21 Temmuz 2010 Çarşamba

Evimizi su bastı… Hayat boyle bir sey galiba

Oluyormus… İnsanın hiç aklında olmayan şeyler başına geliveriyormuş. Sabah evimizden ayrılırken herşey o kadar normaldi ki… Mutfak, salon, koridor, odalar… herşey her zamanki gibiydi, bizim evimiz gibi yani… Akşam ikimiz de isten geç çıktığımızdan hadi dışarıda yiyelim yemeği diye düşünmüş keyiflenmiştik de. Ben sadece elimdekileri eve bırakmak istemiştim o keyifli yemekten önce. Yemek yiyecek, evimize gelecek, tatil hazırlıklarımıza devam edecektik…

Eve girip mutfağa doğru yürüyene kadar her şey planlandığı gibi ilerliyordu aslında. Mutfağa giden yoldaki parkelerin altından ben bastıkça çıkan sular ayaklarımı ıslatmasa, mutfağa yaklaştıkça küçük bir şelaleyi andıran ses kulaklarımı tırmalamasa, ve mutfağımız küçük bir gölet haline gelmiş bizi bekliyor olmasa biz aslında yemeğe gidecektik sonra tatil hazırlıklarına devam edecektik…

O dakikadan sonra evimizde olması gereken bazı şeyler artık yoktu… çeşmeden akan su ve elektrik gibi… Onların yerine olmaması gereken pek çok şey bize eşlik etti gece boyunca; kovalar, faraşlar, yerlerdeki bitmek bilmeyen su… İlk başta sadece ağlamak istedim. Sevdiğim evimizi geri istiyorum diye düşündüm… Niye böyle oldu ki tam da tatilden önce diye aklımdan geçirdim. Hani biz yemeğe gidecektik sonra tatil hazırlıklarına devam edecektik?

Yemeğimizi elektriğimiz olmadığından mum ışığında masamızda “Ama olsun iyi ki bunlar biz buradayken oldu. Yoksa sonuçları çok daha fena olabilirdi” diye konuşarak yedik. Dün gece daha önce hiç tanımadığımız ama bize yardım etmek için ya da durum onların evini de etkilediği için gelen komşularımızla tanıştık. Anlayışlı ve yardımsever insanlarla stresimizden arındık… Gelen tamircinin Türk olmasıyla gülümsedik… “Şu anda bir şey yapamayız yarın geleceğiz” dediklerinde durumu kabullendik… ve Rotterdamdaki ‘superman’imiz Burhan abi elinde bir su çekme makinasıyla evimize gelip onca suyu bir anda yok edince sevindik…

Şimdi evimiz yavaş yavaş kendine gelmeye çalışıyor. Problemin kaynağı bulunacak, mutfak zemini değişecek, belki parkeler değişecek… üstelik bunlar biz evimizden çok uzaktayken yani tatildeyken yapılacak… Olsun o da güzel. Bizi yenilenmiş bir ev karşılayacak dönüşte, tatilin rehavetine bunun heyecanı eklenecek…

Biz dün akşam yemek yiyecektik sonra tatil hazırlıklarına devam edecektik… Olmadı başka şeyler yaptık… Biraz canımız sıkıldı biraz üzüldük ama adım adım sorunları halletmeye başladık… Ozan diyordu ki dün akşam: “Nasıl oldu anlamadım sabah her şey yolundaydı. Bir anda değişti.” Burhan abi gülümsedi. “Hayat Ozan… İnsan da yaşarken bir anda ölüveriyor”… Onca yorgunluğun üstüne hepbirlikte güldük… Hayat böyle bir şey galiba…

Aslında şimdi bakınca duruma: mum ışığında yemek, yeni insanlarla tanışmak, Burhan abiyle kısa da olsa neşeli bir sohbet. Çok da kötü bir akşam değilmiş… Ne yapalım bazı güzellikler için zorluklara katlanmak gerekiyor. Hayat böyle bir şey galiba…

7 Temmuz 2010 Çarşamba

HUP Holland HUP

Portakal Rengi Coşku
Bugünlerde portakal rengine büründü Hollanda, Hollandalılar, Hollandada yaşayan herkes. Eğer akşam maç varsa, sabahtan itibaren turuncu bir kalabalığa karışıyorsunuz. Sokaklar turuncuya boyandı bayraklarla, flamalarla. Annelerinin babalarının kucaklarında ufacık bebekleri turuncu elbiseleriyle görmek mümkün. Hatta sahiplerinin yanındaki köpecikler bile zaman zaman turuncu tişörtleriyle portakal rengi coşkuya katkıda bulunuyorlar.

Açıkçası normalde duygularini fazla belli etmeyen, düzenlerinin içinde bazen başka bir gezegene mi ışınlandım dedirtircesine sakin yaşayıp giden Hollandalıları böylesine mutlu, coşku içinde görmek beni şaşırtıyor ve sevindiriyor. Hiç tanımadığınız insanlarla aynı şeye seviniyor olmak belki de çok kolay yakalanamayacak bir birliktelik duygusu yaratıyor. Alışveriş yaparken, yolda yürürken, trende giderken üzerinizdeki turuncu bir objeyi görüp gülümseyiveriyorlar size. Hollandaca söyledikleri şeyleri anlamayıp ben Hollandaca konuşamıyorum dediğimde geçici bir süre için burada olmama rağmen takımlarını destekliyor olmama daha da seviniyorlar sanırım J Kendimi hiç tanımadığım insanlarla kısa sohbetlerin içinde buluyorum. Kazanacağız diyorlar. İyi eğlenceler diyorlar. İşte önemli olan da bu değil mi? Eğlenmek. Evet hırslılar, evet kazanmak istiyorlar, evet kaybederlerse üzülecekler ama en önemlisi futbolla eğleniyorlar. Hem de çok eğleniyorlar. O maçı kazanmış olmak için değil, bence en çok daha fazla eğlenebilmek için kazanmak istiyorlar.

Güneşin pırıl pırıl olduğu bu günlerde kanalların ışıltısına portakal renginin neşesi eklenince daha bir güzel oldu buralarda olmak. Hollanda 32 yıl sonra yeniden Dünya Kupası finalinde. Benim futbolla çok alakam yok. Aslında nerede neyi oynadıklarından çok yarattıkları bu coşkuyu destekliyorum ben. Ne Hollandalı oldum ne başka bir şey sadece bu bir daha ne zaman denk geleceğimizi bilmediğimiz bu coşkuya, sevince sonuna kadar katılmak istiyorum. O yüzden maç günleri büyük bir sevinçle elimden geldiğince ben de turuncuya bulanıyorum. Sözlerini malesef bilemediğim şarkılarında onlarla beraber coşuyorum. Maçları izleyip her golde Hollandalılar gibi coşkuyla zıplıyorum. Portakal rengi coşkunun içindeki nadir esmer insanlardan biri olarak bu eğlencenin tadını çıkarıyorum.

Dün akşam maç sonrası yine yollardaydık. Büyük bir parti merkezine dönüşen şehirde biz de eğlencenin tadını çıkardık. Yolda koşuşan insanları gülümseyerek izledik. Korna sesleri arasında “We are the Champions” şarkısını söyledik Hollandalılarla. Arabalardan bize hadi bağırın diye seslenenlerin coşkusuna alkışlarla destek olduk. Turuncu elbiselerinin içinde “Türkiye Türkiye” diye bağıranlara gülümsedik. Vuvuzelaların gittikçe artan sesinin arasında arkadaşlarımızla birbirimizi tam anlayamadan konuşmaya çalıştık. Onca coşkunun arasında polisin yönlendirmelerini yine tam anlamıyla takip eden ya da yoldan geçen arabaların sürücülerini korna çalmaları için ikna eden Hollandalı gençlere güldük. Tüketilen bira miktarı artıkça belli bir yere kadar eğlencenin dozu artıyor olsa da bence bir kırılma noktası var. O noktadan sonrasını (ki gece yarısını geçmiştik çoktan) evimizde geçirmeye karar verdik. Biz dönerken yoldan geçen arabaları sallamaya çalışan, itfaiye arabasının üstüne çıkıp kendini büyük bir sakinlikle indirmeye çalışan itfaiyecilerden saklanmaya çalışan gençlerin komik görüntülerinin sonu nereye varcak diye düşünüyordum gerçekten. Sokakta olduğumuz o dilimde aşağıdaki kareleri yakaladık.

Sabah her şey normale dönmüştü. Sokaklar yine tertemizdi. İnsanlar biraz uykusuz olsa da yüzlerindeki hafif gülümsemelerden anladığım kadarıyla içlerindeki coşku hala sürüyordu. Şimdi gözler Pazar günü olan maçta. Evet iyi olan kazansın ama bu sene Hollanda kazansınJ Böylece benim doğum günüm de bu turuncu coşkuyla kutlansınJ

Sonuç her ne olursa olsun HUP Holland HUP!!!!!

6 Temmuz 2010 Salı

Evimizde bebek var

vimizde bebek var!!!
Yani vardi ama sadece kisitli bir sure icin J

Gectigimiz haftalarda evimizde bu zamana kadarki en kucuk misafirimizi agirladik. Kendisi henuz sadece 21 aylik: Defne Hanim. Pembe agirlikli cicekli bocekli kiyafetleri, kivir kivir saclari, cesit cesit sapkalari ve oya gibi guzel yuzuyle tam bir kucuk hanimefendi.

Bu gunler Defne icin bir ilkti cunku Defne’ nin ilk yurtdisi seyahatine aitlerdi. Bu gunler Ozan ve Gulcin icin de bir ilkti cunku ilk kez birden fazla gunu bir bebekle kendi evimizde gecirdik. Biliyoruz ki cektigimiz resimlere yillar sonra bakarken Defne bugunlere dair hic bir sey hatirlamiyor olacak. Ama ben onunla gecirdigimiz eglenceli, bol gulmeli ve ogrenmeli gunleri bir bir hatiliyor olacagimizdan eminim.

Defne annesi ve babasiyla evimize vardiginda bir cumartesiydi. Defne anne ve babasiyla donus yolculugu icin evimizden ayrildiginda aradan sadece bir hafta gecmisti. O bir haftada anne baba Hollanda ve Belcikanin cesitli sehirlerine seyahatler yapti. Ozan ve Gulcin sabahlari Defneyle uyanmanin keyfini yasadi. Defne ise bizden firsat buldugu zamanlarda uyudu, yemek yememek icin tutarli bir direnis sergiledi, ozellikle trenlerde pek cok insanin gonlunu caldi, Hollandada kendisine bir arkadas edindi, Klaas Efeyle birlikte guzel bir oyun aktivitesi gerceklestirdi ve her aksam her sabah bize sergiledigi gosterilerle gunlerimizi senlendirdi.
Bebekler birbirlerine gittikleri gordukleri yerleri anlatirlar mi bilemiyorum. Ama Defne ve Klaas Efenin sen sesleriyle susledikleri oyun aktivitelerinde farkettim ki onlar ayni dili konusmasalar bile bir sekilde anlasiyorlar. O tatli konusmalariyla bize tam olarak anlatamasalar da ne soylediklerini, kendi aralarinda uzun sohbetlere girisebiliyorlar.

Defnecik bizde oldugu surece bebek diliyle bicir bicir surekli konustu. Biz sorduk o cevapladi. Yok yok dusundum de belki de Defnecik hic bir zaman bizimle konusmuyordu. O aslinda kendi arkadaslarina Hollandada neler yaptigini anlatiyordu. O zaman en guzeli bu geziyi Defnenin dilinden dinlemek olur diye dusunuyorum...

Cumartesi:
Sabahtan beri evde bir kosturma bir kosturma. Erkenden kalktik yola ciktik. Annemle babam bana yeni bir araba almislar rahat gezeyim diye. Ohh cok guzeldi arabam. Hemen kullanmaya basladim onu. Havalaninda uyumusum. Bir uyandim... Uzaklara gelmisiz....

Ozan abi diye biri var burada.  Babam ve dayim gibi uzun. Komik birine benziyor. Bizi trene bindirdi. Oooo bayildim ben bu trenlere. Yolda inekler var bir suru. Habire parmagimi uzatip gosteriyorum cok guzel. Inek... Inek.... Tamam da bunlar niye ben inek dedikce guluyor onu tam anlamadim. Neyse ben de guleyim bari diye dusundum...

Trenden inmeyi hic istemedim. Yan taraftaki ablayla gulusuyorduk ne guzel. Ama evde bizi baska bir abla bekliyormus annem oyle dedi, ikna oldum ben de. Evde de Gulcin ablayla tanistim. Gozum bir yerlerden isiriyor bunlari. Her an daha once bize gelmis olabilirler. Ya dayimin o kadar cok arkadasi var ki hepsini birbirine karistiriyorum. Hani desem benden cok arkadasi var...

Gelir gelmez yemek muhabbeti basladi.  Aman neyse cok yaygara cikarmayayim diye dusundum.. Yiyormus gibi yaptim biraz. Neyse ki onlar sohbet ederken benim yemek olayi araya kaynadi. Bu durumlarda bir de masadan sivistin mi yavasca tamamdir bu is degil mi ama? Ozan abi yardim etti bana kibarca sorunca “Ineim mi?”

Bu evde her an benim bir arkadasim olabilir. Ne kadar cok oyuncak var!!! Bugun bana bir inek verdiler. Icine para denilen seyi atinca moluyor. Ama biraz korktum. O yuzden oynamak icin Ozan abiyi kullaniyorum. “Atim mi?” dedim mi yollayiveriyor parayi. Moooo Mooooo
Son olarak gezmeye ciktik bugun. Ben arabamda rahattim da annemler baya yuruduler. Sonunda bir yere oturduk. Onlar oturdu ben arabadan firladim. Firladim derken yardim istemek zorundayim bunun icin tabi: “Acaim mi?”

Bu ilk gunun sonunda sunu anladim buralar fena degil. Sımdilik sikayetim yok. Ozan abiyle Gulcin abla da oyuncu. Ama yine de sanirim dayimi falan ozledim...

Pazar:
Sabah Gulcin ablayla Ozan abiyi ben uyandirdim. Atladim ortalarina... Sabah guzeldi de sonunda yumurta yemek olmasaydi. Neyse canim onu da atlattim.

Gezmeye gittik yine; harika...  Annem bana kot sortumu giydirdi. Seviyorum onu yakisiyor bana. Yalniz bu Gulcin abla her an benim kiyafetlerimi kiskaniyor olabilir. Supheleniyorum. Habire ay ne guzel oldun Defne diyor. Gulumsedim ona da kibarca. Baya guzel oldum pembelerle canim... Zaten trende de herkes bana bakiyordu.

Gezerken, Gulcin abladan sonra Ozan abinin de beni kiskandigina karar verdim. Defne keske beni de biri boyle arabada tasisa diyip durdu. İstersem uyuyormusum istersem yatiyormusum. Neyse ona da gulumsedim konu kapandi..

Bir uyumusum.. bir uymusum... kalktim ki bir parka gelmisiz. Yemyesil etraf. Arabadan da indirdiler beni... Kosup durdum. Etrafta oturanlara da el salladim bana guluyor hepsi... Hatta iki tane amca ile konustuk. Pek anlamadim ne dediklerini duzgun konusamiyorlar galiba. Tam biz parkta oynarken yagmur yagmaya basladi. Eve donelim dediler. Ama oncesinde sirf dayima nispet olsun diye yemek yiyecekmis annemler bir yerde. Aman bana yedirmesinler de ne yerlerse yesinler.

Eve yine trenle donduk. Gulcin ablayla oyun oynadik trende. Bana bir sey soyluyor ben tekrar edince hepsi guluyorlar. Tam olarak anlamadim neden gulduklerini.  Ne dediyse ben de aynisini dedim ne var bunda gulecek? Ayrica biri ona soylesin bana soyledigi kelimelerin birbiriyle hic alakasi yok. Biliyorum o kadarini. Bak sana da soyleyeyim neler dedi bana arka arkaya sen de anlayacaksin ne dedigimi:
o   Ten (tren)                           
o   Badak (Bardak)
o   Uj (ruj)
o   Uun (burun)
o   Acac (bacak)
o   Inek (inek)
o   Bizik (bilezik)
o   Ebis (elbise)
o   Balp  (kalp)
o   Belbek (kelebek)
o   Kayacu (kalem)
o   Duci (Gulcin)
o   Odan (Ozan)
o   Tanta (canta)
o   Pisik (bisiklet)......

Pazartesi:
Uyandigim gibi annemleri de uyandirdim... Sonra da Gulcin ablayla Ozan abiyi. Evlerinde bir yatak var yere cok yakin. Tam bana gore. Bayildim ben bu ise. Habire atiyorum kendimi yataga. Hop ayaga hop yataga... Super oyun buldum kendime...

Artik Gulcin abla ise gidecekmis. Annemler de evden gidiyorlar ya oyle. Neyse canim biz gezmeye devam edecekmisiz.  Biz bugun Utrechte gittik Ozan abiyle... Ben bugun de Utrechtte uyudum. Aralarda uyaninaca baktim guzel yerler. Gezdik durduk butun gun. Iyi ki bana bu arabayi almislar.

Eve geldim ki yine yemek. Ya birisi buradaki insanlara anlatabilir mi ben yemek yemegi sevmiyorum. Aksam basima geldiler yemek yemek diye. Annemin kucagindayim babamin elinde kasik, gulcin abla basimda konusuyor. Bastim yaygarayi... baktim vazgecmiyiorlar bir ara kaciverdim annemin kucagindan. Ozan abiye sigindim. Hic yemek yedirmeye calismiyor bana o. Tirmandim kucagina. “Tamam” dedi. “Yeme Defne vermem seni onlara” dedi. Seviyorum bu cocugu ben...

Yalniz bu aksam biraz kafam karisti. Ozan abi Gulcin ablaya Gulcin teyze dememi istiyor. Gulcin Abla Gulcin dememi istiyor. Aman zaten ne desem ya anlamiyorlar ya da guluyorlar. Napsam bilemedim. Bugun onlara dedim ki:
- “Ata haburu yaba da fa ka”
Gulcin abla “Sonra Defne?”dedi.  Aha dedim anliyor beni. Devam ettim anlatmaya
- “Cib fada kata bus”
Gulcin abla Ne dedin tam anlamadim? Dedi bu sefer
- “Cib fada kata bus...”
Gulmeye basladilar. Tekrar et diyince tamamen aynisini soyleyebiliyormusum. Aman ne gulsuler ne gulduler. Onlar ayni seyleri 2 kere soyleyemiyor heralde. Yoksa ne var bunda gulecek. Neyse ben artik uyuyayim.

Sali:
Bugun Ozan abi de bizimle gelmedi. Bu ne ya bir bir yok oluyorlar sabahlari...  Halbuki oynuyorduk guzel guzel. Mesela Ozan abi bana habire yer bocugu diyor. Ogrendim ben de diyorum “Bocuk”...
Bugun muzeye gittik annemlerle. Bana mango suyu aldilar. Cok guzel. Oyle sevdim ki annemlere muze de rahat vermedim “Meme su, meme su.. icim mi?”

Eve bir geldik Gulcin ablayla Ozan abi gelmis. Bir oynadik bir oynadik. Bugun Gulcin abla dayimla konusmus. Ona demis ki “Artik Defne’yi gondermeyecegiz bizimle kalacak. Anneanneyi dedeyi falan buna alistir”. Dayim “Olmaz” demis ama Gulcin abla kararli galiba. Neyse buralar da fena degil. Olmadi kaliriz... Butun gun annemlerle geziyoruz ne guzel.

Annemler aksam film izlediler. Neydi o oyle bicaklar falan. Yarisini izletmediler bana. Defne bak solucan, defne bak kus varmis. Ya izletmeyecekseniz ne koydunuz bu filmi anlamadim ki? Fazla ugrasamadim onlarla kendi kendime oynadim ben de. Muze gezince yoruldum heralde.. En iyisi uyuyayim artik ben.

Carsamba:
Yine trene bindik... Bu tren yolculuklari gittikce uzuyor mu ne? Bugun de Brugge’de uyudum. Guzelmis havasi valla rahat rahat uyudum. Annemler cok begendi burayi. Bir suru hediye aldik Turkiyedekilere.

Aksam hoop Ozan abimle Gulcin Ablam gelmis. Seviyorlar galiba beni. Arasira prenses diyorlar arasira solucan falan. Ben de onlara dedim:  “Socan...” Bugun Ozan abi surpriz yapmis bana buyuk solucan olmus. Kafasindaki seyle oyle komik gorunuyor ki...  

Aksam babamlar bira ictiler. Onlar her aksam iciyor sonra ben “Bia icim mi?” diye sorunca guluyorlar. Israrla sordum butun gece “Bia icim mi?” diye hep gulduler. Birazcik bile vermediler. Onu bunu ye diye pesimden ayrilmiyorlar ben bia isteyince yok. Ne bu cifte standart ya...

Dayima da bir surpriz hazirladik bugun hep beraber. Babamla Ozan abi calistiriyorlar habire beni. Dayimi gorunce elimi kafama dogru hizla kaldirip “Uru dit”diyecekmisim. Dayim da buradakiler kadar gulecek mi merak ediyorum..

Persembe:
Sabah yine ben uyandirdim Ozan abiyle Gulcin ablayi. Ama yine beni anlamadiklarindan bosu bosuna babami uyandirdilar. “Bob al” diyorum “Baba” anliyorlar. Bop o tarafta almaya gidelim diye gosteriyorum babamin yanina gitmek istiyorum saniyorlar. Hani burada kalirim belki demistim ya emin degilim. Laf aramizda bakamaz bunlar bana. Yemek bile yediremiyorlar. Corabimi bile giydiremiyorlar. Ne dedigimi de anlamiyorlar. Tatilde eglenelim beraber sonra yavasca kacarim ben. Sabah bosuna uyandi babam da. Ama olsun hepbirlikte  uzun uzun oynadik.

Onlar gidince banyo yaptim. Ohh iyice mis oldum valla. Sonra dustuk yine yollara. Den Haag’a gittik bu sefer. Ama aksam misafir gelecekmis diye erken donsuk. Ve bana bir arkadas geldi: Klaas Efe. Cok iyi anlastik. Ozan abi de gelince ucumuz birden kahkaha ata ata dolandik evde.

Biz Klaas efeyle konusmaya baslayinca cok sasirdi Gulcin abla. Bu da bir alem daha anlamadi esas anlatamayan biz degiliz ki anlayamayan onlar. Ikimiz guzel guzel anlasiyoruz iste.  Neyse napalim onu da boyle kabul edecegiz artik. Klaas Efeyle ziplamaca , kosmaca, dusmece, donmece oynadik. Resimlere bakip isimlerini soyledik. Cookie yedik... Keske gitmeselerdi.. Kosmaktan yorulmusum ben de uyuyayim...

Cuma:
Bir uyandik Ozan abi yok... Uzaklara gitmis... Hatta aksam da olmayacakmis yarin gelecekmis. Napalim is... Ama annem dedi ki alisverise gidicez. Seviniverdim... Butun gun dukkanlarda dolstik. Bana oyle guzel seyler aldik ki renkli renkli. Laf aramizda babam da baya alisveris yapti. Sevmiyor alisverise gitmeyi ama J

Aksam Gulcin abla gelince oyuncaklarla dolu karisik bir yere yemege gittik. Hamburger yediler kocaman. Ben mi? Ya biliyorsun sevmiyorum ben yemek yemegi. Bu konuda konusmak istemiyorum. Sen onu bosver de oradan sonra baska bir yere gittik bizim icin masalar sandalyeler de vardi. Resim falan yaptim orada. Sonra cikarken Gulcin ablanin elini tutup yurudum. Gulcin abla anneme diyor ki “Neden acaba herkes bize bakiyor?” Ben onlara el salliyorum da ondan neden olacak J

Aksam aldiklarimizi Gulcin ablaya gosterirken benim taclardan birini kafasina takmaz mi? Ben daha ilk gunden anlamistim beni kiskaniyor. İlla onun da benim gibi kiyafetleri olsun istiyor. Onun da kiyafetleri guzel ama tabi benimkiler kadar degil. O yuzden hakli olabilir. Yarin gidiyoruz ucakta da uyurum ama heralde biraz uyusam iyi olacak....

Cumartesi:
Oleyyy Ozan abi geldi!!!! Kahvalti ettik beraber. Ben de yiyormus gibi yaptim. Havalanina da beraber gidince bunlar beni hakikaten gondermeyeck mi diye dusundum ama annemlerle biz gittik.. Onlar orada kaldilar. Bize el salladilar... Hatta Gulcin ablanin gozleri bile doldu sanirim. Alistik... Olsun onlar bize gelecekmis, biz yine gidecekmisiz... Hayir bana bakabilecek olsalar... Yok yok bakamazlar... O yuzden en iyisi:
Hoscakal Gulcin abla... Hoscakal Ozan abi...

Hoscakal Defnecik...  Yine bekleriz....

PS: Sevgili Aysun abla ve Kemal abi; iyi ki geldiniz. Evet yazi fazla Defne odakli ama ben onun konusmalarini o kadar sevdim ki bir baktim boyle yazivermisim... Tamam ben yaziyi yazdim ama biz Defneli resimlerimize ne zaman kavusacagiz acaba? J

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails