28 Kasım 2010 Pazar

Cok guzel bir hafta sonu: Frankfurt - Ekim 2010

Gezilerden sonra kendime cok notlar yazdim, sehirlere de ve Ozan’a da. Haftasonu Fraknfurt’taydik ve ben bu kez bize harika bir 2 gun yasatan arkadaslarima notlar yazmak istedim yani U&U’a. Misafirlerini pardon arkadaslarini ne kadar mutlu ettiklerini bilsinler diye ha bir de yine boyle guzel bir hafta sonu yasamak icin onlar da heves etsinler de bize gelsinler diye…

Iki gunde ne mi yapilir? Harika sohbetlerle gecen iki aksam, tabanlarimiz agriyana kadar yapilan sehir gezileri, gulmekten yorulacak kadar eglenilen bir film ve oyun seansi, kiliseler ve kucuk satolar arasinda cok guzel kocaman bir park icinde yapilan uzun ve guzel yuruyusler bizim yapabildiklerimizden sadece bir kismiydi. Bu guzel haftasonunu unutulmaz yapacak anilari yaratmak hepimizden… Anilarimizi elimden geldigince yazmak benden… Ve fotograflarla bu anilari unutulmaz kilmak sevgili Urun’den… (Gittikce cektigi fotograflar daha mi guzel oluyor ne :))

Sevgili U&U,

Bu harika hafta sonu icin cok tesekkurler. Bizim Urun'le uzun zamandir hayal ettigimiz bir sey, dordumuz birlikte bir haftasonunu gecirmek, bu hafta sonu gercek oldu. Bize gore ne de guzel oldu… Zaten biliyorduk birlikte olmakti onemli olan. Doya doya sohbet etmek, gulmek, eglenmekti. Sayenizde tum bunlar harika bir sehir gezisiyle suslendi. Akillarimizda Frankfurt gezisi cok eglendigimiz, ayni zamanda cok da gezdigimiz harika bir hafta sonu olarak yerini aldi.

Sayenizde Frankfurt gezimizde super bir luks yasadik. Ne de olsa siz rotayi bizim icin ciziyordunuz ya; nereye ne zaman gidecegimizi hic dusunmeden biz sadece gezinin keyfini cikardik. Caddelerden muzelere, kiliselerden parklara, nehir kenarlarindan gol kenarlarina uzanan bir rotada yeni bir sehri tanimanin zevkine sizinle olmanin keyfini de katinca biz en sade haliyle anlatmak istersek; MUTLU olduk…


Ogrendik ki; Frankfurtta gokdelenlerin oldugu kisim Kucuk Newyork olarak adlandiriliyormus. Gokdelenler bulutlarin arasina uzanirken izlemesi guzelmis, keyfini cikardik. Sehrin ortasinda kurabiye evler Muller meydaninda bizi bekliyormus sevindik… Nehir kiyisinda ordekler, kugular ve guvercinler dolanip dururmus biz de keyifle izledik… Sehrin muzeleri bilmediklerimizle doluymus ogrendik…

Frankfurt Tarih muzesinde sehrin 2. dunya savasindan onceki hali ile sonraki halini gosteren resimleri ve maketleri incelerken ne buyuk bir savasin yasandigini, gokyuzunden yagan bombalarin insanlarin hayatini ne kadar dramatik bir sekilde degistirdigini yeniden gorduk… Yine ayni muzede Frankfurt’un gecmisinden bugunune uzun bir yolculuk yaptik kullanilmis esyalarin rehberliginde. Bazen, belki de mutlu bir Alman ailesinin yemeklerinin pistigi bir mutfagin penceresinden 1930larin Frakfurtunu izledik. Bazen, Nazi subaylarinin oldurdugu genc bir subayin dugun fotograflarindan 1940larin Frankfurtunu. 1960larda Almanya’ya gelen ilk Turk iscilerin bavullari vardi bir kisminda muzenin ve kaldiklari yerleri gosteren resimler. Iste orada 1960larda degil de 2000lerde Avrupa’ya gelenler arasinda olarak ne kadar sansli oldugumuzu dusunduk.

Sehir turumuza unlu yazar Gothe’nin evinin ziyaretini de eklediginiz icin ayrica tesekkurler. Gothe’nin hayatina dahil oluverdik bir kac saatligine. Ailesiyle birlikte yasadigi, tahminimce zamaninin en ihtisamli yapilarindan birinin en ust katinda, guzel bir sokaga bakan odasinda yazmis Gothe Faustu. Muhtemelen pencere kenarindaki calisma masasinda soyadlarinin basharfi ile suslenmis ince porselen fincanlardan cay icerken tuylu kalemini batirmis divite. Orjinallerini gorme sansini yakaladigimiz o guzel el yazisiyla duz sayfalari Faustun satirlariyla doldurmus. Buyuk ihtimalle bahcesinde siirlerine bile ilham olan bir Ginkgo Biloba agaci varmis. O guzel evde istedigi zaman yazmis, istedigi zaman cizmis. Edebiyatin buyuk isimleri arasinda yerini almis… Bu geziden sonra sanirim Ozan’in akli 4000den fazla kitabin yeraldigi Gothenin calisma odasinin yanindaki kutuphanede kaldi. Bense o cagda insanlarin hayatlarini kolaylastirmak icin kullandiklari aletleri dusunuyorum hala. Belki de Almanyanin ilk kalorifer sistemini gorduk biz degil mi? Ya da belki de ilk utusunu?

Biz daha once hic duymamistik Bad Homburg sehrinin ismini. Hafif soguk ama gunesli guzel bir Pazar gununun sonunda biliyoruz ki cok guzel bir park ve onu susleyen kucuk satolarin ev sahibi. Hatta hayatimizda gordugumuz en zengin ic dekorasyona sahip; sedef mozaikler ve mermerle kapli bir kilisenin de ev sahibi. Hatta hayatimizda gordugumuz en buyuk agaclardan biri de bu sehirde yasiyor. Parktaki yasli Alman amca bana ne demisti: Bu bitki asla evimizde yetistirmek icin uygun degil. Kibarlik etmek icin guldum ama dusununce hakli adamcagiz :)

Bu yasli amca durup bana saka bile yapabiliyorken parktaki yasli teyzelerin acelesi neydi diye dusunmeden edemiyorum. Pardosuleri, hafif makyajlari, ellerinde cantalari ile oyle tatli gorunuyorlardi ki keske aceleleri olmasaydi da onlari biraz daha izleyebilseydik. Ne dersin Urunum o yasimiza geldigimizde biz herhangi bir ulkenin parkinda yine yanyana olur muyuz? Ellerimizde cantalarimiz Goncam ve Caglamla cay icmek uzere bir kafeye dogru kosturur muyuz? Arkamizda eslerimiz snooker izlemek uzere yavas yavas baska bir cafeye giderken biz donup onlara el sallayip agaclarin arasinda kaybolur muyuz?

Simdiden o zamanlari tahmin etmek zor. O vakit ne olacak kim nerede olacak bilemiyoruz. Ama sohbet ederek, film izleyerek, oyun oynayarak gecirdigimiz guzel Frankfurt aksaminin sonunda artik biliyoruz ki: son “Robin Hood” filimde Andy Garcia kesinlikle oynamiyormus, Kanarya adalarindan gelen sarabin tadina doyum olmuyormus ve araba yarislarinda Gulcin “Farkli” bir bakis acisiyla rakip tanimiyormus. Tamam belki yarisi kabul edilen kurallara gore birinci bitiremedim ama araba yarislarinda ters yone giden ve durmaksizin kaza yaparak en fazla rakip arabayi hasarli duruma getiren kisinin galip sayilmayacagini kim iddia edebilir ki? Ayrica kendi etrafinda en fazla spin atabilen yarismacinin da bence bir teselli odulu almasi faydali olabilir. Ama yine de arkadaslarim bu harika performansimin dordumuzun izledigi bir efsane olarak kalmasini tercih ettigimi belirtmek isterim. Merakli seyirciler inanin bana bir sure daha bundan mahrum yasayabilir :)

Yasadigimiz, yasattiginiz her sey icin cok tesekkurler… Buraya yazamadigim daha pek cok guzel sey var hatirda kalan bu hafasonundan. Bak yazamadan edemeyeceklerimden bazilari da simdi aklima geldi; ne guzeldi o lor tatlisi, harika aksam yemekleri ve illa ki ev yapimi tiramisu… En kisa zamanda yeniden gorusmek uzere bu kez Rotterdamda. Malum planladigimiz yapmamiz gereken onca sey var daha.

Sevgiler….

Not: Ve Ozan’in Frakfurt gezimiz hakkindaki yorumu: Hersey ne guzeldi Gulcin ne cok eglendik ama bir de Bizon kafasi alsaydik :P (la havle :))

Merakli Gulcince Frankfurt hakkinda Soru-cevap

Elimde degil merak ediyorum :)
1. Frankfurt hakkinda genel olarak neleri ogrenebildim?
Almanya’nin batisinda gorece Hollandaya yakin bir bolgede yeralan Frankfurt Almanya’nin 5. Buyuk sehri. Sehirde yasayan 670.000 kisinin 170.000 yabanci. Sehrin asil adi Frankfurt Main. Yani Main nehrinin yanindaki Frakfurt. Zira baska bir nehrin yaninda yine bir Frakfurt sehri var ve o da Frankfurt olarak biliniyor. Bizce ayri isimler verseler iyiymis ama vardir bir sebebi. Acikcasi cok merak etmedim arastirmadim :)

Sehir tum Almanya'nin finans ve bankacilik merkezi olarak kabul ediliyor ve pek cok bankanin merkez ofislerine ev sahipligi yapiyor. Bu nedenle sehir mekezinde yasayan nufusun buyuk cogunlugu calismak uzere gelmis profosyoneller.

Ikinci dunya savasindan sonra neredeyse tamamen yikilmis olan sehir pek cok avrupa sehrinde oldugu gibi savastan sonra yeniden yapilaniyor ve eski ile yeni mimariyi birlikte yasatmaya calisiyor.

Frankfurt ayni zamanda fuarlar merkezi olarak da biliniyor. Sehir her yil kitap, plastik, tekstil, makina parcalari gibi genis yelpazede urunlerin fuarlarina ev sahipligi yapiyor.

2. Gingko Biloba nedir?
Dunyanin en eski bitkisi olarak kabul edilen hatta "Yasayan Fosil" olarak adlandirilan bir agac. Turkiyede "Fil kulakli agac" olarak da bilinmekteymis. Ben hayatimda ilk defa duydum kendisini. Hayir dunyadaki tum bitkileri bilmiyorum elbette ama dunyanin en eski bitkisi olunca derslerde falan gormus muyuzdur acaba dedim ama kesinlikle hatirlamiyorum boyle bir bitkiyi.

Gothe’nin en sevdigi agac olarak gezdigimiz muzede anlatilinca merakimi cezbetti kendisi. Oylesine severmis ki Gothe bu agacin ozellikle yapraklarini, onlari konu alan bir siir bile yazmis. Gothe fil kulagi seklinde olan bu yapraklari samimi dostlugun bir sembolu olarak nitelendirmis.
Internette elbette bu agac hakkindada pek cok bilgi bulmak mumkun. Gulcince en dikkat cekici bilgiler ise asagida:
           - Cok uzun omurlu bir bitkiymis ve dunya yuzeyinde 1500 yasinda olan Gingko agaclari varmis
          - Uzun omrunu hastaliklara karsi cok direncli olmasina borcluymus. Hatta 2. Dunya savasi sirasinda atom bombalarinin hedefi olan bolgelerin cok yakininda hala yasayan gingko agaclari oldugundan atom bombasindan bile etkilenmedigine inanilmaktaymis.
          - Dikkat arttirici, hafiza guclendirici etkileri varmis. (belki de Gothe bu yuzden seviyordur kendisini). Alzheimer tedavisinde kullanimina dair calismalar devam etmekteymis.
          - Meyveleri az miktarda yenildiginde zehirli olmasa da cok yenildiginde zehirli olabiliyormus Ozan gordugumuz hemn hemen her bitkinin meyvesini tatmadan duramadigindan biliyoruz ki meyvesinden alinan cok ufak bir isirik zehirli degil ama cok yenilirse zehir etkisi yaratabiliyormus. O zaman tam azi karar cogu zarar! ve kullanimini ilac sektorune birakmak daha akillica.
          - Uzun omrunden dolayi Cin ve Japonya da tapinak ve mabetlerin bahcelerine dikilirmis.
Simdi etrafima baktigimda oyle cok Gingko agaci goruyorum ki! Meger ne kadar yaygin bir agacmis da ben bilmiyormusum.

3. Gothe hakkinda neler ogrendim?
Alman edebiyatinin en onemli temsilcilerinden biri. Benim aklimda yer eden Alman yazarlarin sayisi o kadar az ki. Ama yine de Alman edebiyati diyince, Gothe ilk aklima gelen isim. 1749 da Frankfurtta bizim gezdigimiz evde, gezdigimiz odalarin birinde doguyor Gothe. Zengin bir ailenin cocugu oldugundan rahat bir hayat suruyor ve iyi bir egitim aliyor. Acikcasi yasadiklari evi gorunce ne kadar zengin olduklarini ve ne denli rahat bir hayat yasamis olabileceklerini anlamak mumkun. Aslen hukuk egitimi almasina ve hukuk alaninda doktora dahi yapmis olmasina ragmen hayatini edebiyata adiyor. Hayatini adadigi yolda oyle basarili oluyor ki 83 yasinda hayata gozlerini kapadiginda Alman hatta Dunya edebiyatinin en onemli isimleri arasinda yerini almis durumda oluyor. Sanirim vaktim oldugunda daha fazla okumaya calisacagim Gothe'nin hayatina dair yazilari.


4. Faust hakkinda neler ogrendim?
Faust Gothe’nin en onemli eseri. Hatta okudugum pek cok kaynaga gore Alman edebiyatinin da en onemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Gothe’nin Faustu yazmasi neredeyse hayatinin 50 yilini aliyor. 50 yil… 50 yillik emegin urunu olan bu eserin bunca ovguyu almasi elbette dogal. Genclik yillarinda yazmaya basladigi eserini hayatinin son yilinda tamamliyor Gothe. Belki de oylesine mukemmelliyetci ki "iste bu son halidir" demeye ici el vermiyor hicbir zaman.

Kitap hakkinda pek cok ayrintili bilgiyi elbette internette bulmak mumkun ama kitap tanitimlarindan benim aklimda kalanlar ozetle su: “ Faust yani Latincede mutluluk olarak adlandirilmis olsa da hayatinda mutlulugu asla bulamamis bir adami anlatir bu kitap. O adam ki bilim ugruna butun hayatini harcamistir, bilim ugruna dunyada ona zevk verecek herseyden kacmistir. Mutlulugu hayatin anlamini bilimde aramistir. Ulasamaz istediklerine ve ruhunu seytana satar. Iste Faust bu ugurda yasanan tum ikilemleri, verilen cabayi ve umut ile umutsuzlik arasinda sikismis bir ruhu anlatir. KItabi okumadim o nedenle bu sadece tanitimlardan aklimda kalanlar. Okursam bir gun kitabi kendi dusuncelerimi de yazarim umarim.

Daha merak ettigim pek cok sey var Frankfurt hakkinda ama bu aralar isler yogun ya bu kadarini arastirabildim gerisi baska bir ziyarete diyerek yeniden gitmek icin bahane mi yaratsam acaba :)

27 Kasım 2010 Cumartesi

Mimlendim

Ne oldu biliyor musunuz? Mimlendim! Benim gibi "Nedir o ki?" diyeniniz varsa yalniz degilsiniz! Benim de ne oldugunu anlamam baya bir zaman aldi ama artik biliyorum. Blog dilinde mimlenmek demek bir blogger arkadasin tarafindan “Hadi bakalim sen de yaz bu konuda neler doktureceksin gorelim” demekmis. Bir nevi Elim Sende… Sevgili Deli Anne de bana Elim Sende demis…

Bu bir soru-cevap mimiymis efendim. Boyle mimlerde ayni sorular baska baska bloggerlar tarafindan cevaplaniyormus. Tipki Deli Anne gibi ben de mimin icerigini gorunce okul yillarina gittim ve anket defterlerimizi hatirladim. Ne onemliydi kime ne sirayla verildigi o defterlerin. Bizim okulda okul magazin aleminin temeli bu anket defterlerinin dolasma sirasina bagliydi diyebilirim. Hey gidi gunler! Bir de guzellik yarismalarini hatirlatti bana sorular. O kalip guzellik kavraminin icinde “kulturlu” de olmasi gereken yarismacilarin hazirladiklari cevaplari vermek icin cirpinislari hep uzmustur beni. Gerci neresinden tutsan elinde kalir bu yarismalar o yuzden bu konuya girmeyeyim ben. Hatta baska hic bir sey yazmasam da sadece “Soru- cevap” mimindeki sorulari cevaplasam en guzeli olacak. Bilmem boyle olur mu bu mim isi ama uzun yaziyorum ya ben o yuzden sorularin bazilarini sectim onlari cevapladim ! Boyle olmuyorsa da artik hosgorun, ilk mimim olusuna verin :) Iste Gulcince ilk mim...

En sevdiğiniz kelime:
Kavusmak… Nerede olursam olayim sevdiklerimin bir kismindan ayriyim ben. O yuzden kelime olarak da anlam olarak da en cok kavusmayi seviyorum … Sevdiklerime kavusmayi seviyorum, o hic bitmeyen ama alistigim ozlemek hissini azaltmayi. Bir daha onlari ozlemeye baslayincaya kadar sevgilerine bogulmayi. Hayallerime kavusmayi seviyorum, o hic vazgecmedigim kurguladigim gerceklerime yaklasmayi. Gercek olabileceklerini gorup yeniden yeni hayaller kurabilecek kadar umut dolmayi… Nereye koyarsan koy yakisiyor bu kavusmak kelimesi bence. Ben o yuzden en cok bu kelimeyi seviyorum…

En sevdiğiniz ses:
Dalga sesi… Dinlenmenin, sakinlesmenin, huzurla dolmanin bir karsiligi benim icin dalga sesi. Bir de yapmaya mecbur oldugumuz herseyden uzaklasmanin. Gunes tepeden inmeye baslayinca uzanacaksin kumlara. Elinde satirlarinin arasinda kaybolabildigin bir kitap olacak. O guzel iyot kokusu gelirken burnuna icin geciverecek birden. Kitabin dusecek gogsune; sen gozlerin kapali dalga seslerini dinleyerek kisacik uyuyacaksin. Uyanman da yine dalga sesinden olacak. Dinleneceksin, sakinleseceksin, huzurla dolacaksin…(Yok var sende bir ehl-i keyiflik!)

Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Kucuklugumden beri bakkal olmak istemezdim ben. Cadde ustunde evimize yakin bir bakkal vardi. Cadde ustunde olmasina ragmen kasvetli ve karanlikti. Hersey hep ayni yerde dururdu o bakkalda. Kasanin tam karsisinda kucuk bir televizyon da vardi. O bakkalda calisan iki akrabanin muhtemelen hayatlarinin cogu o dukkanda gecerdi. Cok gitmezdim o bakkala; daha yakin ustelik piril piril, yasli bir amcanin islettigi baska bir bakkal vardi onu severdim ben. Ha yolum dustuyse de o kasvetli olan bakkala ne aldiysam hemen parasini odeyip cikmak isterdim oradan. Oylesine bunaltirdi ki o dukkan beni bu soru bana her soruldugunda bakkal olmak istemezdim diyorum hala. Halbuki harika bakkal dukkanlari da var aynen o yasli amcamin dukkani gibi. Hatta simdiki aklimla insana bu kadar yakin bir meslek cazip bile gelebilir ama yine de o dukkan aklimda. Yazarken bile bana verdigi kasvet icimde.

Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
Burnumu oynattigimda istedigim herseyi yapabilecek olsaydim… Tatli cadi gibi bir burnumu oynatsaydim isyerinde yapmam gereken butun isler bitiverseydi. Bir kez daha burnumu oytnattim mi evde yemekler sahane bir sofra esliginde hazir olsaydi. Bir kez daha camasir, utu, ev duzeni tamam… Bir kez daha istedigim yere isinlanivermisim istedigim herkesi gorebilmisim

Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz?
Oo kimler olmak istemezdim! Mesela Marilyn Monroe olsam fena mi? (tabi canim! bir otel odasinda oldurulmus olarak bulurlardi seni). Peki Catherine Zeta Jones? (Kocasi bu kadar hastayken uzgundur su ara emin misin?)
Sanirim dertsiz hayat yok o yuzden belirli bir kisi olmak istemezdim. Yine de bu sorunun cevabini boyle birakmayip mantik cercevesinde bir cevap verecegim :) Dunyayi degistirebilen insanlardan biri olayim isterdim. Mesela savaslari durdurabilecek bir insan. Tek basina bunca seye hukmedebilecek birisi var midir? Varsa O kisi olmak isterdim. Yoksa bu mimi paylasanlar bir araya gelsek bir sey yapabilir miyiz ki?

Nerede Yaşamak İsterdiniz?.
10 yil once sorsalar sadece Izmirde… 5 yil once sorsalar Istanbul da olabilir. 2 yil once sorsalar Rotterdam da fena degil. Simdi sorunca neresi olsa onemli degil. Bunca dolastiktan sonra anladim ki nerede yasadigimiz degil ki onemli olan. Onemli olan kimlerle yasadigimiz. Neresi olursa olsun sadece sevdigim herkesle ayni yerde yasamak isterdim.

En önemli kusurunuz?
Keske demekten vazgecmemek... Aldigim her kararda keske obur turlu yapsaydim nasil olurdu diye dusunmekten vazgecemiyorum ne yazik ki ben. Bu yuzden zor karar veriyorum hatta buyuk kararlarin ardindan uzun bir sure pismanliklardan kurtulamiyorum. Donem donem hayatimi kabusa cevirebildiginden en onemli kusurum bu iste benim. 

Kahramanınız kim?
Voltro(a)n :) Onlar kendilerini bilir!

Şu an ki ruh haliniz?
Yorgun ama heyecanli… Onumuzdeki gunlerde gorulecek oyle cok arkadas gidilecek oyle cok yer var ki heyecanli olmamak mumkun degil. Ama bir yandan da yapilacak oyle cok is var ki.

Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Cok zor boyle bir soruyu cevaplamak verilecek her cevap da cok iddiali. Ogrenmekten vazgecmeyeyim istiyorum sadece ve hic bir zaman ben oldum artik; benden daha iyisini bilen yok diyen bir insan olmayayim. Hayatta herkesten, herseyden ogrenecek onlarca sey oldugunu unutmayayim.

Mutluluk rüyanız nedir?
Huzur, saglik  ve keskesiz bir hayat… Yas aldikca daha iyi anliyorum kendimiz ve sevdiklerimiz huzurlu ve saglikli olduktan sonra mutlu olmamak icin hicbir sebep yok aslinda.

Sevgili Deli Anne umarim becerebilmisimdir. Sanirim bir de benim elim sende demem gerekiyor degil mi? Ama ben daha cok yeniyim buralarda o yuzden senin araciliginla beni ziyarete gelen blog arkadaslarimiza vereyim elimi diyorum. Umarim kabul ederler: Sevgili Anne Kaleminden selam verdik borclu ciktik demezsen Elim Sende!
(Sorularin tam listesi ise Deli Annenin bu yazisinda: http://delianne.blogspot.com/2010/11/mimlenmis-hayat-anket-keyfi.html)

19 Kasım 2010 Cuma

Biri beni durdursun

Uzun zamandir aramizdaki iliskiye bir sogukluk girmisti. Mutfaga girip cikarken yuzune bile bakmaz olmustum. Sabahlari bazen masada oldugunu farkediyordum ama ona ilgi gosterdigimi, vakit ayirdigimi soyleyemem. Memnundum da bu halden aslinda. “Seni uzaktan sevmek asklarin en guzeli” misali uzak ama yakin, yanyana ama mesafeli bir iliski surduruyorduk. Acikca soylemek gerekirse cogu zaman evdeki varligi aklima bile gelmiyordu.

Iki gun oncesine kadar suren bu hal bir anda degisti. Aksam yemeginden sonra evde dolanirken gozume takildi. Sanki gunlerdir onu farketmemi bekliyormuscasina isil isildi. Dayanamadim… Sadece 1 kasik yiyecektim ben; sonra o mesafeli iliskimize geri donecektim. Olmadi… O aksam o bir kasigi baska kasiklar izledi. Sabah baska kasiklar… Ve artik kabul etmenin zamani geldi: Ben yeniden N.u.tella bagimlisi oldum

Korkacak bir sey yok; kurtulacagim biliyorum. Evdeki kavanoz kucuk; bugun yarin bitecek. Yenisini insallah almayacagim. Ofise geldigimde karsimdaki masada duran N. kavanozu sabah sabah “Saka mi bu ya” diye dusunmeme sebep oldu ama ellerimin ona uzanmasina izin vermeyecegim. Irademden degil yanlis anlamayin sahibi burada degil! (vicdansiz!) Yine de soyle bir asagidaki semptomlara bakinca sanirim durumum tahminimden de ciddi, kurtulmamsa tahminimden de zor olabilir. Biri beni durdursun

Semptom 1:
Kendisine hayranim. Hatta acilmamis bir kavanozu elime aldigimda kapagin altidaki folyoyu acmadan once, kavanozla muzik yaparak, kucuk bir kutlama yapiyorum. Deneyin oneririm o folyonun ustunde parmaklarinizi gezdirince harika bir muzik olusuyor. (sanat aski baska bir sey degil!)

Semptom 2:
Sabah kahvaltisi, aksamustu cayi, ara ogun, aksam tatlisi… N. yemek icin zaman tanimiyor ustelik harika bahaneler bulabiliyorum. Mesela:
          o Bugun ofis cok yogundu morale ihtiyacim var (tabi canim !)
          o Havalar sogudu ya vucut seker istiyor tabi (pardon ?)
          o Simdi koca bir tiramisu yesem daha mi iyi? (ikisini de yemesen?)

Semptom 3:
Kavanozu her elime aldigimda. Bir kasik diyorum kendime. Bir kasiktan ne olur ya. Ama sonraki kasigi hakedebilmek icin bahaneler/oyunlar yaratiyorum. Mesela:
          o Bir buyuk kasik yerine iki kucuk kasik yiyeyim keyfi uzun sursun. (take your time please!)
          o Ikinci kasik cok az doluydu o yuzden bir kucuk kasik daha alabilirim. (tabi canim tutan mi var!)
          o Yavas yavas keyifle yesem bile reklamlar bitmeden bu kasik biterse bir tane daha alabileyim (zeki seni! hizi ayarlarsin sen!)

Semptom 4:
Bazen baska yiyeceklerden yemeyerek vicdanimi rahatlatiyorum. Pardon daha fazla N. yiyebilmek icin aklimda ve midemde yer aciyorum. Mesela:
          o Ben bu aksam brokolileri yemeyeyim yerine bir kasik N. yiyeyim (zaten ayni sayilirlar icin rahat olsun!)

Semptom 5
Sosyal paylasim sitelerinde onunla ilgili guzel hikayeleri ve yaratici buluslari okuyup cocuk gibi seviniyorum. Mesela:
          o Biten N. kavanozu asla direk cope atilmaz. Icine sicak sut konulup calkalanarak son kalintilar degerlendirilir. (e bari sut icmis olursun!)
          o Hatta bu sicak sutle doldurulan kavanoza azcik yogurt koyularak kaloriferin ustune birakilir ve sonucta cikolatali yogurt elde edilir (bunu yapabilirsen helal olsun afiyetle ye!)

Semptom 6:
Sanirim 3-4 yasina kadar cocuklara cukulata yedirmeyin diyorlar ya. N. seven anneler babalar kavanozu kapliyor, kahvaltida gizli sakli agzina bir kasik N. atiyor. Ya da “Siyah bu bak aa cok kotu” diye bebecikleri kandirmak icin ellerinden geleni yapiyor. Inan olsun, zararli oldugunu bildigim halde, bu tattan mahrumlar diye o cocuklar icin uzuluyorum. Daha kotusu gizli sakli bu tada ulasabiliyorlar diye anne babalarina daha cok uzuluyorum. (Senin durumuna kim uzulsun acaba!)

Benim durumuma kim uzulsun ben de bilmiyorum ama galiba durumum gercekten cok ciddi :) Biri beni durdursun!!!!

17 Kasım 2010 Çarşamba

Mutlu bayramlar...

Bu sabah uyanirken bugun bayram dedim kendime. Uzaklarda huzunlenmek icin sebebim var. Sonra bugun bayram dedim kendime huznu mutluluga cevirmek icin gucum var…

Bu bayramda da sabah erkenden kalkacak ev ahalileri. Sabahin erken saatlerinde evde kosusturma baslayacak. Biz her zamanki saatte kalkip ise gelecegiz.
Dusundum… Ozan ve bizde kalan bir arkadasimiz erken yola cikacaklarindan gun bizim evde de erken baslayabilirdi. “Tamam” dedim kendi kendime “sen de onlari yolcu edebilirsin”. Gozlerim uyku!!! diye yalvarirken oyle bir gucle kalktim ki yataktan. Konustuk biraz, sonra el salladim arkalarindan. (Nese +1!)

Bu bayramda da evlerde sabah harika bir kahvalti sofrasi ile suslenecek, kahkahalarla kahvalti edilecek. Biz her sabahki gibi ya bir tost yiyecegiz ya da bir iki grisiniye cayla eslik edecegiz.
Dusundum… Birincisi bu kadar uykum varken kahvati hazirlamama gerek yoktu! (Nese +1!) Ustelik hepimiz dun evden calistik, sabah yagan maillere aldirmadan, ne guzel neseyle kahvalti ettik. El acmasi borek bile vardi soframizda sonra simitle guzel guzel peynirler. Hazir gozlerim uyku istiyordu ya, e bir de bayram, 1 saat daha izin verdim kendime. Oyle guzel uyumusum ki bayram temali ruyalarla. (Nese +1!)

Bu bayramda da evden cikarken karsilastiklari komsularina siki siki sarilacak insanlar, neseyle bayramlasacaklar. Biz asansorde ya da ofiste birini gorursek siradan bir gunaydin diyecegiz.
Dusundum… Bugun benimle konusacaklar bayram oldugunu bilmiyorlardi ki nasil sevinsinlerdi benimle. Karar verdim onlara bugunun bayram oldugunu bildirmeliydim! Aldim elime kucuk sekerlerden. Asarsorde kimseye rastalamadim iyi mi? Hay bin kunduz! Ama trendeki bilet kontrolu yapan amca, ofisteki guvenlik gorevlileri ve is arkadaslarim biliyorlar: Bugun Bayram. Bir suru tebrik aldim bu sayede :) Hatta bilet kontrolu yapan amca cocuklara verdikleri kucuk oyuncaklardan verdi bana bayram hediyesi niyetine :) (Nese +1!)

Bu bayramda da es-dost ziyaretleri ile keyiflenecek gunler. Biz evde dinlenecegiz.
Dusundum… Haftasonu arkadaslarimiz vardi bir nevi erken bayram kutlamasi yaptik ya biz. (Nese +1!) Bu haftasonunu da bir iki gezintiyle susleyebiliriz pekala. Ustelik telefonlar ve internet ile sevdiklerimizin sesi istedigimiz an yanimizda.(Nese +1!)

Bu bayramda da sofralari sahane yemekler, tatlilar susleyecek. Biz siradan bir aksam yemegi yiyecegiz…
Dusundum… Evet bayram sofralari sahane ama ben de guzel bir sofra hazirlayabilirdim aksama. Hazirlardim da kabul ettim; kavurma yapamam mesela. Beceriksiz miyim bilmem ama gercek su: etler pismiyor burada. Hani boyle pamuk gibi olur kavurma dedigin ben yapinca kayis daha iyi bir sifat oluyor kendileri icin. Almanyada cok guzel pirzola yemistik (Urunum sen git yine ye bayram serefine) o da yok burada. Cikamadim isin icinde bu maddede! Ben de anneme telefon ettim ben donunce butun guzel yemeklerden yapacaklar bana :) (Nese +10!)

Ve bu bayramda da halalar, dayilar, kuzenler bir arada olacak. Belki de son kez babanemin evinde. Biz burada uzakta olacagiz…
Dusundum… Nesesi yok iste bunun. Neresinden bakarsak bakalim bunun her yani huzun. Ama biliyorum bir araya geldiklerinde bizi de konusacaklar. Uzakta da olsan hep kalplerinde olmak olabilmek degil mi isin ozu?

Hepimize nerede, nasil olursak olalim seker tadinda nice bayramlar…
PS: Bu bayramda da Turkiye'de 9 gunluk tatil olacak biz burada calisacagiz. Neyse bu konuya hic girmeyelim!

11 Kasım 2010 Perşembe

Gule gule babaannecim....

Bir kisi daha eksigiz artik. Artik ne kadar cogalirsak cogalalim yeri dolmayacak bir eksigimiz daha olacak.

Ailemizin yasayan en buyuk ferdiydi babaannem. Evlerimize gelen taze tarhana kokusuydu; sabah kalktigimizda odalarimiza dolan yufka ekmek kokusu. Mutfagin hakimiydi O. Cam gibi recellerin, ispanakli kol boreklerinin, kulak corbasinin ve daha aklimiza gelen nice yemegin ustasiydi. Temizlikti babaannem, duzendi. Yillarca saclarimizi yikadigimiz, elleriyle yaptigi, zeytinyagli sabunlarin kokusuydu. Yeri geldiginde hatta bazen gelmediginde bile hottt diyebilendi, otoriterdi, gucluydu, ogut verendi. Ama herseyden ote torunlarini cok her seyden cok sevendi… Ve babaannem de bize veda edip dedelerimin ve anneannemin yanina gitti...

Ben gectigimiz Persembe aksami O’nu gormek uzere yola cikarken babaannem de son yolculuguna cikti... Belki de O’nu yazin birlikte uzun uzun sohbet ettigimiz o son gorustugumuz gun gibi hatirlayayim istedi... Ama bir yandan onu ugurlamak icin orada olabileyim. Biliyordu anneanneme veda edememistim istedigim gibi belki de ikisine birden simdi veda edebileyim istedi.

Paylasmayi severdi babanem; ah bir de yemek yedirmeyi. Omru boyunca cocuklari, torunlari bir arada olsun; kapisinin onunden gecip O’na merhaba diyen herkes sofrasina da otursun istedi. Hatta yeri geldi yemek yiyecek hali kalmayan bizler evden bir seyler daha yemeden cikacagiz diye uzulup agladi. Simdi bize veda ederken eminim gokyuzunden gulumsuyordu. Cunku onu ugurlarken, arkasindan misafirlerimizi agirlarken tam da onun istedigi gibi cocuklari, torunlari, akrabalari, sevenleri bir aradaydi. Her aksam tipki O’nun istedigi gibi ev kalabalik ve isikliydi. Odalardan, koridorlardan konusmalar ayak sesleri eksik olmadi ama Persembe aksami odalari dolasirken ben; ev tum kalabaliga ragmen sadece babaannemle doluydu.

Sanki odasindan mutfaga yuruyordu taburesine tutunarak. Biz masanin etrafinda oturuken “Sundan da yiyin” diyordu ya da “Dolapta karpuz peynir de var hadi cikarin”. Cay tabaginin icine onun icin koydugumuz tuza uzaniyordu eli her yemekte; sevmezdi ya tuzluk karabiberligi. Ve yine her zamanki gibi “Yemiyorsunuz” diyordu. “Zayiflamissiniz hepiniz”. Odasi babaannem kokuyordu sanki yine. Elbiseleri utulu dolabindaydi belki ondan. Birini benim nisanimda giymisti hatirliyorum, birini kuzenimin dugununde sanki. Salonda kosedeki koltukta oturuyordu sanki. “E daha daha nasilsiniz?” diyordu; bir de “Eslerinizle iyi gecinin kizim uzmeyin sakin birbirinizi”. Hatta bir ara dedem ogle namazi sonrasi elinde sicak ekmeklerle donerken eskisi gibi balkonda O’na “Hosgeldin” diyordu...

Sonraki gunler baska sesler, baska goruntuler baskin cikmaya basladi. Anladim ki babaannem gittigi yerde de artik mutluydu…

Gule gule babaannecim, mekanin cennet olsun... Bana son konustugumuzda demistin ki; “A.llah sirali olum versin kizim, zamani gelince beni birakin”. Inaniyorum ki sen zamanin geldigine inandin. Gule gule babaannecim...

Babaannemle Anilar

Inaniyorum ki gidenin ardindan gulumsemek, guzel anilari hatirlamak da onlarin ruhlarini mutlu ediyor. O yuzden babaannemin ardindan da sadece goz yasi dokmek istemiyorum. Aklima guldugumuz anlar geliyor ve yuzume yerlesen gulumsemeyi engellemiyorum. Aslinda ben ve abim disindaki torunlarinin anneannesiydi O. Ama olsun ben hepimiz adina babaanne diye yazdim anilarimizi... Iste babanemle guzel anilardan bazilari, unutmayayim hep hatirlayayim diye...

*****************
Hollandaya geldikten sonraki ilk bayramdi. Babaannemi aradim. Konusmaya basladik.
          GB: Babaanecim nasilsin? Bayramin mubarek olsun.
          B: Iyiyim kizim sen nasilsin?

Konusma surer sonlara dogru...
          B: Saka yapiyorsun bana degil mi? Geldin sen buradasin
          GB: Yok babaanne ne gelmesi Hollanda’dayim
          B: Hadi hadi buradasin sen buradasin
          GB: Vallaha degilim babaanne
          B: Yemin etme. Taa oralardaysan sen bu ses nasil bu kadar net geliyor?
          GB: Babaanne telefon teknoloji....
          B: Hadi oradan beni mi kandiracaksin? Oradan buraya ses boyle mi gelir onca yol.
          GB: Babaanne ama...
          B: Tamam babani veriyorum tamam

Cok gulmustuk... Ses gec gelmiyor diye inanamamisti Hollandadan aradigima. Sonra alisti, yillarca uzaklardan guzel guzel konustuk.

*****************
Tam 10 kuzeniz biz kocaman bir aile. Birer birer evlendik; ailemizi daha da genislettik. Babaannemin en mutlu anlari arasinda heralde bizim dugunlerimiz de vardi. Ama bir yandan en endiseli anlari arasinda da...

Ailemize bir damat katiliyorsa babaannemle diyaloglar
          B: Bak kizim sen zaten zayifsin. Yemiyorsun da
          Biz: Babaanne ben zayif degilim ya valla yiyorum ben ayrica
          B: Yiyormus nerene yiyorsun acaba? Bak bu cocugu ac birakma. Guzelce yemek pisir. Sen yemiyorsun diye o da mi yemeyecek? Olmaz!

Ailemize bir gelin katiliyorsa babaannemle diyaloglar
          B: Oglum masallah gelinimiz de pek guzel.
          Biz: Sagol babane
          B: Ama biraz zayif mi ne?
          Biz:.....
          B: Aman sen yememezlik etme. Hasta olursun bak!
          Biz: Yok babaanne yerim ben merak etme
          B: Ye oglum sen aman diyeyim ye. Aliskinsin sen bol bol yemeye. Yemek pisiriyordur herhalde gelin kizimiz degil mi?
Cenaze dolayisiyla kuzenler bir araya gelince farkettik yeniden cogumuza bunlari soylemis :)

*****************
Elbet her babaanne gibi benim babaannem de cocuk sahibi olalim isterdi. Hatta zaman zaman bu konuda israr da ederdi :)
          B: Artik anne ol kizim
          Biz: Daha erken babaanne
          B: Neyi bekliyorsun acaba?
          Biz: E sen de demiyor muydun calis mutlaka kendi parani kazan diye. Isim, kariyerim...
          B: O zaman onun vaktiydi onu diyordum simdi bunun vakti bunu diyorum. (iyice kizar) Bakacak sana ileride o isin kariyerin bakacak. Ah hastayim dersen kariyerin pisirir bir corba getirir artik ne olacak.

PS: Ama bana 2 sene musade etmisti vallaha yurtdisindan doneyim diye :)

*****************
Keyifliydi babaannemle sohbet. O anlatirdi biz dinlerdik... 
         
          B: Mustafa ugradi gecen gun.
          GB: Mustafa kim?
          B: Koyde Mustafa var ya?
          GB: Bilmiyorum ben tanimiyorum.
          B: Nasil? Xxx yengenin dayisinin oglu. Akarabamiz bizim
          GB: Xxx yengeyi de tanimiyorum ki ben
          B: Nasil? Dedenin amcasinin oglunun esi
          GB: Yakinmis baya :)
          B: Yakin tabi. Uzak kaldiniz tanimiyorsunuz akrabalarimizi. Neyse o ugradi gecen gun.....

Bu mantikla tahmin edersiniz ki tum koy bizim akrabamiz. Uzak kalmasam bile ne kadarini taniyabilirdim bilemiyorum :

Daha ne anilar var kimbilir akillarda. Onemli olana bunca aniyi yaratabilmis olmak degil mi aslinda? Iyi ki bunca guzel aniyi biriktirecek kadar beraber olabildik babaanecim... Gule Gule...

2 Kasım 2010 Salı

Rotterdam'da bomba!

Gectigimiz hafta Persembe gunu Rotterdam merkez istasyonunda 2. Dunya Savasi'ndan kalma patlamamis bir bomba bulundu. Tahminlere gore savas zamani ucaktan atilmis ancak patlamamis ve zamanla! ustu toprakla ortulmustu. 250 kg olan bu bomba Cuma ogleden sonra genis bir alanda patlatildi. O aksam televizyonlarda haber oldu; simdi unutuldu. Ben unutamadim.

Istasyonda bulunan patlamamis
bomba
1939-1945 yillari arasinda dunyanin pek cok ulkesi bombalarin tehditi altinda yasadi. Havadan yagan bombalar sehirleri, binalari ve en onemlisi insanlarin hayatlarini mahvetti. Rotterdam o donemde yerlebir olan sehirlerden yalnizca biri. Ve savastan tam 65 yil sonra Rotterdam'da 2. Dunya Savasi'ndan kalma patlamamis 250 kglik bir bomba bulundu. Aciklamalara gore Avrupa'nin pek cok kentinde buna benzer bombalar var ve disaridan mudahale edilmedikce patlamalari cok mumkun degil. Yani yine aciklamalara gore endiselenecek bir sey yok! Gercekten yok mu? Ya da boyle bir durumda endiselenmemiz gereken tek sey o bombalarin patlayip patlamayacagi mi?

Bir bakima insanlarin akil almaz hirslarini, hep daha fazlasina sahip olma isteklerini temsil etmiyor mu o bombalar? Ve toprak altinda kalmis hirslarin 65 yil sonra bambaska kusaklarin hayatini hala oyle ya da boyle tehdit edebiliyor olmasi endiselenilecek bir sey degil mi?

Bulunan bombanin patlatilisi
Daha kotusu, bugun dunya uzerinde onlarca noktada insanlar topragin altinda mudahale edilmezse patlamayacak bombalarin degil; gokyuzunden patlamak uzere gelen bombalarin tehditi altinda yasamiyor mu? O bombalarin bir kismi da belki patlamayacak. Belki bazi canlar o bombalar patlamadigi icin bugun kurtulacak. Ama hayatlari mahvetmek uzere yola cikan o bombalar bugun ya da yarin insanlarin hayatlarini tehdit etmeye devam etmeyecek mi?.

Savaslar niye cikar? Hakli midir saldiranlar? Magdur mudur hep savunanlar? Insan hayatinin onemi bazi degerler icin goz ardi edilebilir mi? Yoksa insan hayati herseyin ustunde midir? Elbet herkes gibi benim de fikirlerim var bu konularda. Ustune onlarca yazi yazsam acklamaya yetmez tum dusunduklerimi. Ama bugun, yillar boyunca hergun patlamamis bir bombanin ustunden yuruyup gectigimizi dusununce ve dunyada pek cok insanin bombalara bizlerden cok daha yakin oldugunu hatirlayinca sadece bizden sonraki kusaklara altinda ya da ustunde bombalar olmayan topraklar birakalim istedigimi yazmak istedim. Bir de dunya baris dolsun, bombalar hayatimizdan uzak olsun! demek....

Savasa Hayir! Baris hemen simdi!

PS: Resimler nu gaztesinin sitesinden...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails