31 Mart 2011 Perşembe

Gitti. Puff!!!

Tum 2010 yilina ve 2011in ilk iki ayina ait arsivledigim tum maillerim kayboldu. 
Gitti. Puff!!!... 
Sordugum sorular- aldigim cevaplar 
Gitti Puff!!!...
Bana sorulan sorular - verdigim cevaplar
Gitti. Puff!!!...
Yapilan tartismalar- vardigimiz anlasmalar. 
Gitti. Puff!!...
Koydugum bitirme tarihlerine dair aldigim sozler. 
Gitti. Puff!!!...
Daha neler neler... 
Gitti. Puff!!!

Sebep mi?
Teknik ekibe gore olurmus boyle seyler

Ne mi yapacaklar?
Teknik ekibe gore ne oldugunu bilmiyorlarmis ama kurtarabilirlerse kurtaracaklar

Cok guzel!
Boylece calismak daha da zor oldu!

Bir yandan da bosver!
Ne yapicam ben simdi bilemiyorum ama olsun aksiyon oldu :)

Icimden bir ses sana cok pahaliya malolacak bu kayip diyor ama 
israrla duymuyorummm, duymuyorummm, duymuyorummm :)

Ve yine o icimdeki ses seni teknik ekiple yapilacak uzun konusmalar bekliyor diyor ama 
hadi bakalim hayirlisi diyorum :)

Guluyorum tamam da 
Kurtarsinlar maillerimi ama

Kurtarirlar kurtarirlar degil mi?
Yoksa kendimi mi kandiriyorum?

29 Mart 2011 Salı

Gecen yil bu zamanlar_2... Leverkusen de bir gun ve hayatimizda bir ilk....

Gecen yil bu zamanlar Leverkuzen'e gitmistik biz. Ben aslinda basta hic gitmek istememistim. Ama gittim ve sanirim bu gezi bana sunu ogretti: cok da hoslanmadiginiz seylerden kactiginizi sanarken hayatin size hazirladigi guzel surprizlerden de kaciyor olabilirsiniz. ben iyi ki bu surprizi kacirmamisim diyorum simdi. Zaten boyle boyle kacip gitmez mi hayat?

Leverkusen de bir gun ve hayatimizda bir ilk....
Siradan bir Almanya gezisini bir ziyaretle birlestirip yollara dustuk gecenlerde yine Ozan’la. Bu seferki rotamiz Leverkusen. Evet o futbol takimi Bayer Leverkuzen olan J

Leverkusen’ e gidis
Bizim gibi Hollanda'da yasayip toplu tasima araclarini kullananlar icin Leverkusen'e ulasmak cok da zor degil. Utrecht’ten Frankfurt yonune giden trene atliyorsunuz ve Dusseldorf’ta konforlu tren yolculuguna son veriyorsunuz. 

Hollanda ve Almanya arasindaki en rahat ulasim Almanya ya ait ICE hizli trenlerini kullanmak. Ama sansli iseniz. Yok bizim gibi yolculuklarda sans her zaman da yaninizda olmuyorsa uzun rotarlar ve otobus aktarmalariyle yol cekilmez hale gelebilir. Ancak bu sefer biz de sansliydik.  Yaklasik 2,5 saat suren yolumuz rotarlarla ya da aktarmalarla cile haline gelmedi. 

Dusseldorftan sonra bir trene daha binmeniz gerekiyor Leverkuzene ulasmak icin ancak 15 dakika civari suren bu yolculuk yolculuktan sayilmaz bile J

Leverkusen
leverkusen resmi sitesinden
Sehrin ismi insana tabi ki hic yabanci gelmiyor. Hatta yola cikmadan once ben israrla Bayer Leverkusen'e gidiyoruz diyip duruyordum. Aslinda bu bir gunluk kisa ziyaretten sonra aklimda bu tanimlama tamamen yeretti diyebilirim. Tren istasyonuna indiginiz andan itibaren dort bir yaninizda Bayeri gormek mumkun. Kafanizi cevirdiginiz her yerde ya bir park adi, ya bir spor merkezi adi olarak Bayer karsiniza cikiyor.

Bir Alman sirketi olan Bayerin buyuk merkezlerinden biri de zaten bu sehirde bulunuyor. Kucuk sehir turumuz sirasinda 1980li yillarda Bayerin genel merkezligini yapmis ama simdi emeklige ayrilmis binalari, yeni genel merkezi, sehrin buyuk bir kismini kaplayan uretim tesislerini, deneme bahcelerini gorme firsatini yakaladik. Tum bunlarin yanisira BAYARENA olarak adlandirilmis bayer leverkusene ait futbol  stadyumunu da gorduk. Rahatlikla soyleyebilirim ki tum sehir merkezi bir sekilde bayer ismiyle kaplanmis durumda.
Sanirim Bayere ait bir kac yapiyi siralarsam bayer etkisinin sehirdeki gucunu anlamak daha kolay olacak
  • Hastahane
  • Alisveris merkezi
  • Cocuk bakim evi
  • Halka acik park – japon bahcesi
  • Halka acik yuzme havuzu
  • Havalani


Benim aklimda kalanlar bunlar ancak liste uzayip gidiyor.

Sehir icindeki bir nevi Bayer turundan sonra biraz sehrin disina cikip tarihi bir kathedrali ziyaret ettik. Sanirim gunun en dogru kararlarindan biriydi bu. Hani bazi kathedraller, kiliseler aninda huzurlu bir ortama girmis hissi verir ya insana iste oyle bir yer bu da. Hemen yani basinda rahibelerin kaldigi bir nevi bir egitim merkezi var. Kus seslerinin yaprak hisirtilarina karistigi bir huzur merkezi. Sanirim Leverkusen de gorulmesi gereken yerlerden biri.

Bu gorebildigimiz bir iki tarihi-turistik merkezin arasi yine Bayere ait denemeler ya da uretim tesisleri ile kapli. Ogrendigimize gore zaten sehirde yasayanlarin yaklsaik %90i da bayer calisani. Bir an icin is yerine bu kadar yakin yasamak ve etrafinda surekli tanidik birilerinin olmasi insana cazip gelse de surekli isini hatirlatacak bir ortamda yasamanin biraz da yorucu olabilecegini dusunuyorum nedense. Iste sehrin ne kadar Bayerle ozdeslestigini gosteren bir resim daha :)
Leverkusen resmi sitesinden
Leverkusen ve hayatimizda bir ilk
Boyle turistik gezintileri kahve molari ile suslerken gun, ev sahibimizden gelen beklemedigimiz bir teklifle hayatimizdaki bir ilke sahiplik eder oluverdi. Teklif geldiginde Ozanín saskin bakislari altinda ‘Aa Evet!! Neden olmasin!!’ diyordum ben yine. Ozan da sanirim benim cesaretimin verdigi saskinligin tesirinde kabul etti ayni teklifi.

Bir kac saat icinde kendimizi havalaninda 2 kisilik tek motorlu bembeyaz bir ucagin yaninda buluverdik. Itiraf etmeliyim ucagi gordugum an bu ufacik sey mi tasiyacak bizi havalara diye dusundum. Ama bu bir anda geliveren korku dalgasinin cesaretimin onune gecmesine izin vermedim. Aferin bana! Ayni korku dalgasi yuzlerce metre yusekten asagiya bakarken, onumuzde donup duran pervanenin yarattigi renkleri izlerken, ucak(cik) bulutlarin etkisi ile hafif hoplamalar yasa(ti)rken de beni ziyaret etti ama yine onu kendimden uzaklastirmayi basardim basarabildim. Tekrar aferin bana! 


Yukseklerde olmayi seviyorum. Icinde yasadigimiz evleri, yurudugumuz yollari, saatlerce yuzerek asabildigimiz mesafeleri bir kalemle cizilmis gibi gorebilmek beni mutlu ediyor. Sanki oyle uzaktan bakinca icindeyken bana kocaman gelen seylere, hayatin nasil bir duzeninin oldugunu daha iyi kavriyorum. Sonra hayatta ne kadar kucuk bir ayrinti oldugumu hatirlatiyor ucmak bana. Ben bunca disindayken o yasadigimiz duzenin, herseyin nasil da akip gidiverdigini goruyorum sanki. Hayatin merkezinde olmadigimi bir kez daha kavriyorum. Ama oyle melankolik bir his degil bu. Bilakis seviyorum bu hissi. Insan aslinda kendini onemsemeli ama belli bir limiti olmali bunun bence. Hani dunyadaki duzenin hele ki kendi dunyamizdaki duzenin elbette cok onemli bir parcasi olmaliyiz ama o dunyanin bizim icin dondugu hissine de kapilmamaliyiz diye dusunuyorum. Iste ucarken bunu daha iyi anliyorum sanki; dunya ben icinde olmasam da donuyor...

Sevgili pilotumuz ucagi istersem kontrol edebilecegimi soyledi bana. Aman tanrim!!! Inanailmaz bir his... EN ufacik bir hareketimin bile ucagin gidisini boylesine etkileyebilmesinden korktum sanirim. Evet ucmak guzel ama sanirim bir ucagi ucurabilmek bana gore degil. Onun icin biraz daha cesur hatta gozu kara olmak gerekiyor. 10. Hatta 5. Saniyenin sonunda ucagin kontrolunu sahibine birakmayi tercih ettim. Bu stresi yasamaktansa pencereden disarilari izlemek cok daha buyuk bir keyifti inanin. 

Uzerinden gectigimiz evler ufacik, yanindan gecerken kocaman gorunen fabrikalar da aynen oyle. Ama gokyuzunden daha bir heybetli gorunuyor kaleler, kathedraller... Bir kez daha yuzlerce binlerce yil once, o zamanin imkanlariyla boylesine heybetli yapilari yapabilenlere saygi duydum. Aslinda boyle seyleri dusundukce kendi isime duydugum saygi an be an azaliyor. Neyse bu sanirim baska bir yazinin konusu...

Tekrar ayaklarim yere bastiginda hissettigim tek sey bunu yapabilmis olmanin bana verdigi sevincti. Gorduklerimin guzelliginin yanisira ben aslinda Gulcince bir siniri daha asmanin keyfini yasadim gunun geri kalan kisminda.

Ve bir itiraf daha.. benden sonra havalanan Ozanin geri gelisini beklemek havada olmaktan daha gerginlik verici bir histi sanirim.

Hayatimizda bir ilki daha boylece yasamis olduk...

Leverkusene veda
Gittigimiz yolla evimize donerken sunu dusunuyordum: Insanin ne zaman ne yasayacagi hakikaten belli olmuyor. Hayat gercekten surprizlerle dolu ve onlari yakalamak da elimizde belki de.... Gun gectikce suna daha cok inaniyorum biz izin verdikce hayat bize guzellikleri yasatabiliyor...

Gulcince 10
  1.  Tren yolculugu sirasinda sicak bir cay esliginde muzik dinleyerek yolu izlemek
  2.  Sehrin disindaki kathedrale yapilan kisa ama huzurlu yolculuk
  3. Ogle yemeginde Firinlanmis paneli mozeralla peyniri yemek..
  4. Hayatinizda bir cilginlik yapma sansiniz varsa onu ertelememek..
  5. Yemeginizin yaninda buz gibi bir alman birasi yudumlamak
  6.  Gun boyu sizden cok daha deneyimli bir insanin ders vermeyen ama tecrubelerini aktaran sohbetini dinleme sansina sahip olmak
  7. Almanya donusunde starbucks kahvesini yudumlamak. (Hollandada bu yila kadar 1 tane strubucks vardi o da havalaninda. Ikincisini de bu gezinin sonunda Utrechtte gordum. O nedenle onemli bir madde benim icin J)

10 maddeyi bulamadik ama bir gunluk bir geziden 7 madde cikmasi kabul edilebilir sanirim J

ve 2011:
Hala ucmayi cok ama cok seviyorum ama simdi onume bu ucagi koysalar ucar miyim acaba?
Emin degilim ama yine de Evet cevabina daha yakinim :)

Hala gezmeyi cok seviyorum ve hala gezilerden sonra yazi yaziyorum ama Allahtan artik bu kadar uzun yazmiyorum :) Bu nedir ya bu kadar uzun yazi yazilir mi :)

Ve hala biliyorum: dunya ben icinde olmasam da donuyor... Ama yine de kendi kucuk hayatimi olusturan renklerden biriyim. Iste bu kadar...

28 Mart 2011 Pazartesi

Gecen yil bu zamanlar... Gulcince sinirlari asmak

Gulcince'yi yazmaya gecen yil Mayis'ta baslamistim. Yeniden yazayim bir seyler demeye ise gecen yil Mart'ta. Bugun soyle bakarken bilgisayarima bu yaziyi gordum yazmisim da yazmisim tam da gecen yil 28 Mart'ta. O zaman bir yil rotarli olsa da alsin yerini buaralarda :) Yazinin devamini 29 Mart'ta yazmisim ona da yarin gelecek sira :) 


Gulcince sinirlari asmak...
Bu aralar etrafimdakileri sasirtiyorum. Bu aralar kendimi de sasirtiyorum. Aslina bakarsaniz bu aralar ben bile kendi yaptiklarima daha da onemlisi yapmak istediklerime inanamaz haldeyim. Yasadigim yorucu donemden sonra kendimde degisik bir enerji hissediyorum. Sanki her seyi yapabilecek guce kudrete sahipmisim gibi. Ben ki risk almaktan hoslanmayan insan, ben ki yeni bir yemegi bile yerken defalarca dusunen hatta cogu zaman neyse ben simdi bunu yemeyeyim midem falan rahatsizlanir diyen insan, her turlu degisiklige ‘Aa evet! Neden olmasin’diye tepki veren bir insana donustum.

Ha her ‘Aa evet! Neden olmasin!!’ dedigim seyi yapiyor muyum? Cok sukur hayir. Ama benim boyle degisik seyleri yapmayi aklimdan geciriyor olmam bile bir nevi mucize. Cok klise bir lafla insanlik icin kucuk ama Gulcin icin buyuk adimlar atiyorum su sira hayatimda. Bu durum beni sasirttigi kadar etrafimdaki beni seven herkesi de sasirtiyor farkindayim. En cok da Ozan’i.  Hele ki en son kendisine  Euromast’tan iple mi insem acaba dedigimde yuzunun aldigi sekil gorulmeye degerdi.

Merak edenler icin Euromast Rotterdam’da bulunan bir kule. Havanin bulutsuz oldugu gunlerde ki cok fazla boyle gun de yok aslinda Rotterdam’da, tepesine cikmak ve sehri yukseklerden izlemek mumkun. Ha daha da cilginim diyorsaniz bazi ozel gunlerde iple yuzlerce metreden asagiya da inebiliyorsunuz. Ayrintili bilgi icin bakiniz http://www.euromast.nl/en/

Konumuza donersek; ben bunu yapar miyim? Hayir... Ama Gulcinin bunu dusunuyor olmasi acaba yapabilir miyim diye aklina sorular yollamasi bile sasirmaya deger.

Bu fikri Ozana acikladiktan sonra kendi kendime biraz gecmis gunlere gittim. Cok zorlu bir yilin sonunda uiversiteyi kazanmisim. Annem, babam, abim ve ben kayit icin okula geliyoruz. Okul hayranlik yaratiyor. Eylul ayindayiz, hava sicak. Gunes isiklari bogazi daha da bir isil isil yapmis. Etkilenmemek mumkun degil. Zaten takip eden yillarda da hava gunesliyken, okulda oldugum bir tek gunu bile bogazin goruntusu siradan birseymis gibi dusunerek gecirmiyorum. Her gunesli gunde o goruntuye hayranlikla bakiyorum.  Iste o ailecek okulda oldugumuz ilk gun de her sey harika, ruya gibi. Tek bir sey haric. Yokuslar... Her yan yokuslarla dolu. En basiti guney kampuse inmek icin kocaman!!! bir yokusu geride birakmak gerekiyor. Otoparktan guneye inen yokusu saymiyorum bile. Ben yuksekten korktugum kadar, yokuslardan da korkuyorum. Dolayisiyla o ilk gunun buyuk bir kismini ben buralari nasil inip cikicam diye dusunmekle geciriyorum. Iste bu boyutta yukseklik korkum ya da en ufak bir riski bile almama halim o zamanlar. Yillar geciyor. O yokuslari zaman zaman kosarak inecek hale geliyorum. Ama itiraf etmeliyim hala otoparktan guneye inen yokusu kosarak inmiyorum, inemiyorum...

Iste o Gulcin simdilerde Euromast'tan iple inmeyi dusunebiliyor. Iste o Gulcin simdilerde surekli ucmak surekli ucmak istiyor. Havalarda olmayi zaman zaman yerde olmaya tercih ediyor. Iste o Gulcin hic aklinda yokken bir Cumartesi gunu tek motorlu iki kisilik bir ucaga henuz 15 dakika once tanistigi bir pilot adayiyla binip, hic tanimadigi bir sehre yuzlerce metre tepeden bakabiliyor. Ustelik bundan buyuk keyif aliyor... 

Yazinin basinda dedim ya yasadigim zor donemden sonra ben de kendime sasar oldum. Sanki su asagidaki soz risk almayan ve alan Gulcin arasindaki farklari ozetliyor.

"A ship in port is safe; but that is not what ships are built for. Sail out to sea and do new things."
‘’Limanda duran bir gemi guvendedir. Ama gemiler limanda durmak icin yapilmamislardir. Acik denizlere acil ve yeni seyler yap...’’

Evet ben sanirim bugune kadar hep guvende olmayi sectim. Ama simdi simdi anliyorum ki hayat akip gidiyor. Ve aslinda insan hep guvende olmak icin gelmiyor hayata. Risk almaz, hata yapmaz ise sanki hayatini bir parca eksik yasiyor. Bu ruh halim ne kadar surecek bilmiyorum. Ama hazir kendimce bu kadar cesurken, bugune kadar yapamadiklarimin bir kismini olsun yapayim istiyorum. Yok ben oyle kayalarin tepesinden denizlere atlayamam, ya da ne bileyim yuksek tepelere sirtimda uyku tulumumla tirmanamam belki. Ama kendi yapamadiklarimin bir kismini yapmaya baslayabilirm. O yuzden ben de gulcince cilginliklar yapmaya calisiyorum. Bunlar baskalari icin dogal yasamlarinin parcasi olsa da ben gulcince sinirlari asiyorum... Bir sonraki Istanbul gezimizde Otoparktan guneye inen yokusu kosarak ineyim mesela J


Ve 2011: 
Hala inemedim o yokustan kosarak.
Ama bu bir yilda yapmayi dusunduklerim bana simdilik yetiyor. 
Benim gemim artik denizlerde sanirim. 
Ama itiraf etmeliyim hala kiyidan cok uzaklasamiyor. 

23 Mart 2011 Çarşamba

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim 1:
Vakitlice (in advanced) tatil plani yapmak;
Ekim – Nisan aylari arasinda yapilacak seyahatler icin 2-3 ay onceden,
Nisan – Haziran arasinda yapilacak seyahatler icin 3-5 ay onceden,

Haziran – Ekim arasinda yapilacak seyahatler icinse 1 yil onceden bilet almak demektir.
Ve Gulcin yurt disinda ne kadar uzun kalirsa kalsin bu kadar erken tatil plani yapmayi basaramaz, ogrenemez. O nedenle yaz tatilinde Turkiye'ye gitmek icin baktigi her bilet normal bilet fiyatinin 2-3 katidir.

E ama insaf Mart'ta hatta Subat'ta Temmuz sonuna bilet bakiyorum hala vakitlice plan yapmis sayilmiyorum. Kalimero gibi "Ama haksizlik bu oyle degil mi?" diye soylenerek yuruyup uzaklasmak istiyorum buradan. Belki Temmuz sonuna kadar yuruyerek Turkiye'ye varirim.

PS_1: Bir de bu ulkelerde rezervasyon mantigi yok; bileti direk almak gerekiyor. demek rezervasyon da yapilabiliyor olsa 3 yil sonrasi icin uygun bilet bulamayacagiz :)
PS_2: Ama Kalimero ne olursa olsun asla yurumekten vazgecmezdi ben de tatil plani yapmaktan vazgecmeyecegim tabi ki :)

20 Mart 2011 Pazar

Kralingen'de Pazar

Gunes bizim buralara uzun suredir ugramadigindan gelisiyle ne yapacagimizi sasirmis durumdayiz. Mumkun olsa eve hic girmeyip sokaklarda yatacagiz. Gunes batinca hava sogumasa ve ben hala yol yorgunluguyla bogusuyor olmasam korkarim bunu gercekten yapacagiz :) Bugun de gunes bizimle olunca ancak ogleden sonraya kadar evde durabildik. Sonrasinda kendimizi yollara atip bu kez Rotterdam'daki bence en guzel yerlerden biri olan Kralingen bolgesine gittik.

Kralingen Rotterdamin hemen yanibasinda ama sehirden kacmak icin de kullanilabilecek sakin bir yerlesim yeri. Bolgenin en guzel yani kocaman bir gol ve onu cevreleyen genis bir ormanin etrafina kurulmus olmasi. Yaz kis temiz havada kosmak isteyenlerin, piknik yapmak isteyenlerin, patenleriyle bisikletleriyle golun etrafini turlamak isteyenlerin olusturdugu kalabaliga karismak mumkun burada. 

Benim icin her zaman Kralingen sehire yakin bir huzur alani. Bugun de dolasirken dusundum; temiz havayi icime doyasiya cekebildigim, sevdiklerimin saglikli ve huzurlu oldugunu bildigim, aklimin dusuncelerle kararmadigi, gozlerimin ruzgarin hareketlendirdigi bir gol suyuna bakarken dinlendigi, etrafimin tanimasam da mutlu olan insanlarin sesiyle sarildigi o bir kac saatlik surede ben gercekten huzur buldum.Hatta cektigimiz bir iki fotografa bakarken hala huzur buluyorum.

Ama biliyoruz ya bugunlerde huzur anlik; ya televizyonu acana kadar ya aramizda yasananlari konusmaya baslayana kadar bizimle olabiliyor. Ne diyebilirim; dilerim dunyanin her yerinde huzura ihtiyaci olan milyonlarca insan da en kisa zamanda barisa, sagliga ve huzura kavusurlar. Savasin cozum olmadigini binlerce defa tecrube etmis olan hepimiz dilerim bir kez daha ayni seyi buyuk acilari izleyerek ogrenmek zorunda kalmayiz. Neye uzulecegimizi sasirdigimiz su gunlerde umarim gunes acilari tedavi edecek kadar da, gelecege umutla bakmamizi saglayacak kadar da guclu yanimizda olur....   

Rotterdam'da bir bahar gunu nasil guzelmis :)

Ben aslinda New York gunlerini yazacaktim ama oyle guzel bir bahar gunuydu ki bugun; onceligi kapiverdi :)

Gunes guzel yuzunu gosterdi. Nasil ozlemisim. Evimde olmayi, seyahat telasi olmadan bir hafta sonu gecirmeyi, gunes bizi isitirken yollarda yurumeyi, bahari, gunesi, derelerin isiltisini... Kisacasi tembel ve gunesli bir bahar gununu nasil ozlemisim. Dun yagan yagmurdan sonra bu hafta sonundan da umudum yoktu aslinda ama nasil da yanilmisim. Bir de iyi ki yanilmisim :)

Telassiz, plansiz, tembel bir yuruyus insanin bedenini de ruhunu da ne guzel dinlendirirmis ve ben bahar havasiyla dinlenmeyi nasil ozlemisim. Rotterdamin sokaklari bahar havasiyla nasil da guzel gorunurmus. Ben bunca yildir bu bahar isiltisini nasil da fotograflamamisim:)


Tembel gunun sonuna bir de sinema keyfi eklenince, hele izlenen film King Speech olunca gunun keyfi nasil artarmis ve ben boyle keyifli bir gunu nasil da ozlemisim. Gulcin aday olan tum filmleri izlememis olsa bile Oscarlar konusunda King Speech aldigi Oscarlari haketmis hatta Geoffrey Rush en iyi yardimci erkek oyuncu odulunu alsa bence sasirtici olmazmis diye yorum yapabilirmis ben bunu nasil da umutmusum :) 

Rotterdamin gece isiltisina dunyamiza bu ara daha yakin olan super ayin isigi da eklenince kopru nasil da fotograflik olurmus ve ben ay isiginda yurumeyi nasil da ozlemisim... Insan yillardir yasadigi sehiri bir gunde nasil eskisinden daha cok severmis ve ben bunca zamandir bu sehire kendisini bana sevdirmesi icin sans vermeyerek ne buyuk bir hata yapmisim :) 

Hosgeldin bahar... Uzun uzun kal... Varligin bile neselenmeye yetiyor inan :)

PS: Ben yazmiyorum, yazmak istemiyorum ama dunyada bizi uzecek ne cok sey oluyor bu ara. Deprem, nukleer tehlike simdi de savas... Gunes siliverse acilari da dunyadaki tum insanlar huzurlu ve mutlu yasasa keske. Ah bir de tum halklar kendi hayatlari hakkindaki kararlari kendileri sadece kendileri verebilse de su tepisen fillerden bir kurtulabilseler keske... keske... keske...

11 Mart 2011 Cuma

Gulcin New Jersey'den bildiriyor.... Kisa Kisa

Oturup, kafami toparlayip bir seyler yazamadim bu ara. O yuzden aklimdakileri kisa kisa da olsa unutmadan not edeyim dedim. Birbiriyle alakasiz bir suru sey biraraya gelmis oldu ama napayim zaman az isler cok olunca, aklimdakileri de unutmak istemeyince boyle yapiverdim :)

-         Bu memlekette su yerine kola ictiklerini dusunmeye basladim. Her kosebasinda bir kola makinasi var ustelik alabilecegimiz en kucuk kola 0.7 litre ama soyle alistigimiz gibi lezzetli bir su icmek icin gosterdigim cabayla sahra colunde de suya ulasabilirim diye dusunuyorum :)

-         Ben Turkiyedeyken cok calisiyoruz saniyordum. Burayi gorunce vazgectim. Daha once hep egitime geldigimden bu yuzleriyle cok karsilasmamaistim ama cilginca calisan hatta ogle yemegini bile bilgisayar basinda yiyen insanlarla sarilmis durumdayim. Kesin oyun oynuyor ya da dizi izliyorlardir; anti sosyalliktendir bu hal dedim ama yanilmisim. Soyle bir dolandim ofiste herkes gercekten yemek yerken calisiyor. Kendimi black swanlarla sarilmis gibi hissediyorum :)

-         Burada bana verdikleri fislerle harcamalarimi sirkete yolladigimda bana ne diyecekler cok merak ediyorum. Dayanamadim bir tanesinin fotografini cektim. Sanirim hicbir seyin ayari yok bu memlekette. Ya fislerde urunun yapiminda kullanilan malzemeye kadar yaziyorlar ya da asagida goruldugu uzere beyaz kagida bunlari bunlari yedi diye yazip yanina damga basiyorlar. Saka gibi :)
-       Haritada yakin gorunen mesafelerin aslinda kac mil oldugunu kontrol etmeden yola cikmamam gerektigini yeniden anladim. Otelin dibinde gorunen restorana ulasmam 20 dakikami aldi. O kadar da sordum resepsiyondaki kiza aa hemen yurusunuz dedi. Acaba ben kucuk kaliyorum bunlarin yaninda ondan mi uzun surdu yurumem anlamadim :)

-         Bakkal buldum burada hani cizgisiz dosya kagidinin yaninda gripin, onun yaninda kagitli cukulata onun yaninda tozlanmis makarna paketleri duran o eski bakkallardan :) Ama o kadar pisti ki kabuklu ceviz alinmaz oyle diyeyim. Sadece pil aldim ama paketini neyle silecegimi sasirdim gerisini siz tahmin edin :)

-      - Dun aksam hemen S.tarbuckstan "Marble Pound Cake" dedikleri mozaik kekimi yedim. Yok bu ulkede S.tarbucks bu keki harika yapiyor yeniden kabul ettim. Gecen gelisimde hayran kalmistim bu tada ama heralde kafamda abartili bir imge olusturdum diyordum. Yok gercekmis. Resmen yemege doyamadim bir kac tane alip eve mi gotursem diyorum :)

         -   Kahve ile aramizdaki yillardir korudugum mesafe gun be gun azalmakta. Sabah 4te kalkip aksam 10 da yatabilince gunu kafeinsiz kapatamaz oldum. Buradaki caylar da bir garip oldugundan kahveyle dostlugumuz gucleniyor. Ama yok ne yapsam turk kahvesinin yerini tutamiyorlar :) Eve gideyim bir demlik cay sonra da bol kopuklu bir turk kahvesi yapip icmeyi planliyorum :)

-  Oteldeki gorevliler, girdigimiz dukkanlardaki tezgahtarlar, taksi soforleri yani servis sektorunde karsilastigimiz herkes direk "Heeeyyy, how are you today?" diye soruyorlar. Ben yoldan gecen tanimadigim insanlara bile merhaba gunaydin diyebilirim ama bu sanki tanisiyormusuz da yeniden karsilasmisiz gibi konusma sekline biraz sasirdim. E onlar halimi hatrimi sounca ben de kafami cevirip gecemiyorum :) Yani bu aralar tanimadigim bir suru insanla baya hal hatir muhabbeti yapiyorum :) Ama laf aramizda sevdim bu muhabbetci tavri; cok egleniyorum :)

Yarindan itibaren New Jersey unleri simdilik sona eriyor ve New York gunleri basliyor. 
Bu hafta yasadigim yogun tempodan dolayi ne kadar yorgun olsam da 
New York gunlerini sabirsizlikla bekliyorum :)
Bir de su disarida durmaksizin yagan yagmurun dinmesini de sabirsizlikla bekliyorum.
Bakalim Gulcin'i koprunun obur tarafinda neler bekliyor :)

nj.com'dan...

8 Mart 2011 Salı

Gulcin New Jersey'den bildiriyor....

Carsamba gunu verilen ani bir kararla birkac toplantiya katilmak icin yollara dustuk. Bu kez Amerikadayim ama Ozansiz :( Is icin gelmis olsak bile bu yolculugu sadece is olarak gormek istemiyorum. Daha once gelmedigim yepyeni bir yerdeyiz, yeni yemekler yiyioruz, yeni yerler gormeye calisiyoruz, oyle ya da boyle gunluk rutinimizin disinda bir kac gun yasiyoruz. Dolayisiyla bir hafta normalin iki kati tempoyla calismak zorunda kalacak olsam da ben olabildigince anin keyfini cikarmaya calisiyorum.



Hafta ici ofise yakin oldugu icin New Jersey’de olacagiz. Hafta sonu ise kendimi Hudson nehrinin diger kiyisina yani New York’a atmayi planliyorum. Henuz kesinlesmis bir planim olmasa da Manhattan'da gokdelenlerin arasinda avarece dolasmayi, Brodway'de bir cay icmeyi, Soho'da dukkanlarin vitrinletine bakmayi planladim bakalim ne kadarini yapabilecegim. Dun aksam o kadar cok yagmur yagdi ki, bulutlarin tamamen bosaldigini ve haftasonunun gunesli gecegini dusunmek istiyorum. Hatta hafta sonu gunesli gecsin diye icimden durmadan dua ediyorum. Lutfen lutfen lutfen hafta sonu yagmur yagmasin....

Aslinda Amerikada ilk gun ilk hayal kirikligini da beraberinde getirdi. Zira Pazar ogleden sonrayi alisverisle doldurmayi planlamis olsam da pasaport sirasinda gecen 1,5 saat nedeniyle otele 3 civari varabilince ve otele en yakin outlete gitmek icin taksiye tek yon 60-80 dolar odemem gerektigini duyunca buyuk bir hayal kirikligina ugradigimi itiraf etmeliyim. Uzaklara gitmeyeyim bari etrafa bakayim diye yola ciktiysam da bardaktan bosanircasina yagan yagmurda yuruyemeyince alisveris planlarini iptal etmek zorunda kaldim ve hayal kirikligi icinde kafam onumde otelin yolunu tuttum :) 

Ama Amerikada ilk gun ilk bulusmayi ve cok guzel bir aksami da beraberinde getirdi. Pazar aksami universitedeki yurt arkadaslarimdan biriyle cok ama cok keyifli bir yemek yiyerek yolculugun keyfini ikiye katladim alisveris yapamamanin hayal kirikligini ustumden attim. Mutluyum.... Dunyanin dort bir yanina savrulmus olsak bile hala bir masanin basina oturdugumuzda sanki hic ayri kalmamis gibi konusacak onlarca sey buldugumuz icin mutluyum. Ben geliyorum dedigimde yagmur camur dinlemeden beni gormek icin yollara dusen arkadaslarim oldugu icin mutluyum. Dunyanin neresine gidersek gidelim sicak bir dost sohbetinde yuzumuze bir tebessum oturtabildigimiz icin mutluyum...

Edgar's cafe ve sahane duvar boyalari*
Yemek icin Manhattan'da cok siin bir cafeyi tercih ettik. Daha dogrusu yagmudan kacmak icin yurudugumuz yolda onumuze cikan ilk yere girmeyi tecih ettik. Ama yolunuz buralara duser ve harika bi somonlu sandvic ve orman meyveli tart yemek isterseniz  84. caddedeki Edgar's Cafe'yi kesinlikle tavsiye ederim. Zaten sonradan okudugumda godum ki New York'ta  tatli yenilebilecek en iyi 15 cafeden biri olarak sayiliyormus. Ne sansliyim ve beni oralara goturdugun icin tesekkur ederim arkadasim:)

Yagmursuz bir gunde ben de bu goruntuyu gorebilirim umarim :)*
Cok ama cok yagmur yagdigi icin fotograf cekemedik ama dunun en guzel anlarindan biri filmlerde gordugum New Jersey ile New Yorku birbirine baglayan George Washington Koprusunden gecmekti diyebilirim :) Bu kopru gecisleri sirasinda yeni bir sey de ogrendim meger filmlerde farketmemistim ama kopru iki katli. Yani bir koprunun ustunden gecen yol var bir de alt kat. Ama yagmur yagarken alt katta arabanin ustune dusen sular gercekten korkutucuydu itiraf etmeliyim. Yeniden anladim ben gezerken ogrenenlerdenim cunku bu herkesin bildigi bir seymis meger bir ben bilmezmisim :)

Kisaca ben biraz yorgun olsam da burada simdilik keyifliyim. Hele Pazar aksami yaptigimiz keyifli sohbetten sonra bir kez daha anladim ki insanin hayattaki en buyuk zenginligi yillarca biriktirdigi dostlari. Ben de kendimi bu kadar zengin hissettigim icin cok mutluyum... Ah bir de alisveris yapabilseydim nasil mutlu olurdum tarif edecek soz bulamiyorum :) Ah bu kadin milleti :)


** Biz Yagmurdan dolayi fotografcekemedigimizden fotogaflar Edgar's cafenin ve New Jersey'nin resmi sitelerinden

3 Mart 2011 Perşembe

Yazamiyorum...

Isil isil yine bugun hava. Hani o dereleri de parlatan cinsten bir gunes var tepemizde. Ofisteki yerim degisti dere manzarali bir masam oldu benim de. Gerci kafani bilgisayardan kaldiracak vaktin olmayinca masan dere gormus ya da sokak gormus farketmiyor. Ama hele simdi ilk heves ya; benim kafam 15 dakikada bir pencereden disarilari izlemek uzere havada. Zaten ara ara pencereden tam gozume giren gunes de kafami kaldirmak icin bahane oluyor bana. Asla kalkip perdeyi kapatmiyorum. Biraz  saga biraz sola kayarak gozlerimi gunesten kurtarip o guzel isiltinin keyfini surmeye devam ediyorum. ne de olsa cok yok boyle gunler burada...

Izmir'den gelen guzel haberlerle benim icim de isil isil. Saglik olsun hepimizin hayatinda hep saglik olsun! Dolayisiyla isil isil olsun yazdiklarim da istiyorum. Mesela trende kucuk bir cocukla sohbet ettim, yuzumu guldurdu sabah sabah; onu yazsam. Sonra gecenlerde cok guzel bir filme gittik cok begendim onu yazsam. Dun verilen ani bir kararla Pazar gunu New Yorka ucuyorum. Bir hafta oralarda olacagim. Hem is hem gezmek. Sevincliyim aslinda onu yazsam... Yok olmuyor yazamiyorum...

Ne garip daha kac gun varolacak yazdiklarim bilememek, nereye gidersem okuyabilecegim blogumu, nereye gidersem bloguma ulasamayacagim ve yazdiklarim hos bir ani olup sadece aklimda kalacak emin olamamak. Sonra ne garip hep okudugum bloglar hala alistigim adreslerde mi olacak bilememek. ne garip blogumda guncellenen yazilarin haberini gorememek. Ne garip bloglarda sohbet havasinda gecen yorumlarin yerini uc bes tane genelde son hale kizginlikla suslu  yorumlarin almasi. Ve ne bunaltici, ne ic karartici bir yasagin daha gelip hayatimizin tam ortasina aniden yerlesmis olmasi...

Sanki kocaman bir apartmanda oturuyorduk hep birlikte. Sagimiz solumuz komsularla cevrilmisti hos bes sohbet mutluyduk. Bir anda bosaldi sanki oturdugumuz buyuk apartmandaki daireler. Komsu bir siteye tasindi herkes. Hangi kapiyi calsak bir not suradayim beklerim. Gidiyorum bazen o yeni adrese. Ama hani yeni bir eve tasininca esyalariniz hic tam yerlesmez ya o eve. Ya bir koltuk fazla gelir ya da hali salonun ortasinda ufacik kalir. Iste oyle yeni evlerine yerlesememis sanki bloglar da, yazilar da.  Ustelik gonullu bir tasinma da degil ya bu. Sanki gidilmek zorunda kalinan yer daha da yabanci geliyor o yuzden gozumuze. 

Bu sadece bir ornek. Hayatimizi direk etkiledigi icin daha fazla dikkatimizi ceken bir ornek. Ama etrafimiza baktigimizda tek yasagin bu olmadigini gormek zor degil. Sadece okumamiza izin verilen haberleri okuyabiliyoruz, izlememize izin verilen seyleri izleyebiliyoruz... Simdi de istedigimiz gibi yazamiyoruz. Ya sonra istedigimiz neleri yapamiyor olacagiz acaba?

Yine de bikmadan usanmadan soylemeye devam: Bloguma Dokanma!


1 Mart 2011 Salı

Beklemek mi... Saglik olsun...

Yurt disinda yasamanin en zor yanlarindan birini yasiyorum ben yine bugun: 
Istedigim anda istedigim kadar sevdiklerimle olamamak. 

Bugun en yakin arkadaslarimdan biri hatta kardeslerimden biri “ufak” umuyorum ufacik bir operasyon gecirecek. Orada olmamin hicbir seyi degistirmeyecegini biliyorum. Ama yine de burada beklemek yerine orada o kapinin onunde disari cikisini beklemek istiyorum. Sonra ayildigini gozlerimle gormek istiyorum. Sonra ilerleyen gunlerde hadi bir iki lokma daha ye diye kafasinin etini yemek, gunden gune daha iyi olmasini izlemek, disari cikmasin diye evde oyalanacagi bir seyler bulmak istiyorum. Laf aramizda O'nu on bes gun evde tutmayi nasil basaracaklar cok ama cok merak ediyorum J

Telefonda bakma sen onlara ben cabucak iyilesirim dedi bana. Iyilesir de biliyorum. Aciya karsi kendisinden beklenmeyecek garip bir dayanikliligi vardir. Hastalandiginda soylenmez oyle cok fazla. Genelde yeterince gezemediginde, evde cok fazla zaman gecirmek zorunda kaldiginda soylenmeyi tercih eder :) Ama konu bizlersek gunlerce evde oturacak olsa da sesini cikarmaz. Ihtiyacimiz oldugunda, nefret ettigi halde saatlerce bir eve bir ofise tikilip kalmak zorunda kalsa bile hep yanimizdadir

Iste ben de simdi onun yaninda olabilseydim keske diyorum. Biliyorum hele hastanede bekledikleri anlarda orada olmamla burada olmam arasinda hicbir fark yok ama ben orada olmak istiyorum. Cunku sadece uzakta olanlar bilir beklemek uzaktayken en zor gelen seydir…

Ama bekleyeyim saglik olsun... yeter ki saglik olsun...

Hoppaaa

b.l.ogspot'a erisim yasaklaniyormus. Buyrun buradan yakin! 
Sebebi tam olarak bilmiyorum, yogun bir gun oturup okuyamadim tum haberleri, blog yazilarini. Ama sebep ne olursa olsun sonuc yeni bir yasak. Yasak sevmem ben, karsiyim yasaklara. Hele ki insanlarin dusuncelerinin paylasilmasinin yasaklanmasini hic sevmem. Yasak nerede olursa olsun ne icin olursa olsun cozum getirmez bence.  Sadece kafasini kuma gormek isteyenlerin sectigi sececegi bir yol olur benim gozumde. Tamam insanlarin kendi hayatlari hakkindaki kararlarina karisamayiz isteyen gomsun kafasini kuma da bir servisi kullanan bunca insanin kafasini kuma sokma cabasi nedir onu anlayamiyorum. Neyse OIP ve kutukafa oyle guzel ozetlemis ki durumu cok da soze hacet yok aslinda...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails