da fazlasi hala disarida mi? Bu hapise atilanlar sadece futbolu kirlettiklerine inanildigindan mi orada? Yoksa yine bunun ardinda da bizim bilmedigimiz baska entrikalar mi gizli? Bilmiyorum. 

Simdi kime yazik? Renklere mi? O renkleri tasiyanlara mi? O renkleri fanatikce detsekleyenlere mi? Siradan taraftarlara mi? Bunu biliyorum: en cok bize yazik. Yalansiz dolansiz calisip, normal hayatlarin icinde yasayip giden, o sirada kendine bir eglence bulmaya calisan bize yazik.  Abim gibi, kuzenlerim gibi renklerin buyusune kapilip giden coluk cocuga, ogluyla kiziyla esiyle dostuyla mac izleyip eglenmeye calisanlara yazik! Cok yazik...

Herseyi kirletebilirler de anilarimizi kirletmeye gucleri yeter mi? Inadim inat ben bu kucuk animiza gulumseyerek hatirlayacagim herseyi

Hikayenin devaminda evdeki tek fenerli abim yine fenere donerim diye bir umutla, cebren ve hile ile bana takimdakilere ait bir suru baska seyi de ogretmeye calisti: yok daha once hangi takimda oynadiklari, yok o sezon kac gol attiklari, yok sakatlanip sakatlanmadiklari. Hele kendisi daha cogunu da bildi:) Ama inatci kardesi kafaya yedigi onca yastiga ragmen bir daha fenere donmedi :) Ama o da sonra dayanamadi cimbomlu kardesi cok istiyor diye O'nu cimbom izmire gelince maca goturup bir de onunla tezahuratlar etti. Iste bence futbol boyleydi siradan insanlar icin aslinda sadece eglenceliydi, guzeldi, keyifliydi... 

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Uzaklar yakin olurmus...

Hafta sonu cok ama cok hastaydik. Zaten on gundur aramizda pin pon topu gibi gidip gelen gribal enfesksiyondan bunalmisken butun haftasonunu da hastalikla gecirmek bizi iyice bunaltti. Dinlendikce gecer dedigimiz hastalik ne hikmetse biz uyudukca guclendi hatta aldigimiz ilaclarla vitaminleri kullanip iyice canavara donustu. Ses kisikligi, bogaz agrisi, burun tikanikligi, oksuruk, hapsuruk, bas agrisi, ates... Sahip oldugu butun silahlari kullanip bizi duvardan duvara savurdu. Yenildik! Evde ikimiz koltugun iki kosesine kivrilip hain hastaligin bizimle derdinin bitmesini bekledik.  Bizim evde hafta sonu diyaloglari kimin neyi soyledigi degismekle beraber genelde soyleydi

              - nasilsin?
              - hasta. sen?
              - ben de hasta...

*****
              - nasil oldun?
              - daha iyiyim. sen?
              -  ben de sanki.

*****
              - sicak bir sey mi icsek?
              - olur
              - dur ben yapayim.
              - emin misin? kotuysen ben yapayim
              - yok yok sen yat bu sefer ben yapayim

*****
              - ilac icelim mi yine?
              - icelim
              - dur ben getireyim...

Az biraz iyi hisseden digerine bakti. Evde surekli tavuk suyuna corba yapildi durdu. Emin olabilirsiniz yaz sicaginda bunca corbayi ictikten sonra tavuk suyu goresimiz kalmadi. Ustumuzu ortup yatsak sicak oldu, acip yatsak hastalik yenilendi derken bu yaz gribi bizi resmen tuketti ve bunaltti.

Dolayisiyla dogum gunumun sabahina hasta ve bitkin uyandim. Ama kendi kendime dedim ki bu hastaligin bugun beni bitkin tutmasina izin vermeyecegim. Bu aralar cok yapmadigim bir sey yapip guzel guzel giyindim :) Kendime kucuk bir hediye verip sevmedigim ofis yerine o penceresinden dere gorunen sevdigim ofise gitmeyi ihmal etmedim. Biraz neselenmek icin bloguma yazi yazdim hatta arsizca bugun benim dogum gunum dedim :) Sonra toplantilara daldim gittim... Basimin agrisindan firsat buldukca dinledim, konustum, yoruldum. Birbirini anlamamak icin direnen insanlarin arasini bulmak icin olan enerjimi de harcadim.  Toplantilar bitti ben de bittim ve kabul ettim: ne yaparsam yapayim, ne kadar neselenmeye calisirsam calisayim bildiginiz hastaydim. Ustelik ailemden ve arkadaslarimdan da uzaktaydim, dogum gunu kutlamak falan istemiyordum.  Yani haftaya pek de iyi baslamadim. 

Ama... elime bir cay alip maillerime bakmaya baslayinca anladim. Aslinda ben bu haftaya cok iyi baslamistim. Yalniz da degildim, uzakta da degildim. Internet sayesinde, telefonlar sayesinde, o tu kaka deinlen sosyal paylasim aglari sayesinde sevdigim herkese cok yakindim. Her gelen mesajla enerjim biraz daha yukseldi, her calan telefonda yuzum biraz daha guldu. Pozitif enerjinin iyilestirici bir gucu var diyorlar ya evet beni gercekten iyilestirdi. Kim ne derse desin hele sevdiklerimden bu kadar uzaklardayken bu hafta internet de, sosyal paylasim aglari da, blogum da beni cok mutlu etti.

Iyi ki varsin sosyal medya uzaklari yakin ettin beni mutlu mutlu mutlu ettin :) 
Iyilesmis Gulcin olarak minik dogum gunu pastamla ona da 
beni mesajlariyla mutlu eden sizlere de cok tesekkur ederim :)

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Bugun...

Biliyorum boyle seyleri soylemek cok ayip. 
Ama buraya yazmayi cok istedim.
Bu seferlik hosgoruverin beni cunku 
soylemezsem icimde kalacak :)

bugun...
benim dogum gunum :)

8 Temmuz 2011 Cuma

Onlar erdi muradina biz cikalim kerevetine :)

Beyaz balaonlar…
Deniz yildizlari…
Guzel giyinmis misafirler…
Sirin mi sirin cocuklar…
Oglunun ustunu duzelten mutlu bir anne...
Misafileri karsilayan guler yuzlu bir baba...
Gozleri parlayan heyecanli bir damat...
Ve gozleri yasli babasinin kolunda guzel bir gelin...
Buyrun size buralarda deniz kenarinda cok guzel bir dugun...


Dugunler duyugulandirir beni... 
Gelinler, damatlar duygulandirir beni... 
Hele ozene bezene sectigi gelinliginin, damatliginin icinde heyecandan parlayan gozleriyle bekleyen gelinler, damatlar cok ama cok duygulandirir beni.... 
Aslinda iki insanin hayatimi gecirecegim dedigi eslerini bulmus olmasi duygulandirir beni. 
Birbilerinin gozlerinin icine bakip bundan sonra yola seve seve seninle devam edecegim diyor olmalari duygulandirir beni. 
Bizim arkadaslarimiz da icimizde birbirlerine karsi sevgilerine dair en ufak bir suphe birakmadan birbirlerine evet diyerek duygulandirdi benimle birlikte bir salon insani.

Gozleri parliyordu.
Heyecanlari uzaklardan bile belli oluyordu.
Birbirlerine bakarken isildayan gozleri ile duygulandirdilar beni ve bir salon insani...

Gordugum en komik nikah memurlarindan biriydi nikah memurlari, Hollandali duzenini tum misafirlere dikte ile uygulatiyordu. Biz zaten gelin ve damadin heyecanina kapilmis ne yaptigimizi bilmez halde sadece onlari izliyorduk.

Nikah memuru anlatti... 
Yillar once tanismislardi...
Emek verip sevgiyi buyutmuslerdi...
Gelinimiz damadimizla evlenmek istiyordu cunku...
.....
Damadimiz gelinine kavusmak istiyordu cunku....
.....
Guzel bir hayata ikisi de aslinda memleketlerinden uzakta ama birlikte bir hayat kurduklari ulkede, etraflarinda sahip olduklarindan az da olsa orada onlarla olan dostlari evet diyorlardi...
iste bu duygulandirdi beni ve bir salon insani...

Nikahlarina bir serce kusu eslik etti. 
Bize sorarsaniz o minik serce onlarin kuslar gibi cirpinan mutlu kalplerini temsil etti.
Nikah kiyilinca dalgalara dogru uctu gitti... 
Kimbilir belki onlarin heyecanini yanina katti.
Geriye onlara bol bol dans etmek ah elbet bir de bol bol fotograf cektirmek icin enerji, tum gece hatta hayatlari boyunca gulumseyebilmeleri icin de mutlulugu birakti...

Icilen saraplarin, sampanyalarin kadehleri onlarin mutlulugu icin kalkti.
Hollandali Djin muziginde cosanlar onlar icin dans etti.
Ayni DJin saskin bakislari esliginde bir salon insan Turkiyeden cok uzakta Turkiye ezgileri ile doya doya dans etti.
Ayni DJ gecenin sonunda siz gencler nasil eglenilir gercekten biliyorsunuz derken hakliydi 
cunku bu dugunun tum misafirleri cocuk demeden hamile demeden tum gece boyunca dans etti.

Hele hamilelerden bir tanesi hadi canim hamile dedigin daha da guzel dans eder gobek atar diyerek yerine oturmadi ve herkese gecenin en neseli, eglenceli misafirlerinden birisisin sen dedirtti :)

Bizim gozumuzde bu guzel cift omur boyu mutlulugu haketti....
Ve geceyi 
hep boyle elele 
hep boyle yanyana 
hep boyle mutlu olun dilekleri bitirdi...

Onlar erdi muradina biz cikalim kerevetine....
All photos by Uruniko :)

5 Temmuz 2011 Salı

Hamarat (3)

Gulcince Hamarat serisi devam ediyor :)

Pembe Kekik benim cok severek biraz da agzimin sulari akarak izledigim, pratik, saglikli, harika gorunen yemekler iceren cok guzel bir blog. Gun icinde ara sira acip gozumu gonlumu actigim, aksama pisirmek icin pratik tarifler buldugum, cok sevdigim bir durak. 

Ben rica edince, beni kirmayip kozleme patlicanla yapilan bir karniyarik tarifi hazirladi hatta yanina da yogurtlu bir makarna tarifi ekledi. Cok hastaydim haftasonu cok! Ama yine de planlarimdan vazgecmedim ve mutfaga girip sevgili Pembe Kekik'in benim icin deneyip blogunda paylastigi bu iki tarifi ben de denedim :)

Gunun ozeti: 
Ikisine de bayildik! Cok tesekkur ederiz Pembe Kekik

Gunun detaylari :
Karniyarik seven bir insansaniz ama kizartmadan uzak durmak icin cok da pisiremiyorsaniz bu tarifi denemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Biz cok begedik harika oldu! Acik mutfakli bir evde kizarma yapmadan karniyarik pisirebilmek ise tarifsiz bir mutluluk oldu :) Yoksa sadece kaloriden kacmak icin mi karniyarik yemiyoruz sandiniz? Acik mutfak olmasa gelsin kizartmalar gitsin kizartmalar! Ancak bizim evde kizartma yapmak ne yazik ki uc gun tum evin kizartma kokmasi anlamina gelebiliyor :)

Soframizda karniyariklarin yanini yine Pembe Kekik'in onerisi olan yogurtlu makarna susledi. Allahtan Hollanda kosullarini bilen bir blog yazarimiz var:) Sagolsun semizotu yerine nane de olur demis bana. Elbette semiz otu bulamadik ama nane ile denedik sahane oldu :) 

Ve iste kozleme patlicandan karniyarik ve naneli yogurtlu makarna soframizda  boyle yerini aldi :)
Ama sofrada yalniz degillerdi. Onlara davetsiz bir misafir eslik etti: Cok az, cok cok az bir patlican salatasi. Pembe Kekik hazir patlican kozlemisken bir de patlican salatasi yapin dememis. Hele hele olur da kozlediginiz patlicanlardan biri bomba gibi patlarsa uzulmeyin onu da salata yapiverin hic dememis :) Ama Gulcin gelisen bu beklenmedik olay karsisinda kendi yaraticiligini kullanmak zorunda kaldi :)

Tamam  kabul ediyorum: blogger dunyasinda patlican kozlerken patlicanlardan birini bomba gibi patlatabilen ilk ve tek insan ben olabilirim. Ama deldim ben onlari! Daha da ne yapmam lazimdi gercekten bilmiyorum. Ogrenmeye acigim :) Firini kapattiktan sonra gelen boooomm sesiyle Ozan uykudan uyandi bense sesin nereden geldigini anlayana kadar saskinliktan donakaldim. Gercekten patlican bir bomba gibi patladi! :)

Beni cok sasirtmis olsan da seni de anliyorum be patlayan patlican! 
Su fani dunyadan gocup gitmeden bir iz birakmak istediysen huzurlu olabilirsin:
 Senin ardindan benim baya zor temizledigim izler kaldi firinimizda. 
Ha illa bir fark yaratmak istedim herkesle ayni olmak istemedim dersen de;
senden geriye cok bir sey kalmamis olsa da, bak onlar karniyarik olurken sen salata oldun!
Aferin! 
Benim aklimda cok farkli bir yerin var inan; icin rahat olsun! :)
Tekrar cok tesekkurler Pembe Kekik, bu karniyariklar pek leziz oldu :)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

bir dort temmuz daha...

Uyariyorum! 
Benim hamile, yeni anne ya da maillerde telefon konusmalarinda Gulcin nasil yaziyorsun hep bizi aglatiyorsun diyen arkadaslarim siz bu yaziyi okumayin olur mu?

Bugun 4 Temmuz. Amerikanin bagimsizlik gunu. Aklimiza Dogum Gunu 4 temmuz filmini getiren gun. Pek cok insan icin siradan bir gun. Bizim ailemiz icin de dort yil oncesine kadar oyleydi. Sadece sevgili kuzenimin dogdugu gunun ertesi gunuydu. Dort yil once her sey degisti. Dort yil once bugun anneannem bize veda etti.

Ben yurt disinda calismaya yeni baslamistim. Bir proje icin ispanyadaydim. Bana hic soylemeseler de hissettim o gun bir seyler oldugunu. Cunku her gun konustugumuzda bir suredir rahatsiz olan anneannemi sorunca "iyi kizim ayni anneannen" diyen annem, o gun "anneannen agirlasti annecim" dedi. Benim icimde bir yer acidi. Sustum. Sonra havalanina gittim ve bunlari yazdim. 

Bazı şeyler insanın içine doğuyor sanırım. Annemi aradım öylesine ve anneannemin çok ağır hasta olduğunu öğrendim. Izmir'e gidecegim anneanneciğimi görmeye. Belki de son kez. Daha ortada bir şey yok belki ama o çok hazır olduğumu sandığım olayın gerçekleşme ihtmalinin olduğunu bile bilmek, anlamak üzüyor beni. Anneannemin beni karşılayışı geliyor aklıma. Geliyoruz kapıya. Annem "anne bak kim geldi" diyor kulağına eğilip anneannemin. O da "kim bakayım" diyip hiç görmediği zamanlarda bile hemen tanıyıveriyor beni. "Gülçinim gelmiş" diyor. Sarılıyor bana. Öpüyorum mis anneanne yanaklarını. Gülüşüp duruyoruz saatlerce. Şimdi annannem beni öyle karşılayamayacak. Hiç kimseyi hatırlamadığı zamanlarda bile beni tanıyan anneannem Gülçinim gelmiş diyemeyecek yüksek ihtimalle.
  
Tamam benim anneannem yaşlı, hasta. Biliyorum belki de artık dedemin yanına gitmek, o yıllardır dilinden düşürmediği, anlattıkları ile hayran olduğum dedeme kavuşmak istiyor. Asla A.llah'a isyan etmiyorum. Neden demiyorum. Anneannemin huzurlu olduğuna inanmak istiyorum ama o benim anneannem yine de çok üzülüyorum. Yıllarca gözbebeği gibi görülmüş, el üstünde tutulmuş, sevgi içinde yetiştirilmiş bir torun olarak çok ama çok üzülme hakkımı kullanıyorum.

Anneannem, gittiği her yerden bize bir şeyler taşıyan, bebekken taze mama yiyelim diye her gün kemeraltına inip taze pirinç unu  yaptıran pamuk anneannem benim. Öyle çok şey var ki onunla ilgili aklımda. Beş vakit namaz kılmasına rağmen biz rahat davranalım diye yılbaşı partilerinde bizimle bira içişi, lades tutuşup her yıl bilerek bana ya da abime yenilişi. Onun harika anlatışı ile defalarca dinlemekten bıkmadığımız fıkraları. Hayatla ilgili verdiği hep aklımda olan öğütleri. Sessiz sedasız kendi kendine kimseye yük olmadan yaşamaya çalıştığı evinde bizi ağırlayışları. Ve daha neler neler…

Anneannecim inşallah hep yüzünü güldüren hep seni mutlu eden bir torun olmuşumdur. Bir öğretmenliği kazanamdım ama :) biliyorum sen beni hep cok sevdin… ben de seni... Hep de çok sevecegim. Umarım izmire geldiğimde gözlerinde hala o muzip ışıkları görebilirim…

Bir gun sonra....
Göremedim anneannecim o muzip ışıkları. Ama senin istediğini düşündüğüm gibi seni ugurlamaya sadece dualara gözyaşları ile değil, senin anılarını anarak tebessümlerle de katıldım...

Güle güle anneannecim. Seni çok seviyorum.
Temmuz, 2007

Aynen o zaman yazdigim gibi ben sadece Ozan taksiden indigimde beni beklerken ve hicbirsey soylemeden bana sarilirken agladim. Sonra hic aglamadim. Aglamiyorum da. Ben anneannemi neseli cok neseli hatirliyordum. Mesela sarki soylerdik beraber
               Sepetcioglu sepetini satamamis
               Uc cocukla karisina bakamamis J

Yetmezdi bir de kalkar evin icinde deli gibi oynardik J

               Tin tin tini mini hanim
               Tin tin tini mini hanim
               Neler istiyor canim…

Hop diye kalkar manti, borek acar. Yoldan gecen manavdan karpuz alir sogusun da yiyelim diye sabirsizca beklerdik. Firindan aldigimiz karsiyaka ekmegi ile simitleri sobanin ustunde demlenen cayin yaninda peynirle domatesle oh ne guzel diye yerdik. Cabucak ocaktan cekmeden kisik ateste kahve pisirir azcik da dedikodu yapardik.

-         ne olmus biliyor musun sen?

Gazetelerdeki televizyondaki gittikce acilan kiyafetleri konusur anneannemi moda konusunda ikna etmeye calisirdik

-         E anneannecim ortuverseler soyle omuzlarini olmaz mi?
-         Olmaz anneanne moda boyle
-         Amann moda. 3 cm uzun olsa kollar olmicak mi moda?

Sonra siir okurdu anneannem. Ne yazik ki tam hatirlamiyorum dizeleri ama oyle inceden mesajlar veren siirlerdi sanki soyleydi
               Bir sevdanin pesine takilip gittin
               Hayatini hice saydin
               Birakti gitti seni
               Oldu mu simdi kadin… J

Boyle bir siir hic olmayabilir bana mesaj vermek icin yazmis bile olabilir. Cunku oyle de yapardi J Mesaji alirdim okuyacak meslek sahibi olacaktim J

Oldum anneannecim. Tam senin istedigin gibi kendi ayaklarimin ustunde duruyorum ama bir yandan da bana destek olan birinin elini tutuyorum. Senin dedigin gibi beni ayakta tutsun diye degil birlikte ayakta duralim diye o eli birakmiyorum. Buralarda her sey iyi. Annem, dayim cok sagliklilar. Inanmazsin babam sigarayi birakiyor. Torunlar bir bir mezun oluyor. Bahcendeki agaclardan asmalardan ara sira bize limonlar koruklar bile geliyor :) Sen oralarda rahat ol. Bir de dedelerime ve babaanneme selam soyle. Hepinizi arsizca opuyoruz J Sen bilirsin aniden gelen torun opucuk saldirisi ne demek J 

Iyi ki vardin iyii ki bana boyle guzel anilar biraktin....

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails