31 Aralık 2010 Cuma

Nice guzel yillara!

Sevgili 2011, 
Oyle cok sey degil senden istedigimiz. 
En basta saglik olsun... 
Sonra huzur olsun... 
Gonlumuzden gecen dileklerimiz yasadiklarimiz olsun... 
Ah bir de icimiz hep umut dolu olsun... 
Ne cok sey istedin demezsen seninle yasayacaklarimiz gecmis yillari aratmiyor olsun... 
Barisi bol savasi, dusmanligi az olsun...
Hos geliyorsun 2011 umarim seninle birlikte guzel gunlerimiz olsun!

Ve Sevgili 2010
Baslangicin zordu, sonun biraz bulutlu ama sagol giderayak bulutlari dagittin ya simdi dusununce zorluklar geride yasattigin guzellikler aklimizda kalsin istiyorum ben. 
Ne de guzel ilkleri yasattin sen bana, her sey icin sagol yolun acik olsun :)

Ve 2010 da Gulcince ile benimle olan tum arkadaslarim, 
Hersey icin sagolun varolun :) 
Yeni yilda hepbirlikte okuyacaklarimiz, yazacaklarimiz, resimleyeceklerimiz samimi, icten, umutlu en onemlisi bizi mutlu eden seyler olsun...
Dilerim ki hepimiz icin nice guzel yillar olsun!


2010 yilina boyle girmisti Rotterdam bakalim 2011e nasil merhaba diyecegiz :)

26 Aralık 2010 Pazar

Gulcin Isvicre'den bildiriyor.... Selale...

Gunes bugun yuzunu gosterdi. Karlarin icine sanki milyonlarca sim yerlestirilmis gibi isil isildi her yer bugun. Yine kitabimizin onerilerinden birini dinledik biz. 45 dakikalik bir tren yolculugunun sonunda varilabilen Schaffhausen'a gittik ve kucuk sehir ile cok yakinindaki Avrupa'nin en buyuk selalesi olan "Neuhasen Rhine falls'i" gezdik. Gunubirlik bir gezi yapmak isteyenler icin "Cok guzel", daha once Turkiye'deki buyuk selaleri gezmis olanlar icin "E bu mu Avrupa'nin en buyuk selalesi" dedirtebilecek; bizim icinse "Soguga ragmen cok keyifli" diye tanimladigimiz bir gun gecirdik.

Hava soguk. Hayir hava cok soguk. Bugun dereceler gunduz bile -6'yi gosteriyordu. Dolayisiyla soguktan korunmak icin kat kat giyinen bizler Hollanda'nin dumduz yollarindan sonra Isvicre'nin inisli cikisli yollarinda gezince bu gezimizde eglenmenin disinda bacak kaslarimiza da gercekten buyuk bir yatirim yapiyoruz. Neyse ki yarindan itibaren havanin isinmasi bekleniyor. En cok daha az kat giyinebilecegim icin seviniyorum :) Ama herseye ragmen karla kaplanmis daglari agaclari izlemeye hala doyamiyorum.

Ogrendiklerimize gore Rhine Falls, Rhine nehrinin 23 metre yukseklikten dokulmesi ile olusuyor ve aslinda yaz aylarinda su kapasitesi bizim gordugumuz halinin 3 kati fazla oluyor. Muhtemelen yaz aylarinda ziyaret edildiginde biraktigi etki cok daha buyuk olacaktir. Bizim icin selaleye karsi icilen bir kadeh sarap, koprunun ustunden yapilan kisa yuruyus, gunesin akan suyun ustunde yarattigi renkler hatirlanir olacak...

Ah bir de elbet selalenin bittigi noktadaki suyun sakinligi de hatirimizda kalacak... Sadece bu resmi gorup kim der ki ayni nehir sadece 10 metre oncesinde tas tas ustunde birakmiyor?


Selaleden ayrilmak, sagolsunlar her bir acidan suya bakmak icin ayri bir oturma alani, kafe, kale gibi turist cezbeden merkezler koyduklarindan cok da kolay olmadi bizim icin. Gezimiz boyunca ben Ozan'in gulusleri esliginde neden ama neden bizim ulkemizde bu kadar cok turistik mekan yapmiyorlar diye soylenirken Ozan sagolsun ileride bakip gulumsememiz icin cep telefonuyla da olsa guzel fotograflar cekiyordu. Yani her zamanki gibi ben soyleniyordum o ise ise yarar seyler yapiyordu :)
Bugunden son olarak Schaffhausen'dan bir iki kare. Aslinda bu sehir benim sevgili sirketimin ofislerinin bulundugu merkezlerden biri. Kimbilir belki de o yuzden gezerken ben hic tam olarak turistik bir gezi yapiyormusuz gibi hissedemedim. Aklimda o ofisten insanlarla yaptigimiz toplantilar ve haftaya kullanacaklari raporlar dolasip duruyordu. Ama simdi tarafsiz bir gozle bakinca guzelmis demekten kendimi alamiyorum :)
Yarindan itibaren sadece tatilde degiliz ayni zamanda "calisiyoruz". Dolayisiyla gezme hizimizi azaltiyoruz ama calissak da hep calismak boyle olsa demekten kendimizi alamiyoruz.
** Her su damlasini bizim icin guzel bir dilek olmaktan kim alikoyabilirdi ki bugun...

25 Aralık 2010 Cumartesi

Gulcin Isvicre'den bildiriyor.... Kar daha cok kar

Butun gece yagan kar sehri bembeyaz kapladi. Artik buraya gelen ucaklar sanirim calismiyor sehrin ici de oyle cok kalabalik degil zira herkes ailesiyle birlikte Christmas kutlamalarinda. Biz mi? Biz de sehir bu kadar sessizken biraz uzaklara gidelim dedik.

Uetliberg, Zurih gezisini gunubirlik turlarla suslemek isteyenler icin gidilebilecek guzel yerlerden biri olarak oneriliyor kitabimizda. Sehirden sadece 25 dakika uzaklikta, trenle gidilebilen, yazin piknik kisin ise doga sporlari icin ideal bir merkez olarak anlatiliyor. "Above Zurich" yani "Zurih'in ustunde/tepesinde" diye bir baslik da atmis bolgeyi anlatirken kitabimiz. Bu betimlemeyi de havanin acik oldugu zamanlarda Zurih'i tepeden izlemek icin ideal bir alan oldugu icin aldigini soyluyor. Hatta bulutsuz bir gunde tepeden Avusturya'ya kadar bir manzarayi izlemek mumkun olabiliyormus. 

Biz ne yazik ki o bulutsuz gunlerden birine denk gelemedik. Arada kar hizina ara verdiginde ya da bulutlar birazcik kenara cekildiginde Zurih golunu ve sehri biraz gorme sansimiz oldu ya onunla avunuyoruz. Ama uzaklari gorememeyi bir kenara birakirsak... 

Kar her yer kardi...

Hatta oyle cok kar vardi ki arada tadina bakmadan gecmek olmazdi :)

Agaclarin her biri beyazin icinde ayri guzeldi...


Hatta oyle guzellerdi ki onlara sarilip fotograf cektirmeden olmazdi..


Kar biraz acilinca manzara sahaneydi. Bir de hava gunesli olsa kimbilir nasil olacakti..


Hele isiklar da yaninca karin keyfi bir baska oldu...


Ve yemek yedigimiz restorandaki Christmas hazirliklari bence sahaneydi..


Ve bugun de etrafimizi kaplayan herbir kar tanesi bize umut oldu...
Bakalim gelen gun bize neler gosterecek

24 Aralık 2010 Cuma

Gulcin Isvicre'den bildiriyor....

                                                 *Zurich resmi sitesinden
Sayili gun gercekten her kosulda cabuk geciyor mu bilmem ama bizim icin bu sefer cabuk bitti diyebiliriz; buna seviniyorum. Bu karda kista Kuzey Avrupa'da trafik boylesine felc olmusken sadece yarim saat rotarla Zurich'e ulasmayi basardigim icin daha cok seviniyorum. O yarim saatte havada cizdigimiz daireler midemi tam anlamiyla mahvetti ama ne gam ucak geri donmedi ya buna daha da cok seviniyorum.

Bizde havalar hala biraz bulutlu. Aylar oncesinden ayarlamis olmasak bu geziyi gelirmiydik bilmiyorum. Hatta gelmeyecegimizi hissediyorum ama buradayiz. Yasadigimiz anin tadini elimizden geldigince cikarmaya calisiyoruz. Gittigimiz her yerde aklimizda ayni seyler, konusmalarimiz vardigi nokta hep ayni yer. O yuzden ben de Christmas hazirliklariyla isil isil olmus sehre bakiyorum ve her bir isigin bizim icin bir umit daha, bir iyi dilek daha olmasini dileyerek sokaklarda yuruyorum.

Hava soguk degil ama karli, puslu. Zurichi daha once gormedim ama bu halini sanirim sevdim. O pasparlak dunyaca unlu onlarca markanin ev sahibi vitrinlere bakan iyi giyimli gencler, dukkanlarin icinden cikip isil isil yollarda yuruyen modanin yakindan takipcisi guzel kadinlar erkekler, fiyatlarini gorunce bile sasirdigim saatlerin mucevherlerin karsisinda dakikalar geciren orta yasin ustundeki hanimlar beyler karlar icinde soguktan korunmaya calisarak yuruyunce daha gercekci daha insan geliyorlar bana. Onlari oyle gorunce bir hayal aleminde degil de gercekten bizimle ayni dunyayi paylasan bir ulkede oldugumuzu hissediyorum.  

Biz bir hafta buralardayiz, hava izin verdigince, Gulcin calismaktan firsat buldukca gezip gorecegiz ve umariz bulutlari dagitacak haberler gelirse daha da eglenecegiz. 

Bu yaziyi yazmak ve bloguma koymak icin sevgili esim tarafindan bana taninan sure sadece yarim saat oldugundan musadenizle ben kaciyorum ve size karli Zuric'ten bir iki kare yolluyorum...

17 Aralık 2010 Cuma

Bulutlu


Oyle cok guzel gecmiyor iste bazen gunler. Hep umut dolu olmuyor iste bazen icim. Her seyden nese cikaracak enerjide olmuyor iste bazen Gulcin. Arada uzucu haberler geliyor icim golgeleniveriyor. Varligindan hic de hosnut olmadigim bir sikinti gelip icime yerlesiyor.

Aslinda bu sikinti dedigin sey ne de guclu ne de baskin... Geldi mi senin emek emek buyuttugun neseyi ezip geciyor. Ayrica ne de bencil.. Neseliyken bile seni rahat birakmayabiliyor, yuzunu bir anda dusurebiliyor. Ya sikintiliyken oyle mi? Ne yapsan ne kadar neseli anlara gitmeye calissan yuzune hele hele gozlerine o gulumseme gelemiyor. Sikinti oyle bencil ki neseye azicik bile rol kaptirmaktan olesiye korkuyor. Bir de bu sikinti dedigin sey kendine yer acmakta nasil da basarili... Sen tamam iste mutluyum; icimde sikintiya yer olamaz ki derken bakiyorsun o icindeki neseyi itekleyip kocaman bir alani kendine ayiriveriyor. Azcik disaridan bakmaya calissan kendine sanki o alanin ortasinda sisler icinde, ellerin kucaginda oylece oturuyorsun. Hele derde sifa elinde degilse yapacak bir seyin yok, orada sadece oyle bekliyorsun. 

Iste boyle zamanlarda yeniden anliyorum sifasiz dert olmasin gerisi muhim degil diye dusunenleri. Ne kadar da haklilar. Caresi bende olan dertlere harcadigim zamana enerjiye nasil da uzuluyorum boyle zamanlarda. Halbuki hakikaten sifasiz dert olmasin gerisi yalan degil mi?

Biraz bulutluyum yani bugunlerde. Beklemede belki biraz da endiseli. Dun aksam ofis dar gelince, calismak gozumde buyuyunce hatta calismak yerine sadece orada oturdugumu farkedince gitmek vaktidir dedim kendime. Arada diyorum ya bazen gercekten sansliyim. Tam da ben boyle bunalmisken bir christmas etkinligi vardi ofiste. Uzaklastim masamdan once bir sirt masajina teslim ettim kendimi. Keyiften degil yanlis anlamayin sadece bu aralar sirtim cok agridigi ve bir anda sagliktan otesinin yalan oldugunu anladigim icin. Sarap tatma etkinligi varmis ona katildim 5 dakika, biraz daha kendimden uzaklasabilmek icin. Sonra elimde kucucuk bardak sicak sarap ofisin bahcesinde yagan karin altinda durdum oylece. Yok sadece durmadim aslinda; yuzumu gokyuzune yagan kara cevirip o bir anlik huzur icin tesekkur ettim hayata. Bir de iyiyi diledim. Sadece kendim icin degil bu ara etrafimda buna gercekten ihtiyaci olanlar icin.

Dedim ya biraz bulutluyum bugunlerde. Beklemede belki biraz da endiseli. Ama Deli Anne demis ki “…bir an aydinlik umidime duser bir golge. Lakin gene de umitvar olmali!..."   Cok sevdim ne de guzel demis bence. Icimden defalarca tekrarliyorum simdi umitvar olmali, icimde umide yer acmali. Sadece kendim icin degil bu ara etrafimda buna gercekten ihtiyaci olanlar icin...

PS: Benim buralardaki kucuk hayatimda hersey yolunda da insanin hayati sadece kendi kucuk dunyasina ait sevinc ve sikintilardan olusmuyor. Iyi ki de olusmuyor. Paylasilmayan sikintiyi da neseyi de ben neyleyeyim. O yuzden sikayetim yok biraz bunalmis olmaktan sadece beklemek zor derde sifa bizde degilken. Ama yok gercekten umitliyim inaniyorum her sey guzel olacak!

13 Aralık 2010 Pazartesi

Dogum gunun kutlu olsun Annecim...

Dogdugumda ilk onu gormusum, hatirlamiyorum. O, cok iyi hatirliyor. Abimden sonra cok da guzel bir bebek degilmisim oyle diyorlar. O, hic oyle dusunmuyor. Usluymusum, uyurmusum, yermisim. Annesini hic yormazdi diyor. Bu ben daha 40 gunlukken bir resmimiz. O cok guzel ve benim gozlerim yine ondan ayrilmiyor.

Bugun annemin dogum gunu. Dedem yillar once ozlemle bekledigi kizi dogdugunda demis ki talihi de yuzu gibi guzel olsun; adi Talih olsun. Bir evin bir kizi olarak buyumus sonra da abimle benim biricik annemiz olmus. Bilmem bunun disinda talihi dedemin istedigi gibi olmus mu ama benim talihim onu benim annem yapmis ya bence guzel olmus.

Herkesin annesi kendi kiymetlisi. Benimki de oyle. Kizinin bir tanesi. Kimse yokken hep olan, herkes varken hep ayri olan o benim icin. Uzgunsem siginacagim liman, neseliysem nesemi paylasacagim insan benim icin. Hata yaparsam takmayan “Olsun annecim bunu da denemis oldun” diyenim benim icin. Daha neler neler bilseniz o benim icin…

Mesela benim annem en guzel evcilik oynayan anne benim icin. Cocuklugumdan aklimda kalan evcilik oyunlarim hep annemle cunku evdeyse hep annem de oynardi benimle birlikte. Komsuya gider misafir olurduk oyunlarda, seyahatlere cikar yorulup donerdik sonra kucuk tencerelerde yemek yapar, cay icerdik onunla.

Mesela benim annem en guzel sac oksayan anne benim icin. Karanfil sularina batirilmis taraklarla taradi saclarimi yillarca. Gerci okula giderken kafa derimi koparan at kuyruklarindan, kafamdan buyuk kurdelelerden sikayetciydim. Ha bir de belime kadar olan saclarimi kisacik kestirmisti bir gun cok iclenmistim. Olsun kucagina yatinca ne guzel oksar saclarimi ama.

Mesela benim annem en guzel yemek yapan anne benim icin. O’nun eli degsin de kuru yufka ustu peynir bile en lezzetli yemek olur o anda.

Mesela benim annem en guzel gobek atan anne benim icin.  Bir sahne dolusu insan oynasin o ellerini kaldirdi mi havaya; bence bir anda butun gozler doner ona.

Mesela benim annem en becerikli anne benim icin. Tablo gibi kazaklar orer bana, evimizi bastan basa suslu yapiverir bir anda. Ondan iyi kimse valiz yerlestiremez, ondan iyi kimse ev duzenleyemez bence bu hayatta.

Mesela benim annem en guzel kahkaha atan anne benim icin. O bir gulsun ortam senleniverir bir anda.

Mesela benim annem en guzel dikis diken anne benim icin. Ama bu sadece benim icin degil tum Ege universitesi icin J Mezuniyet elbisemi annem dikti benim, nisanligimi, en onemlisi gelinligimi. Kimse ondan daha iyi bilemez ne yakisir bana. Zaten annem diksin de en pahali markalardan daha kiymetlidir bana.
  
Mesela benim annem en guzel giyinen anne benim icin. Hic tarzim olmasa da o tasli buluzlar, o pariltili kazaklar nasil da yakisir ona.

Mesela benim annem en guzel alisveris arkadasi anne benim icin. Tum dukkanlari gezeriz onunla, sikilmadan butun elbiseleri dener cogunu da begenmeyiz hatta. Ayaklarimizi en sicak tutacak ayakkabilari hep beraber buluruz, en sevdigimiz elbiseleri de cantalari da.

Mesela benim annem en guzel sohbet arkadasi anne benim icin. Hergun dakikalarca telefonda konusuruz onunla. Ben eve gidince salonda kahvelerimizi icer uzun uzun sohbet eder, yollarda dolanirken de durmadan konusuruz. Hergun konussak da anlatacak yeni seyler de buluruz illa.

Mesela benim annem en guzel gezme arkadasi anne benim icin. Ben yetisebilsem enerjisine daha cok gezecegiz de, sokak sokak arsinlariz gittigimiz yerleri onunla. Oturup bir de tatli yemezsek ustune olur mu ama?

Herkesin annesi kendi kiymetlisi. Benimki de oyle. Kizinin birtanesi. Nazimi cekenim, benimle benden cok gulenim, ben uzulunce benden cok uzulenim. Birtanecik annem benim dogum gunun kutlu olsun! Sen bu yasinda da benim en tatli annem olacaksin ama insallah bu yasin bugune kadar ki tum yaslarindan guzel olsun! Yaninda degilim ama bu seneki hediyem de kocaman bir “Seni cok seviyorum” olsun!

Iyi ki dogdun annecim dogum gunun kutlu olsun…

9 Aralık 2010 Perşembe

Aralik ve Hediyeler


Yine yeni bir yilin esigindeyiz. Aralik ayini seviyorum cunku bu soguk Avrupa kislarinin en renkli gunleri Aralik ayinda yasaniyor. Gorseniz her yer isil isil yine. Insanlar neseli. Sokaklar susleniyor, dukkanlar susleniyor, evler susleniyor. Tabi bir de bizim ofis susleniyor. Ve bizim ofiste zaman zaman aklini mi kacirdi bu insanlar dedirecek raddeye varabiliyor suslemeler ve yaptiklari organizasyonlar. Mesela bu sabah ofise girereken kocaman bir ari bana sarildi! Yanlis duymadiniz koca koca insanlar ari elbisesi giymis gelene gidene sariliyor. Bu sahne bir okulun girisinde, bir alisveris merkezinin girisinde, bir sinemanin girisinde yasansa yadirgamam elbet; ne guzel coluk cocuk eglensin derim de bizim ofiste zannederim 25 yasin altinda kimse yok. Dolayisiyla evet biz koca koca insanlar egleniyoruz!

Elbette hediyeler de verilmeye basladi. Daha 10 aralik olmadan 3 guzel hediye aldim ben; ne sansliyimJ

Birinci hediye sokakta zwarte pitlerden geldi. Kendileri Noel babaya hediye dagitmada yardimci olduguna inanilan kucuk siyah adamlar. Onlari anlatan bir yazi yazabilsem ne guzel olur. Nasil anlatsam degisikler evet degisikler. Sevimliler ama bir yandan... Neyse dedim ya uzun uzun anlatilsalar daha guzel olur. Simdilik diyeyim ki bu aralar sokaklarda onlari gormek mumkun. Cocuklara kurabiye ve kraker dagitiyorlar. Cok hevesle bakmis olmaliyim ki bana da verdiler bir kurabiye. Bir dakika, yoksa cok genc mi gorunuyorum hala J

Ikinci hediye sirketimden. U harfi seklinde bir cikolata. Burada Christmasa yaklasirken insanlara isimlerinin bas harfi seklinde cikolatalar hediye etmek de cok yaygin. Ama organizasyonu yapanlar hepimize ismimizin bas harfi seklinde cikolata ismarlamak icin ugrasmamislar. Onun yerine sirketin isminin bas harfini tercih etmisler. E olsun ne yapalim olmaz alin geri diyecek halimiz yok; dusunmeleri yeter.

Ucuncu hediye en sevdiklerimden Urunum almis gobekli bir bir teddy bear. Pembe geceligi kafasinda sapkasiyla nasil sirin nasil guzel. Ayakkabisinin altinda da kendisini daha anlamli kilan bir yazi. Losemili cocuklarin tedavilerine destek olmak icin Almanya'da bir dernek tarafindan yilbasi hediyesi olarak satiliyor. Urun’e eski bir kucuk savascinin anisini yasatan ailesi araciligiyla gelmis bu ayiciklar. Satisindan elde edilen gelir yine hasta cocuklarin tedavisi icin kullanilacak. Yani hem hediye gelip bizi sevindiriyor hem de baska canlara destek oluyor. Kucucuk bir ayicikla ne cok insan mutlu oluyor.

Urun’e bu anlamli hediye icin cok tesekkur ederken yeniden anladim ki hediye donemini hem etrafimizdakileri mutlu edecek hem de baskalarina yardimci olabilecek sekilde gecirmek belki de mumkun. Hediye almak sart degil elbet ama almak istersek Urunumun hediyesi bir ornek. Baska ornekler de sevgili Nehirin sayfasinda. Mesela asagidaki linki kullanarak bir yilbasi agacina susler asabilir bu sene kendimize boyle bir hediye verebiliriz. Bu hediyemiz arastirmalarin butcesinde de katkida bulunacak. Kimbilir belki baska cocuklar daha iyi ilaclara kavusacak.

Bu linkten de kucuk savascilarin ailelerinin gonderdigi yemek tariflerinin toplandigi bir kitabi siparis edebiliriz. Yine elde edilen gelir arastirmalarda kullanilacak

Baska ornekler eminim vardir simdilik benim bildiklerim bunlar. Sizin bildiginiz baska ornekler varsa ogrenmeye cok hevesliyim inanin.  Neseli bir Aralik gecirelim hepbirlikte neseye ihtiyaci olduklarini bildiklerimize de elimiz ulasir diye umarak..

                                         * Resimler yine gectigimiz kislardan...

PS: Bazen Turkiyedeki arastirmalara destek olan bir calisma olsun tercih ediyorum ki derman pesinde kosan aileler uzaklara gitmek zorunda kalmasin. Ama dusunuyorum da onemli olan bir yerlerde bir seylerin yapiliyor olmasi degil mi sinirlara cok da kafayi takmadan.  Belki de onume hazir gelenle yetiniyorum, bilmiyorum. Daha cok arastirmak elbette lazim ama bir yerden baslamak da cok kotu olmasa gerek diye avunuyorum. 

7 Aralık 2010 Salı

Bir tuhaf oldum…

Sahdim sahbaz oldum yok ben gercekten bir tuhaf oldum...
Sanki beynimde yaptigim-yap(a)madigim, sevdigim-sev(e)medigim seylerin dengesinden soumlu bir tarti vardi…. ama bu aralar o tartinin ayari bozuldu. Daha once hic yap(a)madigim seyleri yapiyor buluyorum kendimi, her zaman yaptigim seyleri beceremiyorum bazen. Yok; cok kotu bir sey degil ama anlamadim ne oldu. Mevsim degisti desem her yil dort kere degisiyor mevsim; bu yil mi etkiledi beni sadece? Bu ara evde yalnizim ondan desem neredeyse duzenli olarak yilda bir kere evde uzun sureligine yalniz da oluyorum sebep bu da olamaz. Isin icinden cikamadim, sebebi bulamadim ama olan oldu ben gercekten bir tuhaf oldum.

Hemen hemen her sabah mutlaka bir bardak sut iciyorum. Hem de koca bir bardak sut. Ben sutu hic sevmem ki. Hatta kucukken sut icmedigimden ama yogurda bayildigimdan aradaki acigi kapatayim diye annem tatli mi istedim yogurt verirdi bana. Dondurma mi istedim kese yogurdu. Sonunda yogurtsuz hic bir sey yemeyen bir yogurt canavari oldum elbet de simdi nasil bir de sut icmeye basladim bir anlasam.

Sutu yalniz birakmak olmaz diye hemen hemen her sabah kahvalti etmeden evden cikmiyorum. Yok zaten tost falan yerdik mutlaka ama bu aralar baya eni konu kahvalti ediyorum. Peynir kizartmasi, omlet hatta bazen yaninda kizarmis ekmek. Filmlerde ise gitmeden sabah kahvalti edenlere nasil uyaniyor bunlar diye saskinlikla bakardim da simdi nasil sabahlari kahvalti etmeye basladim bir anlasam.

Kahvalti hazirlamak icin normalden erken kalmadigimdan ise hergun en az 10 dakika gec kaliyorum. Ben ki iskolik insan, ise erkenden gelip ofisten en son cikan insan ise gec kaliyorum. Arada haftanin bazi gunleri ise gec geldigim oluyordu simdi de gec cikarak vicdanimi rahatlatiyorum da nasil kendi keyfim icin ise duzenli olarak gec gelmeye basladim bir anlasam.

Inanilmaz derece dalginim. Kulakliklarimi 2 kez evet tam 2 kez camasir makinasinda yikadim. Hadi bir kez tamam da iki kez yapar mi bunu insan? Kendime sasiriyorum ama kulakliklarin hala calisiyor olmasina daha cok sasiriyorum. Baya temiz oldular gonul rahatligiyla kullaniyorum diye kendimi avutuyorum da nasil bu kadar dalgin oldum bir anlasam.

Dalginlik bununla bitse. Ise gelirken trende inecegim duragi kacirip 20 dakikalik yolu 50 dakikada gelebildim. Itiraf ediyorum oyun oynuyordum, dalmisim. Hatta 1-2 durak ileriye kadar daldigimi farketmemisim. Ama ben hep ise gelirken oyun oynarim ve inecegim duragi hic kacirmam. Toplantim falan yoktu onemli degil, yeni yerler gormus oldum diye kendimi avuttum da bu kadar dalginlik nereden geldi bir anlasam.

Ya savsakligima ne demeli? Iki gun ust uste 2 eldivenimin tekini kaybettim. Benim malim kiymetlidir dikkat ederim esyalarima normalde. Cok sukur birini geri buldum; oburu de zaten ellerimi cok isitmiyordu diye kendimi avuttuyorum da nereden geldi bu savsaklik bir anlasam.

En guzelini sona sakladim. Evde yalniz oldum mu bilgisayar basindan kalkmazdim ben. Simdi de bilgisayar basinda vakit geciriyorum ama baya baya muzik dinleyip dergi karistiriyorum; elimde cayim sakin sakin baska hicbir sey yapmadan pencereden disarilari izliyorum. Nasil guzel nasil dingin; ne de guzel dinleniyorum da nereden geldi bu degisim bir anlasam.

Olumlu degisimler, olumsuz degisimler… Beyin heralde illa bir denge kuruyor. Degisimlerin bazilarindan oldukca memnunum insallah benimle kalirlar diye dusunuyorum ama bendeki bu hal ne kadar surer bilmem. Muhtemelen eskiye donusum yakindir da sahdim sahbaz oldum yok ben gercekten bir tuhaf oldum. Ah bana neler oldugunu bir anlasam J

3 Aralık 2010 Cuma

Yok ben bu kisa hazir degilim!


Yine kis geldi. Soguguyla, kariyla, cilesiyle. Sanki hic bitmemisti ki kis; daha dun yerlerde karlar vardi, daha dun trenler calismadigindan yollarda kalmistik, daha dun kar yollari kapattigindan gunlerce evden cikamamistik. Ne cabuk gecti yaz?

Yok ben bu kisa hazir degilim! Gozlerimi kapadigimda burnumda hala iyot kokusu, aklimda yaz gunleri, damagimda hala Sevki’nin kumrularinin, sakizli dondurmanin tadi. Daha doyamadim ki ben yaza… 

Yok ben bu kisa hazir degilim! Aklimda hala gidilecek yeni yerlerin plani, gozumun onunde kolsuz elbiselerin renk renk desenleri ve kulaklarimda yaz sarkilarinin ezgileri… Daha hic doyamadim ki ben yaza…

Yok ben bu kisa hazir degilim! Tirnaklarimda hala yaz rengi diye aldigimiz kirmizi ojeler, dolabimda kaldirmaya kiyamadigim yazlik kiyafetler, yuzumde sanki denizden gelen guzel esintinin serinligi. Daha hic ama hic  doyamadim ki ben yaza...

Yok ben bu kisa hazir degilim! 

Derken…
  Offf dedi icimden bir sesKendine gel! Ne yapalim yani? Dunyayla konusup “Senin bu egim olmamis be Dunyacim. Azcik su yana donsen kuzey yarim kure de nasiplense gunesten” mi diyelim? Diyelim kabul etmedi. Gunes’e mi gidelim o zaman? “Bak bu edepsiz Dunya beni dinlemedi. Yap bir guzellik isitiver su kuzey yarim kureyi!” mi diyelim?
Ben aklima gelenler komik diye gulumsemeye baslamistim halbuki. Yok birden daha da ciddilesti:
Futursuzca tuketip aman ne olacak kuresel isinma da neymis diyenleri, agac mi dediniz e kesilebiliyor ya onlar diye dusunenleri, deniz ucsuz bucaksiz benim attigim suncacik seyle mi kirlenecek diyenleri bulup islah etmedikten sonra Dunya napsin size, Gunes ne yapsin? 
Sonra bir de ekledi:
Artik kis bu! Kabul et kis geldi! 
Hakliydi... Kendime geldim. Kislarin bu kadar soguk olmadigi o eski yillari dusundum. Kisi aslinda sevdigimi, kisin cilesiyle degil kardan adami, soba ustundeki kestaneleri, pencere onunde icilen sicak ihlamurlari, battaniye altinda izlenen filmleriyle yani guzellikleriyle aklimda yer ettigini hatirladim. Dunyayi bu hale getirenlerden yeniden nefret ettim. Onlara engel olamadigimiz icin hatta bu yikima katkida bulundugumuz icin kendime cok kizdim. Kendimce dunyadan bir kez daha ozur diledim. Bir de kabul da ettim: Kis geldi! hem de ne olursa olsun yasatacagi guzellikleriyle geldi!

Kazaklarim, botlarim, renk renk kaskollarim (annem sagolsun!), filmlerim, kitaplarim, cesit cesit caylarim ve umarim benimle kalacak olan icimdeki nese; biz kisa haziriz! Hele Ozan gelince kis nsesesi yaratmak icin tam kadro sahadayiz. Hadi bakalim sevgili kis yap kisligini. Ben de yapayim…. Neyse bu tur deyimleri Goncama birakmakta fayda var. Ben diyeyim ki ben de yapayim guzel anilarla suslu bir kis yaratmak icin elimden geldigince Gulcinligimi…
     * Resimler gecen kistan... 

PS: Internette dolanirken karsilastim bu animasyonla kisa ama bence bazi seyleri cok guzel ozetlemis. Ben cok sevdim; belki siz de seversiniz.
http://www.youtube.com/watch?v=bHUnzPEy-nA

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails