29 Nisan 2011 Cuma

Kahkaha bulasici-ymis

Ogle yemegi icin bizim kantine gittim yine. Cok da cesitli olmayan cesitlerin icinden hemen hemen hergun yedigim tavuklu salatayi alip bir masaya dogru ilerledim. Yalnizdim yemekte, ogle yemeginde yalniz olmayi hic sevmedigim halde. Ustelik biraz yorgundum, islerle bogusup duruyordum. Velhasil cok da keyifli degildim. Boyle zamanlarda yanimda kitabimla inerim yemege dusunmemek icin, biraz kafamdakilerden uzaklasmak icin. Yine kitabimi actim, tuzluk bir uca karabiberlik diger uca sabitledim sayfalari. Yok olmadi okuyamadim. 

Soyle bir etrafa baktim. Insanlar masalarda oturmuslardi. Kimisi heyecanli, kimisi bikkin konusuyorlardi. Kimisi camdan disari sabitlemis bakislarini arada catalla agzinin yolunu ariyordu. Kantin yine kalabalik dolayisiyla ugultuluydu. Bazen o ugultu bicak gibi kesilse de kaotik bir havada herkes yemegini yiyordu. Ben de yedim yemegimi. Arada kitabima odakladim gozlerimi, arada insanlari izledim. Hergunku salatami, hergunku sosuyla mideme yollamaya devam ettim.

Sonra bir anda bir kahkaha kapladi tum kantini. Dolu doluydu gelen kahkaha. Yuksek bir perdedendi gelen kahkaha. Belki hemen yan masamdan geldigi icin ses; benim icin daha da yuksek sesliydi gelen kahkaha. Bir anda ugultu kesildi. Baslar o yanimdaki masada oturan kahkahanin sahibi sarisan kadina yoneldi. Once saskindi bakislar ne oluyoruz diyordu. Hani belki o da yaptigindan cekinse hep oyle kalacakti bakislar ama o cekinmedi. Daha da yukseldi kahkaha. Cin cin ottu kantinin duvarlarinda. Oyle icten guluyordu ki sarisin kadin, onu tanimayan neye guldugunu bilmeyen ustelik bu yuksek kahkaha ile sasiran gozler de bir bir gulmeye basladi.

Cok guldu sarisin kadin. Kimse onun kahkasina kahkahayla eslik etmedi ama ben etrafimdaki masalara baktigimda hemen hemen her masada gulumseyen bir yuz vardi. Tekrar anladim ki kahkaha bulasiciydi. Bir de yemek yediginiz yerin pozitif enerjiyle dolmasi guzel cok guzel bir seydi. Bir kahkaha ile ustelik tanimadiginiz birinin kahkahasi ile bile dagilabiliyordu bulutlar. Yorgunluk hafifleyebiliyor gunun kalan saatleri o kadar da cekilmez gorunmeyebiliyordu. Ustelik bugun cumaydi. Hem de gunesli bir cuma. Ben de guldum. Sebepsiz. Sebep vardi aslinda: kahkaha bulasiciydi...

Umarim insanin insana bulastirdigi hep kahkaha olsun...  
Nisan neseli gecti sagolsun; kocaman bir kahkahayla son bulsun... 
Bu postu okuyanlarinda dilerim ki bu haftasonu etrafindakilere bulastiracaklari kadar kocaman bir kahkahalari olsun...
Hepimiz icin bol gunesli bol kahkahali bir hafta sonu olsun...


28 Nisan 2011 Perşembe

Rezervasyon cilesi

Bu yil rezervasyon yaptirmak ve bilet almak icin harcadigim zamani toplasam kendime bu isler icin maas baglamam gerekebilir. Neyse ki bunu sadece ben biliyorum sirketim bilmiyor yoksa onlarin da bu islere harcadigim zaman icin maasimdan kesinti yapmasi gerekebilir :) O yuzden aramizda kalsin :)

Tamam ben kararsiz bir insanim kabul ediyorum bu da bu tur ayarlamalar icin daha fazla zaman harcamami gerektiriyor. Ama tek suclu ben degilim. ben kararimi verip rezervasyon yaptirmak istedigimde de isim oyle hemen bitmeyebiliyor. Mesela gecen haftalardan birinde ben cok kararliydim rezervasyon yaptirmak icin ama.....

-         Merhaba bir rezervasyon yaptirmak istiyorum bana yardimci olabilir misiniz?
-         Tabi ucus tarihleri ve yonu lutfen
-         17 Mayis -22 Ma....
-         Ucus yonu lutfen?
-         (tarihi sordun ama onceAmsterdamIzmir 
-         Hollanda Amsterdam mi?
-        (Pardon? Baska Amsterdama ucuyor mu bu sirket?Evet 
-         Tarihler?
-         17 Mayis - 22 Mayis
-         Tamam bakiyorum bekleyin lutfen
-     Tesekkurler
-         19 Nisan'da ucusumuz yok
-         (onemli  degil ben o zaman gitmeyecegim zaten :P) 17 Mayis demistim
-         Pardon 17 Mayista 1 ucusumuz var xx euro
-         Donus var miydi?
-         (benim sesim cikmiyor heralde) 22 Mayis
-         22 mayis donus mu?
-         (la havle) evet donus
-         1 ucusumuz var xx euro. Ama gidis donus alirsaniz x euro duser
-         Ben gidis donus ogrenmek istiyorum 17 Mayis gidis – 22 Mayis donus fiyat nedir acaba?
-         Hmm bakiyorum
-         (e baktin ya)
-         18 Mayista gidis ucusumuz yok
-         (dogal olarak guluyorum J) Hanimefendi 17 Mayis gidis 22 Mayis donus
-         Ah pardon soylemistiniz zaten.
-         Tamam 17 Mayis Dusseldorf'tan Izmire 1 ucus var
-         Once oraya mi gideyim?
-         Pardon
-         Ben Amsterdami sormustum ya Dusseldorf'a mi gideyim once?
-         Ah pardon ekranlar karismis
-         Tmam bastan alalim. Amsterdam - Izmir 17 Mayis – 22 Mayis gidis donus bakar misiniz?
-         1 saniye
-         Tamam x euro
-         Tesekkurler rezervasyon yapabilir miyiz?
-         Rezervasyon sistemimizde son bir saattir bir sorun var. Daha sonra arar misiniz?
-         Hanimefendi basta soyleseydiniz keske.
-         Ben fiyati bilmek istersiniz diye dusundum.....

Gulsem mi sinirlensem mi bilmiyorum. Yok bu yaz bitene kadar beni daha cok boyle telefon konusmalari bekliyor biliyorum. Ya sabir ya selamet! :)

22 Nisan 2011 Cuma

Siradan bir gun...

Siradan bir gun… Disaridaki gri hava siradan. Gokyuzunu kaplayan bulutlar siradan. Ise gitmek icin ustume gecirdigim kiyafetler siradan. Yuzume surdugum bir iki boya siradan. Sacim siradan. Ayakkabilarim siradanBen siradan

Her sabah ayni yolu yuruyorum. Adimlarimi birbirinin ardina ekleyip ayni duraga variyorum. Genelde ayni insanlar oluyor durakta. Su karsida duran teyze mesela hic benden sonra gelmedi buraya. Ayni otobuse biniyoruz ama o hep benden once burada. Kafasina bagladigi ortu saclarinin tamamini ortmez hic. Sacindan bir kac ton acik kahve ortu, cenesinin altinda bagli. O cenesinin altindaki dugum bile her gun ayni, siradan.

Yaninda duran genc kiz da her gun burada. Gogsune siki siki bastirdigi kitaplari siradan. Uc durak sonra inecek biliyorum. Durakta onu bekleyen cipil gozlu cocukla sanki uzun zamandir gorusmemis gibi sarilacaklar. Elini tutacak cipil oglan kizin. Kizin eli kaybolacak sanki oglanin elinin icinde. Oyle siki siki yapisacaklar birbirlerine. Otobusun gittigi yonde yuruyecekler. Kiz hergun okuldan bir durak once iniyor kalan yolu o cipil oglanla yurumek icin, siradan

Hah iste geldi, bankaci. Her gun benden az sonra gelir duraga, siradan. Kahverengi takim elbisesini giyer her gun. Sevmem ben kahverengi takim elbiseleri. Karanlik, kasvetli gelir bana. Bankanin onunde inip, hizli hizli yuruyecek. Kapidaki bekciye basiyla hizlica selam verip otobus kalkarken o da bankanin icine dogru yuruyup kaybolacak. Kapidan en son sag elninde tuttugu canta girecek. O da kahverengi; siradan.

Benden sonra gelir benim yaslarimdaki bu kadin. Saci bir gun saga ayrilir bir gun sola; siradan. Bakislarini otobusun geldigi yone sabitleyip oyle bekler. Sanki o gozlerini ayirmadan yola bakinca daha cabuk gelecek otobus. Ustunde hergun baska ama benzer kiyafetler. Ayaklarinda kiyafetine uygun cizmeler. Sokakta yuruyen on kisiden birinin ustunde gorebileceginiz seyler, siradan.

Geliyor iste bizim karsi apartmanda oturan orta yasli hanim. Duragin karsisindaki parkta kopegini gezdirir her sabah; siradan. Delice, cilginca kosar zavalli kopek parka girince. Tum gun evin icinde ne yapsin. Parkin girisinde sagdaki agaca gidip etrafinda cilginca donecek. Sonra dogru sus havuzuna. Ama kosabilecegi alan her gun ayni siradan.

Sabah 7-7:15 nufusu boyledir iste bizim mahallenin. Insanlar siradan, yasadiklarimiz siradan, hayat siradan...

Karsidan gelen cift... Onlari daha once gormedim hic. 

Bugunden ayrilar. Sanki dunlerden bugunlere misafirler. Bu kiyafetleri gorebilir miyim sokakta baskalarinda? Boyle sapkalar, kupeler takar mi bugunlerde de insanlar? Ya boyle el ele bir agacin onundeki tabelayi okuyan gunun telasinda kaybolmayan kac insan var etrafta. Farklilar. Onlar benim siradan gunumu de farkli kilan...


Uruniko bir park gezisinde rastlamis bu cifte. Birbirine cok benzeyen insan kalabaliginin icinde farketmis onlari. Onlar gercekten siradan olmayan. Cok dusunduk niye boyle giyinmislerdir diye? Acaba anne-babalarinin kiyafetlerini giyip bir nostaljinin pesinde mi kosuyorlardi? Ya da onlarin siradani bu farkli olan mi? Kafamizda yarattigimiz onlarca hikayenin hangisi gercek bilemedik. Aslinda oyle farklilar ki bizim dunyamizdan onlari hicbir hikayeye yerlestiremedik. Sonra bir sabah dolabimin basinda guya farkli, guya cesit cesit kiyafetlerime bakarken dusundum etrafta sadece onlar siradan olmayan. Bilmedigimiz bir hikayenin karakterleri, bilmedigimiz bir hayatin oyunculari… Siradan olmayan…

21 Nisan 2011 Perşembe

Bugun buna cok guldum :)


Malum dun aksam futbol sevenler icin cok onemli bir mac vardi. R.e.al M.a.drid - B.a.rcelona. Biz de izledik. Yani ben arada baktim, onemli pozisyonlari izledim. Evin daha cok futbol seveni ise elbette gozunu ayirmadan izledi maci. Biz Barcelona'yi tutuyorduk ama yenildiler. Dolayisiyla macin sonunda cok gulmedi(k). Ama bugun gazeteleri okuyunca ben cok guldum:) 

Haberin ozetini aynen kopyaliyorum:
İspanya Kral Kupası Final maçında iki ezeli rakibin mücadelesinde Real Madrid normal süresi 0-0 sona eren karşılaşmanın uzatma dakikalarında Barcelona'yı 1-0 mağlup ederek kupanın sahibi oldu. Maç sonrası kutlamalar yapılırken Madrid sokaklarına, üstü açık bir otobüs ile galibiyet turuna çıkan Real Madrid'li futbolcular kupayı ellerinden düşürdü. Futbolcuların zafer otobüsünün altında kalan kupa müzeye dahi götürülemeyecek hale geldi.
Olur boyle seyler diyecegim ama tahminimce futbol tarihinde kutlama yaparken kupayi dusurup ustunden otobusle gecip paramparca yapan cok takim da yoktur. Neyse uzulmesin Madridli futbolcular belki muzelerinde bir kupa olmayacak ama kazandilar biz biliyoruz :) Onlari kim teselli eder bilemeyecegim ama biz easter tatili icin barcelonaya gidip barcalilari teselli edelim diyoruz. Yenildiler yazik...

Hala guluyorum :)

PS: Resimler gazeteden kupanin dusmeden once ellerde yukseldigi son an ve otobusun altinda kaldiktan sonra goruntulendigi ilk an :) Yazik gercekten uzucu ama bir yandan da guluyorum elimde degil :)

Fizyo fizyo: Az laf cok is!

Fizyoterapistimizle ikinci ve ucuncu gorusmelerimizi de basariyla(!) atlattim. Bugun bana koydugu teshise gore kafam cenemin liderligini kabul etmiyormus. Nasil yanlis! Yillardir basima ne geldiyse bu cenem yuzunden geldi benim. Olduk olmadik yerde kapanmadigindan ne badireler atlatmak zorunda kaldim. Bu mu sozunu dinletemedigi hali? Bir de dinletse halim nice olacak acaba?  Bence bu teshiste bir hata var ama neyse :) Simdi bir sonraki gorusmemize kadar yapilacak odevlerim var: Kafami cenemin onderliginde cevirmeyi deneyecegim cunku benim boynum cenenin gosterdigi istikamete gitmiyormus kendi rotasini kendi ciziyormus. Bence teshis eksik. Olsa olsa cenemden bikan boynum bagimsizligini ilan etmis olabilir ki bu konuda kendisini cok da haksiz bulamayacagim :)

Kafami dik tutup elimi burnumla cenem arasinda dik bir sekilde tutuyorum. Ve boynumu hic yana yatirmadan yani elim hep yere dik olacak sekilde kafami saga sola ceviriyorum.  Boylece cenemin liderligini takip ediyorum. Ve bilin bakalim ne oluyor kafami cok az cevirebiliyorum. Halbuki elimi yere dik tutmazsam neredeyse arkamda olup biteni gorecegim. Bence hep calisma hayatindan oldu bunlar. Yillardir arkami kollamaktan esneklik artti gitti :) ve Ozan'la benim icin yaptigimiz benzetme: hani arabalarin onune koyulan oyuncak kopecikler vardir. Boyle boyunlarindaki yayla oynar kafalari omuzlar sabit. Iste sanirim benim hareket mekanizmasi onlara benziyor :) Doktora sordum evet cok hos bir benzetme degil ama gercek bu dedi. Halbu ki ben cok gulmustum :)

Bugunku seansiminizin ikinci yarisinda calisma alanimi bana gore duzenledik. Daha dogrusu sandalyemi nasil duzenlemem gerektigi konusunda sevgili fizyoterapist bana bazi ipuclari verdi. Ben de unutmayayim diye yaziyorum.
-         Sandalyenin oturulacak kisminin ayakta durdugumuzda diz kapaklarimin hemen altina denk geliyor olmasi lazimmis. Benim sandalyem yuksek oldugu icin biraz alcalttik.

-         Ayaklarin yere 90 derece aci yapmasi gerekgi dusunulurmus ama aslinda yere dogru baldirlarda bir egim olmasi daha iyiymis. Benim sandalyemi alcaltinca bu problem halloldu.

-         Koltuga oturup sirtimizi yasladigimizda dizimizle koltuk arasina yumruk yaptigimiz elimizin sigmasi gerekiyormus. Benim koltugum cok onde oldugunda otorulacak yer direk dizlerime degiyordu. Bu dizlerdeki yuku arttirirmis o yuzden koltugun oturulacak kismini biraz geriye aldik.

-         Bilgisayar kullaniminda en onemli sey kollarin biz calisirken ne kadar destek aldigi imis. Bunun icin izlenebilecek iki yol varmis.
o       Klavyeyi govdeye yakin tutup koltuk kollarindan destek almak. Bu daha cok klavyeye bakmadan yazabilenler icin onerilen bir kullanimmis. 
o       Klavyeyi govdeden uzak tutup masnada destek almak. Bu daha cok klavyeye bakarak yazanlara onerilen bir kullanimmis. 
-         Fizyoterapistimiz bana masadan destek almayi onerdi. Ancak burada altin kural su imis: Klavye ne kadar uzak olursa masamin da o kadar yukseltilmesi lazimmis ki sandalyem masanin altina dogru girebilsein ve masa kollarimi destekleyebilsin.

Sonuc olarak aslinda isin sirri suymus: Sandalyede dik oturmak icin caba gostermememiz gerekiyormus ve sandalyenin verdigi destekle bunu saglamasi gerekiyormus. Ama bir sandalyeye bu kadar yuklenmek ne kadar dogru ben onu bilemedim :) Soyle internette dolanirken asagidaki karikature rastladim. Ne de guzel anlatmis: neler yaptik biz doganin bize verdigi bedene de boyle abuk sabuk agrilar ceker olduk?

Gectigimiz hafta sirtimi incitmisim o yuzden bir kac hafta daha hafif gorevlerde olacagim...
Ben bir hafta odevlerimi yaparak cenemin liderliginde basimi saga sola oynatacagim. Yeni sloganim belli az laf cok is sayin cene az laf cok is hadi bakalim :)

19 Nisan 2011 Salı

Cantamdaki Luzumsuzlar.... Mim

Bugun mim gunu oldu :) NzN da bir mim yollamis bana: canta mimi! Cantanda ne var ne yok dok, bakalim biz de gorelim demis. Aslinda onun yazdigi bir yaziya yaptigim yorumdan sonra ee madem oyle diyorsun goster bakalim cantandakileri demis. Ben yorumda soyle demistim:
ben de aynen boyleydim ve sirt boyun agrilariyla karsilasinca biraktim cantayi gitti. Ofise gidiyorsam ve bilgisayar tasimam gerekiyorsa canta bile almiyorum. O cantanin icine cuzdanim, telefonum, anahtarim tamamHafta sonu ise cuzdan, anahtar, telefon hadi belki bir ruj. Digerleri olmadan da olur diyorum kendime.Ajandam var ama haftasonu tasimiyorum gerekirse telefona yaziyorum. Diger herseyden de bir ofiste bir evde :)Ama vazgecmek zor bilirim :)
Ne suursuz bir yorumdur bu :) Sanirsiniz canta olayini cozmusum ben bitirmisim. Yok daha ziyade soyle aslinda durum. Ben canta olayini cozmeyi bir turlu basaramadigim icin canta tasimaktan vazgectim. O her kadinin vazgecilmez aksesuari olarak gordugu cantalari ben hayatimdan uzaklastirmak icin bir caba icine girdim. Nedeni basit ben canta tasimayi beceremiyorum. Elime bir canta almaya goreyim onu bavul haline getirene kadar ne varsa tikiyorum icine. Islak mendiller, kuru mendiller, makyaj malzemeleri, tokalar, taraklar. Mumkunse agri kesici hatta grip ilaclarim. Boyle luzumlu luzumsuz her seyi cantamda tasiyorum. Bu da bana boyun ve sirt agrilari olarak dondugunden ben bu canta isini birakmak icin elimden geleni yapiyorum.

Yorumda da demisim ya ben hafta sonu mumkun oldugunca canta tasimiyorum artik. Kartlar Ozana, telefon ve bir ruj montumun cebine bitti gitti. Eh uzaklara gidiyorsak elbette canta tasiyorum ama her gun kullandigim bir canta olmadigindan cantaya sadece o gun gerekecek seyleri koyuyorum ki bunlar genelde
  • Kartligim
  • Telefonum
  • Selpak
  • Ruj
  • Gunes gozlugu (gerekliyse)
  • Fotograf makinasi
Bitti… En agiri anahtar o genelde Ozan'da :)

Hafta ici ise bilgisayar cantasinda tasiyorum gerekenleri. Ama iste yorumun suursuzlugu tam da burada basliyor. Soyle bir baktim da cantaya bakin neler cikti. Tevekkeli benim sirtim agridikca agriyor
  • Bilgisayar (el mecbur :) Ama mouse, sarj aleti gibi seyleri tasimiyorum onlar bir tane evde bir tane ofiste)
  • Bir defter ve kalem. (bunu elemeliyim en yakin zamanda. Al bilgisayarina notlarini iste!)
  • Kartligim
  • Telefon
  • Kucuk ajandam ve kalemi
  • Mide ilaci (olmazsa olmaz)
Ve kesinlikle luzumsuzlar
  • Kucuk bir krem. (evde ve ofiste krem bulunduruyorum kesinlikle cikmali cantamdan, yolda krem ssurmem heralde)
  • Sirkete postalamam gereken masraflar (e postala da kurtul!!)
  • Tarak (her an yolda resmimi falan cekmek isteyebilirler sacimi duzeltmem gerekebilir :))
  • Ipod sarji (evde birakilmamasi icin hicbir sebep yok)
  • Turkiyede kullandigim telefon (En sacmasi da bu sanirim. Niye tasiyorum bunu ben acaba? Sanirim her an Turkiyeye gitme umudu :) aman telefonsuz gitmeyeyim :))
Goruldugu uzere hala gidilecek uzun bir yolum var canta kullanimi konusunda. Ama bu geldigim nokta bile benim icin iyi. Beni en rahata kavusturan sey de ne oldu soyleyeyim. Bozuk para tasimamak. Burada kartla alisveris cok yaygin genel olarak o yolu kullaniyorum. Ama olur da nakit harcama yaparsam da bozuk paralari cantamda tutmamaya calisiyorum. Anladim ki marketler bozuk parayi alip yerine kagit para vermeyi cok seviyor :) Ve anladim ki o kucuk gorunen paralar bir araya geldi mi hakikaten cok ama cok agir oluyor.

Arada cantami kontrol etmeye devam edeyim gercekten sirt agrimin gecmemsi bundan belki de :)

Bahar - Mim...

Kisacik cevaplanabilecek bir mim gelmis babadan bana. Diyor ki su andaki halet-i ruhiyenizi anlatan siir, resim, muzik icinizden ne gelirse bizimle paylasir misiniz? Ben de tam bu mimin geldigi siralarda su siiri geciriyordum aklimda. 
beni bu guzel havalar mahvetti,
boyle havada istifa ettim 
evkaftaki memuriyetimden.
tutune boyle havada alistim,
boyle havada asik oldum;
eve ekmekle tuz goturmeyi
boyle havalarda unuttum;
siir yazma hastaligim
hep boyle havalarda nuksetti;
beni bu guzel havalar mahvetti.
Orhan Veli


Havalarin guzellesmesini cok bekledim ve Hollanda sevindirdi bu sene beni. Ama enerjim artacagina tembelligim artti guzel havalarla. Calismak istemiyorum ya da soyle diyeyim yeterince calismak istemiyorum. Internette bile dolanmayi cok istemiyorum. Zaten sanirim eskisi kadar bloglarda da dolanmiyorum bu ara. 

Istifa falan etmeyi dusunmuyorum cok sukur de yine de su gunlerde beni  de bu guzel havalar mahvetti. Laf aramizda mamnunum bu halimden. Sanirim biraz da gunes gormemisligin etkisi. Ne kadar buralarda kalacagi belli olmayinca gunesin;  gunesten olabildigince faydalanma cabasi benimkisi. Butun zamanimi sokaklarda yuruyerek, dolasarak gecirmek istiyorum sadece disarida olmak disarida olmak istiyorum elimde degil... 

C.a.ndan E.r.cetin genelde huzunlendirir dinleyince beni. O yuzden pek de yanasmam kendisine hele keyfim de yerindeyse ama bu yaziyi yazarken nedense aklima bu sarki da geliverdi. Benim blogum cok aliskin degil bu sarkilara ama olsun bu sarkiyi da ekleyesim geldi.

Boyle mimleri paslamayi pek beceremiyorum ben hatta mim cevaplamayi da pek beceremiyorum ama gelince kiramiyorum da :) Olur da gorurse bu yaziyi ve elbette o da yazmak isterse Hollanda baharinin keyfini cikaran baska bir bloggera DuDu'ya yolluyorum ben de bu mimi...

Sanirim en onemlisi icimizdeki bahar :)

18 Nisan 2011 Pazartesi

Hamarat (2)

Mutfakla iliskimizi surada anlatmistim. Benzer seyler yazip yeniden anlamsiz bahanelerin ardina siginmak istemiyorum:) O gunden beri degisen bir sey olmadi zaten, ortalama ev hanimligimla yuvarlanip gidiyorum. Ustelik yazinin sonundaki sarmalara baktikca hala seviniyorum desem umarim bana gulmezsiniz. Neyseki sarki soyleyip oynama kismini biraktim J O gunden beri degisen tek bir sey var aslinda, artik birkac resme daha bakip seviniyorum :)

Demistim ya gecen hafta sonu gercek bir italyan yemegi pisirip yemek uzere Utrecht'teydik. Bizi davet eden arkadaslarimiz Hollandali ama birinin annesi Italyan olunca ve lazanya benim en sevdigim yemeklerden biri olunca "senin bir italyan lazanyasi yemenin vakti gelmis" dedi bana. "Ama oyle bedavadan lazanya yemek yok calisacaksin"

Isin ucunda ev yapimi lazanya yemek olunca calismaya razi oldum. Ustelik mutfak deneyimlerime bir italyan lezzeti ekleyecegim icin mutlu da oldum:P Inanmazsiniz lazanya yapmasi cok kolaymis. Hele icine konulacak hazirlamasi yaklasik 2 saat suren kiymali sos hazir olunca, yine icine konulacak patlicanlar onceden izgara edilmis olunca, yine icine koyulacak besamel sosu arkadasimiz hazirlayinca bana da sadece hamurlari makinadan gecirmek kalinca lazanya yapmak cok kolaymis J Bir de bu makinadan hamur gecirme kismina Ozan da bana yardim edince lazanya yapmak daha da kolaymis J

Ama iste ispati hamurlari makinadan 7 asamada ben gecirdim. Iki erkekle lazanya hazirladigim dusunulurse bu ellerin benim oldugu kesin J Tamam cok bir is yapmamis gibi gorunuyor olabilirim ama o hamurlari once elimde acip sonra 7 ayri incelik derecesinde olmak uzere ucer kez makinadan gecirdigimi soylemek istiyorum.  Ustelik lazanya ustamizin soyledigine gore yaptigim hamurlar perfettoymus J Bugun kendimle ne kadar guru duysam az degil mi :)

Tarif mi? Elbette vermeyecegim cunku soslarin cogu biz gittigimizde hazir bekliyor oldugundan nasil yapildiklarini da bilmiyorum :) Ama yinede buraya bitmis halinin resmini koymadan gecmeyecegim.

Bugune kadar gercekten boyle bir lezzetli bir lazanya hic yemedim. Emek verdik hem de cok; cunku soslar hazir olmasina ragmen lazanyanin hamurunu hazirlamamiz ve o katlari yerlestirip pisirmemiz 2 saatten fazla zaman aldi. Arada firinda mantar yapip yemis olmamiz bu sureyi biraz uzatmis olabilir kabul ediyorum. Neyse ki masadaki guzel sohbetin de sayesinde lazanyayi yemesi de 1 saatten fazla surdu. Biraz fazla yemis oldugumuzdan sure iyice uzamis da olabilir ama baharin geldigi su gunlerde bu hesaplara girmek istemiyorum :) 

Sohbetmis, sosmus tamam da ben bu yaziyla esas kayitlara su gecsin istiyorum bugune bugun Ozanin da yardimiyla elde hazirlanmis lazanya hamuru yapabilen bir insanim. Vay be!  Aferin bana J Lazanyayla ya da hamurla ilgili bir sarki da gelmiyor ki aklima kutlamalara dansla devam edeyim :)

15 Nisan 2011 Cuma

Haftasonu guzel olur misafirlige davetli olunca :)

Hafta sonu guzel olur misafirimiz olunca ve hafta sonu guzel olur misafirlige davetli olunca :) 
Haftasonu daha da guzel olur aksam yemeginde ev yapimi lazanya olunca :)

Iste bu yuzden gectigimiz haftasonu da cok ama cok guzel bir haftasonu oldu. Cumartesi gunu gercek bir Italyan yemegi hazirlamak ve yemek uzere Hollandali arkadaslarimizin davetlisi olarak Utrecht yollarina dustuk. Ozan orada calistigindan onun icin cok da degisik olmayan Utrecht yolculuklari benim icin her zaman keyif. Cunku Hollanda'nin tam oratasinda bulunan Utrecht bence bu ulkenin en guzel sehirlerinden biri. Universitesi de oldugundan genelde genclerin dolastigi sokaklari, guzel meydani ve tabi alisveris icin ideal dukkanlarla kapli caddeleri ile benim icin Amsterdam'dan bile daha cekici bir sehir oldugunu soyleyebilirim. Turistik amacla buraya gelenlerin listesinde degildir genelde Utrecht ama bana sorarsaniz gonul rahatligiyla Hollanda'da gorulmeye deger sehirlerin listesine hatta ust siralara yerlestirilebilir.

Biz sansliydik cunku hava yine cok guzeldi. Alistigimiz uzere hava guzel olunca sokaklar da yine cok kalabalikti. Biz Utrechti cok gezdik bugune kadar ama kanallarinda pedal cevirmisligimiz yoktu. O yuzden bizi misafir eden arkadasimizin onerisi ile farkli bir sey yapip bu sefer sokaklarinda degil kanallarinda dolandik sehrin. Pedal cevirme isini beylere birakinca gezi benim icin onlara nazaran daha buyuk keyif oldu. Cok yaziya ne hacet iste kanallarinda dolasirken cektigimiz resimlerle Utrecht….


Utrecht'te bulunan kanallarin ikisi Eski Kanal ve Yeni Kanal olarak adlandiriliyor. Sehrin icinde ve etrafinda pek cok kanal var ancak gezi rotasi olarak biz bu iki kanalin parcasi oldugu bir cemberi tercih ettik. Takip ettigimiz cember Utrecht'in guzel meydanini da icine alan genis bir bolgeyi cevreliyor. Eski Kanal'a ait bazi fotograflar yukarida ve asagida :). Arkadasimizin anlattigina gore bu kanalin 1000 yildan eski oldugu biliniyor. Hatta Utrecht'teki Eski Kanal'in Amsterdam'daki kanallardan once yapildigini da soyledi bize. Ogrendigimize gore Utrecht'in kurulacagi donemde once bu kanal hazirlaniyor ve sonrasinda evler kanalin etrafina insa ediliyor.


Asagidaki resimler ise Yeni Kanal'dan. Yani sehrin yeni cevreleyicisinden. Resimlerden anlasilmiyor olsa da bu kanal Eski Kanal'a gore cok daha donemecli bir yapiya sahip. Yine arkadasimizin bize anlattigina gore bunun sebebi kanal  hazirlanirken zaten oradan akmakta olan bir derenin cizdigi yolun izlenmis olmasi. 


Elbette Hollanda'nin tum sehirlerinde oldugu gibi, Utrecht'te de her yanda bisikletlere rastlamak mumkun. Hatta sokaklarda degil kanallarda geziyor olsak da yolumuza cikiveriyorlar. Tamam belki sagimizdan solumuzdan gecmediler bu sefer ama kanallarda tepemizden sarkmayi basardilar. Baska bir ulkede bu kadar cok bisiklet gormek mumkun mudur bilmiyorum ama burada havadan onume bisiklet dusse sasirmayacagim sanirim :)


Bir cemberi tamamladiklarindan Yeni Kanal'in sonunda yine Eski Kanala ulastik. Hem de benim en sevdigim yere; kanal kenarinin kafelerle kaplandigi bolgeye. Bu kanalin etrafini cevreleyen kafeleri parti icin kiralamak mumkun. Resim cok kucuk ama asagidaki kolajda sol alt kosedeki resimde bir kafede kutlama var mesela :)
Yine arkadsimizin anlattigina gore bu kanallarin etrafindaki yapilar sanatcilar tarafindan da cok tercih edilen yerler. Eh onlari anlamam mumkun degil. Kimi yapilar ev kimi yapilar ise studyo olarak kullaniliyormus. Ama tabiki buralarda oturmak icin ciddi bir gelir duzeyini yakalamis olmak gerekiyor. Neyse rutubetlidir kesin buradaki evler zaten :P




Sehrin etrafindaki bu turu 1,5 - 2 saat icinde tamamlamak mumkun. Hele deniz bisikletinin icinde bir de dondurma yediniz mi gezinin keyfine keyif katiliyor :)

Kanal turundan sonra biz yine sokaklara vurduk kendimizi. Hem pedal cevirmenin yorgunlugunu atmak hem de guzel bir bira keyfi yapmak icin. Ben pedal cevirmemis olsam da dinlenme kismina katilamktan geri kalmadim tabi ki :) Mola verecegimiz kafeye giderken yolumuz sokak arasindaki bu sirin dukkana dustu. Yillardir gidiyoruz Utrecht'e ama bu kucuk dukkan daha once hic gozumuze carpmamisti. Hep diyorum ya en iyi bildigimizi dusundugumuz sehirler sokaklar bile aslinda daha once gormedigimiz surprizlerle dolu :) Arkadasimizin anlattigina gore bu dukkan Hollanda'nin ilk sekerci dukkani. Dukkanin ust kati da kucuk bir muze adeta. Cunku dukkanin acildigi ilk gunden beri kullanilan pek cok sey artik o katta sergileniyor.
Asagida gozlerinin icine baka baka fotograf cekmek istemedim de, su anda satis yaptiklari yer de buradan cok farkli degil aslinda. Cok eski ama her sey cok guzel dukkanda. Sekerler mi elbette lezzetli :) Hatta buradan aldigimiz drop bile fena degildi. Drop Hollandalilarin cok severek yedigi uzerine uc-bes yazi yazilabilecek bir sekerler. Ben su ana kadar severek yiyen bir elin parmagi kadar yabanci anca gordum. Ama onlara sorarsaniz dunyanin en guzel sekeri. Meyan kokunden yapilan bu degisik tada ben cok alisamadim ama bu dukkandaki fena degildi. (tahmin edeceginiz uzerine arkadas hatirina cig tavuk yendiginden Gulcin de  hic sevmiyor olsa da alinan dropu yedi:))

Utrecht gezisinin devami mutfakta gecti ah bir de sahane bir sohbetin eslik ettigi sofra basinda. Bu yaziyi guzel bir kanal manzarasiyla bitirmek istedim nedense. O zaman mutfak macerasi bir baska yaziya 
Hepimiz icin bu haftasonu da gunesli guzel bir haftasonu olsun...



14 Nisan 2011 Perşembe

Gadget kollar calissin...

Boyun ve sirt agrilari bana cok cektirmiyor olsa da rahatsizlik vermeye devam edince yasadiklarindan ders almayan bir insan olarak yine sirket doktorumuzun kapisini caldim. Ama bu sefer bir adim ileriye gitmeyi basardik. Beni muayene etti! Inanabiliyor musunuz nefes al gecer diyen adam beni muayene etti! Bugunu bloguma not etmek istiyorum: ) Bugun Hollanda’da bir doktor sikayetlerimi dinledikten sonra beni yarim saat muayene etti ve bu muayenenin sonunda parasetamol verip dinlen gecer demedi. Hatta durumum kendisini baya sasirrti ilginc bir vaka oldugumu bile soyledi. Su ana kadar sadece iki kere doktora gitmis olsam da cevremdekilerden dinlediklerimi de dusunerek bunu basardigim icin kendimle gurur duyuyorum :)

Saka bir yana meger benim boyun ve sirt agrilarim hemen hemen bilgisayar kullanan herkesin cektigi agrilardan biraz farkliyimis. Soyle ki insanin boynu ve kollari hareket ederken sirtindan da yardim alirmis. Ozellikle belli bir acinin ustunde hareket ettirilmeleri gerekiyorsa, sirtin ve boynun sirt ile baglanan kisminin, kollara ve boyuna destek olmasi gerekirmis. Bilgisayar kullanimi da kol, sirt, boyun bolgelerinin tamaminda bir hareket kisitlamasina sebep olurmus. Bu da o bolgelerin tamaminda agri yaparmis. Dolayisiyla bilgisayar kullanirken sirt, boyun ve kollari 2-3 saatte bir normal acilarinin biraz(!) ustunde hareket ettirerek bu agrilari azaltmak mumkun olurmus. Ki ben de arasira su hareketleri yapiyordum biraz faydasini da goruyordum.
Ancak, bunlar benim icin de hala faydali olsa da benim durumum tamamen farkliymis.

Soyle ki, benim kollarim ve boynum o kadar esnekmis ki, hareket ederken ne kadar normal acinin disina cikarsam cikayim sirtimdan ve boynumun sirtimla birlesen noktalarindan destek almalari gerekmiyormus. Aksine normalde kaplamalari gerekenden fazla bir acida hareket ederek sirtimdaki kaslarin hareket alanlarini da kisitliyorlarmis. Sonuc yeterince hareket edemedigi icin gerginlesen sirt ve alt boyun kaslari olarak karsima cikiyormus. Bilgisayar kullanirken de iyice hareketsiz kaldigimdan zaten gerilmis olan kaslardaki gerginlik iyice rahatsiz edici oluyormus. Yani normalde herkesin boynu ve kollari bilgisayar kullanmaktan etkilenirken benim daha fazla sirtim ve alt boyun kaslarim etkileniyormus. Ben kollarim da etkileniyor dedigimde, ne kadar etkilense normal insan seviyesinde etkilenemez bu kollar dedi doktor. Ama ben hep diyordum benim kollar gadget kollar diye, bu tibben de kanitlanmis oldu :)

Dinledim dinledim dinledim. Sonucta sunu anladim herseyin azi da cogu da zarar. Fazla esneklik insanin basina dert oluyormus demek. Haftaya Pazartesiden itibaren kollarimi calistirmadan sirtimi calistirmayi deneyecegiz. Basima ne isler acilacak bakalim heyecanla yeni egzersiz programimi bekliyorum:) 

Esnek pardon cok esnek kollarim, boynum ve ben artik calismaya donuyoruz. Hadi bakalim gadget kollar calissin :) Gitmeden bir de su karikaturu ekleyecegim:
Esnek misiniz diye sorarken bayan Harkness, calisma saatlerinizden bahsediyordum!
Bir daha is gorusmesi yapmam gerekirse ve bana esneklik hakkinda soru sorulursa aynen boyle davranmayi dusunuyorum :)

PS: Elbette bunlar doktorun bana anlattiklarindan benim anlayip unutmamak icin yazdiklarim. Hicbir tibbi degeri yok. Egzersizler de internette bulabileceginiz seyler onlarin da kesinlikle hicbir tibbi dayanagi yok. Bilginize :)

12 Nisan 2011 Salı

Haftasonu guzel olur misafirin olunca :)

Hollanda'da gunler aslinda guzel geciyor. Tarafsiz bir gozle bakinca Hollanda'da gunler aslinda cok guzel geciyor. Ama Hollanda'da gunler en cok misafirimiz varsa guzel geciyor J O zaman rutinden cikiveriyor aksamlar, sabahlar. Gidilen yerin guzel ya da cirkin olmasi degil nerede olursak olalim yapilan sohbetlerin keyifli olmasi onem kazaniyor. Yuzumuze yerlesen gulumseme gorduklerimiz kadar konustuklarimizdan da geliyor. Is te o zaman Hollanda'da gunler cok ama cok guzel oluyor.

2 hafta onceki haftasonumuz bu yuzden cok guzeldi. Cunku Y. ailesi toptan Almanyalardan bizi gormeye geldi. Hani biz Ekim’de onlara gitmistik, guzel guzel gezmistik,  onlar da bir nevi iadei ziyaret yapiverdi J Hava cok guzeldi, bizim keyfimiz yerindeydi, sevinecek kutlayacak haberlerimiz vardi, ustelik sagligimiz da yerindeydi. Oyle olunca Hollanda yollari bizi bekledi.


Lale bahcesi yeni acilmis, cok da lale yok aslinda ama olsun bizim olaniyla yetinmemize engel olmadi bu durum. Cicek kokularinin arasinda dolasirken bol bol sohbet de edince gunesli gun bol yurumeli bol eglenceli bir gun oluverdi.

Lale bahcesi ziyaretinin unutulmazi elbet Gonja ile bulusmamizdi. Daha dogrusu Gonja'yi yaratmamizdi. Ama en az onun kadar unutulmaz olan bir baska olay da zavalli Japon turist ile Urunikonun konusmalari, ayni Japon turistle Gulcinin otobus maceralari idi. Ayrinti vermeyeyim sadece Is it? Is it? diyeyimde ileride de gulelim. Onun disinda ben en iyisi buraya bahceden fotograflar ekleyeyim J


Lale bahcesinde yuruken bizce cok sevimli bir dans gurubuyla karsilasiverdik. Geleneksel Hollanda danslarini icra eden bu sevimli guruba biz de kenardan eslik ettik ama bizi aralarina almadilar. Dans ederken ne de cok eglendiler bizi de yaslarina ragmen gosterdikleri enerjiyle nasil da eglendirdiler. Kocaman bir masallah onlara… Tamam bu memleketin danslari biraz agir dolayisiyla her yasa hitap ediyor ama yine de dansin bu yas ortalamasina sahip bir grup tarafindan hala icra ediliyor olmasi da insani sevindiriyor.  Zaten ben Turkiye'de horon ceken dedeleri, semah donen teyzeleri, zeybek dokturen amcalari gorunce de onlari izlemekten aldigim keyif bazen gencleri izlemekten aldigim keyiften daha bile fazla oluyor. Bence onlarin adimlarindaki dogallik, vucut duruslarinin danslarina ekledigi anlamlar dansin sadece enerjik adimlarin bir araya gelmesi olmadigini bir kez daha kanitliyor. Dans bambaska bir sey. Ah benim icin dansin anlamini yazabilsem, ah benim icin dansin anlamini anlatabilsem. Bir dakika ben simdi hafta sonunu anlatacaktim degil mi :) Iste beni boyle dusunduren o sevimli dans eden teyzeler ve amcalar. En bastaki yuzu surekli gulen cift Uruniko ve benim favorimiz :)


Gunesli cumartesiden sonra pazar sabahimiz bizi degirmenlere goturecek vapur seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle husranla baslasa da ne gam. O vapur olmazsa bu vapur olur dedik biz de liman turuna gidiverdik. Bu, dort yil sonra burnumuzun ucundaki limana bizim de ilk ziyaretimizdi. Rotterdam limani Avrupanin en buyuk limani. 2004 yilina kadar dunyanin en buyuk limani da olan Rotterdam limani o tarihten itibaren Singapur ve Shangaydan sonra dunyanin 3. en  buyuk limani olarak kabul ediliyor.Liman turu beylerin vay be nidalarina ve liman hakkindaki konusmalarina bizim etrafta yasananlara yorumlarimizin eklendigi bir gezi olarak tamamlandi. Tamam her ayrintiyla ilgilenmemis olabilirim/z ama genel olarak cok etkilendigimi soyleyebilirim. Burnumuzun ucunda bambaska bir dunya varmis meger. O dunya konteynerlarla, kocaman gemilerle, tersanelerle kapliymis. O dunyadan milyonlarca konteyner dunyanin dort bir yanina gidip geliyormus. Etkileyici kesinlikle etkileyici ve bir kanit daha dunyanin bizim kucuk hayatlarimizdan ibaret olmadigina dair.

Rotterdam gunesi hava tahminlerini yalan cikarip bize gulumsemeye baslayinca kapali mekan turlarini sokak yuruyuslerine cevirmek farz oldu. Ben Rotterdamin sokaklarini bugune kadar elbette cok gezdim. Ama hic surekli hickirarak gezmemistim. Benim icin baya degisik bir deneyim oldu. Bir insan 6 saate yakin bir sure hickirabiliyormus artik biliyoruz J Bir de eger ki kari koca ortak soylenen keklerin hepsinden tadabilmek istiyorsan konusmayip kek yemen gerekiyormus yoksa sen tadina bakmadan kekler bitebiliyormus; onu da artik biliyoruz J

Yuruken, gulerken bir haftasonu daha boyle bitti. Yine gelin sevgili arkadaslarimiz. Bir de soylemeden gecemeyecegim ah su Rotterdam Frankfurt arasi 1-2 saat olsa biz daha nasil eglenecegiz J

8 Nisan 2011 Cuma

Hollandaca

Biz Hollandada yasamaya baslayali yaklasik dort sene oldu. Benim kurabildigim Hollandaca cumle sayisi ise bu 4 senede 4u azcik gecebildi. Dil ogrenmeye yetenegi olan bir insan degilim zaten ama bu ulkedeki yaygin ingilizce kullanimi da beni tembellestirdikce tembellestirdi. Hatta ilk yilin sonlarina dogru babamla aramizda soyle bir konusma gecmisti.
          -         Kizim Hollandaca nasil gidiyor?
          -         Ogrenemiyorum baba ya
          -         Niye ogrenemiyorsun?
          -         Ofiste herkes ingilizce konusuyor
          -         E bir tek ofise mi gidiyorsun sen hic sokaga cikmiyor musun?
          -         Sokaktada cogu insan hollandaca bilmedigimi soyleyince ingilizce konusuyor
          -         Kizim bakkala manava da mi gitmiyorsun. Ingilizce konusmayan hic kimseyi gormuyor musun?
          -         Goruyorum da baba ama Ingilizce konusmayanlar da zaten Turkce konusuyor.

Babam benim anormalliklerime aliskin oldugundan guldu gecti. Yok gecmedi baya guldu aslinda. Ama bu hal tam da benim Hollandaca ogrenememe sebebimi acikliyordu. Turkce ve Ingilizce bu dort sene de bana yetti de artti bile.

Gecen sene heves edip bir kursa gideyim dedim. Kurs Sali aksamlari 3 saat. Kurstakilerin cogu benim gibi calisanlar oldugundan 3 ayin sonunda kurs hocamizin ingilizcesinde goze carpan bir gelisme goruldu. Benim hatta bizim hollandacalar oldugu yerde kaldi.

Tamam kabul ediyorum benim de sucum coktu. Mesela hayatimda ilk defa bu kurs sirasinda tembel ogrenci oldum ben. Odevlerimi hep son aksama biraktim, hatta Ozan’i kandirip bir kismini ona yaptirdim J Hatta odev yapmadan sinifa girip bana gelecek soruyu tahmin edip sadece onu cevaplayarak dersleri atlatmak icin ugrastim. Hani parmakla sayarsiniz ya 5. soru bana gelecek 7. soru bana gelecek diye aynen oyle J

Bu yasima kadar tembel ogrenci olmanin cok stresli oldugunu dusunurdum hep caliskan olmak daha kolay derdim. Yalanmis. Ne var; tamam hangi soru sana gelecek bakiyorsun bazen yanlis cevap veriyorsun ama dersten cikinca stres bitiyor J Laf aramizda 20li yaslarimin sonunda tembelligi pek sevdim. Her nasil olduysa kursun sonundaki sinavi da gactim gecmesine de hala Hollandacam ayni kotu noktadaydi.

Ne girdigimiz toplantilarda arasira yapilan Hollandaca sohbetler, ne tren istasyonunda yapilan anonslari anlamadigim zamanlar, ne eve gelen mektuplari okuyamadigim anlar Hollandaca bilmiyorum diye hayiflanmama sebep oldu bugune kadar. Anlamadigim noktada birine ingilizce sorup yardim aldim bitti. Hollandaca bilmemekten hic rahatsiz olmadan yasadim gittim. Taaa ki dun aksam trende bana "Haallooo" diyen ve benimle konusmaya Hollandaca devam eden yakisikliyla karsilasana kadar.

Is yerinden eve donmek uzere bindim trene. Aldim elime kitabimi yola koyuldum. Sadece 1 durak sonra yaninda kendinden baya yaslica bir hanimla sari kafali mavi gozlu bir yakisikli bindi trene. Benim yanimdaki, koridorun diger tarafindaki koltuklara oturdu. Ayaklarini uzatti. Soyle bir yerlesti. Ve belinden egilerek goz hizama girip hatta onu gordugumden emin olmak icin el sallayip "Haallllooooo" dedi bana. O egilmis haliyle, sari kafasiyla ve cikardigi komik sesle dunyanin en komik yakisiklilarindan biriydi. Ve ben de "Halllooo" diyince ona konusmaya devam etti ama ne yazik ki Hollandaca.

Eminim sadece 3-4 yaslarinda olmasa ingilizce de konusabilirdi benimle ama napsin henuz o kisimlara gelememisti muhtemelen. Kucuk enerji topu yakisikli ben ona cevap vermeyip sadece gulunce el sallayip Halllooo demeye devam etti bana. Ama bu seferki Hallolar "Ssttt duyuyor musun sana soyluyorum" manasina geliyordu; ses tonundan anladim kadariyla J

Yanindaki yasli hanim yani tahminen anneannesi benim sadece ingilizce konustugumu soyleyince sasirip cok sasirip bana dondu ve “Äaaaaa” dedi. Iste 4 yil sonunda o an ben Hollandaca bilmedigime ilk kez hayiflandim. Is icin konustugum onca insan, komsular arkadaslar hic birinin “demek Dutch bilmiyorsun” demesi onemli olmadi da o 4 yasindaki sari kafali yakisiklinin “Aaaaa” demesi beni utandirdi J

Takmadi bunu cok ama, konusmaya devam etti. Yerinde duramadigindan koltuklar arasinda dolandi durdu bana bir seyler anlatti, anlamadim. Hayatimda gordugum en hareketli cocuklardan biriydi. Hatta bir ara karsilikli koltuklarin arasinda elleri bir koltukta, ayaklari digerinde yaylandi durdu. Zaten boyu da koltuk arasi kadar oldugundan bu oyundan pek keyif aldi. Hatta aldigi keyfi benimle daha da heyecanli konusarak paylasti ama anlamadim.  

Sonra tren son istasyona vardi. O ziplayarak trenden inmek uzere ilerlerken (evet yurumuyor zipliyordu J) son kez el salladi bana. Bu kez “bay bay” dedi. Ben de ona bay bay dedim. Ve o sari kafa uzaklasirken arkasindan baktim. 4 yil sonra ilk kez sunu dusundum "Keske Hollandaca bilseydim"…

PS: 3 seneye kalmaz ingilizce ogrenir kesin :P O zaman konusuruz :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails