22 Ekim 2010 Cuma

Sicak tarhana corbasi

Bugun gune sicak bir tarhana corbasi icerek basladim. Cok yapmam aslinda bunu ama ne tost vardi gozumde ne baska bir sey. Varsa yoksa sicak tarhana corbasi. Hele disarida yagmur da yagiyorken...

Ne ise giderken ne kadar islanacagimi dusundum, ne de beni bekleyen gunun ne kadar yogun oldugunu. Dumani tuten sicacik tarhana corbasi beni isitirken bambaska seyler dusundum ben.

Ilk aklima gelen anneannem oldu mesela. Kucuktum. Belki 4 belki 5 yasinda. Anneannem kurusun diye tarhanalari arkadaki odaya sererdi genis tepsiler icinde. Arada da ovalardi un haline gelsinler diye. ben de annemle anneannem sohbet ederken gizli gizli arka odaya kacar kendimce cok onemli sanat eserleri yaratirdim tarhanalarla. Adamlar, cocuklar, hayvanlar... Tam kurumamis tarhana oyle guzel sekil alirdi ki... Ne yapalim bizim zamanimizda oyun hamuru yoktu ben de boyle oyaliyordum sanirim kendimi :) Bu sabah anneannemin benim sanat eserlerimi gordugu ilk ani dudundum. O ici "Ah yine ovalamak lazim bunca tarhanayi" derken dilinin "Anneannecim senin oynayabilecegin kismi baska tepsiye koyalim mi" demesini...

Sonra babaannem ve babaannemden gelen paketler geldi aklima. Kis hazirliklari yapardi babaannem. Cesit cesit receller, salca, sabun... Illaki de tarhana. Sonra ayri ayri posetlerde bize gelirdi onlar. Babaannem posetlere dugum atmak konusunda bir profosordur kesinlikle. Onun dugumledigi paketi oyle eline ilk alista acman mumkun degildir :) Bir nevi gemici dugumu atmayi nasil basarir o hizla posetlere ailece anlayamayiz. Oyle heyecanliydi ki o paketleri teker teker acmak. Sonra her posette "Aa bu benim sevdigim recelmis", "Bunu benim icin yapmistir babaannem degil mi?" diye sevinmek, sasirmak... Bu sabah o posetleri acmak icin verdigim heyecanli mucadeleyi dusundum. Sonra icinde tarhana olan poseti acinca mutfaga yayilan o guzel, hafif eksi, taze tarhana kokusunu... 

Annem geldi bir de aklima. Ben ve babamin tarhana corbasini cok sevisimiz ama normalde onune tas koysan yiyen abimin tarhanaya olan uzakligini hatirladim. Kucuktum. Belki 6 belki 7 yasinda. Abim uzaklara gitmisti bir yaz. O da kucuktu daha 9 yasindaydi ama sahane folklor oynardi ve uzun bir Avrupa gezisine gitmisti kucuk dansci olarak. Domates corbasi yemisler o gezide. Hic sevmemis. Ondan sonra acildi tarhana ile aralari. Sadece icinde borulce ya da kiyma olursa yerdi tarhanayi. Ne tesaduf ki ben de sadece icinde bir sey olmazsa yerdim! Bu sabah annemin ikimizin de gonlunu yapmak icin verdigi mucadeleyi dusundum. Ayni seyi yiyelim diye ugrasmasini olmazsa ayri ayri tarhana corbalari yapisini...

En son Ipek geldi aklima. Kucuk degildim artik. Kazik kadar olmustum hatta artik annemlerden uzakta Istanbul'da Ipek'le yasiyordum. Ben bir yandan deliler gibi calisip bir yandan da yuksek lisans tezimi yazarken Ipek'in elimi hic bir ise surdurmeyisini, her aksam bize yemek hazirlayisini hatirladim (canim arkadasim!) Bir aksam yine ben odamda ders calsirken kafasini uzatmisti Ipek iceri. "Aksam tarhana corbasi yiyelim mi?" diye sormustu. Henuz calismayi seven ben nasil bunaldiysam "Ipek ben ders calismasam hatta calismasam tarhana yollasa annemler gecinir gideriz ne olacak" demistim. Gelip sarilmisti Ipek bana... uzun uzun gulmustuk.... "Az kaldi ama bitecek yakinda" demisti... Sonra yine harika sicacik bir tarhana corbasi vardi soframizda... Bu sabah Ipekle beraber tarhana corbasi yedigimiz o yorgun ama mutlu gunleri dusundum. Ipek'in bana hep huzur verisini....

Bir corba icimlik surede bunlar geldi aklima. Icim isindi. Yuzum guldu. Bu sabah tarhana corbasi bana baya iyi geldi galiba... 

Tabi bunca yazidan sonra bir tarhana yapim tarifi verebilsem ben ne iyi olur. Olur da yukarida da gorulecegi uzere anneannesi - babaannesi hazirlamis... Annesi  ve Ipek'i pisirmis... Gulcin de afiyetle yemis :)

20 Ekim 2010 Çarşamba

Upuzun bir gun ilk durak: Zwolle

Bu Hollandada ucuncu yilimiz. Tanidigimiz tum Hollandalilarin ortak dusuncesi Hollanda’yi onlardan daha fazla gezmis oldugumuz. Bizim defalarca gittigimiz pek cok sehire daha ayak basmamis olanlari var. Bizim icin de Turkiyede ayni sey gecerli degil mi cogu zaman? Yabancilarin bildigi, ustelik anlata anlata bitiremedigi ama bizim henuz kesfetmedigimiz ne cok yer var Turkiye’de. Hollanda kucuk bir ulke olsa da gidilecek yerler bitmiyor. Tam da bu yil daha once gezmedigimiz yerlere gidelim Hollanda’da diye dusunurken tum gun gecerli olacak kelepir bir tren bileti elimize gecmesin mi?

Uzaga gitmeye karar verdik bu upuzun gunde. Hollanda’nin kuzeyine. Benim daha once hic gormedigim Ozan’in okul isleri icin bir iki kez ugradigi yerler. Nereyi ne kadar gorebilecegimiz hakkinda hic bir fikrimiz olmadan olabildigince erken yola cikip, aksam gitmek zorunda oldugumuz bir dogum gunu partisine kadar olan zamani uzaklarda gecirmeye karar verdik sadece. Yani gunu, upuzun bir gun olarak yasamaya karar verdik. Yagan onca yagmurdan sonra hava o kadar guzel o kadar guzeldi ki. Biz de o guzel gunu uc sehir gezerek anilarimiza ekledik.

Ilk durak: Zwolle...
Normalde asla yolumuzun dusmeyecegi, uzak bir sehirdi Zwolle bugune kadar bizim icin. Dogu Hollanda’dan kuzey Hollanda’ya gecen yollarin ortak noktasi, kuzey dogu Hollanda’nin onemli ulasim merkezlerinden biri. Oyle cok unlu bir sehir degil burada. En azindan Hollanda’ya turist olarak gelseniz gitmeniz icin onerilecek yerler arasinda yer almayacagi kesin. Bizim gezi rotamiza girebilmis olmasi da sadece yol ustunde olmasindan aslinda. Yoksa biz bilmesek de onemli bir merkez oldugunu ancak sehri gezerken okuduklarimizdan ogrenebildik. Ah su arastirmaciligimizin zamanlamasini bir tutturabilsek!

Sabah erken yola ciktigimizdan, yol uzun da olsa, Zwolle’ye vardigimizda gunun hala basindaydik aslinda. Dukkanlarin cogu acilmis ama insanlar sokaklari kalabaliklastirmaya yeni baslamis. Bir sehri gezmek icin gunun en sevdigim zamanlarindan biri. Gerci Zwolle cok buyuk bir sehir degil. Sehirde universite de olmadigindan tahminimizce hicbir zaman Rotterdam, Amsterdam ya da Utrecht kadar kalabalik olmuyordur. Olsun ben yine de sabah dinginligi varken hala sehrin uzerinde; sakin sokaklarda dolasmaktan daha cok keyif aldim sanki.

Zwolle dort tarafi kanallarla kapli bir sehir mekezine sahip, eski sehir kapilari, guzel kiliseleri ve yemyesil sokaklari ile hakikaten gorulmeye deger bir sehir. Cok vaktimiz yoktu aslinda sokaklarin arasinda kaybolmak icin. O yuzden kisa dedigimiz ama iki saate yakin zamanimizi alna bir sehir turuyla yetindik. O kisa zaman dilimine 2 kilise gezisi, parklarda atlar ve kecilerle kisa bir sohbet ve yesilin icinde huzur dolu bir dinlenmeyi sigdiriverdik.

Zwolle’den aklimda kalanlar huzurlu, dingin ve neseli. Simdi dusununce dere kenarindaki parkta atlara seker yediriyoruz Ozan’la ve bir bankta oturup uzun uzun agaclari konusuyoruz....

Upuzun bir gun 2. durak: Gronningen

Zwolle’den Gronningen’e gitmek icin 1,5 saate yakin bir sureyi daha trende gecirdik. Gronningen kuzey Hollandada yer alan Gronningen bolgesinin merkezi ve bolgenin en buyuk ve en ‘heyecan verici’sehri olarak kabul ediliyor. Hatta okudugumuz kitapta sehir “o sessiz bolgenin icinde bir surpriz” olarak tanimlaniyor.  Bolgenin en buyuk sehri olmak, Almanya'ya yakinligi dolayisiyla Alman turistlerin cok geldigi bir sehir olmak ve bir universiteye ev sahipligi yapiyor olmak Gronningen’in kalabalikligini ve canliligini aciklayan sebepler. Hele Zwolle’den sonra bana oldukca kalabalik ve canli geldigini soylemem mumkun. 


Universite sehirlerini seviyorum. Genc kalabalik, sokaklar arasina serpistirilmis onlarca kafe ve ogrencilerin taleplerini karsilamak icin acilmis bir suru dukkan sehirleri gercekten canli yapiyor. Groningen de canli capcanli bir sehir. Hatta o kadar canli ki Hollanda’da gecirdigimiz 3 yilin sonunda ilk kez bir eyleme denk geldik. Yuruyen genclerin cogu punkci gibiydi. Ellerinde tasidiklari pankartlar, dovizler elbette Hollandaca. Genel olarak anladigimiz evsiz insalarin, bos bulduklari evlere yerlesmelerinin hukumet tarafindan yasaklanmasini protesto ediyorlar. Hollanda’da gordugumuz ilk eylem gurultulu ve cok renkli. 3 yildir hic eylem gormedigimize gore sanirim tum aktivistler ulkenin kuzeyine toplanmis. Ozan’in anlattigina gore Gronningen, Hollanda’nin belediye baskani Komunist Partiden olan tek sehri. Belki de bu hareketliligin kaynagi budur. Ayni zamanda yapilan anketlere gore Hollanda’nin en mutlu insanlari Gronningende yasiyormus. Bu durum denk geldigimiz gosteriyle tezat olusturuyor gibi gorunse de hareketliligin mutluluk hormonlarini da harekete gecirdigine inaniyorum ben. Hayati sorguladikca, daha fazla refah icin taleplerini ortaya koyup istediklerini elde etmek caba gosterdikce daha mutlu oluyorlardir belki de; kimbilir?

Sehirdeki turistik gorsellerin hemen hepsi birbirine cok yakin ve yurume mesafesinde. Okuduklarimizdan biliyoruz; Groningenner Museum bolgenin en iyi muzelerinden biri. Ne yazik ki bizim upuzun gunumuzde muzeye girecek vaktimiz yok. Zaten itiraf etmeliyim genel olarak, muze gezilerini yagmurun hic durmayacagi kis gunlerine birakmayi tercih ediyoruz. Hava boylesine guzelken acik havada oksijene doymak gibisi yok.
University of Gronningen
Sokaklar gercekten kalabalik o yuzden yavasca sehrin arka sokalarina dogru gecmek daha cazip. Ustelik isimiz var; Ozan’in arasira geldigi, Utrecht universitesinin de bir uyesi oldugu ICS’in Groningen ayagindaki binalari gorecegiz. Okulumu hatirlatti bana binalar. Eskiler. Tuglayla orulmus dislari. Bogazicinden sonra sanki boyle binalar daha bir universiteymis gibi geliyor bana. Ozledim sanirim okulu, okullu olmayi. Hafiften bir sizi gelmedi icime desem yalan olur. 
Aletta Jacobs


Binalarin birinin onunde bir heykel var. Hollanda universitelerindeki ilk kadin ogrencinin heykeli. Yil 1877, Groningen Universitesi’nden genc bir kadin doktor mezun oluyor. Adi; Aletta Jacobs. O'nun mezuniyeti diger tum ogrencilerden daha ozel cunku O Hollanda’da universiteye giden ilk kadin ogrenci. Onu gosteren ve kisaca hikayesini anlatan heykelin onunden durup dusunmeden gecmek mumkun degil. Nereden nereye...
Gronningen Parki
Biz bunlari dusunup konusurken, yollarin sonu bugune kadar gordugumuz belki de en guzel parklardan birine vardi. Bu park sanki bambaska bir dunya Gronningenin icinde. Eylemlere bile ev sahipligi yapan o kalabalik sehir bu parkta kendini sessiz bir dunyaya teslim ediyor. Hizli hizli yuruyen yayalar yerini guzel havanin keyfini cikaranlara birakiyor. Kimi cimlere uzanmis, kimi patenlerinin tepesinde, kimi elbet bisikletiyle yol aliyor.
Hayatimda hic gormedigim oyuncaklari barindiran bir oyun alani var parkta. Iplerden kurulmus 2 tirmanma alani kucuk olsam da yanina yanasacagimi sanmadigim iki oyuncak. Bu cocuklarin gozu karaligi hakikaten takdire sayan. Ama o tepeciklerin yaninda oyle guzel bir oyuncak var ki heralde cocuk olsam onun basindan ayrilmazdim. Yere 9 tane kare yapmislar metalden. O karelerin her birine bastiginda ayri bir ses cikiyor. Yani o oyuncakla oynamak, ayaklarinla bir piyanonun tepesinde dolasmak gibi bir sey. Adimlarinla kendi muzigini yaratabilirsin. Ne harika bir sey!

Dans etmek suphesiz dunyanin en guzel hislerinden biri. Siradan adimlarin bir araya gelip siradan olmayani yaratisi. Oyle biraraya getireceksin ki o adimlari, hem adim olmanin dogalligini kaybetmeyecekler hem de gozleri yaniltacak kadar adim olmaktan uzaklasacaklar. Dans ederek anlatilamayacak hic bir sey yok bence bu dunyada. Adimlarini kullanmayi bilirsen dunyadaki butun hisleri onlari kullanarak anlatabilirsin aslinda. Mutlu olursun adimlarinla, huzunlenirsin ya da ne bileyim aglarsin bile adimlarinla. Muziksiz dans olur mu diyenlere olur derim ben. Cunku dans kendi muzigini yaratir bence. Elbet zenginlesir muzikle dans, elbet keyfi artar adimlarin da. Ama ortamda hic muzik olmasa da edilir dans. Kulaklar adimlarin seslerini muzik olarak algilar nasilsa.




Iste bu gordugumuz oyuncak adimlara muzigi de kativeriyor. Attigin her adim bir notaya ses veriyor. Sen disaridan gelen bir muzige uydurmuyorsun yani adimlarini. Bilakis adimlarin o muzigi yaratiyor. Cok iyi bir dansci olsan sen o sesi kendin de yaratirsin elbet ama dans etmeyi seven bir cocuk icin bundan guzel bir oyuncak olabilir mi?
O oyuncagin basi kalabalik olmasa ben de denerdim adimlarimdan cikacak muzigi dinlemeyi ama cocuklara ait seylerde elbet kullanim onceligi onlarin… Yolumuz duserse bird aha buraya umarim adimlarimin muzigini ben de dinleyebilirim...
Groningenden aklimda kalanlar rengarenk ve muzikli... Simdi dusununce eski binalarin arasinda adimlarimla muzik yaratiyorum ve cok uzaklardan gelen gosterinin davul seslerini dinliyorum...

PS: Tam ben bunlari yazarken su videoya rastladim ne guzel bir surpriz :)
http://www.facebook.com/video/video.php?v=1448432205449

Upuzun bir gun 3. durak: Leeuwarden

Ucuncu durak: Leeuwarden
40 dakikalik bir tren yolculugunun daha sonunda vardik Leeuwarden’e. Bu tren yolculugu bir oncekilerden biraz farkli. Meger bizim tum gun gecerli biletimiz bu iki sehir arasindaki ulasimi saglayan sirketin trenlerinde gecerli degilmis. Hay bin kunduz! Kisa gunu upuzun yapmak icin yola ciktigimizdan trenlere son anda kosarak yetisiyoruz ya, bu durumu trene binmeden once farketmis olsaydik da durup bilet alamazdik zaten. Kaldi ki biz durumu farkettigimizde tren yola cikali baya olmustu. Tum gun boyunca bindigimiz tum trenlerde biletleri kontrol eden gorevliler artik dunyaya gonderdigim olumlu enerjisinin etkisinden midir bilmiyorum bu yolculukta kendilerine biraz izin vermisler. Demistim degil mi bazen sans bizden yana olabiliyor.
Bu kez Frislanddayiz yani Hollanda’nin en kuzeyi. Frisland aslinda Hollanda’da apayri bir bolge olarak kabul ediliyor. 11 sehir ve 7 golu barindiran ulkenin kuzeyindeki adalari da icine alan genis sayilabilecek bir bolge. Bu 7 gol bolgenin simgesi olarak kabul ediliyormus ve beyaz zemin uzerinde 7 tane kirmizi kalp olarak sembolize edilip bazi parklara bu flamalar asiliyormus. Oylesine farklilar ki kullandiklari dil bile Hollanda’nin diger bolgelerinden ciddi farkliliklar gosteriyor. Hollanda’nin guneyine gidince de konuslanlari anlamak cok kolay degil ama burasi bambaska. Yanlis anlasilmasin ben Hollanda’nin neresine gidersek gidelim konusulanlari anlamiyorum zaten ama anlayabilenlerin ortak fikrini yaziyoum sadece.
Leeuwarden Frisland bolgesinin merkezi olarak kabul ediliyor. Gronningen ile karsilastirilamayacak kadar sakin olsa da bolgenin en kalabalik sehri. Okuduklarimizdan ogrendiklerimiz ilginc. Hollanda’nin yetistirdigi bence en iyi sanatcilardan biri olan Escher burada dogmus. Dogdugu ev su anda bir seramik muzesi olarak duzenlenmis. Yine unlu ajan Mata Hari bu sehirde dogmus. Onun adina herhangi bir sanat eseri biz gormedik sehirde. Artik bu bglantidan cok memnun degiller mi bilemiyorum?

Sehir turundaki ilk duragimiz bir kiliseydi: Oldehove. Ama bugune kadar gorduklerimizden farkli olarak bitirilememis yarim kalmis bir kilise. Sadece kulesinin bir kismi yapilabilmis. Sonrasinda ne olduysa yarim kalmis bu klise ve muhtemelen kuleyi destekleyecek yapilar da tamamlanamadigindan bugune kadar gordugumuz en yamuk kilise kulesi bugunlere ulasmis.
Gordugumuz bir diger kilisenin St Boniface’nin hikayesi de ilginc. 1976'da cikan buyuk firtinadan cok etkileniyor kilise ve hatiri sayilir bir kismi yikiliyor. Halkin cogu madem bu kadari yikildi tamami yikilsin diye fikir beyan ediyor. Ustelik yerine alisveris merkezi dikilmesi icin. Artik hangi sagduyusu yuksek kisiler bu hareketi engelliyor ve buyuk bir mebla yatirilarak kilisenin onarilmasini sagliyor bilmiyorum. Ama asagida gorebileceginiz gibi bence cok guzel olan bu kilise o sagduyusu yuksek kisiler sayesinde bugunlere ulasiyor. Bizim ulkemize de bu sagduyulu kisilerden onlarca, yuzlercesinin gelmesini diliyorum. Ne de olsa tarihi guzelliklerin korumasi gerektigini beyan edenlere bile kendi islerine baksinlar diyen politikacilara sahip bir ulkedeki guzellikleri korumaya 1-2 kisi yetmez...

Cok uzun kalmasak da sehirde insanlar hakkinda genel bir fikir edinmemize yetti gecirdigimiz zaman. Sanki daha konuskanlar ve daha ictenler Hollanda'nin diger bolgelerine gore. Ha bir de kesin olan bir sey; Hollanda'nin diger bolgelerindeki insanlara gore  daha cok bebek yapiyorlar. Kafelerde, restoranlarda oturan hemen hemen her ailenin elinde bir bebek var. Herkes birbirinin cocuklarini mi seviyor ne? Bir anda samimi bir ortam icinde bulduk sanki kendimizi. Guzel, sicak, sevindirici.
Leeuwarden'den aklimda kalanlar sasirtici. Simdi dusununce o yamuk kilisenin onunde saskinca yapiyi inceliyorum. Etrafimda Hollandanin diger sehirlerine gore cok daha icten olan insanlar birbirlerinin bebeklerini kucakliyor...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails